• Türk tarihinin altın sayfaları Ağustosta yazıldı 🇹🇷

    Ağustos ayı içerisinde, Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi ve Anadolu topraklarının korunmasını sağlayan Büyük Taarruz'a kadar birçok zafer yaşandı.
    26.08.2018 Anadolu Ajansı Haberleri


    ANKARA - YILDIZ NEVİN GÜNDOĞMUŞ

    Türk tarihinin altın sayfalarının yazıldığı Ağustos ayı içerisinde, Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi ve Anadolu topraklarının korunmasını sağlayan Büyük Taarruz'a kadar birçok zafere imza atıldı.

    AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türk tarihinde "zaferle özdeşleşen ay" olarak gösterilen ağustos ayında kazanılan ilk galibiyet, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi oldu.

    Malazgirt, 26 Ağustos 1071'de Muş'ta bulunan Malazgirt Ovası'nda Selçuklu Sultanı Alparslan ve Doğu Roma İmparatoru Romen Diyojen arasında gerçekleşen, Anadolu'nun Türklere yeni yurt olmasını sağlayan bir meydan savaşıydı.

    Alparslan, 26 Ağustos Cuma günü ordusuyla namaz kılıp dua ettikten sonra beyaz kefene benzeyen bir elbise giyerek askerlerine, "Şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşah'ı tahta çıkarın ve ona bağlı kalın. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir." diye seslendi.

    Bu şekilde askerlerini yüreklendiren Alparslan, cuma namazından hemen sonra ilk çarpışmayı başlattı. Farklı bir savaş stratejisi izleyen Alparslan, askerlerini hilal şeklinde dizerek, düşmanın üzerine hücum etti.

    Diyojen, Sultan Alparslan'ın uyguladığı hilal taktiği karşısında daha fazla duramayarak, ağır kayıplar alan ordusunu geri çekmek zorunda kaldı. Darbe aldıkça zayıflayan Roma ordusu, gruplar halinde savaş meydanını terk etmeye başladı. Bunun üzerine Diyojen, daha fazla dayanamayıp yenilgiyi kabul etti ve askerleriyle birlikte yaralı vaziyette esir alındı.

    Böylece, elde edilen bu zaferle Türklere Anadolu'nun kapıları açılmış oldu.

    Otlukbeli Zaferi
    Ağustos ayındaki bir önemli zafer de 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli'nde, devrin en büyük iki Türk imparatorluğunun ordusuyla, iki büyük hükümdarının karşı kar­şıya geldiği Otlukbeli Savaşı sonrasında kazanılan zaferdi.

    Otlukbeli Savaşı Anadolu'da, Erzincan'ın Tercan Ovası'nda "Otlukbeli" denilen yerde, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet'in komuta ettiği Osmanlı ordusuyla Akkoyunlu İmparatoru Uzun Hasan'ın komuta ettiği Akkoyunlu ordusu arasında yapıldı.

    Kazanılan zaferle, 1514 yılında Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim'in yapacakları Çal­dıran Savaşı'na kadar doğudan gelen tehlikeler engellendi. Böylece Osmanlılar, bu 40 yılı doğuya karşı rahat ve huzur içinde geçirirken, batıda, Av­rupa'da da istedikleri gibi davranabilmişlerdi.

    Çaldıran Zaferi
    Van'ın 90 kilometre kuzey doğusundaki Çaldıran Ovası'nda, 23 Ağustos 1514'te yapılan ve her ikisi de Türk olan Osmanlı ve Safevi devletleri arasındaki Çaldıran Savaşı ise döneminde Osmanlı devletinin kaderini tayin eden bir savaş olarak kabul edildi.

    Anadolu birliği yolunda atılmış önemli bir hamle olan bu sa­vaş, Türk askeri ve Türk komutanının kahramanlık, üstün zeka ve cesaret eseri olarak büyük bir zafer­le sonuçlandı.

    Mercidabık Zaferi
    İki yıl sonra ağustosta yeni bir zaferin daha temeli atıldı. 24 Ağustos 1516'da, Yavuz Sultan Selim'in başında bulunduğu Osmanlı Devleti ile Memlük Devleti arasında, Halep şehrinin kuzeyinde gerçekleşen Mercidabık Savaşı'nda büyük bir zafer kazanıldı.

    Mercidabık'ta kazanılan zafer, Osmanlı Devleti'ne dini, siyasi, askeri, iktisadi pek çok faydalar sağladı. Hilafetin Osmanlı hanedanına geçme yolu açıldı. Doğuda, Osmanlı Devleti'nin son rakibi Mısır-Memlük Devleti, ortadan kaldırılma safhasına getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin, Osmanlı hakimiyetine girerken, Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu'nun zapt edilmesiyle de Anadolu Türk birliği tamamlandı.

    Belgrad'ın fethi
    Ağustos ayı ayrıca önemli fetihlere de şahit oldu. Orta Avrupa'nın belkemiği durumundaki Belgrad, Sırplar'a ait iken Türkler'e karşı savunulamadığı için Macarlar'a terk edilmişti.

    İkinci Murad'ın ve Fatih Sultan Mehmet'in ayrı ayrı gerçekleştirdikleri iki kuşatmadan da kurtulabilen Belgrad, 1521 yılında Kanuni'ye boyun eğdi.

    Belgrad'ın fethi, Türklerin artık Orta Avrupa'ya açıldığını gösterdiği için Avrupa'da büyük yankı uyandırdı. Belgrad, bu tarihten itibaren Avrupa seferlerinde en önemli üs konumunda oldu ve "Darü'l Cihad" adını aldı.

    Mohaç Zaferi
    Bundan tam 5 yıl sonra 29 Ağustos 1526'da tarihin sayfalarına yeni bir zafer daha eklendi.

    Osmanlı Devleti'nin 10. Padişahı 1. Süleyman'ın başkomu­tanı olduğu Osmanlı ordusuyla, Macaristan Kralı 2. Layoş komutasındaki Macar ordusu arasında, bugüne kadar yapılmış en büyük savaş olan Mohaç Savaşı gerçekleşti.

    Osmanlı ordusu, Kanuni Sultan Süleyman'ın emir ve komutasında birliklerini Macaristan'a doğru yöneltti. İki ordu Mohaç Meydanı'nda karşı karşıya geldi ve savaşı, iki saat gibi kısa sürede Osmanlı ordusu kazandı.

    Bu savaşta Osmanlı askerinin gösterdiği ce­saret ve kahramanlıkla ortaya koyduğu yenilmezlikle, 31 yaşın­daki genç başkomutanın sevk ve idaresindeki stratejik ve taktik mahareti, kendisinin, dünyanın en ünlü komutanları arasında yer almasını sağladı.

    Ayrıca Macaristan'ın başkenti Budapeşte ele geçirildi ve Macaristan, Osmanlı Devleti'ne bağımlı bir krallık haline geldi.

    Kıbrıs'ın fethi
    Kıbrıs, günümüzdeki ifadesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin fethi de ağustosta gerçekleşen zaferlerden biri olarak tarihte yer alıyor.

    Venediklilerin elindeki Doğu Akdeniz’in en büyük adası olan Kıbrıs, Osmanlılar için coğrafi konumu itibarıyla önem arz ediyordu. Bunun üzerine 1 Ağustos 1571 tarihinde, 2. Selim tarafından fethi istenen Kıbrıs, Lala Mustafa Paşa tarafından fethedildi.

    Kesin egemenlik sağlanan Kıbrıs'ın fethi ile Osmanlı üstünlük kurdu ve böylece İnebahtı Deniz Savaşı'na da zemin sağlandı.

    Erzurum Kongresi
    Öte yandan Kurtuluş Mücadelesi'nde izlenen çizgide önemli ölçüde belirleyici olan Erzurum Kongresi de 23 Temmuz-7 Ağustos tarihlerinde yapıldı.

    Erzurum Kongresi'nde, manda ve himayenin reddedilmesi, ilk kez ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmesi ve ilk kez "milli sınırlar"dan bahsedilerek, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı anda Türk vatanı olan toprakların parçalanamayacağı gibi önemli maddeler yayımlandı.

    Sakarya Meydan Muharebesi
    Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası, Türk ordusunun Yunan ordusu ile Sakarya boylarında yaptığı meydan savaşı olan Sakarya Meydan Muharebesi de yine 23 Ağustos'ta başladı.

    Bu tarihten itibaren gece gündüz aralıksız süren savaşta, Mustafa Kemal Paşa, yeni bir savaş stratejisi uygulayarak ordularına, "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz..." emrini verdi.

    Türk askeri, bu emre uyarak vatanını canla başla savundu. Bu amansız mücadele, bütün şiddetiyle 22 gün 22 gece sürdü. Bütün cephe boyunca saldırıyı sürdüren Türk ordusu, 13 Eylül 1921'de Sakarya ırmağının doğusundan Yunan kuvvetlerini temizledi.

    Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı.

    Büyük Taarruz
    Devamında Büyük Taarruz'la düşmanı tamamen yok etmek için hazırlıklar başladı ve 1922 yılı ağustos ayına kadar sürdü.

    Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı ordu, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. 30 Ağustos'a kadar çembere alınan düşman kuvvetleri, Dumlupınar'da aldığı darbe sonucu kaçmaya başladı.

    Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" emrini verdi. Böylelikle, Yunan ordusu İzmir'e kadar takip edildi ve 9 Eylül 1922 tarihinde ise İzmir'den çıkarıldı.

    Tüm bu zaferler, Türk ordusunun başarısı olarak tarihe altın harflerle yazıldı.

    https://www.aa.com.tr/...osta-yazildi/1239299
  • PREVEZE DENİZ SAVAŞI

    Barbaros Hayreddin Paşa’nın ikinci adalar seferi sırasında Ege Deniz’indeki Kiklad ve Sporad adaları fethedilmişti.(1538) Bu sefere Anadolu eyaletinden 19 sancak katılmış ve bu sancakların bazıları Cezayir-i Bahr-i Sefid ve Kapudani eyaletini desteklemek için sonrasında bu eyalete bağlanmıştır. Unutulmamalıdır ki Cezayir-i Bahr-i Sefid ve Kapudani eyaleti ilk ve tek deniz beyberbeyliği dir. Barbaros Hayreddin Paşa’ya Cezayir beylerbeyi dense de “kapudan” ve “kapudan paşa” sıklıkla kullanılmaktaydı.



    25 Ekim 1544 tarihli fermanda Kanuni Sultan Süleyman kendisine “kapudanım” diye samimiyetle hitap etmiştir. Denizciliğin dünya ticareti ve feth olunan toprakların kontrolü için önemi tamamıyla anlaşılmıştı.

    Barbaros’un Akdeniz’deki hakimiyet mücadelesinde en önemli başarısı ise Türk denizciliği için bir dönüm noktası olan Preveze Deniz savaşıdır. Bu savaşın kazanılmasında Barbaros’un taktik dehasının yanında donanmadaki gemi türlerinin de etkisi oldu. Hepimizin bildiği gibi Preveze zaferiyle Hıristiyan dünyası Akdeniz’deki hakimiyetini Türk dünyası karşısında kesin olarak kaybetti. O zamana kadar bir kara imparatorluğu görünümünde olan Osmanlı İmparatorluğu’nun artık bir deniz imparatorluğuna dönüştüğü görüldü.

    İkinci adalar seferinde Ege Denizindeki adaları birer birer ele geçirirken, Kapudan Paşa yıllardır azılı rakibi olan Andrea Dorya’yı arıyordu. Cenovalı Andrea Dorya Habsburg Hanedanından V. Charles tarafından; kendisine danışmadan istediğini yapma yetkisiyle donanmasının “Admiralissimo”su yapıldı ve bunun bilgisini İtalya’daki bütün topraklarının valilerine yollamıştır. Bundan cesaret alan Andrea Dorya, Barbaros ile denizde karşılaşma olasılığına karşı yeni yandaşlar arayışındaydı.

    Benzeri yetkiler Barbaros Hayrettin Paşa’ya da Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilmişti. Sultan Süleyman 1533 yılı Aralık ayında Barbaros’u Istanbul’a davet etmiş, Barbaros Padişahın izniyle önde bordası geniş altın yaldızlı bir kuşak ile çevrilmiş yeşil renkteki gemisiyle Istanbul’a gelmişti. Tersane direkt emrine verilmiş, Gelibolu Kaptanlığı, Cezayir Beylerbeyliği ile Kaptan-ı Derya’lık artık kendisinin olmuştu. Donanma oluşturmak, bütçe tanzim etmek, gemiler için denizci ve savaşçı toplamak, bunları eğitmek, taarruz etmek, barış yapmak ve hatta vergi toplamak gibi olağanüstü yetkileri vardı.

    Preveze Deniz Savaşı Hristiyan dünyası ile Türk dünyasının savaşı olduğu kadar 16. Yüzyılın iki büyük amirali olan Andrea Dorya ve Barbaros Hayrettin Paşa’nın da savaşıydı.

    Avrupa müttefik donanması olan Şarlken (V. Charles) imparatorluğu, Cenova, Venedik, Papalık, Portekiz, Napoli, Sicilya ve Malta donanma kumandanları Korfu adasında toplanmışlardı. Cenova ve İspanya Filosu 52 kadırga ve 1 büyük kalyondan oluşmaktaydı ve Amiralleri Andrea Dorya’ydı. Venedik Filosu 70 kadırga ve 10 karakadan oluşmaktaydı ve Vincenzo Capello ile Kondo Lambro amiralleriydi. Papalık Filosu 30 kadırgadan oluşmaktaydı ve Antonio Grimani komutasındaydı. Malta Filosu 10 kadırga, İspanya ve Portekiz filosu 80 barça büyüklüğündeydi ve amiralleri de Franco Doria’ydı. Napoli ve Sicilya filoları da 49 karaka ve barçadan oluşuyordu. Amiralleri de Alexandr Kondelmiaro idi. Toplam filo 302 parçadan oluşmaktaydı. Andrea Dorya yeğeni Giovanni Andrea Dorya’yı da yanında getirmiş ve yetkisine gemiler vermişti. Ayrıca 300’e yakın korsan ve nakliye gemisi de bu filoya eşlik etmekteydi. Andrea Dorya 22 Eylül’de 49 kadırga ve 50 barça ile korfu’ya geldi.



    Kapudan Paşa donanma ile İstanköy açıklarında bulunduğu sırada düşman hakkında gerekli istihbaratı toplaması için Turgudca (Turgud Reis) Kaptanı göndermiş ve bu keşif donanması kırk parça düşman kadırgasına rastlamışlardı. Düşman gemileri de Preveze’de bulunan Papalık amirali Grimani’yi haberdar etmişlerdi. Müttefik donanması da Kapudan Paşa’nın gelmekte olduğunu anlamıştı. Kapudan Paşa süratle ilerleyerek yolu üstündeki Kefalonya adasını top ateşine tutmuş sonrasında Preveze’ye varmış ve üç seri gemisini istihbarat ve esir almaları için düşman sahillerine baskına göndermişti.

    Bir kayıkta yakalanan esir sayesinde müttefik donanmasının tam yerinin Korfu adası olduğunu öğrenmişti. Ayrıca Barbaros Preveze kalesini tamir edip, Akceom Kalesini ele geçirerek körfezin ağzını tamamıyla kontrolüne almıştı. Türk donanması kürekli yani çekdiri (kadırga) sınıfından olan yüz yirmi iki parça gemiden ibaretti. Gemi mürettebatından başka gemilerde yeniçeri ve tımarlı sipahiler vardı. Gemilerin baş taraflarında üçer adetten oluşan uzun menzilli 366 adet top bulunmaktaydı. Kemal Reisten itibaren büyük ve uzun menzilli toplar kullanılmaya başlanmıştı. 25 Eylül 1538’de Andrea Dorya kumandasındaki müttefik donanması Korfu’dan güneye doğru seyre başladı. Bu gemilerde iki bin beşyüz top ve altmış bin asker vardı. Türk donanması müttefiklere kıyasla üçte bir az gemi ve on altı da bir top adetine sahipti. Türk donanmasında sadece sekiz bin savaşacak levend bulunmaktaydı.

    Kapudan Paşa Preveze körfezinde bulunurken müttefik donanması geldi. Daha öncesinde kumandanları ile görüşen Barbaros Sinan Bey’in ısrarı üzerine Akceom Burnuna asker ve top çıkartmıştı. Gemilerde bulunan yeniçeriler oraya gittiler. Barbaros da donanma kaptanlarını toplayarak “Direklerinizi aşağı alın ve tertibinizce kol kol saf saf olup beni gözetleyin. Her ne edersem siz de öyle edin.” emrini vermişti. O dönemde gemilerin sahip olduğu ağır donanımlar sökülüp hava koşullarından korunması için limanlarda bırakılırdı. Savaş öncesinde kadırgaların sahip olduğu yelkenler indirilip güvene alınır hatta güvenli bir liman varsa yelkenler limanda bırakılırdı. Ayrıca Gavazat-ı Hayrettin Paşa da kendisi “Allah izin verip de bu donanmanın arasında girip cenge başladığınız zaman sakın ola ki mal ve esirlere meyletmeyin hemen geriden gelen gemileri topa tutup batırın ve işinizi sağlama alın. Burada bütün istediğimiz, hedefimiz kadırgaları ele geçirmek olsun. Eğer Allah takdir etmişse mal mülk hepsi daha sonra sizin önünüze gelir.” demiştir. O zamanki deniz savaşlarının temel mantığında müstahkem mevkiiyi elde tutarak kıyıdan denize doğru saldırı yapmak yatıyordu. Çünkü kürekli gemilerin yoğunlukta olduğu bu dönemde karadan uzaklaşmak karadaki müstahkem mevkiinden gelecek topçu desteğinden mahrum kalmak demekti. Fakat Barbaros’un komutanlarına verdiği emirlerden de anlaşılacağı üzere aklında taarruz bulunmaktaydı. Preveze önüne gelen müttefik donanması Akceom sahiline keşif müfrezeleri gönderdiyse de orada mevkilenmiş olan yeniçerilerin tüfek ateşiyle karşılaşmışlardı ve müttefiklerin çıkarma harekatı sonuçsuz kalmıştı . Ancak düşman kadırgaları oradaki yeniçerileri top ateşi altına alınca ağır kayıplar veriliyordu . Bunun üstüne gönüllü gemilerinden Turgud Reis, Ali Köle, Güzelce Mehmed ve Sadık Reis komutasındaki 20 kadırga karada bulunan Murad Ağa’ya yardım etmek için Preveze körfezinden çıktılar. Türklerin top ateşi karşısında düşmanın çektirileri(kürekli gemileri) kalyonların gerisine çekilmeye mecbur oldular. Düşman kalyonlarının bazıları demir almış bazıları ise demirleri kesip bir an evvel sahilden uzaklaşmaya başladılar. Kürekli gemiler kalyonlara(yelkenli gemilere) halat vererek onları çekiyorlardı. Türklerin yoğun top ateşi karşısında Andrea Dorya geri çekilmek zorunda kaldı.(26 Eylül 1538) Bunun üstüne Barbaros geriye dönüp karaya çıkardığı askerleri ve topları tekrar gemilere geri aldı ve gemileri savaş düzenine hazırladı. Gece yarısı düşmanı takibe çıktı. bu sırada rüzgar müttefik donanmasının lehine esiyordu.

    Andrea Dorya birinci çarpışmadan sonra gece yarısı Kefalonya adasının İncir limanı burnu tarafına gelerek (başka bir rivayette Ayamavra adası tarafında olduklarını söyler) gemileri demirleyip birinci çatışma hakkında görüşmeye başlamışlardı. Kendi aralarında İnebahtı üzerine yürüyüp Barbaros’u savaşmak zorunda bırakacakları üzerine planda anlaşmışlardı ki Türk donanmasının kendilerine doğru gelmekte olduğunu öğrendiler. Çünkü Turgud Reis komutasındaki keşif filosu Zoana Burnu açıklarında Venezia Kalyonunu batırmıştı. Barbaros da düşman donanmasının İnebahtı planını tahmin ediyordu ve İnebahtı’da savaşmanın kendilerine dezavantaj oluşturacağını biliyordu. İlk başta düşmanın Korfu’da olduğunu zannediyordu. Paksos adasına doğru harekete geçmişti. Fakat düşman donanmasının İncir Limanı Burnu’nda olduğunu öğrenince rota değiştirerek güneye yöneldi ve 6 mil açığa çıktı.



    Andrea Dorya’da zamanının en büyük denizcilerinden biriydi ve Barbaros’un bu manevrası üstüne aslında geri çekilmek istedi ama diğer amiraller sayı üstünlüğünün kendilerinde olduğunu belirtmek baskısıyla Andrea Dorya’yı savaşa ikna ettiler. Osmanlı donanması 4 filoya ayrılmıştı. Turgud Reis ihtiyat filosunu yönetiyordu. Görevi ise saldırıya uğrayacak zayıf noktalara destek vermek ve fırsat buldukça düşmanın yan saflarına baskı yapmaktı. Asıl muharebe hattı ise 3 filodan kurulmaktaydı. Sağdaki filoya Salih Reis, soldaki filoya Seydi Ali reis ve ortada filoya Barbaros Hayrettin Paşa kumanda ediyordu. Anlaşıldığı üzere Barbaros zayıf taraf olduğu halde açık deniz savaşı düzenine geçmişti. Müttefik donanması ise borda nizamında ve büyüklüklerine göre birbirlerinin ardında 3 kat halinde kalmışlardı. Andrea Dorya gemilerini uzakta ve derinlemesine tertiplemişti.

    Ters rüzgarla kıyıya sürüklenmekten korktuğu için manevra alanı olması için uzağa çekilmişti. En öndeki ve en arkadaki gemilerin arasında 15 mil mesafe vardı. Düşman donanması gemiden gemiye aktarılan ve rampa usulüne göre savaşa hazırlıklıydı ve levend adedi olarak Türk donanması bu savaşı asla tercih edemezdi. O dönemde düşman gemilerine rampa edilerek yapılan savaç usulü yüzünden kadırgaların hafif ve kürekçilerin dinç olması gerekiyordu. Ayrıca düşman gemisini mahmuzlama da ancak dinç kürekçilerle olurdu. Bu yüzden kürekçilerin dinlenmesi ve savaşa yorgun bir şekilde girmelerini önlemek için kadırgalar mümkün olduğunca limanlarda tutulur, güverte üstü brandalarla kapatılır ve geminin az olan su ve yiyecek stokları kullanılmaz, limanda tedarik yapılırdı. Preveze körfezinde forsalar (kürekçiler) dinlenmiş ve savaşa hazırdı.

    Akdeniz kıyılarını ve iklimini çok iyi bilen Barbaros, özellikle kadırgaları tercih ediyordu. Çünkü Orta Akdeniz’de durgun havalar günlerce sürerdi ve yelkenli gemiler koylarda ve küçük limanlarda kullanışlı değillerdi. Ayrıca yelkenli gemiler seri hareket demiyordu ve manevra kabiliyetleri azdı. Kadırgalar süratle hareket ediyor ve sığ yerlerde manevra yapabiliyorlardı. Hava şartları Barbaros’un istediği gibi olmuş ve uzaktan düşman donanmasını dövmeye başlamıştı. Rüzgarın kesilmesi yüzünden hareketsiz kalan düşman gemilerini önde bulunan uzun menzilli toplarıyla dövüyor düşman donanmasının top menzilinden kürek yardımıyla hızlı manevra yaparak uzak kalıyordu. Şayet bordalama yapılacaksa, toplar mümkün olduğu kadar yakından ateş ediliyor, düşman gemisi bunun sarsıntısı içindeyken yanaşıp kanca atılıyordu. Müttefik donanmasının kanatları ister istemez muharebeye girdi fakat merkezde başarılı olamadılar.

    Düşman merkez hattında ateş gücü yüksek kalyonlar vardı fakat rüzgar yüzünden hareketsiz kaldılar. Andrea Dorya kendileri için avantajlı olduğunu bildiği yakın savaşı yapabilmek için kalyon tarzına benzeyen bazı türk gemilerinin arkasını çevirmeye ve gemileri barçalar ile çektiriler arasına almak için manevra yapmaya çalışsa da Türk gemicileri kadırgalarıyla ve toplarıyla buna mani oldular. İlk hattı yarıp geçen Türk gemileri düşman filosunun dengesini bozdu. Bir kaç saat süren bu muharebeden sonra düşman donanmasının ön hatlarındaki karakalar tamamen tahrip edildi, Dorya ikinci hattaki gemileri harekete geçirmek isterken Barbaros tekrar hücum emri vererek düşman donanmasının dağılmasına sebep olacak yarma harekatını gerçekleştirdi ve Dorya’nın kadırgalar filosuna yöneldi.

    Etkin manevralar sayesinde taktik üstünlüğü eline geçirdi. Turgud Reis de geriden taarruz ederek hepimizin bildiği “Hilal Taktiği”ni (Türk Çemberi) uygulayarak düşman donanmasını tamamen savunmasız hale getirdi. Andrea Dorya yardım isteyen müttefik donanmasının gemilerine yardım bile etmeden ve denizcilik tarihinde utanç olarak adlandırılacak olan tüm fenerlerini söndürerek savaş alanından kaçtı. 5 saat süren bu muharebeden sonra düşmandan otuzaltı kadırga ve firkate ve üç bin esir alındı. Bu savaş 1538 yılı Eylülünün yirmi yedisinde kazanıldı ve şanlı tarihimize adını yazdırdı. Türk Donanmasının en güçlü isimleri Hasan, Sinan, Şaban, Salih, Seydi Ali, Turgut, Murat, Güzelce Mehmed ve Sadık Reisler bu savaştaydılar. Daha bir yıl önce Avlonya’da kendisine hil’at giydirilen Piri Reis de bu savaşta yer almıştır. 1560 yılındaki Cerbe ve daha sonra da Trafalgar’da Amiral Nelson tarafından Barbaros’un uyguladığı şekilde, filo gemilerinin kol düzeninde düşman safları arasından geçerek ilerlemesi taktiği uygulanmıştır. Barbaros Hayrettin Paşa’ya ve izinden giden tüm denizcilere hürmet ve minnetle…

    Kapt. Faruk Emre Yıldıran

    faruk@yildiran.com 25.09.2018 - İnebolu

    Kaynakça: Osmanlı Tarihi Cilt-II (İsmail Hakkı Uzunçarşılı) Osmanlılar ve Deniz (İdris Bostan) Osmanlı Akdeniz’i (İdris Bostan) Türklerin Tarihinde 30 Büyük Deniz Savaşı (Gökhan Atmaca-Doğan Tanrıverdi) Osmanlı Deniz Savaşları (Süleyman Nutki) Kürekli ve Yelkenli Osmanlı Gemileri (İdris Bostan) Osmanlı Bahriye Teşkilatı: XVII. Yüzyılda Tersane-i Amire (İdris Bostan) Tarih Boyunca Türk Yelkenli Gemileri (Ahmet Güleryüz) İstanbul Türk Denizcilik Tarihi Bildirileri


    https://www.denizhaber.com/...i-makale,101193.html