• 171 Nebî (s.a.v.)'den ve Ashâb (r.a.e.)'dan bazı rivâyetler yapılarak kadınla erkeğin birlikte oturup görüşmesinin, zarûret olmadan konuşmasının câiz olduğu şeklindeki yanlış inanışa verilecek cevap nedir?

           İslam'da haremlik-selamlık meselesi Kur'ân ayetiyle ve Peygamber (s.a.v.)'in bu ayetler indikten sonraki uygulamalarıyla sabittir. “...Peygamberin hanımlarından birşey isteyeceğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmak, gerek sizin kalbiniz gerekse onların kalbleri için daha temizdir...” (Ahzâb s. 53)

           Bu âyet-i kerîme “Hicab âyeti” olarak bilinir.

           Enes b. Mâlik (r.a.) bu âyetin iniş sebebi olarak Hz. Ömer (r.a.)'in Resûlullâh (s.a.v.)'den hanımlarını örtmesini istemesini zikretmiş ve şöyle demiştir:

           Ömer (r.a) dedi ki: Dedim ki: “Ey Allâh'ın Resûlü, senin yanına takva sahibi de giriyor fâcir de giriyor. Müminlerin annelerine emretsen araya perde çekseler nasıl olur? Bunun üzerine Allah teala hicab âyetini (Kadınlarla erkeklerin arasına perde çekilmesini emreden âyeti) indirdi. (Buhâri, Tefsir, 8)

           “Mümin hanımların, babalarına, oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, mümin hanımlara ve sahib oldukları cariyelere görünmelerinde hiçbir günah yoktur. Ey mü'min hanımlar, Allâh'tan korkun, şüphesiz ki Allah herşeye şahittir.” (Ahzâb s. 55)

           Tefsir imâmlarından Katâde der ki: “Sayılan kimselere karşı aralarına perde çekmemelerinde bir mahzur yoktur.” Konu ile alâkalı diğer ayetlerle birlikte, birbirlerini görmeleri ve aynı ortamda bulunmaları haram olmayan on dokuz kişi sayılmıştır ve kadının onların dışındaki kişilerle görüşmesi, konuşması şer’an câiz değildir.

           Taberi bu âyet-i kerîmenin, kadınlarla namahrem erkekler arasına perde çekilmesini emreden âyetin hemen arkasından gelmesi hasebiyle bu son izah şeklini tercih etmiştir.³²⁹

           Hz. Âişe (r.anhâ) der ki: Perde çekilmesini emreden âyet indikten sonra Ebî Kuays’in kardeşi Eflah bana geldi. Dedim ki: “Ben, Resûlullâh (s.a.v.)'den izin almadıkça seni içeri alamam. Zira beni Ebî Kuays emzirmedi, Beni Ebî Kuays’ın hanımı emzirdi.” Bundan sonra yanıma Resûlullâh (s.a.v.) geldi. Dedim ki: “Ey Allah'ın Resûlü, Ebu Kuays'ın kardeşi Eflah, benden, içeri girmek için izin istedi. Ben, sana sormadan onun içeri girmesine izin vermedim.” Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Amcanın, yanına gelmesine izin vermene engel nedir?” Dedim ki: “Ey Allâh'ın Resûlü, adam beni emzirmedi ki, beni Ebu Kuays’ın hanımı emzirdi.” Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Onun, yanına girmesine izin ver Allah hayrını versin o senin (süt) amcandır.” (Buhâri, Tefsir, 9)

     
    ³²⁹ Ebû Cafer Muhammed et-Taberi, Taberi Tefsiri, c. 6 s.512-514


           Buna göre birbirinin mahremi olmayan kadınlar ve erkekler, birbirlerini görmeyecek şekilde ayrı ayrı yerlerde oturacaklardır. Bu nefislere zor gelir ama kalplerin ve duyguların selâmeti için daha elverişlidir. Mahremiyet meselesinde, en çok birbirine mahrem olmayan yakın akrabalar (yenge/enişte, kayın, amca kızı/oğlu gibi) arasında dikkat edilmelidir. Çünkü bu kimseler her ne kadar nesep ve evlilik dolayısıyla akraba sayılsalar da, birbirlerine nâmahremdirler. Yani birbirlerine nikâhları düşmektedir. İşte çok kere mahrem sayılmayan erkek ve kadın akrabalar arasındaki münasebetler önemsenmemekte, hassas davranılması gereken yerler ihmal edilmektedir. Erkeklerin haremlere dikkat etmesi gerektiği gibi kadınların bu hususa daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Çünkü kadının çekici yönü erkekten fazladır.

           Ayrıca asr-ı saadetteki olayları değerlendirirken mutlaka, bu konularla ilgili bilgileri ve anlayışları bizlerin bilgilerinden çok farklı olan mezheb imamlarının görüşlerine başvurmamız gerekir. Aksi takdirde büyük yanlış anlaşılmalar doğabilir.

           Nâmahremle Başbaşa Kalmak:

           Bir kadınla baş başa kapalı bir yerde kalmak ise daha şiddetli bir şekilde yasaklanmış ve bu durumda bulunan kişiler hükmen zinâ etmiş kabul edilmiştir.

           Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur: "(Mahreminiz olmayan) kadınların yanına girmekten sakınınız!..” Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in bu nehyi üzerine Ensârdan bir zât: “Yâ Resûlallâh Kadının -kayınları gibi- kocası tarafından olan akrabası hakkında ne buyurursunuz?” diye sordu. Resûlullâh (s.a.v.):

           “Zevcin yakınlarının, zevcesinin (yengelerinin) yanına yalnızken girmesi ölümdür,” cevabını verdi.

           Başka bir kadın yanlarında olsa dahi yabancı kadınların yanına girmek, kerahat-i tahrimiye ile mekruhtur. (İbn-i Âbidin)

           İslâmiyet'in hükümleri, 23 yılda gelmiştir. Tesettür âyeti gelmeden önceki olayları ele alıp yabancı erkeklerle konuşmayı mubah saymak yanlıştır. İçki de haram edilmeden önce günah değildi. Daha önceki olayları örnek gösterip, “Asr-ı saadette içki içiliyordu.” diyerek içkiye mubah denebilir mi?

           Hicab âyetleri indikten sonra Nebî (s.a.v.) kadınlarla ezvâc-ı tâhirat vâsıtasıyla haberleşmiş bazen de perde arkasından onları irşâd etmiştir.

           Ayrıca asr-ı saadetteki olayları değerlendirirken mutlaka, bu konularla ilgili bilgileri ve anlayışları bizlerin bilgilerinden çok farklı olan mezheb imamlarının görüşlerine başvurmamız gerekir. Aksi takdirde büyük yanlış anlaşılmalar doğabilir.

     
    172 Klasik fıkıh metinlerimizde yer alan bilgilerin aksine Diyanet İlmihâli'nde şu ifadeler yer alır: "Kadınların ticaret, eğitim, seyahat, sosyal ve beşerî ilişkiler gibi normal ve sıradan ihtiyaçlar için erkeklerle sesli konuşmalarının veya örtünmesi gerekli yerlerini örtmeleri şartıyla birbirlerini görmelerinin (görüşmelerinin) câiz olduğu açıktır. Ancak kadın ve erkeğin sosyal hayattaki yakınlık ve ilişkisi gayr-ı meşrû beraberlikler, kötü arzu ve planlar için bir başlangıç teşkil edecek bir boyut kazandığı zaman bu davranış kendi özü itibariyle değil; yol açacağı kötülükler sebebiyle yasaklanmıştır." (Diyanet İlmihali)

    Bu görüşlerin İslâmî yönden değeri nedir?

           Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: "Resûlullâh'ın eşlerinden, ihtiyacınızı perde arkasından isteyin.” (Ahzâb s. 53) Resûlullâh (s.a.v.)'in hanımlarının tesettürlü oldukları açıktır. Buna rağmen mü'minlerin anneleri hükmünde olan ezvâc-ı tâhirat görüşmenin perde arkasından yapılması gerekiyor, yâni haremlik selamlık uygulaması emrediliyorsa diğer insanlar için bu uygulamanın kaçınılmaz olduğu açıktır.

           “Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini (yabancı erkeklere bakmaktan) sakınsınlar.” (Nûr s. 31)

           Hadîs-i şerîflerde de şöyle buyrulur: “Yabancı kadını görünce, yüzünüzü çevirin!” (Ebû Dâvud)

           “Nâmahreme bakmak, göz zinasıdır.” (Buhâri)

           Ümmü Seleme (r.anhâ) Vâlidemiz anlatır: "Resûlullâh (s.a.v.)'in yanında iken, iki gözü de görmeyen İbn-i Ümmi Mektûm (r.a.), izin isteyip içeri girdi. Resûlullâh (s.a.v.), bize, içeri girin buyurdu. Yâ Resûlullâh (s.a.v.)! O, âmâ değil mi, bizi görmez dedim. O sizi görmüyorsa, siz onu görmüyor musunuz? Yâni, o âmâ ise, siz âmâ değilsiniz ya, buyurdu.” (Tirmizî, Ebû Dâvud)

           Fıkıh kitaplarımızda da şu hükümleri görmek mümkündür: Aksıran veya selâm veren ihtiyar bir kadına cevap vermek hariç, bir erkeğin yabancı bir kadınla konuşması haramdır.³³⁰

           Kişinin evlenmeye niyet ettiği kişi ile belli şartlar altında bir kez görüşmesi caizdir. Şunu da belirtmek gerekir ki nişanlılık süreci, ortada nikah olmadığı için, bir erkeğin yabancı bir kadınla olan ilişkisine hiç bir istisnâ getirmez. Yani bir kimsenin nişanlısıyla olan hâli, nâmahrem olmak yönünden dışarıdan bir yabancı ile olan hâli ile birdir.

           Allâh (c.c.), kadının zînetlerini gizlemesini emretmektedir. Kadının en büyük zîneti ise kendi güzelliğidir ve ilk önce bunu gizlemesi gerekmektedir. Hakk Teâlâ Hazretleri: “Ey Nebî-yi zîşan! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini (cilbablarını) giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allâh çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Azhậb s. 59) buyurmaktadır.

           Erkek, yabancı bir kadının ancak yüzüne ve iki eline bakılabilir. Bu da zaruretten dolayı caizdir.

           (Mecburiyet hâlinde) bakmanın helal olması, şehvetin olmamasıyla kayıtlıdır. Şehvetle bakmak ise haramdır. Bu

     
    ³³⁰ İbn-i Âbidin, Reddü'l Muhtar, Bakma ve Dokunma Faslı


    konuda Dürrü'l Muhtar sahibi: “Bu hüküm eski zamana göredir. Oysa zamanımızda erkeğin, (acûze olmayan) genç kadına (şehvetsiz de olsa) bakmaması gerekir.” demiştir. (İbn-i Âbidin, Reddü'l Muhtar) (Günümüzdeki durumu kıyas edelim!)

           Bütün bu âyet, hadis ve fikhî hükümler karşısında kadınlarla erkeklerin birlikte oturmaları için bir yol bulunmamaktadır. Çünkü aynı mecliste oturma hâlinde nâmahreme bakmak ve nâmahrem ile konuşmak kendiliğinden gerçekleşecektir. Yukarıda geçtiği üzere ihtiyar olmayan kadına; normalde sünnet olan selâmın verilmesi bile uygun görülmemişse diğer konuşmalar öncelikli olarak nehyedilmiş demektir. Kesin olarak nehiy olan hususlarda ise niyete bakılmaz.

     
    173 Kadın sesinin, hükmü nedir?

           Allâh (c.c.), kadın-erkek ilişkilerinde yabancılara bakmayı haram kıldığı gibi, sesleri de haram kılmıştır. Bir kadının, İslâmî terbiyeye göre, evinin kapısına gelen yabancı bir erkeğe (kapının arkasından) sert bir sesle seslenmesi esastır. Meselâ yumuşak ve nâzik bir şekilde “Aaa, efendim hoşgeldiniz, beyim şu anda evde yok. Ben mesajınızı iletirim.” değil; sert bir şekilde “Buyurun ben falan kişinin hanımıyım, ne istiyorsunuz? Tamam. Ben kendilerine söylerim.” demesi gerekir. Bunu, kimsenin kabalık gibi algılamaması gerekir; çünkü İslâmî terbiye bu davranışı zorunlu kılar.³³¹ Nitekim âyet-i kerîmede “Ey Nebî-yi zîşan hanımları, siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. Allâh'tan sakının, edâlı, yumuşak konuşmayın, kalbi bozuk olan, ümide kapılır; hep ciddi konuşun.” (Ahzâb s. 32) buyrulmaktadır. Kadınların yüksek sesle veya yumuşak konuşmaları ve seslerini nâmahreme duyurmaları câiz olmadığı için, başkalarına şarkı söylemeleri, hatta ezan ve ikamet

     
    331 Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler 2, s. 183-184


    okumaları da câiz değildir.³³² Osmanlı toplumunda da uygulama bu şekildedir.

    Not: Birinci cümlenin yanlış anlaşılabilme ihtimalinden dolayı şunu söyleyeyim: Kadının sesi mutlak olarak haram değildir. Daha ayrıntılı bilgi için bk.: https://sorularlaislamiyet.com/...dabi-nasil-olmalidir


    174 Bayanlarla tokalaşma konusunda bazı çevreler şu görüştedir: “Bayanlarla el sıkışma meselesine gelince, günümüzde özellikle şehirlerde ve özel durumlarda kadınlarla erkekler de el sıkışıyorlar; bu, âdet hâline gelmiş durumda. Müslüman bir erkek, henüz kendini anlatamadığı bir ortamda elini geri çekerse bundan -İslâm'ın da istemediği- bir dizi problem çıkabiliyor. Bir Müslüman erkek, yukarıdaki şekilde gerekli hâle gelmedikçe -Müslüman olsun, gayr-i müslim olsun- bayanlarla el sıkışmaz. Ama bayanın elini sıkmadığında daha önemli bir zarar söz konusu olduğunda, beze dokunuyormuş gibi -böyle bir duygu içinde- kadının elini sıkabilir...” (http://www.hayrettinkaraman.net)

    Kadınlarla tokalaşmanın haram oluşunun dindeki delilleri nelerdir?

           Kadınlarla tokalaşmak, dînen kesin olarak haramdır. Kur'an'dan delîli: Allâhü Te âlâ, mü'min erkek ve kadınlara, gözlerini haramdan sakınmalarını emretmektedir. (Nûr s. 30-31) Bakılması helâl olmayan şeye bakmak haram olunca, elle dokumak, bakmanın ötesinde olduğundan bu âyete göre öncelikle haram olur.

           Kadınlarla musafahanın haram olduğunu bildiren hadîsler de vardır.

           Hz. Âişe (r.anha)'dan şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Resûlullâh (s.a.v.), kadınlardan söz ile bey’at alırdı ve “Git, senden bey’at almış oldum.” derdi. Vallahi Resûlullâh (s.a.v.)'in eli, nikâhlı olduğu kadınlar dışında herhangi bir kadının eline katî surette değmemiştir.” (Buharî)

     
    ³³² İbn-i Âbidin, Redd-ül Muhtar, Bakma ve Dokunma Faslı


           Müslim'de şu fazlalık vardır:

          “Vallâhi Resûlullâh (s.a.v.), kadınlar üzerine, ancak Allâh (c.c.)’un emretmiş olduğu şeyin (Mümtehine sûresinin 12. âyetinde belirtilen hususlar) dışında kat'î surette bey'at almamıştır ve Resûlullâh (s.a.v.)'in avucu, kat’î surette herhangi bir kadının avucuna değmemiştir.”

           Bu bey’atın ne şekilde olduğunu, Ebû Dâvud et-Tayalisî, el-Mersîl'de, Şa'bî'den şöyle rivayet ediyor: Resûlullâh (s.a.v.), kadınlardan bey’at aldığı vakit bir kumaş getirir, elinin üzerine koyar ve “Kadınlarla musafaha etmem.” derdi.

           Ebû Hüreyre (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

           “... İki göz zinâ eder; zinâları (haram şeylere), bakmaktır. Dil zinâ eder; zinâsı (yabancı kadınla gayr-i meşru bir şekilde), konuşmaktır. El zinâ eder; zinâsı (yabancı kadını), tutmaktır. Ayak zinâ eder; zinâsı (harama giden), adımdır. Kalb hoşlanır, temenni eder, ferc (cinsî uzvu) ise bunu tasdik veya tekzîb eder (yâni asıl büyük zinâ bazen tahakkuk eder bazen de etmez).” (Müslîm, Buharî, Ebû Dâvud Ebû Hüreyre (r.a.)'dan)

           Yabancı kadınla tokalaşmak sûretiyle fâsid nikah ile nikâh akdedilmiş olduğundan bununla nikah hürmeti sabit olur. Yani dokunulan kadının annesi ve kızı ile (usûlü ve furuu ile) tokalaşan erkeğin evlenmesi haram olur.³³³

           İmâm Nevevî şöyle demiştir:

           “Zarûret olmaksızın kadının derisine (tenine) dokunmak câiz değildir. Zarûret; tedavi, ameliyat, hacamat (kan almak), diş çekmek gibi şeylerdir. Bunları yapacak kadın bulunmazsa erkek için bu gibi şeyleri yapmak zarûret sebebiyle câizdir.”

     
    ³³³ İbn-i Abidin, Evlenilmesi Haram Olanlar Faslı.


    Kaynak: Hakk Dînin Bâtıl Yorumları’na Cevaplar, İstanbul, Misvak Neşriyat, 2014, s. 261-268.
  • Arkamdan konuşanlara sesleniyorum!
    Gelin benim yanımda konuşun.
    Çok sıkılıyorum inanın.
    Hem ben de katılırım.
    Kendim hakkında çok şey biliyorum ;)
    -Alıntı-
  • 105 syf.
    ·17 günde·9/10 puan
    Şimdi sana dilimdeki sesli harfleri bir bir söküp en sensiz seslerle yakınlaşıyorum. Artık sessiz olduğumu bilmen gerekiyor. Mücadelenin en güzeli bir uğurda olandı, yitirdik biz bunu ve mücadelemiz dahi şaşırdı yolunu. Şimdi sen, Sanatçı! Düşür dimağındaki tadı sesleri çatarak sere serpe, uzaklaştır bizi kökten yalnızlığımızdan, bize maruz kaldığın içinde bizi affet.

    Johann Wolfgang Von Goethe hakkında, edebi kişiliğine söyleyecek söz bulamıyorum. Kendisi Homeros, Dante, Shakespeare gibi usta kişilerle yarışacak bilge ve birikimde biridir. Gerek yaşadığı dönemi, gerek eğitimi, gerek sanat ile bilim arasındaki yaşantısı kendisini şekillendirmiş ve Alman kültürünün mimarı olmasına sebep olmuştur. Aşırı romantik bir kişiliği olması arkadaşının nişanlısına âşık olup Genç Werter’in Acıları adlı eserini yazmasına sebep olmuştur. Goethe ismi roman içerisinde Werter olarak gizlenmiş ve yıllarca Almanya’da en çok satanlar listesinde kalmıştır. Ölüm döşeğine gerene kadarda aşk ve seks arayışından vazgeçmemiştir. Bilime yöneldiğinde botanik araştırmaları ve ışık araştırmaları yapmıştır. Günümüzde adına açılmış örnek gösterilecek bir enstitünün olması şaşılası bir durum değil, bizzat kişinin hakkıdır. Nasıl ki kendisi bir doğu – Mevlana – aşığıysa bende kendisine o nazarla bakar ve öyle aşk içerisinde sanatçı, yazar ve bilim kişiliğine hayran kalırım.

    Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi muazzam. Anlaşılmayacak hiçbir sorunu yoktur ve çevirmen notlarıyla da bezelidir. 4 sayfa çevirmen önsözüyle başlayan eser Almanca-Türkçe olarak 50 sayfa “Şiirler” olarak devam etmektedir. Yine aynı dizgi ile 25 sayfa “Roma Ağıtları” ve son olarak ise 23 sayfa da “Achilleus” olarak kitap noktalanmaktadır.

    “Yarat, ey sanatçı! Konuşma!
    Bir soluk olsun şiirin yalnızca!” (Alıntı #45082957 )

    Usta kişinin harf dizilimi ve şiirlerindeki coşku takdire şayan, umudu izlek olarak almış okurunu yükseklerden uçurmaya meyil etmiştir. Kederini, isteklerini ya da ihtiyaçlarını şiirle buluşturmuş ve bu sanat türünü bir nevi iletişim aracı olarak kullanmayı yeğlemiştir. Şiirleri bu isteklerin aslında birer mesaj olduğunu ve Sayın Goethe’nin bu iç dünyasının karmakarışık yapısını göstermektedir. Ancak umut hep var…

    “...zevkini çıkar, ey canlı insan, sevgiyle ısıtılmış döşeğin tadını,
    Lethe, kaçan ayaklara korkunç ağlarını atmazdan önce.” (Alıntı #45091331 )

    Roma Ağıtları yine bir aşk serüveninin ürünüdür. Ancak bu sefer yer Almanya değil Roma’dır. Biraz kendisinden ve birazda Antik Roma’dan aldığı motifle şekillendirdiği ağıtlar şiirselliğini asla yitirmemektedir. Yine tanrılar karşısındaki insanları görüyoruz, doğayla betimleyip, ölümlü olmanın keyfini çıkarıyoruz. Roma’da antik eserleri karşısına aldığında köhneliği görür ve bir zamanlar nasıl bu kadar mutluydunuz notunu düşer. Hemen akabinde ise “Konuşun benimle, taşlar, ey yüce saraylar, konuşun!” diye ağıt başlar. Muazzam kalitededir.

    “...değerlendirir insanoğlu kutsal bir emanet olarak hayatı, hayata en az değer verenleri en saygın kişiler yerine koyarak.
    Kimi erdemler vardır, yüce bilgeliklerin ürünüdür, kimileri de sadakate, görev duygusuna ve her şeyi kapsayan aşka dairdir; ama bu erdemlerin hiçbiri onurlandırılmaz insanlarca, ölümden kaçmak yerine, ölüm Tanrıçası Keres’e bile cesaretle karşı çıkarak onu savaşa çağıran duygu kadar.
    Gelecekteki kuşakların gözünde yüceltilen ise, utanca katlanmaktansa kararlı bir tutumla keskin kılıcı kırılgan bedenine çeviren kişidir.
    Ün, karşı koyamadan gider onun peşinden; ve çaresizliğin elinden alır o kişi solması olanaksız zaferin görkemli tacını.” (Alıntı #45106804 )

    Achilleus Goethe’nin yalnızca 1. Şarkı olarak tamamladığı eserdir. Schiller’in de eseri kaleme almasını desteklemesi harika bir eserin ortaya çıkmasına vesile olacakken, böyle kapsamlı bir eserin bitirilmemesi biz okurlar için büyük bir kayıptır. En az Homeros kadar etkileyici ve hatta bana göre ondan daha akıcı bir yazım olduğunu söylemem gerekir. Bitirilmiş olsaydı elimizde ikinci bir İlyada örneği ile karşılaşırdık. Konu olarak Achilleus’un kahaneti, annesi Thetis’in Zeus oğlu Hephaistos’tan yardım istemesi, Hera’nın yine mendebur halleri ve Zeus kızı Athena’nın Achilleus’a olan düşkünlüğü konu edilmiştir. Harika bir şiirsellik ve çok iyi bir akıcılık vardır. Biraz mitoloji bilgisi olan dahi zorlanmadan konuya hâkim olup, cümlelerin keyfini çok rahatça çıkarabilir.

    Sözün özü; benim için gerçekten harika bir deneyimdi. Gerek şiir, gerek antik çağ ve gerekse Achilleus bölümleri olsun beni çokça tatmin etti. Güzel bir okumayla sonlandırmış bulundum. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

    Sevgi ile kalın.
  • Gereksiz bir yorgunluk yaşıyoruz hepimiz...
    Kim ne der ne düşünür başlığı adı altında...
    Size diyorum ama bende farklı değildim yıllar önce...
    Şimdi iplemiyorum bile
    İsteyen istediğini düşünsün banane...
    Aldığım her karar benim
    Yanlış deseler doğru deseler ne..
    Hayır yani kime göre neye göre
    Yanlış veya doğruyum...
    Sesli güldüm
    Neşeli ne güzel diyende oldu
    Hiç yakışıyormu diyende ...
    Sustum suyun sessiz akanından
    İnsanın yere bakanından korkulur dediler
    Konuştum,
    Konuşandan korkmuyacaksın diyende...
    Zayıf oldum fasulye sırığına benzetende oldu
    Bir diğeri zarif diyerek iltifat edende ..
    Kilo aldım bir dirhem bir ayıp örter diyende çıktı
    File benzetende ...
    Ağladım duygu sömürüsü oldu
    Bir diğeri duygusal dedi adıma üzülüp hayıflandı ...
    Gezdim kedi ayağı yemiş gibi geziyor dediler
    Evden dışarı çıkmadım bunalımda diye adım çıktı...
    Diyeceğim kimseyi memnun edemedim ...
    Edebiliceğimdende umidi kestim ...
    Sizde boşverin herkese hayat birde size ikimi ...
    Bir kere geldiğiniz hayatı
    Bir güzel yaşayın içinizden geldiği gibi...
    Kulaklarınızı tıklayın dönün arkanızı
    Ben öyle yapıyorum ...
    Boş konuşanlara papucumu bırakıp gidiyorum
    Siz konuşun o dinler diyorum...!
  • 332 syf.
    ·Beğendi·9/10 puan
    kocan kadar konuş’un yazarından yine çok hoş ,eğlenceli komik bir kitap.Denizlenerında bir çırpıda bazen sesli gülerek oluduğum kitap.Çok beğendim....