• 240 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    Şimdiye kadar okuduğum en iyi ebeveyn-çocuk kitabı diyebilirim. Biraz uzunca kendime özet çıkardım. Okumak isteyen buyursun.

    Kitapla ilgili aldığım notlar:
    Ağlama psikolojik birikmişliğin boşaltılmasıdır. Aslında gün içinde yeterince duygusunu boşaltıp ağlayamayan çocuk ufak bahanelerle ağlamaya başlayabilir. Asıl ağlama sebebi muhtemelen o bahane değildir ancak siz bahanesini kabul ederek ağlaması sırasında ona ilgi göstermelisiniz. Eğer bulunan ortamda ağlamasından çok rahatsız olduysanız dikkatini dağıtarak ağlamasını başka bir vakte erteleyebilirsiniz ancak bu sadece geçici bir ertelemedir. Yıkıcı saldırgan davranış (ağlama yoktur ve etrafraki eşyalara zarar verme vardır) kendisinin güvenle anlaşılacağına inanmayan çocuklarda ortaya çıkarmış. Bu durumda zarar vermesini önlemek için ona vurabileceği bir yastık vermek mantıklı. Ancak samimi ağlama davranışında etrafa zarar verme yoktur ve gözyaşları vardır. Bu davranışta duygu boşaltımıdır engellenmez ve çocuğun ağlama sebebi kabul edilir veya hiç bir denmeden sadece yanında durulur. Yazar diyor ki bebekler konuşma öncesi iletişim için hemde duygusal travmalarından arınmak için ağlar konuşmaya başladıktan sonra ağlama sebebi psikolojik boşaltma isteğidir. Bu tıpkı boşaltım isteği kadar doğaldır. Maalesef duyguları bastırılan çocuklarda tırnak yeme, alt ıslatma, hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi davranış bozuklukları olabilir. Hatta parmak emme davranışını tırnak yemeye dönüştürenler olurmuş. Çocuk anne babasının yanında güvenle ağlayabilmelidir. Geç kaldıysanız güven sağlaması için her gün çocukla oyun oynamalı, ona vakit ayırmalısınız. Çocuğunuzun yanında ağlamanız normalde doğru değilse de ağlama taklidi yapabilir, onunla birlikte ağla oyunu oynayabilirsiniz. Çocuğun yanında ağlarsanız çocuk kendini suçlu hissedebilir ve ebeveyninin artık ona bakamayacağını düşünebilir. Gülmekle de çocuk utanç, üzgünlük gibi duyguları boşaltırmış. Kuklalarla yaşanılan kötü olayları canlandırarak gülebilirsiniz. Çizimlerin çocuğun duygularını ortaya koyduğunu ancak her zaman terapatik etkisi olmaz. Destekleyici olarak kullanılmalıdır.

    Çocukların korkularının çoğunun sebebi bilgi eksikliğidir. Travma kaynaklı korkularda olabilir. Kolostrofobinin sebebi doğumda uzun süre kanalda sıkışmış olma durumu olabilir. Karanlik korkusunun sebebi bebeklikte gece ağlarken ihmsl edilme olabilir. Bebekliğinde annesi hastanede yatmış çocukta terkedilme korkusu olabilir. Yeterince dokunulmayan ve kucağa alınmayan bebekler genel korkular geliştirebilir. Korktukları bir olay sonrası su , iğne veya köpek korkusu da olabilir. Bu olaylar sonrasında mesela köpek korkusu sonrası çocuk koşullanarak diğer hayvanlara korku genelleyebilir. Anne babanın korktuğu şeylerden de çocuklar korkar. Herkese güvenip inandıkları için çocuklar başkalarının korkularına ya da sözlerine inanır. Bu yüzden tv ve tablette izledikleri şeylerden, duydukları olaylara inanıp korku geliştirebilirler. 3 yaş civarında ölüm olduğunu anlarlar. Ölüm korkusu yüzünden karanlık, kaçırılma korkuları olabilir. Sembolik becerilerde geliştiği için hayalleriyle gerçekleri net olmayabilir. Kardeşi doğduğunda anne baba sevgisini kaybetme korkusu olabilir ve bu korkuyu bir canavara aktararak canavardan korkuyormuş gibi yapabilirler. Bebekken ayrılık kaygısı yüksek olmuşsa ilerde daha çok korkarlar. Bazı kabuslarda korkuya neden olabilir. Bazı korkularda gece ağlama ve bağırmalı kabuslara (karabasan)da neden olabilir. Erken çocukluktaki bu korkular gelişimin parçasıdır ve normaldir. Hayal ürünü olan korkulardan uzak tutulması normal değildir ancak çok korktukları şeye de zorla maruz bırakılmaz. Korkusunu kabul edin ve ifade edin. Ağlama (titreme) ve gülme korku duygusunu boşaltır. Saray soytarıları terapinin bir parçasıydı yani. Sistematik duyarsizlastirma, korkunun nüksettiği bir terapidir. Korktuğu şeyler hakkında bilgi sahibi olması da korkuyu azaltır. Oyun terapileri de korkuyu azaltmaya yardımcı olur. 2,5 yaşında ayrılık kaygısıyla ağlayan çocuğun sebebi iç huzursuzluk olabilir. Güvende hissettiği bir yere bırakılırsa rahatça ağlaması sağlanabilir. Bir travma nedeniyle ağlıyor olabilir. Birikmişlik nedeniyle veya hala ebeveynine ihtiyacı olduğu için ağlıyor olabilir. Bıraktığınız yerde güvende hissetmediği için ağlıyor olabilir. Ayrılık sırasında ebeveyninden farklı bir tepki görmesi de ayrılık kaygısına neden olabilir. 2 yaşındaki çocuklar annesinden 10 günden uzun süre ayrı kalmamalıdır. 3-5yaş çocuklar için bu süre 3 hafta, 6-9 yaş için 4 haftadır.

    Çocukları doğada gezilere götürmek çok faydalıdır. Hayvanat bahçesi, müzeler, konserler, kütüphane, sahil kenarı, yenidoğan yoğun bakım servisi, şehir çöplüğü, fabrika, fırın imalathanesi, dereler, dağlara götürebilirsiniz. Çocuklara dünyanın güvenli, olumlu bir yer olduğunu düşünmeden önce savaş ve şiddet anlatılmamalı ve şiddete tanık olmaları da doğru değildir. Ancak güven sağladıktan sonra dengeli şekilde yavaşça bunlar anlatılabilir. Ancak barış çabalarıyla dengelenmelidir. Ölümle ilgili soru soran çocuklara ise ölü hayvan, bitkiler gösterilebilir. Ölümle uyku arasındaki farka dikkat edilmelidir. Uykuya daldı, cennete gitti demek başka kelimeler kullanmak yerine kişinin öldüğü doğrudan çocuğa söylenmelidir. Çünkü çocuk uyuduğunda öleceğini düşünebilir.

    İnsanların üremesinden bahsederken de hayvanlardan bahsedilmemelidir. Önce çocuğun ne bildiğini öğrenmeye çalışabilirsiniz. Bu durumlarda kapsamlı bir bilgi vermek yerine sadece sorduğu soruya doğru cevap verin. Anne babasının cinsel ilişkisini gören çocuğa da büyük tepkiler verilmemelidir muhtemelen gördüğü şeyden değil verilen tepkiden korkacaktır. Aynı zamanda çocukların doğumu izlemesinin zararı yoktur ve kardeşine karşı bağlılıkta geliştirir. Ancak küçük çocuklar doğuma iyi hazırlanmalıdır. 2 yaşına kadar çocuklar cinsiyetinin farkında değildirler ve zamanla kız erkek ayrımını öğrenmeye başlarlar. Kız ve erkek çocuklara farklı ebeveyn davranışları da çocukların kişiliklerinde değişikliklere sebep olur. Erkek çocuklara veya kız çocuklara farklı oyuncaklar almamız bunlardan biridir. Eşcinsellik korkusundan dolayı bu tutumlara başvurulabilir ancak bilimsel olarak cinsiyet ayrimi yapmadan yetistirilen çocuklarda bu durum görülmemiş. Hatta kız ve erkek ayrımı netleştikçe eşcinselliğin arttığı görülmüş. Bazı cinsiyetçi kitaplarda kadın karakter hep anne diğer karakterler ise hep erkek karakterler olabilir. Çocuklarınızın hem kız hem de erkek arkadaşları olmasına izin verin. Cinsiyet ayrımı sebebiyle psikolojik bazı hastalıklar da kız ve erkeklerde sık görülür olmuş. Duyguları baskılanan erkekler ağlamaz denen erkek çocukların öfkeli ve saldırgan kişilik geliştirmesi, kız çocukların ise sulugöz olması gibi...

    Otoriter ebeveynler çocukların öğrenmelerini olumsuz etkiler. Sonuç yerine süreci öven ebeveynler olmalı, bir resim yaptığında onu anlatmasını ve resimde farklı durumları beğenilebilir, çabası için takdir edilebilir. Başarısız olduğunda veya hayal kırıklığı yaşadığında duygularını ifade etmesine yardımcı olup duygularını anladığını ifade etmek gerekir. Bu çocukların mükemmel düşüneme , öğrenme ve konsantrasyon becerileri olur. Akademik ve sosyal becerileri gelişmiş ve çok yönlü olurlar.

    Çocuklara deneyimlerine, ilgilerine, yaşına göre kitap okunması hayal güçlerini geliştirir. 5 yaşına kadar peri masalları gibi masallar okunmamalıdır. 5 yaşına kadar gerçekliğini algılamakla meşguldürler kafaları karışabilir ve korkabilirler. Hiç bir etkinlik ve oyun öğrenmek için değil eğlenmek için yapılmalıdır. Çocuk eğleniyorsa öğreniyordur. Öğretme kaygınız onu oyundan uzaklaştırabilir. En iyi okul ise en serbest oyunu sağlayan okuldur. Özgürce ihtiyaç duydukları kaynaklar sağlanırsa çocuk zaten rehberlikle anlamlı öğrenir. Planlı öğrenme çocuğu sıkabilir. Çocuk kendi ilgisi olan şeyleri eğlenerek daha anlamlı algılar ve öğrenirler. Bu yüzden evde eğitim amerikada yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Televizyon küçük çocuklar için uygun değildir ve çizgi filmlerde bol şiddet unsuru bulunur. Fazla TV izleyen erkek çocuklarda daha çok şiddet görülmüştür. Bunun sebebi kız/kadın karakterlerin çizgi filmlerde şiddet uygulamamasıdır. Televizyon hayal gücünü, yaratıcılığı da olumsuz etkiler. Çocuğu hareketsiz, bağımlı hale getirir ve zihinsel gelişimi de olumsuz etkiler. En çok TV izleyen çocukların insanlarla iletişim (dil becerileri) gelişemez. Çünkü TV tek taraflı iletişimdir. TV de izlediği şeyleri çocuk fazlasıyla gerçek zanneder. TV olmayan evlerde daha huzurlu bir ortam oluştuğu görülmüş. Birden TV'yi kapatmakta çözüm değildir onlara cazip etkinlikler sunarak TV izlemeyi azaltabilirsiniz. İzlediğinde sizde onlarla birlikte mutlaka izlemeli ve izledikleri şeyleri tartışıp, yorum yapabilirsiniz. Hislerinizi anlatacak yetişkinler bularak karşılıklı deşarj olmayı da unutmayın ancak bu konuşmayı çocuğunuzun yanında yapmayın.

    Hayali oyunlar okul öncesinde neredeyse her alanda çocuğun gelişimini olumlu etkiler. Çocuk oyunla öğrenir ve duygusal olarak faydalanır. Oyun terapisi de bu yüzden fayda sağlar. 3-4yaş çocuklarının genelde hayali bir oyun arkadaşı vardır. Bazen hayalgücü gelişmiş çocuklarda hayali bir çok oyun arkadaşı olabilir. Yani onlar delirmemiştir Bu görünmez hayali arkadaşlar onları rahatlatır. Süper kahraman hayali oyunları da bu dönemde yaygındır. Aslında onlar her şeyin farkındadırlar ancak yine de bu şekilde davranarak korkularıyla, güçsüzlükleriyle başa çıkarlar. İşbirlikçi ve sonuçları fazla ciddiye alınmayan rekabetçi oyunlar da faydalıdır. Rekabetçilik kültürden edinilir, doğuştan gelmez. Rekabetçi toplumlarda, yaş büyüdükçe çocuklarda işbirliği azalıp rekabetçilik artabilir. Rekabetçilik bazen o kadar artar ki çocuk kazanmak için hile yapabilir bu durumda kazanması için ona uyun ve yenildiğiniz için üzülmüş gibi yapın kaygı ve korkularını boşaltmasına yardımcı olun. Ayrıca kim daha önce yemeğini yiyecek yerine 10 dk içinde kim yemeğini bitirebilir yarışı daha doğru olur.

    Suçluların çoğu çocuklukta kötü muamele görmüşlerdir. Çocuk hem ceza verilmesinden dolayı üzülür hem de ceza sonrası duygularını ifade edemediği için tekrar üzülür. Ceza; dövmek, ilgiden mahrum bırakmak ve özgürlüğünü elinden almak şeklinde olur. Dayağın olumsuz sonuçları; uzun dönem davranış değişikliği sağlamaz, sinirlilik ve kaygıya neden olduğunda öğrenmeyi yavaşlatır, çocuğun kendine saygısını olumsuz etkiler, şiddete daha büyük şiddetle karşılık vermeyi öğrenir (erkekler kızlardan 3kat fazla şiddete maruz kalır), aile bireyleri arasında sosyal mesafeyi artırır (çocuk anne babası tarafından anlaşılmadığını düşünür ve sorunlarıyla ilgili onlarla daha az iletişim kurarlar), dışsal denetime bağımlı olurlar ve özdisiplin eksikliği görülür yani çocuk kendi disiplinini kendisi sağlayamaz hale gelir, sadomazoşist cinsel sapkınlığa neden olabilir, otoritelere (patron, öğretmen vs.) karşı kızgın ve güvensiz olabilir. Saldırgan davranan çocuğa saldırı ve baskı niteliğinde verilen ceza saldırgan davranmasını daha da artırır. Yetişkin saldırgan davranarak çocuğa saldırma modeli (örneği) olmuş olur. Çocukluğunda baskıya boyun eğmiş, susturulmuş çocuk yetişkinliğinde kendisine baskı uygulayan tüm otoritelere boyun eğecek duruma da gelebilir ve kendi kendine düşünme yeteneğini kaybedebilir. Nazilerin yetiştirdiği çocuklarda yapılan araştırmalarda bu durumlar görülmüş. Mola yöntemini de naziler uygulamıştır ve mola yöntemi kesinlikle önerilmez. Sevgiden mahrum bırakılan çocuklarda özdeğer olumsuz etkilenir. Her türlü ceza otoriter yaklaşım kaynaklıdır ve çocuğa zarar verir.

    Ödüller de cezalara çok benzer. Çünkü ödül alamamak da cezadır. Ödül, kardeşler arasında rekabete de yol açabilir. Ödül kaldırıldığında ise çocuk davranışı normalde yapacağı varsa da yapmak istemeyebilir. Ödül, zevk verecek davranışların peşinden gidip acı veren durumlardan kaçınmaya da sebep olabilir. Bu yüzden yetişkinlikte uyuşturucu madde kullanımına yatkın olabilirler. Başka şeylerin çocuğun davranışını kontrol etmemesi için ödül kullanılmamalıdır. Çıkartma ödülü verilen katılıp katılmama şansı çocuğa verilen yarışmalarda bu durumlar geçerli olmaz. Seçme şansları olmayan ve otorite tarafından davranışına yönelik ödül olduğu durumlarda ödül daha fazla zarar verir.

    Çocukların kabul edilemez davranışlarının sebepleri; karşılanmamış ihtiyaç (açlık, ilgi, merak, bilgi, sevgi, güven ihtiyacı gibi), bilgi eksikliği, acı veren duygular. Çocuklar en çok güven hissettiği anne babasının yanında ağlar. Televizyonu bir dolap içine yerleştirmek veya fazla kullanılmayan odaya koymak çekiciliğini azaltabilir. Seyahat sırasında saklanan oyuncakları ortaya çıkarmak ve yiyecek vermek çocukların kabul edilmez davranışlarını engelleyebilir. Yaşayacakları şeylerin önceden oyunla provasını yapın ve olmadan önce bilgi verin. Seçim hakkı vererek sınırlandırabilirsiniz. Ellerini yıkamadan sofraya oturan çocuğa bir lokma yemesine izin vererek ellerini yıkamadan daha fazla yemesine izin vermemek uygun bir sınır olabilir. Duvarları boyamış bir çocuğa duvarların beyaz kalmasını istediğimizi söyleyerek duvarları temizlememize yardım etmesinden sonra ona kağıt vererek kağıdı boyayabileceğini gösterebiliriz. Çocuk duvarları boyamaması gerektiği bilgisini bilmiyor ve bu konuda bilgilendirmeye ihtiyaç duyuyordur. Bazen de doğal yollarla tatsız bir deneyim sonucu öğrenmesine de müsaade edebiliriz. Örneğin yüzme dersinden gelen bir çocuk mayosunu ıslak şekilde yerde bıraktığında mayosunu asmanın sorumluluğu olduğunu ve ertesi gün kuru mayo giymesi gerektiği hatırlatılıp olayı doğal sürecine bırakarak ertesi gün ıslak mayosuyla başbaşa kalmasına müsaade etmek gibi. Ertesi gün ise ben demiştim dememek ve destek olmak gerekir. Tehlikeli ve güvenilir olmayan durumlarda ise mutlaka güvenli olabilecek kurallarla sınırlanmalıdır. Eğer her şeye rağmen çocuğun kabul edilemez davranışları varsa muhtemelen birikmiş acıları (korku, hayal kırıklığı, ihmal, kötü muamele) vardır. Yıkıcı davranışları gösterdiği sırada sınırları hatırlatan cümleler kullanmalı, bazen elinden zarar verici nesneyi almalı, bazen de zarar verebileceği kişiden uzaklaştırarak engel olunabilir ancak bu durumlarda çocuğa dayak ve ceza verilirse acılarının üzerine acı eklenecektir. Duygusal boşalma için oyunla teşvik edilmeli, ağlamalarında ise engellenmemelidir. Bazen ona sıkıca sarılıp saçma davranışlarının geçmesi beklenerek birikmiş duygularının boşalmasına müsaade edilebilir. Başka bir şey yapmak isterse bir süre ona sarılmak istediğinizi sonra istediği şeyleri yapabileceğinizi söyleyerek kararlı şekilde sarılmaya devam edin. Bu yaklaşım kızgınlıkla uygulanmamalıdır. Ağlayamıyorsa gülmeye teşvik edilmelidir. Oyun oynarken ise çocukla alay edildiği hissi verilmemesine dikkat edilmelidir. Gereksiz yere sınırlar konursa çocuklar duyarsızlaşır ve kurallara asileşir kurallara karşı çıkar. Bu kez çok tehlikeli durumlarda bile sizi dinlemez. Bazı ebeveynler ileride çocuklarının kötü durumlarda kendisini koruması için öncesinde acı çekmesini mantıklı bulur. Aslında tam tersi ileride o kötü durumlardan sağ çıkmaları için bugün en sağlıklı şekilde gelişimleri sağlanmalıdır. Doğruyu bilen birey yanlıştan o kadar uzak duracak ve toplumu da geliştirecektir. Yetişkinler destek alamadıkları için, tükenmişlik nedeniyle tahammül seviyelerinin düşmesinden dolayı, genetik aile geçmişleri ve kültüründen öğrendiği ebeveynlik sonucu otoriter tutum sergileyebilirler. Ebeveynlerden mükemmel olmaları beklenir ve çocukla ilgili sürekli suçlanırlar ancak kendilerine hiç eğitim verilmez. Yapabileceğiniz şey birilerinden yardım istemek, bir dert ortağıyla dertleşmek, başka çocuklu ailelerle anlaşma yaparak çocuklarınızı ara sıra birbirinize bırakıp kendinize vakit ayırmak olabilir. Öfkeyle çocuğunuza vurduysanız kendinizi suçlu ve pişman hissediyorsanız ona sarılın, sevdiğinizi söyleyin, her zaman kendinizi kontrol edemediğiniz için istemediğiniz şeyler yaptığınızı, dövülmeyi hak etmediğini ve iyi bir çocuk olduğunu söyleyebilir hissettiği duygularını anlatmasına ve ağlamasına da müsaade etmelisiniz. Sizden nefret ettiğini ve kötü olduğunuzu söylerse şaşırmayın. Gidip sizde bir yerde ağlayın.

    Çocuklar küçük yaşta işbirliğinden çabuk kaçabilir ama büyüdükçe sizinle işbirliği yapabilir. Hadi bugün bütün camları silerek babanı şaşırtalım, bakalım odanı kaç dakikada toplayacağız diyerek işbirliği yapabilirsiniz. Bu işleri birlikte, eğlenceli şekilde, şarkılar söyleyerek yapmalısınız. Yatma saatine direnen çocuklar uyuyana kadar yanınızda kalmak istiyorsa bu isteğine olumsuz yanıt vermeyin.

    Çocukları kardeşlerine hazırlamada kitaplar, oyunlar, resimler, sohbet kullanılabilir. Çocuğa oynayabileceği bir kardeşi olacağını söylemek bebek doğduktan sonra hayal kırıklığına neden olabilir tam tersi bebeğin bakıma ihtiyacı olacağı anlatılmalıdır. Çocuğun sorularına ihtiyaç duyduğu kadar ve doğru cevap verilmelidir. Belirsiz durumlar konusunda da belirsiz olduğu söylenmelidir. Çocuk doğumda bulunacaksa doğumla ilgili de her bilginin verilmesi gerekecektir. Çocuk doğuma iyi hazırlanmış ve olacaklar konusunda rahatlatılmışsa doğum sırasında yanında bir yetişkin olursa bebeğe daha çok bağlılık hissedecektir. Çocuk yeni gelen bebeğe kin tutabilir, kendi kendine yemeyi ve giyinmeyi reddedebilir, gece uyanabilir, altina kacirmaya başlayabilir ve meme emmeyi isteyebilir. Çocuğun sevgiye ve güvene ihtiyacı vardır. Her gün mutlaka 15 dk sadece ona vakit ayırın. Bebek gibi davranmak isteyebilir sizde ona uyum sağlayın. Ona bebeklik fotoğraflarını da gösterebilir sohbet edebilirsiniz. Öfke duygularını boşaltmasına da müsaade etmeli ve kıskançlık duygusundan dolayı ağlamasına da müsaade edilmelidir. Dövüş oyunları oynamak ve kazanmasına izin vermekte duygularını boşaltmasına yardım eder. Bebeğe zarar vermek isterse bebeğe zarar vermemen için seni tutmam gerekiyor diyerek ona sıkıca sarılabilirsiniz. Bu durumda ona oyuncak bebek verip kardeşine yapmak istediklerini bu bebeğe yapabilirsin denebilir. Bir gün sevip bir gün döverse de şaşırmayın.

    Aynı oyuncakla oynamak isteyen iki çocuğa destek olmak istiyorsak; (önce sorunu halletmeleri için beklenir), ağlayarak duygularını ifade etmeye teşvik edebilir, iki tarafinda kabul edeceği çözüm bulabilir (A bunu istiyor, B bunu istiyor sizce bu sorunu nasıl çözebilirsiniz diyerek), çözüm bulunana kadar oyuncağı kaldırabiliriz. Bir beceri edinmek için (piyano çalmak gibi) abi veya ablasını rahatsız eden küçük çocuğa beceri edinmesi için başka vakitlerde destek olunabilir. Büyük çocuk kardeşini oyuna almak istemezse zorlanmamalı küçük çocuk ağlarken duygusunu boşaltmasına yardım edilmelidir. Bazen kardeşler duygu boşaltmak için birbiriyle kavga eder ve ağlarlar yani kasıtlı kavga eder ve ağlamak için neden yaratırlar. Bazen yetişkin ilgisi içinde kavga edebilirler birbirine zarar vermedikleri sürece onları ayırmayın ancak zarar veriyorlarsa onları ayırmalısınız. İncitici davranan kardeş varsa da sürekli ezilen bir kardeş varsa bu adil değildir bu durumda da müdahale edilmeli ve incitici davranan çocuğun duygularını ifade etmesi sağlanmalıdır. Suçlayıcı olmadan destekleyici şekilde onunla başbaşa sakin bir zamanda konuşun. Eğer sürekli kardeşiyle alay ediyor ve eleştiriyorsa (kıskanıyorsa) belki de kardeşinin ondan iyi olduğu bir konu olduğunu veya ailede kardeşinin daha çok sevildiğini düşünüyor olabilir. Farkında olmadan bir çocuğunuzu kayırıyor da olabilirsiniz. Kardeşiyle alay eden bir çocuğunuz varsa bunun alışkanlık olduğu ifade edilip alay ettiğinde ona anlamsız bir kelime söyleme konusunda anlaşılabilir (mesela ahududu nisa). Çocuklarınızı birbiri ile kıyaslamayın veya ayrı ayrı iyi olduğu yönlerini vurgulamayın. Diğer çocuğunuz kardeşinin yetenekli olduğu konuda yeteneksiz olduğunu düşünebilir ve o davranıştan uzak durarak hayatına yön verebilir. (Yani gereksiz yere övmek veya kıyaslamak yok). Bu davranışlar kardeş kavgasına neden olabilir. Kardeşler birbirlerine alınan hediyeleri de kıyaslar ancak eşit sayıda bir şey almak için değil ihtiyaç olanı almaya yoğunlaşın. Diğer çocuğa da kardeşinin buna ihtiyacı vardı seninde ihtiyacın olduğunda sana da alacağım denilebilir. Çocuklar kavga ederken hızlı çözüm üretmemek veya bir çocuğu haklı bularak diğerine karşı çıkmamak gerekir. Bağırıp, vurursanız kavgada güçlü olanın kazandığını öğretmiş olursunuz. Geçmişinizdeki kavga ve şiddet görüntülerinden arınmayla işe başlarsanız sakin kalarak kavgayı ayırmama şansınız olur. Küçük çocuklar anlık öfkelenip kavga edebilir sonrasında yine gülerek oyunlarına devam edebilir. Bu tür davranışları fazla büyütmeye gerek yoktur. Oyunda anlaşmazlık çıkarsa onları izleyip kendilerinin çözmesine müsaade edin. Çözemediklerini düşündüğünüzde arabuluculuk yapabilirsiniz. Her bir çocuğa konuşma hakkı verip sonra duygularını ve isteklerini onlara yansıtın ve sonra ikinizin de mutlu olacağı çözüm ne olabilir diyerek onlara sorun. Çözüm sonrası tekrar kavga ederlerse onlara ikinizin bu sorunu çözebileceğine inanıyorum diyerek oradan ayrılıp tekrar kendilerinin çözüm bulmalarına fırsat verin. Isırmak veya vurmak üzere olan çocuklar ise tutarak engellenmeli ve "hayır" diyerek durdurulmalıdır.

    Çocuklar yüzlerce yıldır cinsel tacize uğruyor. Son yıllarda ise bu alenen artmıştır. Çocukları cinsel tacizden korumak için onlara saygı duyulmalı ve güçlü olduklarını hissetmelerine yardımcı olunmalıdır. Ödül ve cezalarla yönlendirilmeyen, suçlanmayan, incitilmemiş, saygı duyulmuş çocuğun istenmedik davranışı "hayır" diyerek engellemesi daha yüksektir. Otoriteye sorgulamadan uymuş ve ceza verilmiş çocukların istismara boyun eğmesi olasıdır ve istismarı ailelerine korkmadan anlatma ihtimalleri de daha düşüktür. Çocuklara bazı yetişkinlerin uygunsuz davranışta bulunup özel bölgelerine dokunmak isteyebileceklerini ve bu kişilere "hayır" diyerek oradan uzaklaşıp olanları bir başka yetişkene anlatabileceği söylenmelidir. Kötü insanların görüntüsü her zaman kötü olmaz ve çok yakınlarının bile çocuğunuza saygısız davranamayacağını ve ona "hayır" diyebileceğini söylemelisiniz. Küçük çocuğunuz hakkında cinsel terimlere yakın sözler sarfeden kişilere karşı dikkatli olun ve içinize sinmeyen biriyle çocuğunuzu yalnız bırakmama konusunda hislerinize güvenin. Çocuğunuzu ziyaret edip, okula uğramanıza izin vermeyen merkezlere karşı uyanık olun. Bir arkadaşının evinde kalacaksa ondan sorumlu olacak yetişkini mutlaka tanıyor olmalısınız. Tehdit edici sahneleri canlandırabilir prova edebilirsiniz. Bunu yaparken yanınızdan uzaklaşmaktan korkmamasına dikkat edin. Bu oyunlarda neşeli ve net olun. Çocuğu insanlara karşı güvensiz hale de getirmemek gerekir. Uygun olmayan şekilde dokunulduğunda çocuklar kendilerinden faydalanıldığını hissederler, utanırlar ve kafaları karışır. Başkalarına anlatırlarsa daha kötü muamele edilmekle tehdit edilirler ve kimseye anlatamazlar. Kimsenin inanmayacağını ve suçlanacağını düşünebilir, ailenin parçalanmasına neden olmaktan veya yetimhaneye bırakılmaktan korkabilir. Çocuğunuzun cinsel tacize uğradığını gösteren bazı değişiklikler; tuvalet alışkanlığında gerileme, yatak ıslatma, içe kapanma, bağımlı davranışlar(bir oyuncağına, battaniyesine), ani utangaçlık ya da korku, iştah kaybı, kabuslar, uyku bozuklukları, okula gitmeye ya da arkadaşlarıyla oynamaya direnme olabilir. Aniden cinsel organlarla aşırı ilgilenmeye başlaması, sorular sorması, resimlerini yapması, mastürbasyon yapması, cinsel ilişkiyi bebekleriyle ya da arkadaşlarıyla canlandırma(arkadaşıyla canlandırırsa mağdur diğer çocuk cinsel huzursuzluk açısından dinlenmeli ve duyguları boşaltılmalı), daha önce güven duyduğu birinin yanında rahatsızlık duyması gibi belirtiler olabilir. Kardeş doğumu, anne babanın ayrılması, taşınma gibi nedenler olmadan bu belirtilerden biri ortaya çıkmışsa cinsel istismar olasılığı araştırılmalıdır. Gerçekten istismar edilmişse çocuğunuza inanın, olayı size anlatmasıyla doğru davrandığını söyleyin ve olanların onun suçu olmadığına ikna edin. Bunun yeniden olmaması için onu koruyacağınızı söyleyin ve polise haber verin. Çocuğunuza amacınızın faili cezalandırmak olmadığını aynı davranışı başka bir çocuğa yapmaması için yardım alması gerektiği söylenmelidir. Kendi duygularınızı da çocuğunuza ifade edin. Ancak onun yanında ağlamayın, gerekirse profesyonel yardım alın. Küçük çocuğunuz ilerde annesiyle evlenmek istediğini söylediğinde bunun sebebi annesinin hayatındaki en önemli kadın olması ve annesinden ayrı kalmama isteğidir. Aynı şey babasıyla evlenmek istediğini söyleyen kız çocuğu içinde geçerlidir. Bu çocuklar kadınların erkeklerle, erkeklerin kadınlarla evlendiğini de kavramış demektir. Küçük çocuklar aile dışından biriyle evlenebileceğini düşünemeyebilir. Çocukluk mastürbasyonu çocuklar için cinsellik ifade etmez ve sadece haz verici bir eylemdir. Küçük çocuklar çıplak oyunlar oynamakta isteyebilirler. Birbirlerini ciş, kaka yaparken izleyebilir, doktorculuk oyunu oynarken bu tarz oyunlar oynayabilirler. Endişe edilmeye gerek yoktur merakları bitince bu oyunlarda biter. Birbirlerine zarar vermelerine müsaade etmeden (vajina ya penisine bir şey sokmasına müsaade etmemeli, uyarmalı) ellerini yıkamaları sağlanmalıdır. Bu oyunlar engellendiğinde gizlice oynarlar ve oynadıklarında da kendilerini suçlu hissedebilir, bedenlerini kabul etmekte zorlanabilirler.

    Üvey ebeveynlik yapıyorsanız boşanma sonrası evlendiğiniz kişinin çocuğu sizi kabullenmekte zorlanabilir ve size öfke duyabilir. Size öfkesini boşaltması için ona müsaade edin.

    Anne babalar kavga ettiklerinde çocuklar suçlunun kendileri olduğunu düşünürler. Bazen çocuk anne babadan birinin tarafını tutarsa diğer ebeveynden yoksun kalabilir. Casusluk, dedikodu yapmayı da öğrenebilirler. Eşinizi çocuğunuza kötülemeyin ve kavganız bittiğinde çocuklarınızla ilgilenin. İkinizinde hala çocuğunuzu sevdiğini bazen sinirlenip birbirinize bağırdığınızı anlatın. Çocuğunuza duygusunu ifade etmesi için fırsat verin. (muhtemelen korkmuştur).

    Küçük çocuklar bazı yiyecekleri sürekli yiyebilir, bazısını da sürekli reddedebilir. Bebeklere yiyeceklerini seçme şansı verirseniz dengeli beslenebilirler. Çocuklar yemeği beğenmezse saygı duyulur ve yeni yemek hazırlamadan basitçe yapılan sağlıklı atıştırmalıklar teklif edilebilir, acıktıkça yemek yemesine müsaade edilmelidir(Hastalığı yoksa acıktıkça yedirme yaklaşımı benimsenmeyebilir). Küçük çocuklara öğün aralarında da bu atıştırmalıklardan yemeleri konusunda izin verilmelidir. Bu atıştırmalıklar meyve, sebze, tahıl, protein olabilir. Çocuklar bazı yiyecekleri görüntülerinden dolayı yemeyebilir. Karabiber yemeği kirli gibi görmelerine neden olabilir, dışkı problemi varsa dışkıya benzeyen yiyecekleri yemek istemeyebilir, ekmeğin kenarları ona sert gelebilir. Tam tersi ince dilim peyniri ısırarak şekil verebildiği için yemek isteyebilir. Yemek istemedikleri yiyecekler sorun edilmezse zamanla daha farklı şeyleri yemeyi de tercih edeceklerdir. Yemeği bahane ederek ağlarsa, taleplerinde saçmaladığını görürseniz hayır demelisiniz ve ağlamasına müsaade etmelisiniz. Yani çocuğunuz ağlamak için bahane arıyordur sizde ona bahaneyi vermek için hayır demelisiniz. Bebekliğinde ağlar ağlamaz sürekli beslenen çocuklarda yiyeceklerle ilgili kontrol kalıbı gelişebilir, duygusal sorunlarını (tatlı) yiyerek bastırabilir. Duyguları sebebiyle sürekli aç olduğunu düşünüp atıştıran çocuklara yiyecek kısıtlaması getirerek, duygularının kabul edildiği bir ortam yaratmalı, duygularını boşaltmalısınız. Şeker ve tatlılar ödül ve özel ikram olarak sunulduğundan da çocukların tatlı yeme isteği artabilir. Meyve yemelerini teşvik etmek tabiki gerekli ancak asıl çözüm şekerli gıdaları normal gıdalar gibi görmektir. Yasaklanan şey daha ilgi çekici hale gelir.

    Diş hekimine gidilecekse çocuklar ilk defa deneyim sahibi olacağı durumlarda yalnız bırakılmamalıdır. Gitmeden önceki gün çocukla konuşulmalı ve oyunla olay canlandırılmalıdır. Gidildiğinde muayenedeki araçlar tanıtılmalı ve yanında olunmalıdır. Aşı ve kan aldırma durumuna da aynı şekilde hazırlanmalıdır. Bunu reddetme şansı olmadığını da anlamasını sağlayın. Burada ağlayabilir. Aşıya gittiğiniz gün yanında kimin olacağını seçme şansı tanıyabilirsiniz. Korkabilirsin ama ben yanında olacağım denebilir. Kolunu uzatabilir ve öylece durabilirsin denebilir. Aşı veya kan aldırırken ağlarsa susturmaya çalışmayın ve ağlamasında sorun olmadığını sağlıkçılara söyleyin. Yaralanmalarda çocuklar yaraya dikkat çekmek için oraya dokunur ya da bakar. Eğer tıbbi ihtiyaç ve şişme durumu yoksa gereksiz yere bir şey yapmayın ve buz koymayın sadece dokunun, acıyorsa yara etrafına dokunun ve ağlamasına izin verin. Anne babalar küçük yaralara çok tepki vermezse çocukların daha az ağladığını söyler. Çocuklar gerektiğinden fazla ağlıyorsa önceki duygusal dolmuşluğun ağlamasını da yapıyor demektir. Aslında olayı abartırsanız duygusunu boşaltmasına da destek olmuş olursunuz. Acil durumlarda ise mutlaka yanında olun ve onu tutmak gerekirse tutun. Bazen görevliler çocuklar yalnız kalırsa işbirliğine yatkın olur diyebilirler ama bu doğru değildir. Çocuğunuz hastanede yatacaksa zaman olursa onu önceden hazırlayabilirsiniz. Hastaneyi gezdirip hemşirelerle tanıştırabilir, kitap okuyabilir, hayali hastane oyunu oynayabilirsiniz. Hastaneye bir oyuncağını götürmesine izin verin ve mümkün oldukça bilgilendirin. 3-4yaş altındaki çocukların işbirliği yapması ve açıklamaları anlaması kolay olmayabilir. Önceden hemşireyle konuşarak fırsatı olursa çocuğa hangi kolunu seçtiğini sorması istenebilir. Başta hastaneye yatmada uyumlu davranış gösteren çocuklar sonradan bebeksi durumlara gerileyebilir, alt ıslatma, yeme, uyku bozuklukları, öğrenme sorunları vb. stres belirtileri verebilir. Bu şekilde olumsuz enerjilerini atarlar. Hasta ve acı çeken çocukla fazlaca fiziksel temas kurun. Sarılın, masaj yapın, okşayın. Bir müdahalede elini tutun. Acıyan yere dokunup duygularını ifade etmesine müsaade edin. Anne babalarda kendine iyi bakmalı ve hastanede bir destekçisi olmalı, yalnız kalıp ağlamalı, dertleşmelidir. Çocuk eve döndükten sonra en ufak yaraları sorun yapıp çokca ağlayabilir.

    5 yaş üstü çocuğunuz hala yatak ıslatıyorsa %98 sebebi psikolojiktir. Yine de ilk olarak fiziksel bir sorun olup olmaduğına bakılır. Psikolojik sebeple yatak ıslatamayan çocuk astım ve egzema olabilir. Duyguları bastırılan, duygularını ifade edip ağlayamayan çocuklar yatak ıslatabilir. Bazı önemli değişikliklerde çocuk yatağını ıslatabilir. Bu durumda çocuk suçlanmaz, cezalandırılmaz, yargılanmaz.

    Hiperaktif; dikkatini toplamakta zorlanan, rastgele organize olmayan hareketleri olan, dürtüsel çocuklar huzursuz, savruk, kıpır kıpırdırlar ve dikkatleri çabuk dağılır. Bütüncül olarak beslenmesi, duygusal durumu ve yaşadığı ortam değerlendirildikten sonra ilaç kullanımı düşünülmelidir. Vakaların %5inde nörolojik bozukluk saptanmış. İlaçlar yalnızca baskılama yapar ve aile çocuğun sinirlerinde bozukluk olduğunu düşünerek iyileşeceğine inanmamaya başlar. Bebeklikte ağlamayı baskılamak için sallama, pışpışlama, hoplatma yapıldıysa çocukta duygusal sorunlarda kendi hareket uyaranını yaratma ihtiyacı hissedebilir. Ağlamayı teşvik ederek duygu boşaltımı sağlanabilir ve çocuğa sıkıca sarılabilir. Oturarak eğitim görmek her çocuk için zordur hareket özgürlüğü daha fazla olan başka bir okulu da değerlendirebilirsiniz.
  • _Söz ile sihir eskiden aynı şeydi. Sözlerin sihirli güçleri vardır.
    _Sevgi ve sinir doğru orantılıdır.
    _Din, ırkın karakteridir.
    _Dünün mutsuz çocukları, bugünün psikopatlarıdır. Psikopatlar şimdinin mutsuz çocukları.
    _Süt nine çocukları, din adamları halkı uyutur.
    _Deli, uyanıkken rüya gören kimsedir. Din yaygın bir tür ruh hastalığıdır. Tanrı, abartılmış bir baba. Yasaklar arzuyu şiddetlendirir. _Sanat, çocukluk tecrübelerinin büyüklüğe aktarılmasıdır.
    _Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır
    _Medeniyetin ilk şartı adalettir.
    _Ruhsal bir düşünceyi gerçek bir nesneye dönüştürmek nevrozlu delilere özgüdür.
    _Freud, dinlerin olmadığını, putların olduğunu, bu putların ise kendi uydurduğumuz şeyler olduğunu söyler.
    _Nevroz, gerçekliğin doyumsuzluklarından düşlem dünyasının zevklerine sığınma isteğidir.
    _Düşmanın bebeğini yapıp ona zarar verince düşmana da zarar vereceği animistik düşünce. Zihinde kurulan bir ilişkiyi gerçekte olan bir ilişki sanmak.
    _Gebe kadın bazı hayvanların etini yemez korkaklık gibi özellikler çocuğa geçmesin.


    _Garip değil mi ? Ulaşamayacağın kadar yüksekte sandığın kişiler, aslında eğilemeyeceğin kadar alçaktadır !
    _Garip değil mi? İnsan kötü bir şey yapacağını hissettiği zaman, mutlaka vicdanını susturacak bir sebep bulur.
    _Bastırılmış duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler. İnsanlık hangi filizi köreltilmek istenmişse, o filiz daha gür büyümüştür. Zayıf yanlarımızı kabullenerek kendimizi güçlü kılabiliriz
    _Bir organizmadaki hücreler nasıl bir araya gelerek tek bir varlık oluşturmuşsa, psikolojik kitle de bir an için birbiriyle kaynaşmış aynı türden öğelerin oluşturduğu geçici bir varlıktır.
    _Hoşa gitmeyen bir fikrin doğru olmadığını düşünmek insanın doğasında var.
    _Yaşamın amacı ölümdür.
    _Aşırı bir şefkat, zorlanma nevrozlarında çok yaygın olarak görülür
    _Aşk yoktur, libido vardır. Aşık insan deIidir.
    _Mutluluk dediğimiz şey, yoğun bir şekilde bastırılmış olan ihtiyaçların kısa süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.
    _Vicdan, içimizde alevlenen arzunun, dış dünya tarafından reddedildiğinin iç dünyamız tarafından algılanmasıdır.
    _Medeniyetin kurucusu ilk defa mızrak atmak yerine küfür kullanmış olan insandır.
    Kitleler asla gerçeğin peşinde koşmamıştır. Yanılsamalar isterler ve yanılsamasız yapamazlar.
    _Birbirimize ne kadar yakınlaşırsak yakınlaşalım en sonunda arada kapatılamaz bir boşluk kalacaktır.
    _"Hiç şüphesiz kader, seni hastalığından kurtarmayı benden daha kolay yapacaktır. Ama, senin histerik acılarını ikimizin ortak bir umutsuzluğuna dönüştürebilirsem, bu işten kazançlı çıktığına sen de kendini inandırabileceksin."
    _"Kendini öldürme arzusu, daha derinde; başkalarını öldürme arzusunun projeksiyonudur."
    _En gülünç olanı da, insanların sizi eskisi gibi kullanamadığında, değiştiğinizi söylemeleri.
    _Tüm kalbimle şuna inanıyorum: Birkaç istisna dışında, sevgili insan kardeşlerim beş para etmez, değersiz varlıklardır.
    _Gözü ve kulağı olan kişi hiçbir ölümlünün sır tutamayacağına kendini ikna edebilir. Dudakları sessiz kalsa, parmak uçları çıtlatır.
    _İş meselesi insanı ya köle ya da vezir yapacak konulardan biridir. İstemediğin bir işte çalışmanın acısı serçe parmağı çarpmaktan bile fenadır. Çünkü çarpmanın acısı birkaç dakika, sevmediğin bir işte çalışmanın acısı ömür boyu sürer.
    _Algı ve bellek yan yana bulunur. Bilinçli ruhsal süreçlerin yanında bilinçdışı ruhsal süreçler bulunmaktadır.
    _ Psikanalizin din gibi karmaşık bir olguyu tek bir kaynaktan çıkarmaya kalkışacağından okurlarımız korkmamalıdır.
    _Ensest. Irkı zayıflatma etmeni. Ekzogami - Ensest yasağı Endoğami - Ensest serbestliği
    _Çocuk kitapta gördüğü eşekarısından çok korkar bakamaz. Biz bu korkunun nedenini henüz çözemedik. (jung arketip)
    _Baba korkusu hayvanın ve ya başka bir şeyin üzerine kaydırılmıştır. Evindeyken sokaktaki köpeği gören çocuk ağlamaya uslu duracağım ne olur bir şey yapma demeye yani baba korkusunu köpeğe aktarmıştır.


    _Totem_
    _Kutsal sayılan herhagi bir şey. Tanrılar, putlar, uğur getiren eşyalar, dilekler, dua, kara kedi, 13… totemdir. Olması istenen dileklerin, kutsal varlıklar aracılığıyla yerine gelmesi için totemler devreye sokulur. Totem yapabilmek için, şans getirdiğine inanılan bir sözün söylenmesi ya da hareketin yapılması gerekir. Sözlü totemler: Maçta 3 3 3 diye bağırmak totemdir. Bazı görüşlere göre obsesyon bozukluğu rahatsızlığının belirtisidi.
    _Kelebek (Aşkı, değişimi ve dönüşümü öğretir), Kartal (Manevi dengeyi, özgürlüğü ve cesareti öğretir), Köpek (Karşılıksız aşk ve sadakati öğretir), Kurt (Disiplini, ruhun özgürlüğünü).
    _Klan- boy totemi: Milleti bir arada tutan güçlü bir büyüdür. Bir hayvan, ağaç, insan olabilir. Ona dokunan, onun hakkında konuşan lanetlenir, cezalandırılır. İnsanlar totemin soyudur. Totem yıkılrsa toplum sarsılır. Totem hayvan insana görünürse ölüm haberidir
    _Totemizmin Kökeni: Nominalist Görüşler, boyların birbirlerini adlarla ayırmaları gereksiniminden doğduğu... Sosyolojik Görüşler : Totem hayvanın yenmemesini hayvanların kendi türlerini yemediğini görerek ortaya çıktığını Psikolojik Görüşler: Gebelik totemden kaynaklanıyor. Hangi bölgede hamileyse o bölge toteminin çocuğu oluyordu. Ruh aracılığıyla gebe kalma efsanesi. Totem olan hayvan, insan ruhunun hayvansal başkalaşımlarının bir çocuğudur.


    _Tabu_
    _İlkel yasaklardır, korkudur. Kutsal ve dokunulmaz kabul edilen kurallardır. İnsanlar onu kutsallaştırmıştır. Tabu, vicdanın bir buyruğudur. Nevrotik olarak tabular, önceki bir kuşağın daha sonraki bir kuşağa zorladığı kurallardır. Korku hazdan daha güçlü gelmektedir.Nevrozluların psikolojisi bize gösterir ki arzular bastırıldığı zaman, libido üzüntü biçimini alır. Her yasağın bir isteği gizler. Nevroz, gerçekliğin doyumsuzluklarından düşlem dünyasının zevklerine sığınma isteğidir. Tabunun iki anlamı vardır: Bir yandan kutsal diğer yandan da tehlikeli. Tabunun çiğnenmesi suçlunun kendisini de tabu yapar. Tabular elektrik kaynakları gibidirler. Frazer, bir sürekli tabulardan, bir de geçici tabulardan söz eder. Sürekli tabular rahipleri, başkanları, ölüleri ve bunlarla ilgili her şeyi kapsar. Geçici tabularsa, örneğin savaşçının seferden önceki durumu gibi. Dokunmayla geçebilen bir güç olduğuna inanıldığı için tehlikelidir. İlkellerin tabusunu aydınlatmakla, bizim "koşulsuz buyruk''umuzun karanlık kaynakları da aydınlanmış olacaktır. _ Tabudaki bulaşma gücünü, insanı baştan çıkarma, öykünmeye sürükleme özgülüğü olarak yorumladık, tabuda büyüleyici bir bulaşıcılık vardır. Bulaşıcı bir hastalık gibidir. _Ölüler tabudurlar. Bir kimseni giysisi, araçları, silahları, abdesti, kirden arınma tabudur._Tabular şeytanların etkisine karşı duyulan korkulardadır. Şeytanların öfkesinden sakın buyruğu.' Tabulu olan hayvan, insan ya da semt şeytanlıdır.

    _İlkel insan hâlâ bizim çağdaşımızdır. Bize bıraktığı anıtlar ve araçlarla, sanatıyla, dinsel ve masalsı, efsanevi öyküleriyle, yaşam
    üzerine düşüncelerine göre tanırız. Vahşi ve barbar insanlar kendi evremizin korunmuş ilk evresidir.
    _En ilkel insan avusturalyada yaşar, dinleri yoktur, kralları yoktur, ihtiyar heyetleri karar verir. Yamyamlık yaparlar, hayvan avlar kökleri yerler. Klanlara ayrılmışlar ve her klanın bir hayvan totemi var, o totem ailedir, kan bağı vardır. O totemin koruması altında onu öldürene tüm klan düşmanca davranıp yok edip yerler. Aynı klandakilerin cinsel ilişkisi yasaktır ve sonu ölümdür. Bir klanda Tüm erkekler baba tüm kadınlar anne, tüm kızlar kardeşidir.
    _Ana baba çocuklarıyla genç kalır. Çocuklarının yaşamını yaşama yoluyla kendini onlarla bir sayar, onların heyecanlarını kendi heyecanı yapar. Kısır ise yoksun kalmaktadır. Kaynana bazen damada aşık olur ve içe atma yüzünden nevroz olarak dışa çıkar. Çocuk annesine ve kardeşine karşı ensest bir sevgi besler ama içe atar. Bu baskılayış, kaynana ve baldızda şekil değiştirerek canlanır.

    _Düşmanlara, Başkanlara ve Ölülere uygulanan tabular. (Frazer'in ("Altın Dal") adlı kitaptan alınmıştır. )
    _Düşman tabusu: Düşmanı yenince bir tören düzenlenir ve öldürülenlerden af dilenir: "Kızma; çünkü senin başın, yüzülen derin burada bizimle birliktedir; oysa biz daha şanssız olsaydık, şimdi bizim başımız senin köyünde sergilenecekti. Bu kurbanı seni yatıştırmak için veriyoruz. Yenenler geri dönünce bu da tehlikelidir. Onların içinde yenilen düşman ruhu vardır o da bu kabilenin üyesi olmuştur. En güzel yemekleri, sevgililerini ona armağan ederler. Savaştan dönen bir süre karantinaya alınır. Cellatların toplumdan yalıtılmalarında bu âdetin izlerini buluruz.
    _Kral tabusu: Yöneticiler ülkelerini tılsımlarıyla korur. Krala dokunmak iyileştirici bir etki yapar. Devlet adamlarının korumalarla dolaşması tabudan kaynaklıdır. İlk krallar sadece yönetici değil, kutsallığı olan, ülkeyi koruyan insanlara şans ve huzur getiren kimselerdi. Eğer ülkede kaos, fakirlik, savaş varsa kralın kutsallığı sorgulanır ve bağlılık, dinsel saygı kesilir. Nefret ve aşağılamaya dönüşür. Kral utanç verici bir biçimde yerinden kovulur; canını kurtararak kaçabilirse şükretsin. Dün tanrı diye tapınılan kral, ertesi gün bir suçlu gibi öldürülebilir. Eğer kralları onların tanrısı ise, onların koruyucusu da olmalıdır. Oysa onları korumazsa, yerini bunu yapacak birine bırakması gerekir. Tabulardan dolayı rahip krallıktan kaçarlar. Bazı ülkelerde krallık bu yüzden bitmişti. bazı Afrika ülkelerinde kral olacak adam yakalanıp krallığını ilan edinceye kadar eve kapatılır. Bunun için silahla dolaşanlar vardı. Kutsallığın yüküyle ezilen krallar, ilk rahip-krallığın bir ruhani, bir de cismani güce ayrılmasında bulur. Normal krallık bu şekilde, ruhani ise tabu olarak kalmaktadır. Egemen olan sevgi duygularının yanında, ona karşıt ama bilinç dışı olan bir nefret duygusu da vardır. Bu nefret duygusu, şefkat duygusunun üstün gelmesiyle bastırılmakta ve üzüntü biçiminde anlatılmaktadır;(evli çiftler ya da anne çocuk ) halkın onlara verdiği tanrılaştırmalara karşın bilinç dışında yoğun bir nefret eğilimini yaşamakta olduğu görülür. Vahşi Timmolarının, seçtikleri kralı taç giyme gününün gecesi dövme hakkına sahip olduğunu öğreniyoruz. Tahta geçtikten sonra uzun süre yaşayamamaktadır. Bu yüzden ülkenin ileri gelenleri, gizli kin besledikleri kimselerin seçilmesini bir yasa haline getirmiştir. Kin duygusu açığa vurulmaz. Sanki bir törenmiş gibi gösterilir. İlkel insanların hükümdarlarına karşı aldıkları tavırda, ruh hastalıklarında her zaman görülen belirtiler vardır. Bu rahatsızlığa yakalanan hasta, başına gelen her yıkımın sorumluluğunu kolayca hükümdara yüklemek için, o kişinin gücünü erişilmeyecek derecelere yükseltir. Hükümdarlarına yağmura, güneşe, rüzgârlara egemen olma gücünü yükledikten sonra, iyi bir ürün bekledikleri halde doğanın kendilerini aldattığını görünce hükümdarı öldürerek hınçlarını alırlar. Çocuk baba ilişkisi tıpkı ilkel ile kral ilişkisi gibi, insan tanrı da örnektir.
    _Ölüler Tabusu: Ölüler yaşayanları yönetir. Ölülere dokunan lanetlenir ve bulaşıcı lanet yüzünden dışlanır. Eğer ölen bir başkan ise gömen bir yıl tabu olur lanetlidir. Yas tutanlar dikenli çalıda uyur. Nedeni ölünün ruhu içine girmemesi için. Yaslının gölgesi bir insanın üstüne düşerse o hasta olur. Dullar dışlanır, kimsenin görmemesi için geceleri çalılara vurarak dolaşırlar. Onlarla ilişki kuran ölüyü kızdırır. Ölünün adını anmak tecavüz sayılır ve cezası kendini asmaktır. Ölüyle benzer adlar değiştirilir. Eşyanın anlamı ada yüklenir ve ölenin ardından çocukların ruhunda yeniden doğduğu düşünülür ve aynı adlar verilir. Bazıları adını söylemez çünkü aynı addaki başka birisine tüm güçlerinin geçeceği tabusu vardır. Wundt'a göre ölümden sonra bir ailenin sevgili bir bireyi derhal bir şeytan olmaktadır. Akrabaları bu şeytandan kötülükten başka bir şey bekleyemez. Bütün uzmanlar bu görüşte birleşmektedir. Westermarck şöyle der: "Bütün olgular beni ölülerin dost olmaktan çok genellikle düşman sayıldığı sonucuna götürüyor. Su ruhtan korur ve ölüleri ırmak ötesine gömerler. Ölenler niçin şeytan olurlar? Ölüm en keskin suskunluktur ve yaşayanları kıskanırlar, yaşayamadıkları hayata özlem duyarlar ve yaşayanlara kin beslerler onları yanlarına almak için uğraşırlar. Yaşayan insanlar da da benzer kin vardır. .


    _Animatizm_
    Doğanın ruhlandırılması. Bu ilkel insanlara göre dünya birçok ruhsal varlıkla doludur ve insanlara iyilik ya da kötülük yapar. Doğa olaylarının nedenlerini bu cinlere ya da şeytanlara yüklemektedir.
    Animistik (mitolojik) düşünüş, dinsel düşünüş ve bilimsel düşünüş sistemleri: Animizm, belki de en tutarlı olarak dünyanın iç yüzünü açıklayan tek sistemdir. Zihinde kurulan bir ilişkiyi gerçekte olan bir ilişki sanmak. _Düşmanın bebeğini yapıp ona zarar verince düşmana da zarar vereceği düşüncesi. Şeytana karşı tanrılara yardım etmek için de kullanılabilir.
    Güneş-Tanrı Ra her gece karanlık batıdaki yerine battığı zaman, baş şeytan Apepi'nin önderliği altında bütün şeytanlar ona saldırır. Ra, bütün gece onlarla dövüşür ve hatta bazen karanlığın güçleri mavi Mısır göklerinde onun ışığını karartmak ve zayıflatmak için bulutlar gönderir. Güneş Tanrı'ya bu her günkü savaşında yardım etmek için Thebes'deki tapınağında her gün âyin yapılır. Düşmanı Apepi, mumdan yapılmış korkunç çehreli bir timsah suretinde ya da kangallı bir yılan biçimiyle simgelenir ve üzerine şeytanın adı yeşil mürekkeple yazılır. Üzerine yeşil mürekkeple Apepi'nin diğer bir resmi çizilen bir papirüs bir koruyucuya sarılarak resim siyah saçla bağlanır, üzerine tükürülür, taş bir bıçakla üzerine vurularak yaralanır ve yere atılır. O zaman rahip onun üzerine sol ayağıyla yeniden basar ve sonunda onu belirli bir ağaçtan ya da ottan yapılmış bir ateşte yakar Apepi'nin kendisi böylece kesin olarak yok edildikten sonra başlıca şeytanlarının, onların babalarının, annelerinin ve çocuklarının mumdan figürleri yapılır ve aynı biçimde yakılır.
    _Animizmle, sihirle yağmur yağdırma ve meyve verdirme büyüleri, cinsel ilişkide bulunmaktan ibarettir. Ensestin ise zararlı ot çıkaracağına. Gebe kadın bazı hayvanların etini yemez korkaklık gibi özellikler çocuğa geçmesin. Çocuk oyun oynarken kafasında kurduğu hayallerle büyünleşir onları canlandırır ve doyum yaşar.
    _Bir "obsession'' nevrozlusu insanlara karşı çocukluğundan beri çekingen ve kibar davrandığı halde içinde adeta bir caniye yakışır bir günah duygusunun baskısı vardır. bilinçdışı düşüncelerini bilinçli hale getirdiğimiz zaman görürüz. Büyüden korunma yerine cinsellikten korunma obsesiyonu geçmiştir.
    _Animistik evrede insan, tanrıdır; dinsel evredeyse tanrılara inanır; bilimsel evrede ise insan küçüklüğünü kabul etmiştir. Animistik evre narsizm, dinsel evre, aileye başeğme evresi; bilimsel evreyse, gerçekliğe erişmek. Sanat ta animizmden gelen bir sihirdir. Saf duyguyu düşünceleri yansıtır, sanatçı sihirbazdır. Animizm, sihri cinlere ve şeytanlara yüklemiştir ve bunlar insanın iç dünyasını yansıtır. İlkel insandaki hayal gücü olan sihir tanrılar yaratırken modern zamanda sanatçılar eserler yaratırlar.

    _Darwin, maymunların alışkanlıklarına bakarak insanların da, küçük sürüler halinde yaşadığı ve bu sürülerin içinde en eski ve en güçlü erkeğin kıskançlığı, cinsel sapmaları yasakladığı sonucuna varmıştı. Yalnızca bir ergin goril erkeğin topluluk içinde görülür; en güçlü olan başkalarını öldürerek ya da sürerek kendisi topluluğun başına geçer. En güçlü erkeğin bir çok eşi vardır ve onları kıskanır. Onlar yasaklıdır. Böylece diğer erkekler çiftleşmek için başka kabilelere giderler.
    _Tavuk hikayesi_ Küçük Arpad iki buçuk yaşında, işemeye çalışırken, bir tavuk çocuğun üreme organını gagalamış. Bir yıl sonra yine aynı yere geldikleri zaman çocuk tavuk oluyor, yalnızca kümesle ve kümeste olup bitenlerle ilgileniyordu, insan gibi konuşmaktan vazgeçerek gıdaklamaya ve ötmeye başlamıştı. Gözlem dönemi sırasında, beş yaşındayken, yeniden konuşmaya başlamıştı; fakat bütün sözlerinin konusu piliçler, tavuklar, horozlardı. Tavuklardan başka hiçbir oyuncakla oynamıyor, içinde tavuklarla ilgili bir şey olmayan hiçbir şarkı söylemiyordu. Totem hayvanına karşı aldığı tavır tümüyle çift bir duyguydu, yani tavuğa karşı aşırı bir nefret ve sevgi gösteriyordu. Tavuk kesme oyunu oynamaya bayılırdı. "Tavuk kesildiği zaman, onun için eksiksiz bir şölen olurdu..Hayvanın ölüsünün çevresinde saatlerce dans eder ve bu sırada şiddetli bir coşma durumu gösterirdi". Fakat ondan sonra, kesilen hayvanı öper, elleriyle okşar, kötü kullandığı oyuncak tavuklarını temizler ve okşardı. Bir gün şöyle bir şey söyledi: "Babam horozdur; ben pilicim. Büyüdüğüm zaman tavuk olacağım. Daha çok büyüyünce horoz olacağım." Bir gün ansızın (tavuk kızartmasına benzeterek) "Anne kızartması" yemek istediğini söyledi.


    _Kurban_
    _İçki kurbanı, kökensel olarak, kurban edilen hayvanların kanıydı; sonraları bunun yerine şarap konmuştur. Kurban yeme inananların arasındaki ilişkileri güçlendirerek bütün inananların bir tanrıya erdiğini doğrudan doğruya göstermeye yarıyordu. Bir Bedeviyle birlikte bir lokma yiyen bir kimsenin artık ondan bir düşman olarak korkmasına gerek yoktur. Onun koruma ve yardımına her zaman güvenebilir. Birlikte yenen yemek bedende kaldığı kabul olunmakla birlikte, bu sonsuza kadar süremez. Sürmesi için yinelenmesi gerekir. Akrabalık sadece kanla değil, bir kimse diğer bir kimsenin tanrısıyla birlikte yemek yerse, onun da kendisinin özünden olduğu söylenir; Gerçekte bu hayvan eski totem hayvanı, yani ilkel tanrının kendisidir, onun öldürülmesi ve yenmesiyle oymağın bireyleri oldukları gibi kalıyor ve tanrıyla benzerliklerini sağlıyorlardı. Totem dininin önemli bir bölümü totemin öldürülüp yenmesi olduğu sonucunu çıkarır. Totem yendikten sonraki bayram durumu, kutsal yaşamı kendi nefislerine geçirmeleri ve diğer durumlarda yasak olan şeylerden kurtulmayla ortaya çıkar.
    _Saint Nilus 4. yüzyılda Sina Çölü'nde yaşayan Bedevilerin bir kurban âdetini bize betimler. Kurban olan deve bağlanmış ve taşlardan kurulu kaba bir sunak üzerine konmuştur. Hayvana vurulan ilk darbeyle fışkıran kanı içerler. Ondan sonra bütün topluluk hayvanın üzerine çullanır, henüz daha titreyen cesedi kılıçlarıyla parçalayarak çiğ çiğ o kadar aceleyle yerler ki, bu kurbanın, uğruna kestikleri sabah yıldızının doğuşundan güneşin ışınları arasında kayboluşuna kadar geçen kısa süre içinde bütün kanı, eti, derisi, kemikleri ve bağırsakları sömürülür.

    _Yamyam Kardeşler_
    Bir gün sürüden kovulmuş olan aslan kardeşler birleşip babalarını öldürerek yer ve böylece babanın sürüsüne bir son verirler. Yamyam vahşiler kurbanlarını yemiştir. Bu güçlü ilk baba, bütün kardeşlerin kıskandığı ve korktuğu bir örnekti. Şimdi onu yeme yoluyla onunla özdeşleşmiş olmakta ve her biri onun gücünden bir parça kazanmaktadır. İnsanlığın belki de ilk bayramı olan totem şöleni, bu cinayetin birçok şeyi, toplumsal örgütlenmeyi, ahlâk kurallarını ve dini başlatan bu unutulmaz olayın yinelenmesi ve anılması olmuştur. Kardeşler babayı yenmek için güçlerini birleştirmişse de, kadınlar karşısında birbirlerinin rakibiydiler. Hepsi de babaları gibi kadınları kendi tekellerine almak istiyordu. Birbirleriyle dövüşürken oluşan yeni örgüt yok olabilirdi. Birlikte yaşamak istiyorlarsa kardeşler için ensest yasağını koymaktan başka çare yoktu. Böylece sürgünlükleri sırasında büyük bir olasılıkla alışmış oldukları homoseksüel duygulara dayanan bu örgütü kurtarmış oluyorlardı. Kardeşler birliği artık babanın değil, oğulun etini yiyorlar; bunu yapmakla kardeşler oğulla kendilerini özdeşleştiriyor ve onunla kendilerini kutsallaştırıyorlar.
    _Adonis'i, Afrodit'in kutsal hayvanı olan erkek domuz öldürür; yasaya göre, bir öldürme ancak başka bir canın kurban edilmesiyle ödenebilir. Dionisyosun yanındaki kutsal keçi diğer acı çekenlerin tüm günahlarını üzerine alır kendini feda eder.
    _Bir olayın günah duygusunu binlerce yıl arta kalmış olarak, bu olaydan hiç haberi olmayan kuşaklarda bile izler bıraktığını da kabul etmekteyiz. Eğer bir kuşağın ruhsal süreçleri ondan sonra gelen kuşakta sürmeseydi, bu alanda hiçbir ilerleme ve hiçbir gelişme olamazdı. Ahlakın ilk krallar cinayete karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.












    _Musa ve Tektanrıcılık_
    _Din, insanlığın başına musallat olmuş bir nevrotik saplantı.
    _Tanrı, büyük bir imparatorluğa egemen olan firavunun bir dışa yansımasıydı.
    _Algıda belirleyici faktör genelde arzu edilen şeyi görmektir.
    _Travmalar sadece kişinin yaşadığı tecrübeler değil, doğuştan var olan arkaik kalıntılardır.
    _Eğer Eski ve Yeni Ahit aynı tanrıdan geliyorsa neden Eski Ahit’te tanrı ‘Gaddar’, Yeni Ahit’te ‘Sevecen’ bir karakter çizmektedir. _Yahudilik bertaraf edilirse, kaynağını Yahudilikten alan İslam da bertaraf edilecektir.
    _İnsan, yeni bir şey öğrendiğinde bu eğer kanaatlerine aykırıysa ona karşı koyar. Belli bir süre tereddüt eder, kendini savunan deliller bulmaya çalışır, kendisiyle mücadele eder, ama neticede bu yeni şeyi kabullenir. Egonun aklî yönünün duygusal yönünü yenmesi için zamana ihtiyaç vardır.
    _Wellhausen (1844-1918) Yahudiliği, Hegelci felsefenin tesiriyle sentezci bir yoruma tâbi tutmuştur; Hegel’in tez, antitez ve sentez diyalektiğini içeren bir sistem ortaya koymuştur. Buna göre her kavram veya tecrübe zıddıyla kâimdir.
    _Kendi çalışmamdan emin olma hissini tadamıyorum.
    _Meissner: Freuda kendini yeni musa ile özdeşleştirdiğini. O artık yeni bir din ortaya koyan, halkını vaadedilmiş psikolojik özgürlüğe taşıyan bir mesihtir
    _Zion, Kudüs tepelerininden birinin üstündeki kaledir. Zion kızı ise Yahudi ulusudur.
    _Hayvanlardaki içgüdülerin karşılığı, insanda ilkel mirastır.
    _İbranice: RUH- Ruach, esinti
    _Rabbani Yemek – Efkaristiya: İsa'nın simgesel bedeni ekmek ve simgesel kanı şarapla yapılan kutsama.
    _Nevrozun formülü: Travma -kendini savunma- uyuklama evresi, geriye itilmiş nesnenin kısmen dönüp gelişi.
    _Nevrozlu hasta, eski bir travmaya takılıp yineleme saplantısı ile sürekli geçmişe bağımlı kaldığı için tutukluk yaşar. Aşırı şevkat gören çocuk hep bunu arayacak ve tacize uğrayan kız da hayatı boyunca bununu için teşhirci obje olacaktır.
    _Oğlan, kendisiyle özdeşleşmekten vazgeçtiği babasından çekinmeye başlamış ve babası tarafından kötü davranılıyor gördüğü annesiyle özdeşleşme olanağına kavuşmuştu. Babaya karşı kasıp kavurucu bir kin, hiçbir şeyi umursamayan ve kendini helak etmelere kadar varan bu aşırı öfkeli tutum oğlanda başarısızlıklara ve sürtüşmelere yol açıyordu.

    _Musa bir mısırlı. Bir sandıkçık içine konularak suya bırakılma motifi, doğum olayının simgesel yoldan açık seçik bir anlatımıdır ve bu anlatımda sandıkçık ana rahminin, su ise rahimdeki amniyon suyunun yerini tutar.
    _Musevilik bir mısır firavun dinidir. Devrimci firavun Amenhotep, dünya tarihinde ilk tek tanrılı aton dinini getirmiş ama o ölür ölmez getirdiği yeni din de kaldırılıp bir kenara atılmış, kafir gözüyle bakılan kralın anısı lanetlenip aforoz edilmiştir. Herodotos, sünnet adetinin Mısır'da uzun süredir yaşadığını anlatır. Sünnet bir soyluluk sembolü sünnetsizlik ise cenabetlik. Bir zaman atalarının ellerindeki toprakları Tanrı Yehova'nın kendilerine geri vereceğine ilişkin sözler, uydurmalardan başka bir şey değildi. Musa Yahudileri kendi kavmi yapmıştı. Yehova Kaba, dar görüşlü yerel bir tanrıydı belki; zorba ve kana susamış biriydi.
    _İsa, yeniden dirilen Musa ve primal baba olarak ortaya çıkmıştır. Mezmurlar Akhenaton’a aittir.
    _Eski mitlerde çocuk aristokrat ailede doğar, terkedilir ve yoksul bir ailece alınır ya da bunun tam tersi olur. Aslında bu, kahramanlara asalet sağlar. Freud’a göre, Musa Akhenaton’a yakın bir aristokrattı. Ya bir general ya da bir din adamıydı hayallerinin Mısır’da gerçekleşemeyeceğini fark etti Sonunda çözümü buldu. Mısırlılar’ın hor gördüğü dini başka bir halka benimsetebilir, yeni bir krallık kurabilirdi. Neticede Yahudiler’le anlaştı, onların başına geçti, onları Mısır’dan çıkarıp bu monoteist dinde eğitmeye karar verdi. Musa’nın halk dinine karşı olan Aton dinini Yahudiler’e empoze etti.
    _İlkel kabileler kendilerini en üstün kabile sayarlardı. Bu gelenek en üstün ırk Yahudilerdir olarak yeniden canlandı. Bir baba evlatlarından birini ötekilerden üstün tutuyorsa, öbür kardeşlerin kıskançlığa kapılması bizi şaşırtmamalıdır. _Musevilik bir baba diniydi. Hıristiyanlık ise bir oğul dini kimliğiyle ortaya çıktı. Komşulardan aldığı ana tanrılığı yeniden diriltmiş, çok tanrıcılığı kamuflajla bünyesine yerleştirmiş. Müslümanlık da Museviliğin kısa bir tekrarıdır. Museviliğe bir öykünme olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü Resülullah başlangıçta Museviliği bütünüyle benimsemek gibi bir amaç taşımaktaydı. Doğu dinleri atalar kültüdür.
    _Büyük adam özlemi: Herkesin çocukluğundan başlayarak yüreğinde duyduğu baba özlemi, efsane kahramanının yenilgiye uğratmakla övündüğü babanın özlemidir bu. Güçlü iradesi, baskı, özgürlüğü, kimsenin gözünün yaşına bakmazlığa kadar varan o tanrısal umursamazlığı, baba tablosu özelliklerdir. Musa kendi şahsındaki gazap ve amansızlık gibi karakter özelliklerini Tanrısının karakterine mal etmiştir.
    _Paulus- Hristiyan kilisesinin gerçek kurucusu ve ilk tanrı bilimcisi sayılır. Paulus yasaların geçersizliğini ilan ederek, tanrısal hükümdarlığın kurulacağı; Messias'ın insan suretine görünerek yeryüzüne indiği inancını yayarak putperestlerin yeni dini benimsemelerini sağlamıştır.
    _Feci bir kazadan yara almadan kurtulan bir kişi bile travmatik nevroza maruz kalır ve bir kaç haftalık “Yumurtlama dönemi”nden sonra ruhsal semptomlar meydana gelir. Freud’un bu taravma tecrübesiyle söylemek istediği şudur: Yahudiler Musa’yı öldürmekle ve onun öğretilerini ters yüz etmekle bir travma yaşadılar ve neticede pişman olarak ona döndüler. Kişilik özelliklerine benzenilmek istenmeyen anne-babaya ileriki yaşlarda benzenilir çünkü çocukluk yıllarında onlara özenilmiştir. İşte Musa’nın dinine karşı halkın tutumu da böyle olmuştur.
    _Yahudiler rabbın emirlerine itaat etmedikleri için cezalandırıldıklarına inanıyorlardı. Bu duygu peygamberler tarafından sürekli canlı tutulmuş. Bu suçluluk duygusu Yahudiler’den başka halklara da sıçramış. Pavlusa göre mutsuz olmamızın sebebi “Baba tanrıyı öldürmemizdi. İsa’nın fedakarlığı ile bu suçtan kurtulduk çünkü birimiz hepimizi kurtarmak için kendini feda etmiştir. Pavlos: “Bakın, mesih geldi ve gözlerinizin önünde öldürüldü. İsa tekrar dirilen Musa’dır. Freud Muhammed başlangıçta Yahudiliği kendisi ve halkı için kabule niyetlenmişti. Tek büyük primal babanın yeniden elde edilişi Araplar’ın özgüvene kavuşmasına neden oldu onları büyük başarılara taşıdı. Allah Araplar’a Yehova’nın Yahudiler’e davrandığından daha cömert davrandı.

    _İlk Çağda güçlü bir adam tüm sürünün efendisiydı. Otoriteden yararlanarak zorbaca davranışlara başvuruyordu. Oğulların el ele vererek babalarını yenilgiye uğratması ve çiğ çiğ yemişlerdir. Sonra kardeşler arası boğuşmalar, birlik ve beraberliğin, bir çeşit toplumsal sözleşmenin doğmasını sağlamıştı. İhtimal başlangıçta kendisinden sürekli korkulan güçlü bir hayvan, baba yerine geçirilmiştir. Babanın kurban edilip yenmesine totem şöleni denilmiş ve kuşaklar boyunca kutsal bayram olarak kutlanmış. Zamanla hayvanların yerine, kaynağını açıkça totemden alan hayvan maskeli insan tanrılar geçirilmiştir. _Babaların yemelerie ve analar kültü başlaması.

    _Üstben tüm baskıcı gelenekleri sürdürür bir aile görevindedir. Benlik ise efendinin takdirini bir özgürlük ve doyum olarak hisseder, suçlamalarını ise vicdan azabı olarak duyumlar. Üstben’e içgüdüsel bir isteği kurban eden Ben, özverisine karşılık Üstben tarafından daha çok sevilmeyi bekler. Çocukta “usluluk” ve “yaramazlık” diye bakılan şey, ileride toplum ile Üstben anne ve babanın yerini aldığında “iyi” ve “kötü”, erdemli ve erdemsiz diye nitelendirilir.
    _Tanrının evrensel bir Tanrıya dönüşüp tüm uluslara kucak açması, nihayet ona ilk inananlar için Tanrıyla aralarındaki mahremiyetin elden çıkarılması anlamını taşımaktaydı.
















    _Düşlerin Yorumu_
    _Karın bölgesinin bilinci, bizden saklanan karanlık bir kıta mı?
    _Herhangi bir kişi, düşlerindeki davranışları uyanıkken gösterse deli olarak kabul edilirdi.
    _Yanılsama kuramı: Doğada bir at görürüz, yaklaşınca inek olduğunu, daha da yaklaşınca insan olduğunu görürüz. Düşte de böyle...
    _Düşünen ile düş göreni ayırt etmek gerekir.
    _Histeri, unutulmuş yaralanmalardan ibaretti.
    _Dirençleri yenmek ve direnç altına ışık tutarak özü açığa çıkarmak.
    _En şiddetli bicimde uyanık olan ruhsal etkinlikler en derin bicimde uyuyan etkinliklerdir.

    _Wunt: Düşlerde akıl hastasının yaşadıklarını yaşarız.
    _Shopenhauer: Düşte insanın gerçek karakteri ortaya çıkar. Düşlere, kısa süreli çılgınlık, çılgınlığa da, uzun bir düş der
    _Platon: En iyi insanların, başkalarının uyanıkken yaptıklarını yalnızca düşünde görenler olduğunu düşünür.
    _ Kant: Deli, uyanık bir duş görendir. Düşler bize, gizli doğamızı göstermek ve ne olduğumuzu değil, eğer başka bicimde yetiştirilseydik ne olabileceğimizi ortaya koymak icin var olduğunu …
    _Aristo Bize düşlerin tanrılar tarafından gönderilmediğini ve Şeytani olduğunu çünkü doğanın İlahi değil şeytani olduğunu soylemiştir. Aristo düşleri akıl ile ondan öncekiler ilahi olarak yorumlamış.

    _Bilinçdışının kaynağı, enerjisini içgüdülerden alan arzulardır.
    _İlkel insanlar düşlerin, tanrıların mesajları olduklarını kesin gerçek saymışlardı.
    _Wundt, düşleri, “sinirsel uyarılmaya bağlı olanlar” ve “çağrışımlara bağlı olanlar” diye iki ana sınıfı ayırırlar.
    _Terleyen insan rüyasında ataş üzerinde yürüdüğünü görür_
    _Uykunun belli bir döneminde beynin davranışında değişiklikler olduğu ve düşlerin bu donemde görulduğu, bu kitabın yazıldığı tarihten 50 yıl sonra kanıtlanmıştır.
    _Düş mü bizi başka diyarlara götürür yoksa başka diyarları mı getirir.
    _Schiller, bir duşunce cok onemsiz ya da cok garip gelebilir ama kendisinden sonra gelen bir başka duşunceyi onemli kılıyor olabilir ve başka duşuncelerle bağlantı icinde cok etkin bir halkaya donuşebilir.
    _Çişini yapamazsa öleceği öğretilen çocuk trafik sıkışınca da aynı boğuntuyu yaşar. Zihinsel öğelerin birbiriyle zincirleme bağlantıları vardır.
    _Bazı duyu izlenimleri aklı sakinleştirmek icin gerekli bile olabilir. Değirmenci değirmeninin takırtılarını duyduğu surece uyuyabilir.
    _Bağırsak ağrısı çamurlu bataklıkları, başağrısı evin örümceklerle kaplandığını, nefes alev saçan ocak, pipo penis, kürk kasık kılları, kadının kalçaları 2 evin birleşimini, küçük yol ise vajinayın kayganlığnı temsil edilir.


    _Düşlerin kaynakları:
    _1) Dış uyarılmalar_ Uykuda bile ruhun beden dışı dunya ile surekli bir ilişki icinde bulunduğunun kanıtıdır. Her gürültü kendine uyan bir duş imgesini uyarır. Bir gokgurultusu bizi bir savaşın ortasına goturebilir; bir horozun oluşu bir adamın dehşet cığlığına donuşebilir; bir kapı gıcırtısı hırsızlara ilişkin bir duşu uretebilir. ayağımızla yatağın kenarını itiyorsak kendimizi korkunc bir ucurumun kıyısında dikiliyor ayaklarında bir sıcak su şişesi ile yatarken duşunde Etna Dağına tırmandığını, kafasında yara olan adam Kızılderililer tarafından kafaderisinin yüzüldüğünü görmüş,__Uyuyana bilerek bir duyusal uyaran verilebilir deneyi. Tüyle burnunu gıdıkladılar, yüzüne işkenceyle maske geçiriyorlar. Sıcak ütü yaklaştırıldı evinde yanan kömürlerde yürüttüklerini.. Çalar saat bana rüyada tabakları düşüren garsonu, kilise çanını, devlerin masada gürültülü şekilde dişlerin vurarak çiğnedikleri ise koşan atın nal sesleri…
    _2) İç uyarılmalar_ Gözleri ağrıyorken uyuyunca rüyasnda çok küçük harfli bir şeyler okuduğunu ..
    _3) Organsal bedensel uyaranlar_ Aristo hastalıkların düşte kendilerini belli ettiklerini sölemiş. Kalp ve akciğer hastalıklarında anksiyete duşlerinin...Yunanlılarda, hastaların duş kahinleri vardı. Hasta, Apollon tapınağına girer, orada ceşitli torenlere katılır, k u tsal sularla yıkanarak, masajla ve tutsulerle arınır ve sonra da bir coşku icinde, kurban edilmiş bir kocun derisi uzerine uzanırdı. Orada uyur ve hastalığının carelerini duşunde gorurdu. Hipokrat düşlerin sağaltma işlevinden bahsetmiş. Akciğer hastalıkları cekenler, boğulma, soluk yollarını kapayarak karabasanları deneysel olarak uyarmayı başardığına…Kol ya da bacak, duşte, bir hayvan ya da canavar olarak ortaya cıkabilir

    _Düşlerin özellikleri_
    Düşler, yer ve zamandan bağımsızlığıdır. Düşlerde akıl devre dışı bırakılır, olanaksız şeyleri kabul ederler. Mantıksızlık, tutarsızlık ya da saçmalık içermeyen hiçbir düş yoktur. Bir düş, ruhsal, duygusal ve zihinsel bir anarşidir. Düşlerde ruh, ruhsal bir otomata dönüşür. Gerçek hayatta insanın kendini tanrı sanması, nevrotik bir düşi deliliktir. Düşlerde ilkel dünyaların izlerini görebileceğimiz söylenir. Düşte tüm mucizevi olaylara inanırız. 3x3=20 eder. Kralız, uçarız, komutanız, ölülerin dirildiğine, taşın konuştuğuna vs inanırız. Düşlerin 10da 9u saçmadır. En anlamsız nesneler bir araya gelir. Unutulmuş olaylar, yanılsamalar birleşerek canlanır. Düşlerde çağrışımlar serbest güreş yapıyor gibidir. Düş goren, delilerin, katillerin ve onların kurbanlarının, cücelerin ve devlerin, şeytanlann ve meleklerin rolunu oynayan bir aktördur. Gündelik korkularımızı bize en korkunç bicimlerde gösterirler. Zihinsel yaşamın ruhani düzeye yukselmesi, bu sozler yalnızca mistikler ve dinciler tarafından yinelenmektedir. Ünlü mistikler insan sozkonusu olduğunda metafiziğe giden yolların, düş lerden gectiğini bildirir. _Düş görme, “Muzik bilmeyen bir adamın piyanonun başına geçmesine benzetilir. _Düşler, boğulmuş duşuncelerin boşaltılmasıdır. Düş görülemezse düşünceler birikecek ve baskı yapacaktır. Düşler beyin için emniyet sübabıdır. Zamanın iyileştirici etkisi de kısmen buna dayanmaktadır.”

    _Düşler uyandıktan sonra neden unutulur?_ Düşler parçalıdır ve erirler. Yeniden gorulen duşler de gozlemlenmiştir. Ruhsal küremizde, gökyüzündeki bulutlar gibi uçuşan düş yapıları, rüzgarın ilk üflemesiyle dağılırlar.” Duşler, tıpkı yıldızların parıltısının güneş ışığına teslim olması gibi yeni gunun izlenimleri onunde kenara cekilirler.

    _Düşlerde ahlak_ Düşte ahlak yoktur ve kayıtsızlık her şeyin uzerinde egemenlik surer. Uyanıkken dehşete kapılacağı eylemleri rüyada sakince yapar. _Ahlaksız denen düşler, yaşamın yasakladığı şeylerin tohumlarının düşlerde yeşermesidir. Engisizasyon mah. “Eğer bir kişi duşunde kufur sayılacak şeyler gördüğünden soz ederse engizitorler, bunu, onun yaşamında araştırma fırsatını kacırmazlar, cünkü bir adamın gündüzün uğraştığı şey gece geri gelme alışkanlığı gosterir.” _Unutulan sözleri düşlerde açığa çıkar. Çocukluk da düşlerin kaynağını oluşturur. _Bir olay bilinçaltında kalırsa düşlerde açığa çıkar onun için taze acılar değil eski olayları düşlerde daha çok görürüz._Düşlerde ayrıntılar, tesadüfler, değersiz olaylar, dikkat edilmemiş sözler daha sık görülür. Bir acı olay değil de olayın yanındaki yaralı yüz mesela. Düşlerin bir bölümü yaşantımızla hiç ilintili değildir ama kaynağı nedir? _Hipermnezik duşler vardır. _Düşler hazımsızlıktan ileri gelir, kurama göre düş bir uyku bozukluğudur. Düşlerin nedenlerini ruhbilimin mi yoksa fizyolojinin mi alanına girer.

    _Düşlerle akıl hastalıkları arasındaki ilişki_Düşlerle psikozlar arasındaki içsel bağlantılar, onların temelde akraba olduğunu gösteren benzerliklerdir. Bir gözlemde deliliğin dehşet verici bir düşten kaynaklandığını… Akıl hastaları normale dönse bile düşte hala hastalık belirtileri devam eder. Düşteki hızlı düşünce parçacıkları ve psikozlardaki düşünce uçuşmalarında tam bir zaman duygusu yitimi vardır.

    _Düş yorumlama yöntemi_Her düşün bir anlamı vardır. Aristoteles bu bağlamda en iyi duş yorumcusunun benzerlikleri en iyi kavrayan kişi olduğuna değiniyor. Şifre çözmek önemli..
    _Uykudan önce uzandığımız zaman baskıladığımız istençdışı düşünceler açığa çıkar. Bu gevşemeyi yorgunluk sanırız. Bu yolla "istençdışı” düşünceler “istençli" düşüncelere dönüşür. __
  • Söylenmesine bile gerek yok ama bir çocuğu yere bastırıp duymak istediklerinizi söyletene dek canını acıtmak, asla sevgi bağları oluşturmaz, onu sadece korku aracılığıyla itaatkar olmaya zorlar. Ne yazık ki elde edilen 'iyi davranış', olumlu bir gelişme gibi görünebilir ve bu çocuklar sonradan onlara bakan kişilere karşı daha içten bir sevgi bile sergiliyormuş gibi gelebilir. Bu 'travma bağlılığı' aynı zamanda Stockholm Sendromu olarak da bilir.
    Maia Szalavitz
    Sayfa 225 - Koridor Yayıncılık, Genişletilmiş Yeni Baskı 2017
  • 268 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Fazla SPOİLER İÇERİR hatta Yakup 'un deyimiyle kitabı okumuş gibi olabilirsiniz ben uyarımı yapayımmm !
    Dibs isimli bir çocuğun zihinsel engelli olduğu düşüncesi ile oyun terapisine yönlendirilmesi ve bu süreçte çocuğun ailesi ve benliğine dair tüm soruların yanıt bulduğu gerçek bir hikayedir.
    İlk önce genel bir yorumda bulunulacak olursa okuyucuyu sıkmayan, dili gayet sade ve akıcı olan bir kitaptı.Günlük yaşamımızda rastladığımız aile ilişkilerimize benzediği için kitabın sonunu heyecanla çektim.2 günde bitirdim ve inanın bitmesini istemediğim ve gerçekten her ebeveynin kesinlikle okuyup pay çıkarması gereken bir kitap olduğu kanaatine vardım.
    Dibs’i bir çok insan gözlemliyor ve onun bu gelişimsel geriliğine kimse anlam veremiyordu herkes bir elden çabalıyor ama gelişme kaydedemiyordu ben kitabın ilk bir kaç bölümünü okuyup bu kısımları gördüğümde çocuğun ailesi ile ilgili bariz bir sıkıntısı olduğunu daha devamını okumadan anlamıştım çünkü gerçekten canhıraş bir uğraş söz konusu idi onunla ilgili.Nitekim de öyle çıktı.Çocuğa test uyguladıklarında gelişimsel bir geriliği olmadığı ortadaydı.Sürekli bu davranışlarını zihinsel ve gelişimsel bir geriliğe bağlayan ailedeydi sıkıntı.Aslında bu kitapla şunu düşündüm çocuk bizim ona gösterdiğimiz sevgi kadar var olur ve ne kadar belli etmesek de kendisi ne kadar istenmediğinin, sevilmediğinin, bir değeri olmadığının farkına varır.Neden konuşup kendini bir daha böyle insanlar için yorsun ki.Freud’ a göre fallik dönemin içindedir.Kitapta görülür bir oidipus kompleksine rastlamadım ayrıca babasıyla bir özdeşim kurma girişimi de görmedim.Erikson’a göre ise Girişimciliğe karşı suçluluk evresi içindedir bu evrede çocuklar bir şeyleri gerçekleştirmek için algısal,motor,bilişsel ve dil becerilerini kullanır.Düşünce ve eylemde cinsel konulara, bilinmeyen şeyleri öğrenmeye,çevresini genişletmeye yönelik artmış bir merak ve haz duygusuyla yönelmeye başlar.Bu dönemde engellenen ve cezalandırılan çocuklar suçluluk duygusu geliştirir.Dibs’in hareketlerinden ve davranışlarından aşırı bir engel ve cezalandırma görülüyordu zaten.Bu da onda suçluluk duygusu yaratmıştı.Dibs’in bağlanma stili ile ilgili olarak da güvensiz dağınık bağlanma stiline sahip olduğunu görüyoruz nitekim güvensiz dağınık bağlananlar güvensizliklerini dağınıklık ve uyumsuzluklarıyla gösterirler.Dibs’te bu uyumsuzluğu her yönü ile görebiliyoruz.Uyumu etkileyen faktörlere baktığımızda ailenin tutumunun ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz.

    Sıcak bir ilişki çocukların sorumlu ve kendi kendini denetleyebilir bir kişilik geliştirmesine yardım ederken, düşmanca ilişki ise saldırganlığı destekleme eğiliminde olur.

    Evet Dibs annesinin deyimiyle onun kariyerini bitiren(hatrı sayılır bir doktordur kendisi),bu sebeple de bilim insanı olan kocasının ondan soğumasına neden olan bir çocuk olarak o ailede var oldu.Evde onun yüzünden sürekli tartışma çıktığı için pek de sevilmedi.Bu sevgisizlik zamanla onun her şeyine yansıdı ama aile suçu üstlenmek yerine Dibs’te bi sıkıntı olduğunu ileri sürdü aslında burada bile ne kadar ötelendiğinin farkına varabiliriz.Sırf o düzelsin diye kardeş yaptılar ama Dibs’in istediği sevgi ve şefkat olduğu için bu da bir çözüm olmadı.Çocuk ise sırf onların bu sevgisizliği ile baş etmek için bu yolu geliştirmişti kendine.İçinde bulunduğu duruma karşı hedonik bir adaptosyon sağlayamadı.Zaten böyle bir duruma karşı bunu göstermesi de normal karşılanmazdı.Bu durum yine çocukta düşük benlik saygısına sebep olmuştu. .Piaget çocuğun kişilerarası ilişkilerde en fazla deneyimlediği şeyin sosyal duygular olduğunu belirtmiştir.Onun bilişsel yapısının da ahlaki yaşamını etkilediğini düşündüğü 3 tip duygusal eğilimden bahsetmiştir bunlardan birincisi doğumdan ergenliğe kadar olan bireyin gelişimi üzerinde önemli rol oynayan sevgi gereksinimidir.İkinci duygu durumu ise itaat ve uyma davranışında etkili olan, büyük ve güçlü olana karşı duyulan korku hissidir.Üçüncüsü ise sevgi ve korkudan oluşan ve ahlak gelişiminde oldukça önemli olduğu düşünülen saygı hissidir.Piaget’e göre çocuğun kuralları içsel olarak kabul etmesi ve bunu gerçekleştirmede zorunluluk hissi duyması,kuralların saygı duyduğu bir kişiden yani hem sevdiği hem de korktuğu bir kişiden gelmesi gerekir.Sadece korktuğu ve ya da sadece sevdiği birinden gelmesi onda içsel kabul yaratmayacaktır.Dibs de babasına ve annesine karşı sadece korku hissettiği için itaat etmiyordu.Kuralları içselleştirmiyordu.Kardeşine ve arkadaşlarına karşı salgırgan davranışlar göstermesinin nedenin altında yine aile tutumu yatıyordu.Düzensiz aile ortamı,anne-baba tutumları, anne babanın çocuk yetiştirme biçimi, anne-baba ilişkileri, ihmal ve istismar,travma ve toplumsal riskler oluşturabilir.Anne-babanın çocuğun saldırgan davranışlarına karşı baskıcı,otoriter tutumu,çocuktaki kavgacı davranışın ona daha çok yerleşmesini sağlar. Çocukta var olan enerjinin boşalmasına izin verilmemesi, engellenmesi,çocuğa karşı ilgisiz tutum sergilemek de çocukta saldırganlığa sebebiyet vermektedir.Ayrıca Dibs’te parmak emme davranışı da görülüyordu bu da yine aynı şekilde baskıcı aile ortamından ve ailedeki gerginlikten oluşan bir durumdu.

    Çocuk terapisi ile Bayan A (Dibs’in isimlendirdiği Bayan A diye hitap etmek istiyorum)Onun ruhunun derinlerine indi ve çocuğa doğası gereği beklediği sevgi ve şefkatle yaklaştı. Her türlü sosyal destek sağladı ona karşı.Çocuklar aslında bir oyun kurgularken bize yaşantılarından bahsetmiş olurlar,nitekim Dibs de oyun terapisi boyunca oyuncaklara bir çok anlam yükledi.Ona karşı sergiledikleri tutum yüzünden çocuk onları affetmekte hayli zaman harcadı. Oyuncaklara atfettiği anlamlar sayesinde aile ilişkilerine,arkadaş ilişkilerine,ideallerine her şeyine ulaştı Bayan A ve tabi bilinçdışına bastırdığı duyguları da . Minimal düzeyde görülen ya da hissedilen demek daha doğru olur psikopatolojik sıkıntılar da yavaş yavaş varlığını yitirdi.Kitapta Bayan A ve Dibs’in annesi hakkında bir terapiden bahsedilmiyor ama Dibs ile eş zamanlı olarak anneye de terapi yaptı diye düşünüyorum çünkü annesi zamanla kendisini açtı Bayan A’ya ve her şey buradan sonra başladı.Aile kendini düzeltmeye çalıştıkça Dibs de kendine bir düzen verdi.Ailesi onun üzerine kilitlediği kapıları, pencereleri açtıkça(somut bir şekilde gerçekten öyle yapmışlardı)Dibs de gerek zihninin gerekse yüreğinin kapılarını onlara açtı.Mutsuz halinden,saldırgan davranışlarından,masanın altına saklanmalardan,tek düze konuşmalardan hepsinden geçti ve bu değişim için herkes çok mutlu oldu.Baştan beri dediğim ve anladığım en büyük şey değişim ailede başlar ve çocuk da bu değişime ve düzene ayak uydurur.Oyun terapisi boyunca Bayan A Dibs’e sadece soru sorarak onu açtı ona asla bir yönlendirmede bulunmadı bu benim dikkatimi çok çekmişti çocuk o sorularla bile kendisinin önemsendiğini ve ona soru sorulduğunu düşünüyordu.En sonunda aile tüm durumun geç de olsa farkına vardı onu aslında olduğu gibi kabul etmeyi varlığı üzerine büyük bir sevgi ve saygı beslemeyi öğrendi ve tabiki en çok öğrendikleri şey paranın çocuklarının o güzel yüreği ve sevgisi üzerine hiçbir anlam ifade etmeyeceği idi.Anne bir konuşmasında şu cümleleri sarf etmişti ‘’Ona bir faydası olur diye paranın satın alabileceği her şeyi verdik’’ çocuk ruhu parayla değil sevgiyle sarılırdı oysa.
    Ve Dibs’in içimi parçalayan şu sözü aslında benim anlattığım her şeyi özetler nitelikte’’Sevgiyi hissettiğimde mutsuz olmadığımı fark ettim.’’En çok tedirgin olduğum yeri ise Dibs’in oyuncaklara anne baba kardeş vasfı yükledikten sonraki onları öldürme planları idi.O bir çocuktu sonuçta.Nasıl dedim ya nasıl olur da doğası gereği masum,mutlu,iyimser olan bir çocuk cinayet planları yapabilir? Biz bile kötümser olmayı bazı şeyleri görerek zamanla öğreniyoruz o yaşında bunu öğrenecek kadar nasıl bozabilirler doğasını bir çocuğu ?
    Dibs, hikayesi ile tüm ebeveynlere örnek olur nitelikte bir çocuk gerek kurduğu dünyası ile gerek oyuncaklara atfettiği anlamlar ile.Bir çocuk bizden hanlar,hamamlar istemez ki onlar bilmez ki zenginlik nasıl olur sadece gönül zenginliğini bilirler o işler sadece.Yoksa koskoca bilim adamının ve başarılı bir doktorun oğlu ol sana her şeyi alsınlar üzerine de bir kilit vursunlar ya da çok fakir bir ailede ama zengin yüreklerle büyük sevgi versinler sana hayallerinin de özgürlüğünün de sınırı olmasın bir çocuk hangisini seçer ki ? Bunun cevabı çok zor olmasa gerek.
    Onlara asla büyük insanlara yaklaştığımız gibi yaklaşmamayı öğretti Dibs bana her şeyden önemlisi de buydu.Meslek hayatıma da çok büyük katkısı olacak bu düşüncenin.Çünkü onlarla iletişim kurarken onların yaşına inerek dinlediğimizde olaylara daha somut baktığımızda çok da zor gelmeyecek yaptığım iş bana.Ayrıca değişimin bir anda olmayacağını zaman alacağını ama sonu sağlam olacağını da öğretti bu hikaye bana.Rabbim nasip eder de öğretmen olursam velilerime şiddetle tavsiye edeceğim hatta görüşmelerimde değineceğim bir kitap olarak kitaplığımda en güzel köşeye sahip olacak.Dibs’in bir abla olarak bile bana kattığı çok şey oldu.

    Sonuna kadar tahammül edip okuduğunuz için teşekkür ederim.Sağlıkla kalın :)
    Sevginin yeşillendiremeyeceği çöl yoktur!...
  • 232 syf.
    ·Puan vermedi
    Nazi kamplarında bir Türk: Cengiz Dağcı

    “Anormal bir duruma gösterilen anormal bir tepki, normal bir davranıştır.” diyor Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’nda.

    Kırım Türk’ü Cengiz Dağcı da 1946 mayısında Roma da bir otel odasında uykusuzlukla, titreme nöbetleriyle ve başucundan ayrılmayan esirlerin hayalleriyle mücadele ederken aslında normal bir tepki veriyordu.

    "Doktor korkma, hayatı olduğu gibi kabul et, çalış, sevin, korkuların da geçer, diyor. Güzel, doğru sözler ama ben çocuk değilim ki! Başımın içindekilerle yaşayamıyorum."

    Bir savaşın getirdiği acıdan nasıl sağ çıkarız? Her şeyimizi kaybettiğimizde bizi ayakta tutan, devam etmemizi sağlayan güç nedir? Bir savaşta, bir esir kampında ya da mülteci kampında her şeyini kaybetmiş bir insana dayanma gücü veren anlam insandan insana değişse de, varlığının önemini yadsınamaz. Bunu en iyi ortaya koyan eserlerden biri de İnsanın Anlam Arayışı’dır. Kitabın yazarı Viktor Frankl esir kampının insanı insanlıktan çıkaran şartları altında kendisini ve yaşamaya devam eden arkadaşlarını gözlemlerken bunu sorgular, insanı her şeye rağmen ayakta tutacak olan nedir? Ona göre yaşamda bir anlam varsa bu zorluk ve acılarda da bir anlam vardır ve bu acı insanın içsel gücünün onun dışsal kaderinin üstüne çıkabileceğini kanıtlamaya yeterlidir.

    Viktor Frankl 1946 yılında Auschwitz toplama kampında ailesini, sahip olduklarını kaybettiğinde onunla aynı dönemde Nazi kamplarında esir düşmüş olan bir Türk vardır: Cengiz Dağcı.

    Esir kampından sağ çıkmak Frankl’a ve İnsanın Anlam Arayışı’nı yazdırırken, Cengiz Dağcı’ya Korkunç Yıllar’ı yazdırır. Korkunç Yıllar Cengiz Dağcı’nın hatıralarını roman tarzıyla kaleme aldığı eseridir. Bu eser Cengiz Dağcı'yı esir kampından kurtaran anlamı ve inancı anlamamıza yardımcı olacaktır.

    Dağcı 1919 yılında Kırım'ın Yalta şehrinde doğar. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk ve Rus emperyalizminin baskıları altında geçer. Babasının desteğiyle Kırım pedagoji enstitüsüne devam ederken ikinci dünya savaşı çıkar ve diğer Kırım Tatarı gençlerle Rusların safında savaşmaya mecbur kalır. Ruslar hesabına savaşmak her zaman kalbinde bir acı olur. Ancak vatanını Almanlardan koruma isteği onun bu çelişkiye dayanmasını sağlar. Savaş onda onulmaz yaralar bırakır. Ancak onu asıl yıkan ve "korkunç" olarak nitelendirdiği yıllar esir kampına düştükten sonra başlar. Kampın zorlu şartlarına, aklın almadığı zorbalıklara ve onlarca insanın ölümüne şahit olur. Esir kampının ilk günlerinde bir Almandan haksız yere yediği dayaktan sonra şöyle yazar: " ...ama o gece kemiklerimin sizisindan çok kalbimin ağrısını duydum". Viktor Frankl da benzer bir anıyı yaşamış ve şöyle aktarmıştır: "İnsanı en çok yaralayan fiziksel acı değil haksızlığın ve mantıksızlığın verdiği acıdır."

    Kampta onu ayakta tutan, yaralarını saran her düş vatanına duyduğu sevgiden doğar. Vatanına yani Kırıma duyduğu derin bağlılık ona hayat verir.

    “Güneş ışığında nazik minarelerimizi, güneşli mekteplerimizi, yemyeşil köylerimizi görüyorum. Bütün bunların yanında benim gözyaşlarım nedir? Varsın kafamı kurşunlar delsin, fena insanlar kanımı akıtsınlar. Benim ıstırabım milletimin bu istikbali yanında nedir?”

    Tüm zor anlarında gözlerinin önüne gelen, onu teselli eden görüntü kendi köyü, dağlar, yeşillikler ve vatanının güzellikleridir.

    "Kompartıman penceresinden, elimizden alınmış ata topraklarına baktım. Bu topraklar, vagonların tekerlekleri altında yılların kanlı türküsünü söylüyordu. Bu türküyü saatlerce dinledim, sonra Allah'ım, Allah'ım diye yakardım, sen bizi ayırma bu topraktan! Bu toprak bizimdir. Atalarımızın mirasıdır. Aç, çıplak kalsak da bu toprakta olalım. Ölsek de bu toprakta ölelim. Vatanım, vatanım! Dünyanın hangi köşesinde olursam olayım, ben yaşadıkça sen de bizimle beraber olacaksın.”


    Frankl’ı da Auschwitz’de en zor anlarında saran şey sevgidir. Zorlu kamp işçiliği sırasında şunları düşünür:

    "Yaşamımda ilk kez, onca şair tarafından dile getirilen, onca düşünür tarafından dile getirilen, onca düşünür tarafından nihai bilgelik olarak ortaya konan gerçeği gördüm. Gerçek: İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir. O anda, insan şiirinin ve insan düşünce ve inancının vermesi gereken gizin anlamı kavradım: İnsanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtuluşu.”

    Dağcı’yı ayakta tutan vatan sevgisinin yanında yazma isteğidir. Hatıralarında bunu şöyle dile getirir. “Ben yalnızca Kırım’ın yazarı değilim ama Kırım’ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliğiyle yalnız ben yazabilirdim”. Milletine ve vatanına karşı duyduğu gönül borcu ve bir görevi olduğu inancı onu ayakta tutar. Kamptan çıkması ve yaşaması gerekiyordur.

    Esir kampından kurtulduğundaysa savaşın ve kampın travmasiyla başbaşadır. "Dünyadan bezmiş, insanlardan yılmış bir Cengiz"dir artık.

    Savaşın kendisinde bıraktığı o görünmez yara, travma sonrası stres bozukluğunun tüm belirtileri hayatını sarmıştır. Uyuyamaz, kulaklarına hala iniltiler ve kampın gürültüsü dolmaktadır. Hayata yabancılaşmıştır. Kendi hâlini de anlamlandıramaz. “Bu yenilmiş adam artık ne yapabilir?" diye düşünür. Hatıralarından görüyoruz ki yazabilir. Yazmak onun için bir terapi, bir şifa olmuştur.

    "Geçen hafta, Hâtıralar'ı yazmamak kararını verdim. Ama hâtıralarsız içimin boşluğundan daha çok ıstırap duyuyorum. Nasıl devam edeyim! Nasıl yazayım! Yazmak istiyorum. Yazmak için yanıyorum. Ama yazar değilim, nasıl yazayım! Bazı yazılarımı kendim bile anlıyamıyorum."

    "Ben bugün hayattan kopmuşum. Onların izlerinden, kendimden, insanlardan, dünyadan korkuyorum. Ben yaşamıyorum: yaşamak için savaşıyorum. Önümde yalnız karanlık ve korku var. Ben ilerleyemiyorum. Önümdeki hayatı göremediğimden, daima geriye bakıyorum. Belki bana yardıma gelir. Belki bana kim olduğumu söyler, ileriki hayatın sırlarını açıklar; belki bir gün geçmişim gelir de beni o yılların kanlı faciaları arasında geçirdiği gibi, bugün de zayıf, düşkün vücudumu ve ruhumu, önümdeki kara günlerden atlatarak selamete ulaştırır. Ya gelmezse?"

    Yabancılaşmışlığını ve içinde çarpışan yaşama ve ümitsizlik hissini şöyle anlatır:

    “Niçin sokaklardaki insanların arasına karışıp ben de onlar gibi olamıyorum? Niçin kendimi onlardan başka hisssediyorum? İçimde birbiriyle çarpışan iki kuvvet var. Biri hayat, daha doğrusu beni hayata döndürmek isteyen kuvvet. Bu iki kuvvet, içimde durmadan boğuşuyor. Onların boğuşması, bütün varlığımı, temelinden sarsıyor. Beni yavaş yavaş yıkıyor.Korkuyorum. Ben artık sokaklara çıkıp insanlarla bir arada yaşayamayacağım. Elimden tutup beni dünyaya gezdirecek birini araştırıyorum.Öyle biri var mı acaba? Belki var. Ya yoksa? Kalbim ve düşüncelerimle, gene de yeryüzündeki her şeyi: canlıyı, cansızı yaratmış olan Allah’ıma uzanıyorum. Allah’ım sen beni bırakma!”

    "Uyuyamıyorum. Niçin uyuyamıyorum. Uyursam, sabah kalktığımda, insanları ve dünyayı, bıraktığım gibi mi bulacağım? Allah’ım, Sen beni koru."

    Hatıralarının sonunda iç hesaplaşması, kendisini bir an olsun bırakmayan o korkular artık biraz olsun dinmiş gibidir. Dışarıya çıkar, âmâ bir kadına yardım eder; gün ışığını ilk defa görmüş gibidir. İçini bir sevinç, bir canlılık kaplar. Cengiz Dağcı Viktor Frankl'a göre anlamını bulmuş bir insandır. Savaşın ve esir kampının onda bıraktığı yaralardan sonra vatanına duyduğu sevgi ve yazma tutkusuyla ayakta kalır. Ardında Kırım Türklerinin yaşadığı acıları anlatan şiir ve romanlar bırakan Cengiz Dağcı Türk edebiyatının en büyük yazarlarındandır.

    https://ruhunakitap.blogspot.com/...cengiz-dagc.html?m=1