• 64 syf.
    Çok yorgunuz... Bu bi'nevi tükenmişlik sendromuna terk edilme hali...

    Çünkü artık gücünüz oranında varsınız, 19. yüzyılın düzeni, 20. yüzyılın disiplini bitmiş ve artık 21. yüzyılda performans raporları sunuluyor karşımıza. Gücünüze ve zamanınıza, yani gençliğinize mal olacak olan bu savaş sonunda yorgunluktan ötede bir yerde tükenmişlik yaşayan insan yığınlarını yaratılıp sonunda bir kenara atılıyor artık.

    Byung-Chul Han 64 sayfaya kısa ve net o kadar anlamlı tespitler sığdırmış ki günümüz insanının ve önümüzdeki bir kaç neslin de yaşayacağı acı tecrübe bu olacak.

    Bu kısacık ama sosyolojik tespitlerin en iyilerini bünyesinde barındıran eseri mutlaka okuyun derim. Gözardı edilmemesi gereken kitaplardan. Hatta genel olarak Chul Han okuması yapmalı. Bu kadar iyi bir kitap beklemiyordum açıkçası.
  • 315 syf.
    ·Puan vermedi
    Mühürler Diyarı’nda herkes sol kolunda bir doğum lekesiyle dünyaya gelmektedir. Bu leke zamanla bir rakama ya da mühre dönüşerek sahiplerinin kaderini şekillendirmektedir. Peki ya böyle bir dünyaya lekesiz bir bebek gözlerini açarsa?

    Naren isimli küçük bir sahil kasabasındaki yetimhanenin önüne “lekesiz” bir bebeğin bırakılmasıyla başlayan serinin ilk kitabında edebiyat dostlarına; Deha, Deniz, Dilara ve Sayel’in etrafında gelişen maceralarla bir yandan Mühürler Diyarı tanıtılırken, diğer yandan Ecem’in geleceğini şekillendirecek olayların nasıl geliştiği sürükleyici bir üslupla anlatılmaktadır.

    Fantastik edebiyatın ilgi duyan tüm okurları Naren’de başlayıp Malna’ya kadar uzanan sımsıcak bir hikaye bekliyor…

    Kitabın yazarı arkadaşımın eşi .Serinin 2.kitabını merakla beklıyorum..
  • 315 syf.
    Çok güzel bir seri.Kitap öyle akıcıydı ki konusu, kurgusu çok iyiydi. Mühürler Diyarında her doğanın sol kolunda doğum lekesi vardır. leke sayı veya sayıya benziyor ise özelliği katlayıcıdır. Yani mühürlülerin güçlerini katlar. şekil varsa mühürlüdür. Bir gün, bir bebek doğarki lekesi yoktur. Serinin ilk kitabı buydu, 2019 Nisan ayında çıkmış. Sonraki kitapları heyecanla bekliyorum.
  • 64 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Yorgunluk Toplumu.
    Kitap incecik fakat bir çırpıda okunabilecek bir kitap değil. Heidegger, Hegel, Nietzche gibi isimlerden bolca alıntı mevcut. Bu sebeple kitap öncesinde ön okumalar gerekmekte. Örneğin Performans Toplumunu anlamadan önce Foucault’un Disiplin Toplumunu bilmek gerekir.
    Terimlerin yoğunluğu sebebiyle dili oldukça ağır geldi.
    Bir bölümde Herman Melville’nin Katip Bartleby kitabından bahsediliyor. Ben bu kitabı okumadığımdan ve daha öncesinde konusunu bilmediğimden biraz zorlandım. Ama bu kitabı da okunacaklar listeme ekledim.
  • 64 syf.
    ·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
    "Her çağın nevi şahsına münhasır hastalıkları vardır."
    Bizim çağımızın hastağı ise depresyon ve tükenmişlik. İnsani ilişkilerimizi birer yarış ve kovalamacaya çeviren bir çağda yaşıyoruz çünkü...
    .
    "Şeffaflık Toplumu" ile tanıştım Byung-Chul Han'ın alanı biraz daha genişletti "Yorgunluk Toplumu" kitabı tespitleri ile gerçekten de hayranlık uyandırıcı ve aktüel psikolojik rahatsızlıkların sosyolojik nedenleri anlamak açısından oldukça başarılı bir kitap. Eskiden kölelik ve işçilik sebebiyle mecburiyet durumlarında yapılan işler neticesinde oluşan yorgunluk şimdi kişinin kendi özgür iradesi ile yaptığı seçimler neticesinde yapılan fiillerin sonucu ortaya çıkıyor. Yani insan özgür olduğunu sanarak kendi mecburiyetleri oluşturur. Bu hal "Hem Av Hem Avcı" olma halidir. Yani diyebiliriz ki günümüz topluma artık Foucault'un bahsettiği hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler, kışlalar ve fabrikalardan oluşan insanların mecburen orada bulunduğu bir "disiplin toplumu" olmaktan çıktı. Bunların yerini fitness salonları, bürolardan oluşan gökdelenler, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri gibi insanın orada olmak için can attığı yerlerden oluşan "performans toplumuna" dönüştü. Sakinleri de emredilen şeylere itaatkar özneler değil, performans öznesi haline geldi. Yani yarış içinde hep önde olan performansı gerçekleştirme arzusu insanların benliğini sardı. Günümüz toplumu kendi oluşturdukları meşguliyetlerinden sıyrılamayan, devamlı hareket halinde ve devamlı yorgun insanlar meydana getirdi. Bu hal ise mutsuz olan ve devamlı mental rahatsızlıklar duyan insanları ortaya çıkardı..
    .
    Kendi kendine kuran, kendi seçimleri sebebiyle devamlı meşgul olan ve yorulan insanı anlatan bir kitap için daha güzel bir kapak seçim olamazdı..
    .
    Unutmadan hepimiz yorgunluk toplumunun yorgun bireyleriyiz....
  • 144 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bana göre bir şairi anlamanın en iyi yolu onun hayatına bakmaktır. Ancak Cahit Zarifoğlu için şair ve şiir birbirinden ayrılmalıdır.


    "Çoğu kez şiirin şairden bağımsız olduğunu düşündüm. Bu nedenle olacak şairliğime hiç sahip çıktığım olmadı. Yazdığım şiirle ilgili sorularla karşılaştım mı çok rahatsızım. Gide gide her türlü şiir sorusuna kızıyorum. Neredeyse 'dokunmayın şiire' diyeceğim.(...) Şiir kendisi var. Bir rastlantıyla değil, tersine bir özel iradeyle çıkıyor yeryüzüne." Cahit Zarifoğlu

    Bu yüzden ona saygı duyarak hayatını şiirleriyle bağdaştırmayarak okudum bu kitabı. Çünkü o şiirlerinin ayrı bir dünya olmasını, kendisinin ayrı bir dünya olmasını istemiş. Eğer böyle istediyse ben de bu düşüncesine uyarım diyerek başladım kitaba.

    Kitapta onun hayatında bilmediğim yönlerini okumak hoşuma gitti. Yazarın sade dili, sizi onun dünyasına davet ediyor. Bir de hoşlandığım durum kitapta hayatını anlatırken yazarın kaynakçalardan yararlanması oldu. Bu sayede okuduklarınızın yaşandığına şahit olacaksınız. Kaynakçalarını sadece Cahit Zarifoğlu'nun eserlerinden değil arkadaşlarının onun hakkında yazdığı eserleri de içene alarak oluşturması benim hoşuma gitti. Bu sayede bu kitapta onun hakkında kafanızda oluşacak düşünce netleşecektir.

    "Bir ardıç ağacında hayatı gören Cahit Zarifoğlu o ağaç kadar yalnız, o ağaç kadar bereketli bir ömür geçirmiş; bu dünyada cismen hızlı ve fakat baki bir sesi yakalamayı başararak aramızdan ayrılmıştır. Hem nazmında hem de nesrinde kendi üslubunu yakalayabilen ender sanatkarlardandır."

    Bu yalnızlık kimi zaman çocukluğunun acısı olmuş, kimi zaman kendi isteği ile yalnız kalmış, kimi zaman da onu anlamadıkları için yalnız kalmış.

    Yaşamını kuvvetsizliği ile çabasını bir arada tutarak yani acz ile ceht arasında bir ömür yaşamıştır.

    Onun şiirinde önemli olan merkezde şiirin olmasıdır. Diğer tutkuları ise şiirine ve şairliğine katkıda bulunmuştur.

    Okuduğum bir makalede;

    "1960’ların ortasından itibaren ilk şiirleri yayımlanmaya başlayan Cahit Zarifoğlu, 70’lerin sonuna kadar şiir üzerine çok az yazmış ve kendisiyle çok fazla söyleşi yapılmamıştır. Dolayısıyla elimizdeki onun ilk dönem şiir anlayışını yorumlayabilmek için sınırlı sayı- da metin vardır. Buna rağmen bu az sayıdaki metinden yola çıkarak Zarifoğlu’nun İşaret Çocukları’nı (1969) ve Yedi Güzel Adam’ı (1973) yazdığı dönemlerde nasıl bir şiir anlayışına sahip olduğunu saptamak mümkün. 1974 yılında Gelişme dergisinde yayımlanan hayli uzun bir söyleşi, Zarifoğlu’nun ilk dönem poetikasını yorum- lamaya olanak veriyor.
    Bu söyleşi daha başlığıyla belli bir şiir anlayışını ele vermektedir: “Hiç Kimse, Şu ya da Bu Şiiri Anlamak Zorunda Değildir. Şiirimi Bana Şikâyet Ediyorlar. Anlamıyorsa Niye Rahatsız Oluyor Bilmem? Ben de Botanikten Hiç Anlamam.” Her ne kadar bu söy- leşide “edebiyatın teoriğini yapmaktan hoşlanma[dığını]” ısrarla vurgulasa da, Zarifoğlu daha bu sözüyle bile teorik bir duruşa sa- hip çıkmak zorunda kalır. Bu teorik duruşun başka yansımalarını —özellikle şiirin anlamsız bulunması noktasında— aynı söyleşide bulmak mümkündür.
    Söyleşiyi yapan Nazif Gürdoğan, yalnızca Zarifoğlu’nun değil bütün İkinci Yeni şairlerinin ve İkinci Yeni sonrasındaki şiir dilinin özerkliğini savunanların muhatap olduğu şu soruyu şaire sorar: “Şiirinizdeki imaj bolluğu vurgalamak istediğiniz ana temaları bi- raz gölgelemiyor mu?” Cahit Zarifoğlu, biraz kapalı biçimde sorul- muş bu soruyu açıklığa kavuşturarak “imge” ve “anlam” arasındaki o süreğen çatışmayı ortaya koyacak şu cevabı verir:
    İmaj bolluğu mu? O da nereden çıktı. [...] Bu imaj bolluğu sözünü getirip, bana bazı kişilerin söylediği gibi, siz de —kapalı bir şekilde— şiirlerimin anlamsızlığından dem vuracaksınız. Sorunuzun arkasın- daki asıl soru bu... Bunlara karşılık olarak, şunları hemen söylemem mümkün: [...] Hiç kimse, şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değildir... Şiirimi bana şikâyet ediyorlar. Anlamıyorsa niye rahatsız oluyor bil- mem? Ben de botanikten hiç anlamam...pardon ekonomi diyecek- tim...Neyse; o ya da bu; daha anlamadığım bir sürü şey var. Bilmek zorunda da değilim.


    “Anlam” ve “imge” arasındaki bildik çatışmada kendi şiirini imge cephesinden savunan Zarifoğlu, bu savununun kaçınılmaz sonucu olarak, okurdan bir entelektüel sermaye talep ettiğini de dile getirir:
    Ama biliyorum ki bu tarzda konuşmaya hakkım yok. Zira belirli yerler- de yazıyorum. O belirli yerlerin çok belirli yönleri ve amaçları vardır. Ve o amaç üzerindeki her şey belirgin olsun istiyorlar. Sloganlara kayalım, didaktik olalım ve söylev dili kullanalım istiyorlar herhalde. Bilirsiniz “ayran kabartmak” denir buna...Gelişmemiş okuyucuda bu vardır. Hedefe dürbünle bakmak gibi bir şey bu. Yürümeye başlarsan, ne uzun yollardan geçmen gerekir.

    (...)


    Cahit Zarifoğlu da, herkesin şiirden anlaması gerekmediğini dile getirirken şiiri botanikle ya da ekonomiyle karşılaştırmayı tercih eder. İddiası açıktır: Nasıl botaniğin ya da ekonominin kendine ait bir bilgisi varsa, şiirin de kendine ait bir bilgisi vardır ve şiir ancak bu bilgiye sahip olanlar tarafından anlaşılabilir. Bu talebin “imge” tartışmasında gündeme gelmesi de rastlantı değildir elbette. Şiiri anlamak isteyenler, önce gündelik dilin “anlam” talep eden anlayı- şından sıyrılmalı ve şiirin “imge” kavramında cisimleşmiş bilgisine sahip olmalıdır. Elbette böyle bir şiir herkese değil, ancak belli bir kitleye açık olacaktır."


    "Cahit Zarifoğlu’nun ilk şiirlerinde büyük oranda Cemal Süreya’nın etkisinde kaldığı hemen görülür. En başta sentaksı bozmada Cemal Süreya’dan çok şey öğrenmiş gibidir Zarifoğlu. Cemal Süreya bu ilişkiyi şöyle ifade eder: “Zarifoğlu’nun şiiri başlangıçta benimkiyle Sezai Karakoç’unki arasında kendine yer arar. O ara bana daha yakın olduğunu söyleyebilirim. Giderek kendini buldu.”"
    1970'lerdeki şiiri;

    "Başlangıçta şiir sadece kendimden yola çıkarak, şairliğimden yola çıkarak yazıyordum. Zamanla angaje oldum. Aktüalitenin zorlamaları, yönlendirmesi oldu. Hama olayları cereyan ediyor. Onbinlerce temiz müslüman katlediliyor. Çocuklar, kadınlar. Derken içerde acılarımız... derken Afganistan...Kayıtsız kalamıyor ve bir şair olarak, görev duygu- sunun baskın olduğu şiirler yazıyorsunuz. Bu şiirlerin elbette, ayağının anlam olarak yere basması gerekli."

    Cahit Zarifoğlu'nun şiir serüvenini kendi ağzıyla okuyalım:

    “Şiir kitaplarımın isimlerine sırayla bakarak gerçekten özel bir serüvene tanık olmak mümkün. İşaret Çocukları bir bakıma işaret edilen, gös­terilen, seçilen çocuklardır. Bunlarda birtakım manevî yetenekler vardır. Bunlar büyürler ve “Güzel Adamlar” olurlar. “Yedi Güzel Adam” başlıklı kitap ve içinde yer alan şiirler, bu güzel adamları anlatır. Fakat bunlar âdeta dünyevî, maddî bir mücadele içindedirler. Evet bir mücadele içindedirler. Soylu bir davanın kavgası­nı yaparlar. İçlerindeki soyluluk, manevî güç bu kitapta daha çok irilik, adale kuvveti, şecaat şeklinde belirginleşir. Öfkeli adamlardır, bunlar. İri gövdelerine, rüzgârlı başlarına rağmen ipince bir yürekleri vardır. Hassastırlar. Âşık olurlar. Sevgilileri, anlatılan bu atmosfer içerisinde biraz belirsizdir. İyi gören gözler, bu şiirleri okuduğunda sevgilinin zaman zaman bir kadın, zaman zamansa manevi bir özellik olduğunu görür. Davadır sevilen. Uğruna mücadele edilen şey İslâmî bir öz. Ama henüz tam yola koyulmamıştırlar. Bir anlamda kabukta seyrederler. İşte bu “Yedi Güzel Adam” kitabından sonra “Menziller” gelir. Bu güzel adamlar belli bir menzile doğru yola koyulurlar. Allah ve Peygamber sevgisi, dünya ihmal edilmeden ön plâna çıkmaya başlar. Ve tasavvufa algılama daha netleşir. İşte son kitabımız olan “Korku ve Yakarış” menzile doğru yol alan güzel insanların, bu müminlerin vardıkları bir makamdır. Korku ve Yakarış makamı. Tüm İslâmî de­yimiyle “Havf ü Reca” makamı. Bütün müminler bu makamda bulunurlar. Kor­karlar Allah’tan ama aynı zamanda umarlar. Beklerler. Allah’ın af ve merhameti­ni, lütuf ve keremini beklerler."

    Biyografi türünde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız bu kitabı seversiniz.
  • ABDULKADİR GEYLANİ
    ABDULLAH YILDIZ
    ABDURRAHİM KARAKOÇ
    ABDURRAHMAN DİLİPAK
    ADEM APAK
    ADEM ERGÜL
    ADEM ÖZKÖSE
    AHMED CEVDET PAŞA
    AHMED GÜNBAY YILDIZ
    AHMED YESEVİ
    AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
    AHMET ANAPALI
    AHMET HALUK DURSUN
    AHMET MAHMUT ÜNLÜ
    AHMET ŞİMŞİRGİL
    AHMET TEKİN
    AKİF İNAN
    ALEV ALATLI
    ALİ EREN
    ALİ ERKAN KAVAKLI
    ALİ FUAD BAŞGİL
    ALİYA İZZETBEGOVİÇ
    ARİF NİHAT ASYA
    ATAULLAH İSKENDERİ
    AYŞE ŞASA
    AZİZ MAHMUD HÜDAYİ
    BAHADIR YENİŞEHİROĞLU
    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
    BEKİR DEVELİ
    BÜLENT AKYÜREK
    CAHİT ZARİFOĞLU
    CEMAL NAR
    CEMİL MERİÇ
    CENGİZ NUMANOĞLU
    CEVAT AKŞİT
    CEVDET KILIÇ
    CÜNEYD SUAVİ
    DİLAVER SELVİ
    DOĞAN CÜCELOĞLU
    DURSUN ALİ TAŞÇI
    DURSUN GÜRLEK
    EBUBEKİR SİFİL
    EBUBEKİR SOFUOĞLU
    EKREM BUĞRA EKİNCİ
    ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR
    EMİN IŞIK
    EMİNE ŞENLİKOĞLU
    ERDEM BAYAZIT
    ERZURUMLU İBRAHİHİM HAKKI
    ESSEYYİD ABDULHAKİM ARVASİ
    EŞREF EDİP
    EŞREFOĞLU RUMİ
    FATİH DUMAN
    FERİDÜDDİN ATTAR
    FUAT SEZGİN
    GÖKHAN ÖZCAN
    HALİL YAŞAR KOLLU
    HALİT ERTUĞRUL
    HALUK NURBAKİ
    HAMDİ DÖNDÜREN
    HARİS EL MUHASİBİ
    HASAN KAMİL YILMAZ
    HASAN NAİL CANAT
    HAYATİ İNANÇ
    İBN HAZM EL-ENDÜLİSİ
    İBRAHİM KALIN
    İBRAHİM PAŞALI
    İBRAHİM SARIÇAM
    İBRAHİM TENEKECİ
    İHSAN FAZLIOĞLU
    İHSAN SÜREYYA SIRMA
    İHSAN ŞENOCAK
    İMAM GAZALİ
    İMAM-I RABBANİ
    İRFAN ÖZTÜRK
    İSKENDER PALA
    İSMAİL BİLGİN
    İSMAİL FATİH CEYLAN
    İSMAİL FENNİ ERTUĞRUL
    İSMAİL LÜTFİ ÇAKAN
    İSMET ÖZEL
    KADİR MISIROĞLU
    KAZIM KARABEKİR
    KEMAL SAYAR
    KUL SADİ YÜKSEL
    MAHİR İZ
    MAHMUD SAMİ RAMAZANOĞLU
    MALCOLM X
    MEHMED NİYAZİ
    MEHMED ŞEVKET EYGİ
    MEHMED ZAHİD KOTKU
    MEHMET AKİF ERSOY
    MEHMET ÇELİK
    MEHMET DOĞAN
    MEHMET YAŞAR KANDEMİR
    MEVLANA CELALEDDİNİ RUMİ
    MİM KEMAL ÖKE
    MUHAMMED BOZDAĞ
    MUHAMMED EMİN YILDIRIM
    MUHAMMED ESAD ERBİLİ
    MUHYİDDİN ARABİ
    MUHYİDDİN ŞEKUR
    Murat Kaya
    MUSA TOPBAŞ
    MUSTAFA ARMAĞAN
    MUSTAFA ASIM KÖKSAL
    MUSTAFA KUTLU
    MUSTAFA NECATİ BURSALI
    MUSTAFA SABRİ EFENDİ
    MUZAFFER OZAK
    MÜMİN SEKMAN
    MÜNİB ENGİN NOYAN
    NECİP FAZIL KISAKÜREK
    NEVZAT TARHAN
    NURDAN DAMLA
    NUREDDİN YILDIZ
    NURETTİN TOPÇU
    NURİ PAKDİL
    NURULLAH GENÇ
    OKAY TİRYAKİOĞLU
    OSMAN NURİ TOPBAŞ
    OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ
    ÖMER ÇELİK
    ÖMER FARUK DEMİREŞİK
    ÖMER NASUHİ BİLMEN
    ÖMER SEVİNÇGÜL
    ÖMER TUĞRUL İNANÇER
    RAİF CİLASUN
    RAMAZAN KAYAN
    Rasim Özdenören
    ROGER GARAUDY
    SAİD ALPSOY
    SALİH ZEKİ MERİÇ
    SAMİHA AYVERDİ
    SEFA SAYGILI
    SELİM GÜNDÜZALP
    SEMA MARAŞLI
    SERDAR TUNCER
    SEVİM ASIMGİL
    SEYYİD AHMED ARVASİ
    SEZAİ KARAKOÇ
    SITKI ASLANHAN
    SİBEL ERASLAN
    SİRACEDDİN ÖNLÜER
    SÜLEYMAN ARİF EMRE
    ŞEMS-İ TEBRİZİ
    ŞEVKİ KARABEKİROĞLU
    ŞEYH SADİ ŞİRAZİ
    ŞULE YÜKSEL ŞENLER
    TAHİRÜL MEVLEVİ
    YAHYA KEMAL BEYATLI
    YAVUZ BAHADIROĞLU
    YAVUZ BÜLENT BAKİLER
    YILMAZ ÖZTUNA
    YUNUS EMRE
    YUNUS KOKAN
    YUSUF KANDEHLEVİ
    YUSUF KAPLAN
    YUSUF KERİMOĞLU

    İİ
  • §edef
    §edef Yorgunluk Toplumu'yu inceledi.
    @sdfs·15 Eyl 2019·Kitabı okumadı
    Her çağın nevi şahsına münhasır hastalıkları vardır diyor Byung-Chul Han.

    Bizim çağımızın ki de depresyon, tükenmişlik.
    Sürekli "yapabilirsin, yapmalısın, katılmalısın, başarmalısın"larla geçen, insan ilişkilerimizi birer yarış pistine çeviren bir çağ.

    Modern dünya insanının artık geçmişteki gibi bir disiplin toplumunda değil “performans toplumu”nda var olduğunu da anlatıyor.

    Hepimiz yorgunluk toplumunun yorgun bireyleriyiz.
  • ADANA: Cevdet Akçalı, Fazıl Güleç, M. Salahattin Kılıç, Melih Kemal Küçüktepepınar, Ali Cavit Oral, Emir H. Postacı, Kemal Satır, Ahmet Topaloğlu, Turgut Topaloğlu, Alpaslan Türkeş, Hüsamettin Uslu.
    ADIYAMAN: M. Zeki Adıyaman, Ali Avni Turanlı.
    AFYON KARAHİSAR: Hasan Dinçer, Hamdi Hamamcıoğlu, Ali İhsan Ulubahşi, Kazım Uysal.
    AMASYA: Yavuz Acar, Salih Aygün.
    ANKARA: Orhan Alp, Oğuz Aygün, Musa Kazım Coşkun, Orhan Eren, İ. Sıtkı Hatipoğlu,. Mustafa Maden, H. Turgut Toker, Aydın Yalçın, Ferhat Nuri Yıldırım, Şerafettin Yıldırım, Mustafa Kemal Yılmaz.
    ANTALYA: Hasan Akçalıoğlu, İhsan Ataöv, Süleyman Çiloğlu, Ömer Eken, Rafet Eker, Hasan Ali Gülcan.
    ARTVİN: Mustafa Rona.
    AYDIN: Nahit Menteşe, İsmet Sezgin, Fikret Turhangil.
    BALIKESİR: İbrahim Aytaç, Cihat Bilgehan, M, Şükrü Çavdaroğlu, Kemal Erdem, Ahmet İhsan Kırımlı, M. Nurettin Sandıkçıoğlu, Osman Tarı.
    BİLECİK: Şadi Binay.
    BİNGÖL: Mehmet Sıddık Aydar, Mehmet Bilgin.
    BOLU: Nihat Bayramoğlu, Halil İbrahim Cop, Ahmet Çakmak, M. Şükrü Kıyıkoğlu.
    BURDUR: A. Mukadder Çiloğlu, Mehmet Özbey.
    BURSA: Cemal Külahlı, Barlas Küntay, Ertuğrul Mat, Kasım Önadım, Mustafa Tayyar, Mehmet Turgut, Ahmet Türkel.
    ÇANAKKALE: E. Kemal Bağcıoğlu, Zekiye Gülsen, Mesut Hulki Önür, Refet Sezgin.
    ÇANKIRI: Nuretin Ok.
    ÇORUM: Yakup Çağlayan, Kemal Demirer, Abdurrahman Güler, İhsan Tombuş, Arslan Topçubaşı.
    DENİZLİ: Sami Arslan, Mehmet Emin Durul, Hasan Korkmazcan, Ali Uslu.
    DİYARBAKIR: Hasan Değer, Behzat Eğilli, Abdüllatif Ensarioğlu, Necmettin Gönenç, Sabahattin Savcı, Nazif Yıldırım.
    EDİRNE: İlhami Ertem.
    ELAZIĞ: Samet Güldoğan, Hayrettin Hanağası.
    ERZİNCAN: Hüsamettin Atabeyli.
    ERZURUM: Sabahattin Aras, Turhan Bilgin, Rasim Cinisli, Rıfkı Danışman, Naci Gacıroğlu, Cevat Önder.
    ESKİŞEHİR: Mehmet İsmet Angı, Şevket Asbuzoğlu, Orhan Oğuz, Seyfi Öztürk, M. Şemsettin Sönmez.
    GAZİANTEP: Ali İhsan Göğüş, İ. Hüseyin İnceoğlu, Mehmet Kılıç, Erdem Ocak, Mehmet Lütfi Söylemez.
    GİRESUN: Mustafa Kemal Çilesiz, Nizamettin Erkmen, Hidayet İpek, Abdullah İzmen, İ. Kayhan Naiboğlu, E. Emin Turgutalp.
    GÜMÜŞHANE: Necati Alp, Mustafa Kahraman, Nurettin Özdemir, Ekrem Saatçi.
    HATAY: Halil Akgöl, Talat Köseoğlu, Hüsnü Özkan, Ali Yılmaz.
    ISPARTA: Ali İhsan Balım, Süleyman Demirel, Yusuf Uysal.
    İÇEL: Mazhar Arıkan, Kadir Çetin, Cavit Okyayuz, Turhan Özgüner.
    İSTANBUL: İbrahim Abak, İsmail Arar, Sadettin Bilgiç, Ferruh Bozbeyli, İlhan Egemen Darendelioğlu, Tekin Erer, Nuri Eroğan, Orhan Cemal Fersoy, Hasan Güngör, Mustafa Fevzi Güngör, A. Şeref Laç, Osman Özer, Akgün Silivrili, İsmail Hakkı Tekinel, Naime İkbal Tokgöz, A. Turgut Topaloğlu, Hasan Türkay, Mehmet Yardımcı.
    İZMİR: Şevket Adalan, Mustafa Akan, Şükrü Akkan, Muzaffer Fazlı Arınç, Burhanettin Asutay, Münir Daldal, Ali Nailli Erdem, İhsan Gürşan, Nihad Kürşad, Akın Özdemir, Orhan Demir Sorguç.
    KARS: Latif Aküzüm, İsmail Hakkı Alaca, Mustafa Doğan, Kemal Kaya, Veyis Koçulu, Osman Yeltekin.
    KASTAMONU: Orhan Deniz, Sabri Keskin, Mustafa Toçular, Hasan Tosyalı.
    KAYSERİ: M. Şevket Doğan, Turhan Feyzioğlu, Hayrettin Nakiboğlu, Vedal Ali Özkan, Enver Turgut, Mehmet Türkmenoğlu.
    KIRKLARELİ: Mehmet Atagün, Feyzullah Çarıkçı, Hasan Korkut.
    KIRŞEHİR: Cevat Eroğlu, Mustafa Kemal Güneş.
    KOCELİ: Cevat Ademoğlu, Vehbi Engiz, Sabri Yahşi.
    KONYA: İrfan Baran, Bahri Dağdaş, Mustafa Kubilay İmer, İhsan Kabadayı, Necati Kalaycıoğlu, Etem Kılıçoğlu, Baha Müdderrisoğlu, Tahsin Yılmaz Öztuna, Faruk Sükan, Vefa Tanır.
    KÜTAHYA: Ahmet Fuat Azmioğlu, Ali Erbek, Mesut Erez, İlhan Aksoy.
    MALATYA: Ahmet Karaaslan, İsmail Hakkı Şengüler.
    MANİSA: Ertuğrul Akça, Mustafa Orhan Daut, C. Selçuk Gümüşpala, Hilmi Okçu, Vehbi Sınmaz, Kamil Şahinoğlu, Önal Şakar.
    MARAŞ: Atilla İmamoğlu, Veysi Kadıoğlu, M. Zekeriya Kürşad.
    MARDİN: Esat Kemal Aybar, Abdülkadir Kermooğlu, Abdülkadir Özmen, Abdürrahim Türk.
    MUĞLA: Adnan Akarca, Mualla Akarca, Ahmet Buldanlı, İzzet Oktay.
    MUŞ: Nimet Ağaoğlu, Kasım Emre.
    NEVŞEHİR: Hüsammettin Başer, Esat Kıratlıoğlu.
    NİĞDE: M. Naci Çerezci, H. Avni Kavurmacıoğlu, M. Nuri Domanoğlu, Haydar Özalp.
    ORDU: Ata Bodur, Cengiz Ekinci, Hamdi Mağden, Kemal Şensoy.
    RİZE: Erol Akçal, Hasan Basri Albayrak, Salih Zeki Köseoğlu.
    SAKARYA: Nuri Bayar, Yaşar Bir, Güngör Hun, M. Vedat Önsal.
    SAMSUN: Talat Asal, Mustafa Boyar, Doğan Kitaplı, Nafiz Yavuz Kurt, Hüseyin Özalp, Bahattin Uzunoğlu, İsmet Yalçıner.
    SİİRT: Zeki Çeliker, Mehmet Nebi Oktay.
    SİNOP: Hilmi Biçer.
    SİVAS: Enver Akova, Kadir Eroğan, Tevfik Koraltan, Yusuf Ziya Önder.
    TEKİRDAĞ: Orhan Öztrak.
    TOKAT: Hüseyin Abbas, İsmet Hilmi Balcı, Osman Hacıbaloğlu, Mehmet Kazova, Reşit Önder, Yusuf Ulusol
    TRABZON: Ahmet İhsan Birincioğlu, Necati Çakıroğlu, Ekrem Dikmen, Selahattin Güven, Cevat Küçük, Ali Rıza Uzuner.
    URFA: Mehmet Aksoy, Necmettin Cevheri, Mehmet Ali Göklü, Bahri Karakeçili.
    UŞAK: Orhan Dengiz, M. Fahri Uğrasızoğlu.
    VAN: Mehmet Emin Erdinç, Kinyas Kartal, Fuat Türkoğlu, Mehmet Salih Yıldız.
    YOZGAT: İsmet Kapısız, Turgut Nizamoğlu, Neşet Tanrıdağ.
    ZONGULDAK: Fuat Ak, Ahmet Nihat Akın, Ahmet Güner, S. Tekin Müftüoğlu, Kevni Nedimoğlu.