• 238 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Dede Korkut eserleri kültürümüzün zenginliği ve sahip olduğumuz milli ve manevi değerler ile bezeli.Okuruna “Tanrının birliğine yoktur güman” sözünü tekrarlatırken imanını tazeletiyor bir bakıma.Dağların yıkılmasın,gölgeli büyük ağaçların kesilmesin,taşkın suların kurumasın” diye niyazda bulunurken ne kadar doğayla iç içe ve çevreci olduğumuzu gözler önüne seriyor.Kahramanları kah suyla,kah kurtla,kah ağaçla,atla söyleştiriyor.Sürekli hana seslenişi ve duada bulunuşu devlete olan bağlılığımızın köklerinden izler taşıyor.Eserleriyle devleti yöneten ve yöneteceklere dolaylı yollardan yol gösteriyor.Bohaç Han’ın babasının onu vurmasına rağmen babasına saygısını yitirmeden ona yardım etmesinde,herkesin korktuğu Deli Karçar’ın pirelere yenilmesinde ,Uruz’un kesilmek pahasına namusuna halel getirmemesinde,Bamsı Beyrek’e hediye gelen güzel kaftanını sırayla giymeleri için arkadaşlarına vermesinde türlü dersler vardır.Bamsı Beyrek ile Banu Çiçek’in aşkları dillere destan.Kitap baştan sona kahramanlık ve yiğitlik örnekleriyle dolu.Doğaüstü olaylar anlattıklarına farklı bir tat katıyor.Eserlerinde kötüler kahr-u perişan olurken iyiler ve doğruluktan şaşmayanlar hep kazanıyor.Satırlar arasında cenkten cenke koşarken aralardaki şiir tadında söyleşilerle zihninizin bir köşesinde Korkut Ata derler bir ozan kopuzuyla tıngırdıyor.O ara nesirle nazım birbirine giriyor.Velhasıl Dedem Korkut’un eserlerini bir kalıba kondurmak zor,varın adını siz koyun.Onun eserleri için söylenebilecek en kolay şey,okunması gerektiği.Eserlerinin Vatikan ve Dresden’de olması üzücü olsa da Dedem Korkut’un Unesco’nun kültür mirası listesine girmesi sevindirici bir gelişme.

    Rahmetli Muharrem Hoca kitabının önsözünü şöyle bitirmiş:” Dede Korkut kitabı Türk çocuklarının ruh ve kafa yapısını tek başına sağlam tutacak kudrette ve karakterde bir eserdir.Bu kitabı okuyan ve hazmeden bir Türkün kolay kolay yolunu şaşırmayacağı emniyetle söylenebilir.Her Türkün evinde bulunması lazım gelen bir aziz ve yüce kitabın milli kültürün ruhlara sindirilmesinde açacağı çığır milletimizin geleceği için büyük bir teminat olacaktır.” Çocuklukta zihinlerimize doldurulan şeylerin öneminden dem vuracak değilim ama bu konuda seçici ve hassas olunması gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim.Cadıların süpürgelerine binip uçtuğu,hilebaz kurtların türlü kılıklara girdiği,aynaların kibir okşadığı masal ve hikayeler bize ve nesillerimize katkı sağladığını düşünmüyorum.Çocuklarımız her çetin işin başında Tanrı’ya sığınan,adı güzel Muhammed’e salavat getiren Dede Korkut’un yiğitlerinden bihaber büyümemeli.Anamızın ak sütü gibi pak kültür hazinelerimizle çocuklarımızın zihin ve gönül dünyalarının zenginleştirilmeli.

    Dedem Korkut ad konulacak,kız istenecek,akıl danışılacak her yere yetişmiş zamanında,şimdilerde yol gösterecek aksakallı pir-i fanileri arıyor gözlerimiz.O zaman şöyle bitireyim bende incelememi:

    Dedem Korkut bu dünyaya geldi geçti
    Kervan gibi kondu göçtü
    Onu da ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya