• Sevgili oğlum... Yiğidim...
    Aslan yüreklim...
    Seni çok merak ediyorum... Beni mektupsuz koma... Bak! Dayıların Şipka'da , amcan Dömeke'de; yakınların da Çanakkale'de yatıyorlar.Bak! Son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse,camilerin kandilleri korlenecekse sutlerim haram olsun; öl de Bergama' ya sakin dönme... Babanın, ağabeyinin intikamını al da gel...
  • Abdülkerim Satuk Buğra Han, Selçuk Bey, Muhammed Alparslan, Kılıç Aslan, Osman ve Orhan Beyler, Muradlar, Beyezidler, Fatih ve Selimler... Türk mü idiler yoksa Müslüman mı idiler? Hiç bu soru sorulur mu? Bu soruda iyi niyet bulunabilir mi?
    Seyyid Ahmet Arvasi
    Sayfa 79 - BilgeOğuz Yayınları
  • 499 syf.
    “Türk Evladı atasını tanıdıkça kendisinde daha büyük işler yapma cesareti bulacaktır.”
    ATATÜRK İLKE VE İNKILAP TARİHİ
    Editör Prof.Dr. E.Semih YALÇIN
    Yazarlar Prof.Dr. Mustafa TURAN Doç.Dr. Mustafa EKİNCİKLİ Doç.Dr. Selçuk DUMAN Yrd.Doç.Dr. Şennur ŞENEL Yrd.Doç.Dr. Emine ERDOĞAN Yrd.Doç.Dr. Nuran KILAĞIZ Dr. İlhan AKSOY Dr. Sedef BULUT Dr. Taner ASLAN Berikan Yayınları 1.Baskı Ankara, 2008

    Tarih, insanların zaman ve mekan itibarıyla geçirdikleri sebep sonuç ilişkisi içerisinde inceleyen ilim dalıdır. Tarihi zengin olan bir millet güçlüdür. Güçlü bir milletin oluşması manevi miraslarına sahip çıkmasıyla mümkündür. Türk milletinin tarihi şimdiye kadar yazıldığı gibi yalnız Osmanlı Tarihi'nden ibaret değildir. Türk’ün tarihi çok daha eskidir ve temasta bulunduğu milletlerin medeniyetleri üzerine tesir etmiştir. Tarihten Türk’ü çıkar geriye ne kalır?

    “Günümüzde küresel güçlerin Mütarake Dönemi’nde olduğu gibi bölgemizde de güçlü bir Türkiye istemedikleri, bunun için de her yolu deneyecekleri, Türk milletini kendi kimliğinden, tarihinden, kültüründen uzaklaştırmaya çalışacakları unutulmaması gereken bir husustur. Bu itibarla Türk gençliğine her şeyden önce milli bir tarih bilinci verilmelidir. Bu direktif, Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisine emanet ettiği cumhuriyete ve istiklale sahip çıkabilen gençliğedir.”
    Prof.Dr. E.Semih YALÇIN
    Atatürk’ün en büyük eseri Cumhuriyet’tir. Bununla birlikte Atatürk’ün eserini yücelten sadece ülkenin kurtarılması ve tam bağımsızlığa sahip, mütacanis bir devlet kuruculuğu da değildir. Onu ölümsüzleştiren olayların belki de en önemlisi, yeniden kurduğu devletin sonsuza kadar bağımsızlığını koruyabilmesi için almış olduğu tedbirlerdir. Bu tedbirler “Türk İnkılabı” ve “Türk Çağdaşlaşma Hareketi” şeklinde ifade edilebilir. Çağdaşlaşma denilince Atatürk’ün Türk toplumunu çağdaş medeniyet düzeyinin de üstüne çıkarmak için yapmış olduğu inkılapların tamamı kastedilmektedir. “Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için belli başlı vasıtadır, gaye fikirdir. Bir fikrin istihsaline dayanmayan zafer payidar olamaz, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin payidar olması için çağdaş medeniyetin bir ortağı, bir parçası haline gelmek bin bir fedakarlıkla sağlanan bağımsızlığın muhafazası için şarttır.” Atatürk, devlet adamı, başkumandan, ve fikir adamı olarak temayüz etmiştir. Dünya tarihinde, devlet adamı ve başkumandan olarak icraat ve mücadelelerini fikriyata istinat ettirenlerin sayıları sınırlıdır. Zira sosyal ilimlere dayanarak analiz yapmak ve senteze varmak demek olan fikriyat, hem bilgi ve kültür, hem de istidar ister.

    “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”(1931) M.Kemal ATATÜRK
    Boncuk gözlümün sözüne de ithafen ve bu doğrultuda yazılmış gayet objektif ve tatmin edici kaynaklara ve ek bilgiler payı bulunan buna kitabın sonunda 40-50 sayfa kadar yer verilmiş argümanlar bölümü fazlasıyla yeterlidir ki bu kaynaklarda hem yabancı yazarların gözünden Türkiye ve Osmanlı hakkında düşünce ve yorumlarına hem de Türk yazarların eserlerine ulaşmak mümkündür.
    Aslında benim bu kitabı ikinci okuyuşumdu yeni baştan okumamın sebebi ise hem tekrar maabında okumak isteyişim kendi adıma( 4-5 yıl olmuştu okuyalı minimum) hem de okumak ve faydalanmak isteyen arkadaşlara yardım ve öneri amacıyla elimden geldiğince ve kelimelerim yettiğince naçizhane bir inceleme yapmaktı.
    Kitap gayet bilgi verici sıkmayan alternatif fikirler yürütme ve karşılıklı savaş ve barış durumlarda kıyaslayarak muhakeme gücünü artırma da faydalı olabilecek, Atatürk’ün düşünce mantık yapısını, ordu, siyaset, millet, egemenlik, bağımsızlık hakkında görüş ve sistemlerini, ilke ve inkılaplarını daha iyi ve daha doğru anlamak açısından ve bunların birden aniden olarak değil de taamüden, düzenli, planlı ve programlı her şeyin zamana uygun yavaş yavaş nasıl gerçekleştirdiğine şahit oluyoruz. Devletlerin statükosunu, denge politikalarını, yeri geldiğince dostluk ve kardeşliğin yerini nasıl çıkar ve menfaat çatışmalarının aldığına şahit olmaktayız.

    Eser toplamda 7 bölümden oluşmakta. 1. Bölüm OSMANLI DEVLETİ’NİN GERİLEMESİ VE DEVLETİ KURTARMA ÇABALARI
    Kendi içinde alt bölümlere ayrılarak; Osmanlı Devleti’nin Gerileme Süreci, Büyük Devletlerin Politik-Emperyalist Amaçları(İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, İtalya, Almanya, Rusya ve ABD) Osmanlı Devleti’ni Kurtarma Çabaları ve Türk İnkılabına Giden Yol(Yenileşme Hareketleri, Osmanlı Islahatları, Fikir Hareketleri..)
    Kısaca Osmanlı Devleti’nin gerilemesine sebep olan faktörler ele alınırken dünyada meydana gelen diğer gelişmeler de göz önünde bulundurulmuş, bu minvalde Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çözülme sürecine sebep olan etkenleri, genel hatlarıyla devlet idaresinin bozulması, sosyal ve ekonomik yapının bozulması ve toplum değerlerinin yozlaşması gibi ana başlıkları altında incelenmiştir.

    2.Bölüm OSMANLI DEVLETİ’NİN YIKILMA SÜRECİ
    Osmanlı Yıkılma Süreci’nde; 93 Harbi, Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı Çanakkele Savaşı (“Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçecektir.”) Cepheler ve Gizli Antlaşmalar Mondros Mütarekesi ve Paris Barış Konferansı’ndan bilgiler bulunmakta.

    3.Bölüm MÜTAREKE DÖNEMİ’NDEN MİLLİ MÜCADELE’YE
    Bu bölümde; Yapılan Konferans ve gizli antlaşmalar sonucunda siyasi hesaplaşmaların ve işgallarin başlamasındaki( Yunanistan’ın Megali İdeası(Büyük Bizans’ı yeniden diriltmek, Anadolu’daki Türk hakimiyeti’ne son vermek) üzerine İzmir’i işgal etmesi, akabinde İngiltere’nin Musul ve Batum işgalleri, Fransa’nın Çukurova, Antep, Maraş, Urfa işgalleri, İtalya’nın Antalya, Konya istasyonu ve Burdur işgalleri) amaç, neden ve sonuçlarına, Azınlık faaliyetlerinin de etkisiyle oluşan Milli varlığa düşman cemiyetlere değinilmiştir.

    4.Bölüm MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN ANADOLU’YA GEÇİŞİ VE MİLLİ MÜCADELE’NİN BAŞLAMASI
    Bu bölümde yine boncuk gözlümün “Ya Bağımsız Oluruz Ya Bağımsız Ölürüz” temelinde bağımsızlığın bırakılamayacağını, başka bir deyimle yabancı bir devletin koruyuculuğu(mandası) altına girilemeyeceğini ısrarla vurgulayarak yaptıklarını ve yapacaklarına bir zemin hazırladığı (Samsun’a Çıkması, Amasya Tamimi, Erzurum, Sivas, İzmir, Pozantı gibi birçok kongreler yapılması, Misaki Milli’nin hazırlanışı, ilanı, tarihteki önemi, amacı, hedefleri) zaman dilimine dair dolu dizgin bilgi yer almaktadır. Sivas Kongresi’nde de söylediği üzere: “Biz azınlıkta kalsak da mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: “Ya İstiklal Ya Ölüm!"
    Yani “Hür ve bağımsız yaşamak isteyen Türk Milleti artık liderini bulmuştur.”

    5.Bölüm İLK BMM’NİN AÇILMASI VE YENİ TÜRK DEVLETİ’NİN KURULUŞU
    İlk Büyük Millet Meclisinin açılması, yapısı, özellikleri, yaptığı çalışmaları, kuvayı milliye, yapılan askeri mücadeleler ve cepheler, Birinci İnönü Muharebesi, İkinci İnönü Muharebesi("Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz!"), Eskişehir-Kütahya Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ("Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça tek olunamaz.”), Başkomutanlık Meydan Muharebesi( "Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir. İleri!") yine milli mücadele döneminde çıkan iç isyanlar, siyasi mücadele ve gelişmeler ve Lozan Antlaşmasına kadar oluşan tarihi süreci içermektedir.

    6.Bölüm CUMHURİYET DÖNEMİ
    Bu bölümde ise Cumhuriyet’in kuruluş aşamaları, çok partili hayata geçiş denemeleri, iç politika ile gelişmeleri, 1923-1932 dönemi Türk dış politikası ve bunun tezahürü olan gelişmeler ele alınarak daha çokta Lozan’dan arta kalan meselelerin (Musul,Türkiye-Suriye sınır meselesi,Osmanlı borçları, Bozkurt-Lotus davası gibi..) çözüm yolu ile Lozan Şartlarının uygulanması Türk milli siyaseti (“Yurtta Barış, Dünya da Barış!) çerçevesinde incelenmiştir.

    Vee son bölümümüz olan 7.Bölüm İNKILAPLAR VE ATATÜRK İLKELERİ
    “Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir.” Diyen Milli Mücadele Hareketi’nin önderi Mustafa Kemal Paşa “millet egemenliği”ni her şeyin üzerinde tutmuş ve kurduğu yeni toplum ve devlet yapısı içinde özgürlüğe üstün bir yer vermiştir. Devletin bağımsızlığından, kişinin haklarına kadar her alanda özgürlük kavramının yüceliği Türk inkılabının en belirgin özelliklerinden birisidir. Mustafa Kemal Paşa, Türk milletinin kendisine yeniden güvenini sağlamak için titiz bir siyaset takip etmiştir. Bir yandan Batı’nın olumsuz ve yıkmaya yönelik faaliyetleri durdurulmaya çalışılmış bir yandan da cehaletin izale edilmesi yönünde çağdaş bilim ve medeniyet seviyesine ulaşmak için hukuk, eğitim, kültür, sosyal, ekonomi alanlarında yenilikler yapmıştır.
    Tarihi gelişmelerin meydana getirdiği Türk İnkılabı, bir fikir ve idealin başarıya ulaşmış halidir. Türk İnkılabı’ndaki fikriyatın yönü Atatürkçülük şekilnde ifade edilir. Türk İnkılabı’nın fikri gücü ve dayandığı eseslara ise “Atatürk İlkeleri” denir.
    1-Cumhuriyetçilik("Türk milletinin tabiat ve şiarına en mutabık olan idare Cumhuriyet idaresidir." M.Kemal Atatürk) 2-Milliyetçilik(“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle milliyetçileriz ki bizimle iş birliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin gerçeklerini tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencil ve mağrurane bir milliyetçilik değildir. Ve yine Atatürk’e göre milliyetçilik bir ırkçılık değil, vicdan ve duygu işidir.“) 3-Halkçılık("Türkiye halkı asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı yaşam gereği saymış bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet bağımsızlıktan uzak yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır." M.Kemal Atatürk) 4-Devletçilik
    5-Laiklik 6-İnkılapçılık
    Altı Atatürk İlkesi’nin yanı sarı bu ilkeleri tamamlayıcı nitelikteki “Milli hakimiyet(Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.)”, “Milli bağımsızlık(İstiklal-i tam, bizim bugün tercih ettiğimiz vazifenin ruh-ı aslisidir. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı tercih edilmiştir.)” ve “Milli birlik(Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşları hangi ırktan, hangi dinden, hangi mezhepten gelirse gelsin birlik ve bütünlük içinde hepsi Türk’tür. Bu anlayış ise Türk milliyetçiliğinin temelini oluşturur.) ilkeleri Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde varolan unsurlardandır.

    Netice de tarih tekerrürden ibaret mühim olanı ise bu tekrardan ders alarak yolumuza devam etmektir. Tarih hakkında genel olarak birçok konuda fikir sahibi olup öğrenmek için antibiyotik kitap ihtiyacı olanlara tavsiye ederim. Oldukça derin, optimum bilgilere sahip, gayet faydalı ve öğretici bir eserdi ki defalarca okunulası da bir kitap.
    Kitaplarla daim kalınız.
  • 62 syf.
    ·16 günde·7/10
    Turgut Uyar ile her eksiyi ve dahi her eksiği kapatacak bir dergi hazırlama fikrini kim ortaya attıysa tebrikler...
    Dergi güzeldi çünkü içinde Turgut Uyarın melankolisi, hüznü, sevinci, dostluğu, aşkı vardı...
    Bu sayı sayesinde çok severek dinlediğim popüler müzik gruplarının Üçüncü Yeni diye adlandırıldığını öğrendim, sebebi ise Büyük Ev Ablukada... ( Hoscakal Kadar şarkısını mutlaka dinleyin.)
    Rewhat Aslan yine o güzel anlatımıyla beni benden aldı, o nice güzel hikayedir üstad.
    Ve bu sayıda en ama en çok Selçuk Altunu sevdim, bir sürü not aldım, bi sürü tavsiye kitap çıkardım. ( örnegin Elif Batuman- Ecinniler)
    Velhasılı kelam güzel dergiydi, çok şey öğrendim, çokça eğlendim, zaman zaman hüzünlendim. Okuyun dostlarım, Otlamak ayrıcalıktır.
  • Antiokhos, her bir terasa kendi dünya görüşüne uygun biçimde tahtlar üzerinde oturan ve 9 metre yüksekliğe ulaşan dev cüsseli tanrı heykelleri diktirmiştir. Hem Helen hem de Pers isimleriyle tanımladığı bu tanrılar her bir terasta aynı olup sağdan sola : Tanrı - Kral Antiokhos'un kendisi, yanında ülkenin ana tanrıçası Kommagene, ortada baş tanrı Zeus - Oramasdes, onun yanında Apollon - Mitras, en sağda Herakles - Artagnes bulunur. Bu tanrı heykellerinin sağ ve sol yanlarda kraliyet sembolü kartal ve aslan figürleri çerçevelemektedir. Yüzleri doğaya ve batıya çevrili bu eş büyük Pers ve Helen tanrısı kuşkusuz Antiokhos'un Doğu ve Batı kültürlerini birleştirme idealiyle ilişkin olmalı.
  • Soru: Âdem’in ve Havva’nın yaratılışı Sümerler’den Tevrat’a oradan da Kuran’a mı geçmiştir?

    Cevap: Sümerlerde (veya Babil’de) insanın yaratılışı çok değişik şekillerde anlatılmasına rağmen Tevrat’taki Âdem anlatımlarına benzer üç yönü vardır. Birincisi, bir mitte EA’nın veya Marduk’un insanı topraktan yarattığı yazar. İkincisi ise Enki-Ninmah mitinde insanı yaratan Enki’dir, Ninmah ise Tanrı Enki’nin kaburga ağrıları için Ninti’yi yaratır. Tevratta’da Havva’nın Âdem’in kaburgasından yaratıldığı için bu noktayı benzetiyorlar. Üçüncüsü ise başka bir mitte ilk insana Adapa denir. Bunu da Âdem ismine benzetiyorlar. Sırasıyla bu konuları açıklamadan önce ön bir bilgi verelim.


    Antik tarih yazılı kaynaklarında Sümerlere gönderilmiş İbrahim peygamber gibi peygamberlerin ismi pek geçmez. Ebla tabletleri gibi bir kaynakta İbrahim peygamberden bahsedilse de hayatı ve mücadelesi anlatılmaz. Dolayısıyla tarihin karanlık dehlizlerinde neler yaşandığını bize eksik tarih bilgimiz değil dini metinler bildiriyor. Bu yüzden tarihsel bir bakış açısıyla bakıldığında ilk önce Sümerler birşeyler anlatmış ve daha sonra bu anlatılanlar Tevrat’a geçirilmiş gibi görünür. Fakat dinsel açıdan aynı duruma bakıldığında karanlık tarihin içinde gelmiş sayısız elçi, insanın yaratılışı konusunda aynı bilgileri vermişlerdir, hatta Sümerlerin yazıyı bulmasından bile daha önce. Dolayısıyla tarihsel bakış açısına göre, kutsal kitaplar mitolojilerden almış olabilir şeklinde materyalist bir bakış açısıyla ve eksik bilgilere dayalı bu tür yorumlar yapılabiliyor. Oysa kutsal metinler perspektifinden ise mitolojiler bu öğretileri kutsal metinlerden alıp zamanla her halk bunları farklı anlatarak gerçekleri değişik hikâye ve mitlere çevirmişlerdir. Örneğin ilk insanın yaratılışı ve ismi eğer mitolojilerde de geçiyorsa dinsel bakış açısına göre bu durum, semavi dinleri bir doğrulamadır.


    Dünya’daki insanların bir tufanla yok edildiğini pagan inançlarıyla karıştırarak anlatan Gılgamış destanı Sümer tabletlerinde ilk bulunduğunda kimisine göre bu tabletler Nuh tufanının mitleştirilmiş şekliydi ve Nuh tufanının ispatıydı, materyalist bakış açısına göre ise Nuh tufanı aslında Gılgamış destanından alınmıştı. Burada dinsel bakış açısı kendine göre haklıydı, çünkü Nuh tufanının Sümerlerden çok daha önce olduğunu ve binyıllar içinde bu olayın mitolojik kahramanlarla değiştirilerek Sümerlerde farklı versiyonları ile anlatılmış olması mantıksız değildir. Zaten sözlü mitolojilerin zamanla çok değişerek anlatıldığı ve orijinalliklerini korumalarının mümkün olmadığını herkes bilir. Şimdiki insanlık olarak bizler bile bir olayı dinlediğimizde hatırlayamadığımız yerleri hayal gücümüzle doldurarak aktarma veya dinleyiciyi şaşırtmak için yeni ilginç olaylarla süsleme alışkanlığımızı kaybetmemişiz. Yazılı kayıtların ve bilginin olmadığı zamanlarda da gerek pagan rahipleri tarafından gerek halk tarafından mitolojilerin zaman içinde nasıl değiştiğini düşünmek olanaksız değil ve bu mitolojilerin orijininde hangi bilgilerin yattığını tarihsel olarak saptamak imkânsıza yakın bir durum almaktadır. Bu mitlerin tamamen doğru olduğunu söylemek de bilimsel açıdan mümkün değildir. O halde dinsel perspektiften bu tür tarihsel mitlerin dinsel anlatılara benzemesi dinleri çürütmek için herhangi bir ispat niteliğinde bilgiyi bizlere sunmamaktadır.


    Buraya kadar bu delillerin semavi dinler hakkında çürütücü değil tasdik edici olması gerektiğini açıkladık. Bir diğer konu da semavi dinler eğer paganlardan farklı yeni bir din olarak gelme iddiasında ise bu din eskiye ait hiçbirşeyi kendi öğretileri içine taşımaması gerekirdi. Fakat görüyoruz ki semavi dinlerin böyle bir kaygısı yok, kendilerinden önce değiştirilmiş bilgilerin doğrularını yine aktarıyorlar ve bu yüzden benzer noktaları yakalayabiliyoruz. Tıpkı Kuran’ın muharref Tevrat’ın gerekli yerlerini düzeltip doğru yerlerini aynen aktarması gibi. Örneğin Tevrat’ta Tanrı 6 günde evreni yarattıktan sonra dinlendi sözüne bedel Kuran Tanrı’ya yorgunluk dokunmaz diye düzelterek gerçeği öğretir. Bu durumda aradaki benzerlikten dolayı Kuran bunu Tevrat’tan aldı diye algılamıyoruz, her iki bilgi de ortak kaynaktan geldi ve sonradan gelen öncekinin tahrifini düzeltti diye anlıyoruz. Bu ön bilgiden sonra ilk insanın yaratılış mitleri ile olan benzerlikleri inceleyelim.

    TOPRAKTAN YARATILIŞ
    Daha önceki Âdem’in yaratılışı yazımızda tüm insanların topraktan yaratılmış olduğunu açıklamıştık. Şöyle ki insanın vücudunu oluşturan elementler önce bitkilere dönüşmekte ve bu bitkileri yiyen hayvanların vücutları da yine topraktan gelen atomlardan yapılmış olmaktadır. İnsan ise bitkisel ve hayvansal gıdaları yiyerek vücudunun aynı atomlardan oluşumunu sağlar, bu durumda insan vücudu toprağa bağlıdır, her insan topraktan sürekli yaratılır ve öldüğü zaman da vücudu yine çürüyerek atomları yine toprağa karışır ve insan toprak olur. İnsan vücudunu bu açıdan topraktan ve sudan oluşuyor diyebiliriz ki bu ikisinin birleşmiş şekli de çamur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani Kuran çamurdan ve topraktan insan yarattık derken insan vücudunun toprak ve sudan oluştuğunu veciz bir tarzda ifade etmiştir.

    Hac 5: “Ey insanlar! Öldükten sonra dirileceğinizden kuşku duyuyorsanız şunu unutmayın ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra belli belirsiz et parçasından yarattık…”

    Burada topraktan yaratılmanın aslında yeryüzünden yaratılma olduğunu şu ayetten anlayabiliyoruz:

    Ta-ha 55: “O, yeri size beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir. Onunla biz çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık. Yeyiniz; hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın kudretine) işaretler vardır. Sizi ondan (yerden) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.”

    Yani topraktan yaratılmanın mantığı Dünya’da bulunan yeryüzü toprağından yaratılmaktır ki, ayet bize bu topraktan yaratılanın sadece Âdem değil hepimiz olduğunu da bildiriyor. Yani Kuran’da Âdem’in topraktan yaratılışı anlatılırken yeryüzünde bir yaratılış ve yeryüzü hammaddesini kullanarak bir yaratılış anlatılmaktadır ki bizim de aynı topraktan yaratıldığımızı söylüyor. Öyleyse Âdem’in bizden daha farklı yaratıldığını, yani çamurdan heykel olarak yaratıldığını düşünmemiz ayetlere uygun düşebilir. Âdem tıpkı bizlerin yaratıldığı gibi topraktan yaratılmış olması gerekir, muhtemelen daha farklı bir şekilde değil.

    Peki topraktan yaratılma bilgisi sadece Sümer ve Babil ülkelerinde mi biliniyordu? Tabiki hayır, yeryüzünün hemen hemen bütün medeniyetlerindeki efsaneler ilk insanın topraktan yaratıldığını söylerler. Fakat antik zamanlarda gerçek bilgiler halk arasında kulaktan kulağa anlatıldığı için yüzyıllar binyıllar içinde gerçekler çok değişir, hikâyeleşir, orijinalliğini kaybeder ve her kültür kendinden birşeyler katarak gerçekleri farklı yönlere kanalize ederdi. Topraktan yaratılma gerçeği de Dünya’da en çok bilinen yaratılış şekli idi. İnsanın yaratımının anlatıldığı mitler arasında topraktan yaratılma öne çıkmaktadır diyen T. Erdal bize şu bilgileri aktarır[1];

    “İran ve hem de Çin mitlerinde insanın balçıktan yaratıldığı rivayetleri vardır.[2] Yunan mitolojisinde insanlar nehir kenarında balçıktan yaratılmıştı. Prometheus ilk insanı balçıktan yarattı.[3] Nijerya mitinde ilk insan topaklanan balçıktan yaratılmıştır.[4] Balagansk bölgesindeki Buryatlar arasında üç yaratıcının (Şibegeni-Burkhan, Madari-Burkhan ve Esege-Burkhan) ilk insanı nasıl yarattıkları şöyle anlatılır: İnsanın eti kırmızı balçıktan, kemikleri taştan ve kanı da sudan yaratılmıştır.[5] Sümer mitinde Tanrıça Nammu veya Enki insanı bir top balçıktan yapar.[6] Babillilerde ise Marduk veya EA insanı topraktan yapar.[7] İnka mitinde sel suları çekildikten sonra ortaya çıkan balçığı kullanarak insan yapılmıştır.[8] Yeni Zelanda mitinde ilk insan kızıl çamurdan yoğurulmuştur.[9] Guatemala (Maya) mitinde ise insanlar önce çamurlu topraktan şekillendirilmiştir.[10] Çin mitolojisinde insanın yaratımında sarı kil kullanıldığı geçmektedir.[11] Bir Moğol efsanesinde de, iki yaratıcının insanı topraktan beraber yarattığına inanılır.[12] Çingene mitinde de ilk insanın hammaddesi denizin dibindeki toprak olmuştur.[11] Mısır mitinde Khnum’un insan bedenini çömlekçi tornasında kilden şekillendirdiği belirtilmektedir.[13] Diğer örneğini ise Kızılderili mitinde görmek mümkündür. Maheo, yarattığı “Toprak Kadın” olarak isimlendirilen varlıktan sonra onun yalnız kalmasını istemez ve “ilk adamı” yaratır.[14] Özbeklerin milli destanı Han-name dolayısı ile Kil-Han yani Kil, Balçık-Han bilinmektedir. Bu efsaneye göre, Kil-Han Türklerin ve dolayısı ile bütün insanlığın ilk hakanı idi. İlk insanın balçıktan yapıldığı inancı, çok eski çağlardan beri Türkler arasında yaygındı.[15] Türk-Altay inanışında Erlik olarak ad verilen ilk insan sularda yüzen bir toprak parçasının üstünde yer alan bir kilden yaratılır.[16]” Ek olarak Eskimolar ise atalarının toprak kovuklarından çıktıklarına inanmışlardır.[17]


    Görüldüğü gibi Dünya’nın her yerinde zaten ilk insanın topraktan yaratıldığına inanılırken (hatta Dünya’nın geri kalanından habersiz Kızılderililerde, Mayalarda veya İnkalarda bile bu inanç vardır) ve insan bedeninin topraktan yapılmış olması bilimsel olarak da çok isabetli bir gerçek iken, Tevrat veya Kuran bu öğretiyi Sümerlerden almış iddiası altı çok boş bir iddiadır. Charles H. Long da, başlangıçlara dair belki de en eski ve en yaygın düşüncenin yaratılışın doğum fikrini çağrıştırdığı, “her şeyin anası toprak” olgusu olduğunu söyler.[17]

    Birbirinden uzak ve bağımsız hemen hemen bütün medeniyetler bir kısım inanış farklılıklarına rağmen neden ağız birliği etmiş gibi aynı ortak öğretiyi yani ilk insanın topraktan yaratıldığını söylüyorlar. Bunun cevabı İslam’a göre açık; Yeryüzünün her yerine elçilerin gönderilmesi ve elçilerin aynı öğretileri halk arasında öğretmeleri ve bu elçilerden sonra insanların bu öğretileri değiştirip farklı farklı yolaklara sokarak farklı şekillerde anlatmalarıdır. Yani İslam öğretisiyle bir tezat teşkil etmiyor. İslam’ın bu öğretisini kabul etmeyen insanlar bile en azından topraktan yaratılış efsanesi Sümerlere aitti de Tevrat onlardan aldı diyemez, çünkü bu öğreti tek Sümerlere özgü değil tüm toplumlarda var olan bir öğretidir.

    KABURGADAN HAVVA’NIN YARATILIŞI
    Sümerlerin “Enki ve Ninmah” mitinin girişinde şöyle bir hikâye anlatılır. Tanrıların anası Nammu birgün Tanrı Enki’ye diğer küçük Tanrıların çalışmaktan yakındıklarını ve buna bir çözüm bulması gerektiğini söyler. Enki de yattığı yerden kalkarak insanlar yaratır ve artık bunlar çalışacak der. İnsan yaratmasından dolayı onuruna bir yemek verilir. Çok içki içerler. Tanrıça Nimnah da insan yapabileceğini söyler, kusurlu insanlar yapar. Daha sonra Nimnah sekiz tane bitki eker. Enki bu bitkileri yer. Nimnah buna kızar ve Enki’yi hastalıkla lanetler. Enki’nin sekiz organı hastalanır. Daha sonra Enki şifa vermesi için Nimnah’ı ikna eder ve Nimnah sekiz şifa tanrıçası yaratır. Enki’nin kaburgasına şifa için ise Ninti’yi yaratır. Nin-ti özel bir isim değildir, Sümercede “kaburganın hanımı” veya “yaşamın hanımı” demektir. Fakat mitte sekiz organ sayılır ve kaburga sadece bunlardan biridir, yani kaburga ön plana çıkmamaktadır.


    Tevrat’ta Havva’nın Âdem’in kaburgasından yaratılmış olmasını da algıda seçicilik yapılarak bu mite benzetilir. Çünkü mitte birçok organ sayılmıştır ama algılar özellikle kaburgaya yöneltilir.

    Fakat belirteyim ki Kuran Tevrat’ın orijinalliğini tamamen korumadığını ve tahrif edildiğini de söyler. Tahrif varsa araya bazı doğru olmayan inanışların karışmış olabilmesi mümkündür ki Kuran’da hiçbir bilimsel yanlış olmadığını çok yazılarımızda ispat ettik fakat aynı şeyi Tevrat için söyleyemiyoruz. Çünkü Tevrat’ın bazı ayetleri var ki olayları Kuran’ın anlattığı gibi anlatmamış ve çok sayıda bilimsel çelişki içine düşmüştür. (bazılarını, sitemizdeki 213 nolu yazıdan okuyabilirsiniz.) Kuran’da ise bu kaburgadan yaratılış olayı anlatılmaz. Bu durumda Kuran perspektifinden duruma bakacak olursak kaburgadan yaratılışın doğruluğu veya yanlışlığı hakkında bir şey diyemeyiz. Birkaç hadiste kadın kaburga kemiğinden yaratıldığı için zorla düzeltmeye çalışmayın kırarsınız gibi ifadeler varsa da Doç. Dr. Hüseyin Akgün bu rivayetleri detaylıca incelemiş, Hicaz’da bu rivayetlerin bulunmadığını Basra vilayetindeki âlimler tarafından dönemin İsrailiyat anlayışı karıştırılarak hadis olarak nasıl aktarıldığını açıklamıştır.[18]

    Zaten kaburgadan yaratılmanın da bilimsel olarak açıklanacak herhangi bir tarafı yoktur ve Kuran, muharref Tevrat’ın bu tür gerçek dışı anlatılarını kitaba almamıştır. Buna karşın Tevrat’ta geçen ve kaburga olarak çevrilen “tsela” kelimesinin yanlış çevrildiğini düşünenler de var. Tevrat M.S. 3. yüzyılın ortalarında Yunanca yazmalar olan Septuagint’a çevrilirken “tsela” kelimesi “kaburga” diye çevrildi. Oysa kelimenin kökenini inceleyen araştırmacılar bu kelimenin Tevrat’ta 40 defa geçtiği halde sadece burada kaburga anlamında çevrildiğini veya anlaşıldığını söylüyorlar.[22] Kaburga diye çevirenlerin o günün anlayışına uygun olarak çevirdiklerini düşünüyorlar. Oysa bu kelimenin değişik anlamları olmasına rağmen en bilinen iki anlamı “yan” ve “kaburga” demektir.[23] Bu yüzden günümüzdeki birçok Tevrat çevirisinde “kaburga” kelimesi değil “yan” kelimesi kullanılır. Yani Tanrı Âdem’in yanından Havva’yı yarattı demektir.[24-26]

    Kadının kaburgadan yaratıldığı inancı ilginç bir şekilde birçok kültürde karşımıza çıkıyor. Mesela Kızılderili mitolojisinde ilk yaratılan varlık “Toprak Kadın” adını taşımaktadır. Maheo, nefes vererek Toprak Kadın’ın bağrına yavaşça yatırdığı bir kaburga kemiği canlanır ve “ilk adam” olur[14]. Bu mitte de ilk kadın yaratılmış ve onun kaburgasından erkek yaratılmıştır. Dünya’nın geri kalan kısmından habersiz olan Kızılderililerde de kaburgadan yaratılış mitinin olması çok düşündürücü. Türk mitolojisinde de “Tanrı Ülgen, topraktan etini ve taşlardan kemiklerini yaparak ilk erkeği yaratır. Aynı esnada erkeğin kaburga kemiğinden de dişiyi yaratır.”[19] Radloff derlemesi olan başka bir yaratılış efsanesinde ise kadının yaratılmasında şeytanın rolü vardır. Şeytan, ilk erkeğin göğsüne uyurken bastırır ve kaburgalarını kırar ve bu kaburgadan kadın meydana gelir. Kadının erkeğin parçası olarak dünyaya gelmesi bu efsanede de göze çarpmaktadır.[20]

    Kısaca kaburgadan yaratılış konusunun ilahiliği hakkında İslami perspektiften bakarak bir sonuca varamayız. Tevrat’ın Yahudi sürgününde kaybolduktan sonra hafızalardan tekrar yazım sürecinde insanların yanlış anlamaları mı karışmıştır, mitlerden bazı şeyler de karıştırmışlar mıdır, yoksa daha başka bir zaman mı değişikliğe uğramıştır, yoksa bu kelime daha farklı bir anlam mı taşımaktadır bilemiyoruz. Tevrat tahrif edilmiş ve Kuran’ın düzelttiği çok bilgi örnekleri içerdiğinden dolayı Tevrat’ın bazı yanlışları olması (eğer yanlışsa) Kuran öğretisine dokunmaz.

    ADAPA MİTİ
    Bu mit Sümerlere değil Babilliler’e aittir. Mite göre Tanrı EA yeryüzünde Adapa denen ilk insanı yaratır, Adapa bir gün balık tutarken güney rüzgârının kanadını kırar. Buna sinirlenen en büyük Tanrı olan gök Tanrısı ANU onu hesap sormak üzere göğe çağırtır. EA onu götürür göğün bekçileri olan Tammuz ve Gizzida’yı geçerler ve EA onun müdafaacısı olur. Tanrı EA, Adapa’ya, ANU’nun vereceği ekmekten yememesini çünkü yerse öleceğini söyler. Oysa EA onu kandırmıştır ve aslında ekmeği yerse ölümsüz olacaktır. Adapa ekmeği yemeyince ANU ona sinirlenir ve Dünya’ya geri gönderir.[21] Bu mitte Adapa ismini Tevrat’taki ve Kuran’daki Âdem veya Adam ismine benzetiyorlar. Tevrat’ta göğün bekçileri olarak Kerubim melekleri vardır, mitte ise Tammuz ve Gizzida denen iki Tanrı vardır. Yine Adapa’nın göklerde yiyeceği yememesini (oysa Tevrat’ta tam tersi olarak yasak yiyeceği yemiştir), ve Dünya’ya geri dönüşü de benzettikleri diğer yönleridir.[22]


    Bu mitin Tevrat’taki yaratılış öğretisinden farklı noktaları saymakla bitmez fakat aynı noktalarının birbirinden alındığına delil yapılacaksa yukarıda anlattığımız gibi dinsel perspektiften bu mitolojilerin eski çağ peygamber öğretilerinden alındığını düşünmemek için bir neden yok. Öyleyse bu mitler her iki yönde de bir delil teşkil etmemesi gerekir. Yine Adamu ismi Mezopotamya’nın en eski kadim isimlerinden biri olması da aynı mantıkla Adem ismini semavi dinlerin bize öğrettiği Hz. Adem’e bağlamak için bir zemin oluşturur. Adamu ismi Asurluların ikinci kralının adı (M.Ö. 2400-2375) olarak tabletlere geçmiştir. Üstelik M.Ö. 2400 yılında Adamu ismi konulmasına rağmen M.Ö. 1400’lü yıllarda yazılmış yani daha geç yazılmış bu mitolojik tablette Adapa ismi geçmesi Adapa’nın Adam ismi ile aynı olmadığını da düşündürüyor.

    Benzer mitler Dünya’nın değişik yerlerinde de vardır. Örneğin Türk mitolojilerinde insan, evrenin temel elementlerinden yaratılmıştır. İnsanın topraktan yaratılması ve tanrının insana üfürerek hayat vermesi, ayrıca insanla birlikte ağaç motifinin kullanılması, kötü ruh tarafından insanların aldatılmaları ve Tanrı katından kovulmaları; kadının erkeğin kemiğinden yaratılması gibi eski Türk mitleri de Kitab-ı Mukaddes’le benzerlik arz etmektedir.[1] Türk mitolojisindeki ilk insan olan Erlik ismi Er kelimesinin türevidir ve erkek insan demektir. Bu anlamda Adem kelimesinin dilimizdeki tam karşılığı da Adam demek olup erkek insan anlamına gelir ve Türk mitolojisindeki Erlik isminin tam karşılığıdır. Âdem ismi de bu yönden özel bir isim değil “erkek kişi” veya dilimize de geçmiş olan “Adam” sözcüğünün karşılığı olarak ilk insanın çağrılış biçimidir. Tıpkı Hz. Musa’nın (Moses) ismi olan Moses’in eski Mısır’da evlat, oğlan çocuğu veya evlatlık anlamlarına gelmesi gibi. Bu açıdan Âdem özel isimden çok “erkek insan” anlamında kullanıldığı ve farklı kavimlerde de kendi dillerinde Adam kelimesinin karşılığıyla ilk insan olan Hz. Âdem’i anıyor olmaları mümkündür. Âdem kelimesinin eski Ortadoğu dillerinde “baba”, “yapılmış” veya “kul” anlamlarına geldiği de düşünülüyor fakat ilk anlamı erkek insandır.

    TARİHSELCİLER
    Bu arada ek olarak tarihselci bir hoca, bir makalesinde bir Sümer şiirini şu şeklide aktarıyor.

    “Bir zamanlar ne yılan vardı, ne akrep vardı,

    Ne sırtlan vardı, ne aslan vardı,

    Ne vahşi köpek vardı, ne kurt.

    Ne korku vardı, ne işkence,

    Adamın rakibi yoktu.”

    İnsanlığın altın çağını anlatan ve Dilmun denilen bir yeri anlatan bu şiiri Cennet olarak yorumlayan tarihselci hoca, kasıtlı olarak kafaları karıştırmak için olsa gerek, son mısrada “Adam” kelimesini kullanıyor. Burada “insan” kelimesi kullansaydı daha doğru olurdu, çünkü Adam kelimesi kullanılınca, metnin orjinalinde özel bir kişi olan “Adam, Adamu” diye bir ifade geçiyor sanabilirsiniz, halbuki Kramer’in orijinal kitabında genel insan veya erkek insan anlamında “Man” kelimesi kullanılmıştır. [23] Kitabın Türkçe çevirisinde de (Çeviren: Hamide Koyukan) kafa karışıklığı oluşmaması için insan yazdığı halde, tarihselci hoca çeviriyi Adam diye vererek dikkatsiz okuyucularda kafa karışıklığı oluşturması hedeflediğini düşündürüyor. Adam kelimesi de normalde doğru çeviri olurdu ama burada kullanılınca sanki metinde Adamu diye bir ifade geçtiğini düşündürüyor. yazar da bunun farkında olmaması düşünülemez.

    Üstelik Dilmun göksel bir Cennet değildir, Basra körfezinde bir adadır ve arkeolojik kanıtlar Sümer soylularının orada müreffeh bir hayat yaşadığını doğrulamıştır. [25]

    ADAMU VE NİBİRU
    Son olarak Zecheria Sitchin tarafından geçen yüzyılda yeni geliştirilmiş bir mitte Nibiru gezegeninden Annunakiler geliyor ve Dünya’da altın arıyorlar. Altın çıkarması için genetik mühendislik teknikleri kullanıp maymunu insana dönüştürüyorlar ve buna Adamu diyorlar gibi tamamen bilim kurgu tarzında hayal ürünü kitaplar yayınlamıştır. Bu iddialarını hiçbir akademik makalede bulamazsınız çünkü bunlar (kendi sözleriyle) Sümer mitlerini kendi hayalleriyle süslenmiş şeklidir. Zecheria Sitchin’in yazdığı bu hikâyeler herhangi bir gerçeğe dayanmadığı için bunlara ne bir akademik makalede tartışılırken rastlarsınız ne de savunulurken. Fakat yine de bilgisiz kişilerin bu kitaplara kanıp Sitchin’in anlattıklarından etkilendiklerini gören birkaç gerçek Sümerolog Sitchin’in söylediklerinin gerçek olmadığını, bu bilgilerin hiçbir tablette bulunmadığını ve çoğu yazdıklarının da tabletlerle çeliştiğini göstermek adına internet sitelerinde konuyu iyice açıklamışlardır. Örneğin Nibiru’nun orta doğu’da Jüpiter gezegeni olduğunu söylemişler,[24] altın çıkarma diye birşeyin hiçbir tablette geçmediğini, Adamu diye bir ifadenin olmadığını, maymundan insan yaratmanın tabletlerde geçmediğini vb. bilgilerin hayal ürünü olduğunu açıklayan saygın semitik diller uzmanı Mike Heiser’e ait http://www.sitchiniswrong.com adlı İngilizce siteyi ziyaret edebilirsiniz veya https://antikyalanlar.blogspot.com bloğundaki makaleleri Türkçe olarak okuyabilirsiniz.

    ZORLAMA YORUMLAR
    Sümerlerde de semavi dinlere benzer bazı inanışların olduğunu ve bunun ilahi dinler açısından beklendiğini söyledik. Fakat bazı ateist yazarlar benzerlik bulacağım diye fazla zorlama komik yorumlara da girebiliyorlar. Örneğin yazar Arif Tekine göre Sümer destanlarında geçen Tanrıların yaşadığı yere ırmağı geçince gidilir sözü açıkça “Tanrıların yaşadığı bölge olan Mezopotamya’ya, Fırat’ı ve Dicle’yi geçerek ulaşabilirsiniz” demek iken bunu Sırat köprüsüyle benzeştirmeğe çalışmıştır.

    Başka örnek; “İslam inancına göre insanlar kıyamet günü dirilince hepsi yalın ayak ve çıplaklar. Sümer mitolojisinde de aşk tanrıçası, yeraltı dünyasına/cehenneme gittiğinde, elbisesi dâhil üzerindeki tüm eşyası oradaki görevliler tarafından alınmış inancı vardı.” Yazar burada yine zorlama bir benzetme yapmış. İnsanlar mezardan kalkacakları için elbiseleri olmayacak önermesi ile aşk Tanrıçasının elbiselerinin alınmasının ne alakası var, hem aşk Tanrıçası mahşerde hesap vermeye mi gitmiş? Zorlamalar, zorlamalar…


    Başka örnek: “Hem Sümer mitolojisinde, hem de Kur’an’da insanın yaradılış amacının tanrıya/tanrılara hizmet etmek olduğu ortak olarak işlenmiştir. Kur’an’da Allah’ı tanıma, ona kulluk etme şeklinde, Sümerlerde ise daha farklı çimde buna inanılmıştır. Ama ne olursa olsun sonuçta işin içinde tanrı hizmeti söz konusudur ve bu inanç da her ikisinde ortaktır.” Bu da mantıksız bir önerme, Tanrı kavramının karşılığı zaten kul kavramıdır. Bu bütün dinlerde böyledir.

    Başka örnek; “Kur’an’a göre -erkekler de dâhil- cennette altın bilezikler ve inciler takılacakmış, bir de o cennetlerde ipek elbise olacakmış (61) Benzer inançlar Sümer mitolojisinde de var. Tanrıça Inanna, Çoban tanrısı Dumuzi’yi kurtarmak için yeraltı dünyasına gidince, lacivert taşlardan (incilerden) hem göğsüne, hem de boynuna “çifter çifter” asıyor. Ayrıca altın yüzükle gerdanlık ve temiz elbise giyiyor. Bir de gözlerine sürme gibi şeyler sürüyor” Burada da güzel elbise giymeği benzer olarak görmüş, üstelik alakasız konular için.

    Başka örnek; “Âdem’le Havva cennetten/bahçeden uzaklaştırılınca, Allah’ın emriyle üzerlerindeki elbise (ceza olarak) alınır, çıplak kalırlar. Sümerlerde de aşk tanrıçası Inanna, Çoban tanrı Dumuzi’yi kurtarmasi için yeraltı dünyasına gidince, üzerindeki elbiseleri alınır.” Alakaya kel maydonoz gel bize bazı bazı… Bu zorlama yorumlar listesi uzar gider, burada keselim. (M. İlmiye Çığ hanımın yanlışlarını ise ayrı bir yazıda göstereceğim)

    SONUÇ
    Sonuç olarak Tevrat’taki veya Kuran’daki bazı öğretilerin daha önceki mitlerde benzerlerinin olması Kuran öğretileri bağlamında değerlendirildiğinde normal ve hatta olması gereken bir olgudur. Çünkü Sümerler’de Hz. İbrahim, İsmail, İshak, Lut ve hatta bildirilmeyen nice elçiler aynı öğretileri insanlar arasında yaymışlardır. Asıl benzer öğretiler çıkmasaydı sorun olabilirdi, o zaman denebilirdi ki elçiler gelmiş ve aynı şeyi öğretmişse Kurandakilere benzer bilgiler mitolojik de olsa neden hiç izlerine rastlanmıyor?

    Tabiki halk arasında dilden dile yüzyıllar boyunca anlatılan bu efsanelerin hikâyeleştirilmesi ve mitleştirilmesi ve kendi pagan inançlarının içine serpiştirilmeleri de beklenebilecek bir durumdur. Dolayısıyla Kuran ve Tevrat’tan önce bunların benzerlerinin halk arasında olması Kuran perspektifine göre beklenilmesi gereken bir durumdur. Bu şekilde yorumlanması gerekirken semavi dinlerin ısrarla kalkmasını bekleyenler tabiki bu durumu tersinden okumak için ısrar edeceklerdir ve hatta gerçek olmayan olaylarla insanlarda kafa karışıklığı oluşturmayı başaran Zecheria Sitchin gibi kişilerin sözlerine kananlar ve arkasına takılıp önümüze konulan yalanları yutanlarda çıkacak. Önemli olan ve bilmemiz gereken şudur ki tarihin karanlık dehlizlerinde çoğu zaman at izi kurt izine karışmıştır ve mitolojilerden bize hiç de sağlıklı bilgiler gelmemektedir. Bu sağlıksız ve kökeni ve geçirdiği değişim merhaleleri belli olmayan bilgilerle semavi dinleri karalamaya çalışmak bizi bilimsel gerçekliğe götürmez. Eski mitlerdeki İslam’a benzeyen bazı inanış veya uygulamaları gösterip bunlar Sümerlerden alınmış diyenler meseleyi bilimsellikten uzak basit bir tartışma zeminine çekmektedir. Bu yüzden İslam gibi semavi dinler kendi tutarlılığı içinde incelenmeli ve tarih içindeki değişim merhaleleri an ve an belli olmayan hayal ürünü karışmış mitlerle kıyaslanmamalıdır. Yanlış bilgiye götürecek bu temelsiz metod yerine İslam kutsal kitabı olan Kuran’ın tutarlılığı, sözlerinin doğruluğu ve barındırdığı mucizeler üzerinden değerlendirilerek sonuca gidilmesi en sağlam ve bilimsel bir metod olacaktır. Ayrıca daha önceden dillendirilen dinlerin Sümerler’de başladığı iddiası da Göbeklitepe mabetlerinin ortaya çıkıp karanlık tarihi biraz aydınlatmasıyla boşa gitmiş ve bilgimizdeki büyük boşlukları ortaya çıkarmıştır.

    KAYNAKLAR
    1. Erdal, T. (2018). Türk ve Dünya Mitlerinde İnsanın Yaratılışı ve Toprak. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, (61), 113-126.

    2. Yıldırım, Nimet (2012). İran Mitolojisi, İstanbul: Pinhan Yayınları. s. 521.

    3. Buxton, Richard (2016). Yunan Mitolojisi, İstanbul: Alfa Yayınları. s.54.

    4. Rosenberg, Donna (2006). Dünya Mitolojisi Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi, Ankara: İmge Yayınları. s.634.

    5. Harva, Uno (2014). Altay Panteonu Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar, İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. s.91.

    6. Yorar, G. (2015). Yaratılış Mitolojileri. Ötüken Neşriyat AŞ. s.60.

    7. Yorar, G. (2015). Yaratılış Mitolojileri. Ötüken Neşriyat AŞ. s.59.

    8. Urton, Gary (2017). İnka Mitleri, (Çev. İsmail Yılmaz), Ankara: Phoenix Yay. s.55.

    9. Rosenberg, Donna (2006). Dünya Mitolojisi Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi, Ankara: İmge Yayınları. s.611.

    10. Rosenberg, Donna (2006). Dünya Mitolojisi Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi, Ankara: İmge Yayınları. s.758.

    11. Berger, Hermann (2015). Çingene Mitolojisi, (Çev. Musa Yaşar Sağlam), Ankara: BilgeSu Yay. s.44-45.

    12. Harva, Uno (2014). Altay Panteonu Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar, İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları s.94.

    13. Hart, George (2017). Mısır Mitleri, (Çev. Mehmet Sait Türk), Ankara: Phoenix Yay. s.41.

    14. Marriott, Alice-Carol K. Rachlin (2003). Kızılderili Mitolojisi, Ankara: İmge Yayınları. s.44.

    15. Ögel, Bahaeddin (2003). Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar), C.1, Ankara: TTK Yay. s.486.

    16. Çoruhlu, Yaşar (2002). Türk Mitolojisinin Ana Hatları, İstanbul: Kabalcı Yayınları.

    17. Aksoy, T. (2007). Mitoslarda yaratılış motifleri (Doctoral dissertation, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

    18. AKGÜN, H. (2019). KADININ KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMASI MESELESİ (Rivâyetlerin Aslu’l-Hadîs ve Hadis Rivâyet Coğrafyası Açısından Ele Alınması). Dinbilimleri Journal, 19(2).

    19. Harva, Uno (2014). Altay Panteonu Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar, İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. s.93.

    20. TAŞ, İsmail, İslam Öncesi Türk Düşüncesinde Kozmogoni-Kozmoloji,,Kömen Yayınları, Konya 2002, s. 85.

    21. https://www.ancient.eu/...6/the-myth-of-adapa/.

    22. Shea, W. H. (1977). Adam in Ancient Mesopotamian Traditions. Andrews University Seminary Studies (AUSS), 15(1), 2.

    23. Samuel Noah Kramer, History Begins at Sumer, chapter 27, s.255.

    24. https://en.wikipedia.org/...Babylonian_astronomy).

    25. https://en.wikipedia.org/wiki/Dilmun