• “Paralarınız çalınmasın veya yanmasın diye iyice saklıyorsunuz. Çocuklarınız, eşiniz, siz paradan daha fazla değerlisiniz. Sizler canlı parasınız. Bu sermayeyi iyi koruyun, israf etmeyin, çoğaltın!”
  • 344 syf.
    "Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün"

    Bazı eserler vardır okunacağı zamanı ve de şifalar sunacağı okuru kendisi seçer. Bu eser de tamamıyla öyle oldu benim için. Aslında okumayı çok çok isteyip de çeşitli sebeplerden ötelemek zorunda kaldığım belki acziyetimden, ihtiyacımın fazlalılığından, takâtimin yorgun düşmesinden bir vesileyle yanıbaşımda bulduğum, hayretimi gözyaşlarıma emanet ettiğim; beni her şeye rağmen önceleyen, önemseyen, gözyaşlarımı dindiren, derdimi sevdiren,   beni terk etmeyen kıymetlerüstü kıymete sahip bir eser olarak damgasını vurdu yüreğime...

    Hayatta bazı demler olur ki sebeplerin tamamen sükût ettiği; bu bazen yoğun bakımdaki bir hastanın son nefesleri gibi çaresiz bir bekleyiş, bazen çeşitli sebeplerle yavrusundan ayrı bırakılan veya amansız bir hastalığa yakalanan bir annenin evladı için çektiği dinmek bilmeyen sancılı kalp ağrısı bazen de hayatın tüm kozlarını üzerinize acımasızca salıverdiği; sizinse kabir azabına denk kıvrım kıvrım kıvrandığnız, uğruna ter döktüğünüz aciz bir teslimiyet...

    Tam da böylesi hâlimi tarife eksik bir anda 10 gün boyunca eşlik etti bu eser bana. 10 gün boyunca birden değil, doz doz kalbimize ve ruhumuza enjekte ettiği nasihatlerle, sunduğu manevi reçetelerle hüznümüzü iyileştiren, yaralarımızı incitmeden sarıp sarmalayan, şefkatle başımızı okşayan, çektiğimiz ıstırap karşısında vermiş olduğu ‘99’ teselliyle sizi uyutarak, derdinizle boğarak değil bilakis sizi silkeleyerek acılarınız içinde bir uyanış sağlayarak, tıkılmış olduğunuz kodese pencereler açarak, musibetlerle de ömrünüzün adımlarınıza tâkat getiren, aşılabilir olduğunu gösteren bir dervişin dizinin dibinde buluyorsunuz kendinizi...

    Dinliyorsunuz sadece derviş konuşuyor siz suskun bir şekilde dinliyorsunuz. Denizin şefkatli kollarına kendisini bırakan, onun tesellisiyle yol almaya çalışan adeta sürüklenen yorgun bir gemi misali dinliyorsunuz. İçinizde fokur fokur kaynayan gözyaşlarınızı yüreğinizle bastırmaya çalışarak dinliyorsunuz. Kalbinizin ağrısı zonk zonk zonklayıp ‘Medet Ya Rabbim’ dercesine dinliyorsunuz. Hüznünüzü ve kederinizi sadece ve sadece Rabbimize şikayet ederek dinliyorsunuz. Dilinizin acılarınıza tercüman olamayışını Rabbimize şikayet ederek dinliyorsunuz. Hâliniz esasen dilinizin en içli çığlığı duyabilene, dokunabilene...

    “ Maneviyat bize dertlere katlanmayı değil, onları katlamayı önerir” diye bir teselli nakş olunur kalbinizin keder düğümlerine ilikler açarak, oksijene yeniden geçiş sağlayarak. Esma tesellisiyle talim eder Rabbimiz bizi; “Rabbimiz Sani, bizse onun sanat eseriyiz” esmasının hikmetiyle insana kostümler giydirir. Biz her şey seyrinde gitsin isterken Rabbimiz yazarın ifadesiyle istidatlarımızı yeşerten manevi yağmurlar misali musibetlerle bizlere bir kemalat kazandırır. Maddi ve manevi ihmallerimizi fark ettirir.Mevlana’nın ifadesiyle ‘ Terzi kumaşı parça parça etmese elbise çıkar mı?..’


    Başımıza ne gelirse gelsin yine bir tesellinin terennümünde “ Rab olarak Allah’tan razı oldum” diyebilmek; hem cemaliyle vermiş olduğu nimetleri hem de celaliyle davet ettiği musibetleri hoş karşılayabilmek; basımıza ne gelirse gelsin ilahi bir eğitimin parçası olduğunu idrak ederek, bu eğitimden memnun oluşumuzun göstergesi olacaktır.

    Yine bir tesellide geçtiği gibi “Kalp grafiğindeki iniş ve çıkışların çokluğu kişinin hayatta olduğunu gösterdiği gibi musibetler nimetleri, sevinçler hüzünleri takip ediyorsa bu canlılık alametidir.” Demek ki Rabbimiz monotonlaşan bir yönüyle şükürsüzleşen, manevi yolcuklarında oldukça yavaş gidenleri belki de yürümeyi dahi unutanları musibetlerle hareketsizlikten, robotlaşmaktan, eşyalaşmaktan kurtararak canlılık kazandırıyor bizlere. Ara sıra hatrımızı yoklayarak;  “ Değerlisin” benim için, ihmal etme kendini der adeta.

    Maalesef en başta nefsim için söylüyorum inanın;  bakışlarımız o kadar dar ki yağmuru, şimşeği, fırtınayı seve seve kabullenemiyoruz; her şey mütemadiyen güllük gülistanlık olsun istiyoruz. Başımıza gelen musibetlere sırf nefsimizin hoşuna gitmediği için, nefsimize ağır geldiği için kullanmış olduğumuz negatif etiketlerle kederimizi daha da derinleştiriyoruz. Rabbimizin gül goncası şeklinde iç içe sarılı esmalarını okuyamıyoruz, yorumlayamıyoruz.Yine bir tesellide de geçtiği üzere musibetler karşısında Rabbimizin Settar ismiyle teferruatlara perde çekmemiz gerekiyorken,gereksiz detaylarda boğulmamamız, acımızı soyundurup utandırmamamız, Rabbimizle aramızdaki bu özel ilişkinin mahremiyetini ortaya saçıp dökmememiz, şikayet etmememiz gerekiyorken biz aksi bir kulluk fonunda buluyoruz kendimizi; kendi içimize takılarak, içimizde boğuşarak...
    Körlüğümüzden, takıp takıştırmalarımızdan hakikatin suretinin parıltısını da yakalayamıyoruz bir türlü  maalesef.

    Mesele şu ki “Yaşadığımız şeye adını ne veriyorsak odur. 'Of' yerine 'oh' demek insanın elindedir.” Işte bunu hiç unutmamamız gerekiyor. Rabbimize dayanıyorsak, gücümüz de o nispette ise en metin dayanak noktası Rabbimiz ise madem endişe etmeye gerek yok.O ne güzel vekil, O ne güzel yardımcıdır. Rabbim iradelerimize güç versin.

    Son olarak bir hadisi Şerif’te geçtiği üzere; “ Ya Resulallah! Amellerin Allah’a en sevgili olanı hangisidir? diye sorulduğunda, “Amellerin Allah’a en sevgili olanı; bir kardeşinin kalbine teselli vermen veya onu sevindirmen veya onun bir sıkıntısını gidermen veya borcunu ödeyivermen veya açlığını doyurmandır.”

    İşte bu eser benim için hakikaten çok farklı bir o kadar özel olduğu kadar derdimle dertlenen,gece uykusundan fedakarlık ederek dualarını her daim hissettiğim, canıyla can bulduğum, her koşulda sığınabildiğim, kendisinde dinlenebildiğim, ferahlığım daha ne diyeyim canım ablam sueda reyyan :) siz de bir o kadar özel, bir o kadar değerlisiniz...

    Bunaldıysanız, tüm sıkıntılar üzerinize üşüştüğünde, bir insirah ferahlığı bekliyorsanız şayet bu eser tam vaktinde okunacak bir eser. İhtiyaç hissetmeniz gerekiyor. Ben çok sevdim, yıllar geçse bile yeri,mekanı, hatıraları da o denli tazeligini koruyacaktır.

    "Sabredin; geciktiriyorsa, güzellestiriyordur."
  • Siz kendinizi geliştirmek, sürekli öğrenmek, zihinsel, ruhsal ve bedensel sağlığınızı korumak için kendinize zaman ayıracak kadar değerlisiniz.
  • “Çünkü siz daha değerlisiniz.”
    Cenk Sunduvaç
    Sayfa 127 - Sokak Kitapları
  • İnsanların değeri, düşmanlarının verdiği değerle ölçülmez. İnsanın insan olmasından kaynaklanan değeri vardır. Siz insan olduğunuz için ilk önce değerlisiniz. Sizin değerinizi hem düşmanlarınız hem de dostlarınız bilmelidir.. İnsanlık ürettiği ölçüde, emeğine sahip çıktığı ölçüde kendi değerini belirler..
    Maksim Gorki
    Sayfa 304 - Pelage
  • "Siz, paralarınızı çalmasınlar veya yanmasın diye iyice saklıyorsunuz. Çocuklarınız, karınız ve siz kendiniz paradan çok daha değerlisiniz. Siz canlı parasınız. Bu sermayeyi saklayın, israf etmeyin, çoğaltın!!."
  • Özgürce yaşayın hayatınızı..
    Ciğerleriniz dolana kadar çekin yaşamı içinize.
    Aşkı yaşayın mesela, ayrılığı da tadın ama..
    Dibi de görün, zirveyi de..
    Ne bilim bir melankolik olun ya!
    Mutlu olun, hüzünlü olun, hasta olun, sağlıklı olun, sakin olun, sinirli olun, leyla olun, mecnun olun..
    Yaşayın abicim ya, yaşayın herşeyi !
    İçinizden geldiği gibi dolu dolu tartışın! Bağırın!
    Hatta ana avrat sövün bile..
    Özür dilemesini de bilin ama.
    Yemişim gururunu deyip yapın tüm yapmak istediklerinizi..
    Koşun, sarılın tüm sevdiklerinize!
    Ama en çokta sevin.. Hemde çok sevin..
    Çünkü yaşamak sevince çok daha güzel..
    Ve unutmayın ki siz gökyüzündeki ay kadar değerlisiniz. Sizden bir başka bir siz yok!
    Geçirdiğimiz 1 saniyenin dahi tekrarı yok..
    Doyasıya yaşayın herşeyi.. ve son olarak;

    SEVİN !

    Esenkalın...