• (Bu bilgilerin Carl Sagan'la hiçbir ilgisi yoktur.)
    _Yıldızlar_
    _1-Sirius_ (Köpek yıldızı, Akyıldız, αlfa Canis Majoris):Yakıcı anlamındadır. Büyük Köpek Takımyıldızı’nda, Canis Majoriste yer alır. Sirius, biri beyaz cüceden oluşan ve birbirleri çevresinde 49.9 yılda dönen bir çift yıldızdır. Güneş'e 8,47 ışık yılı uzaklıkta ve güneşin iki katıdır. Aydınlatma gücü Güneş'in 25 katıdır. Siriusun yaşı 200-300 milyon yıldır. En parlak yıldız Sirius, Ay, Jüpiter veya Venüs kadar parlak görülmez.
    _Kış Üçgeni: Sirius, Küçük Köpek Takımyıldızı'ndaki Procyon ve Avcı Takımyıldızı'ndaki kızıl dev Betelgeuse yıldızları oluşturur.
    1977’de fırlatılan Voyager 2 uzay aracının yaklaşık 296.000 yıl sonra Sirius’un 4.3 ışık yılı uzağından geçeceği tahmin edilmektedir. Bu yıldıza bu kadar önem verilmesinin nedeni, Dünya’nın görünmez idarecilerinin, yönetimi bu yıldız aracılığıyla gerçekleştiriyor olmalarıdır. Sirius b: Keşfedilen ilk beyaz cücedir. Kütlesi Güneş’imizinkine eş. Çok ağırdır.
    _Mısırlılar takvimlerini Sirius’un doğuşuna göre düzenlemişlerdi. İsis ile özdeşleştirilirdi. Sirius’un görülmediği 70 gün, İsis ve Osiris’in duat denilen öte-alemde seyrettikleri dönemi simgelerdi. Keops Piramidi'nin Kraliçe Odası'nın kanalı yalnızca Sirius'u görmek üzere yapılmıştı.
    _Yunanda, Sirius fazla parladığında, olumsuz etkileri olurdu ve buna “Yıldızca çarptı” denirdi. Yıldızın parlaklık haline bakarak kendilerini iyi bir talihin bekleyip beklemediğine karar verirlerdi ve soğukların azalması için Sirius ve Zeus’a kurban keserler. Antik Yunan'da o sıcakta dışarıya çıkmak için sadece köpeklerin yeterince deli olduğuna ithafen, köpek günleri denirdi.
    _ Romalılar Sirius’un helyak doğuşunda köpek kurban ederler, _ Hawaii’de “Cennet’in Kraliçesi” (Ka'ulua)
    _ Polinezyalılara göre Sirius, Canopus ve Procyon ile birlikte, bir “Büyük Kuş” bedenine benzetilen Manu adındaki Takımyıldız’ı oluşturuyordu. Kuşun kanadının güney ucunu Canopus, kuzey ucunu Procyon oluşturuyordu.
    _ 1862’de Amerikalı Graham Clark 47 cm'lik mercekli teleskobuyla ilk kez, Sirius’un günümüzde Sirius-B ya da “köpek yavrusu” adı verilmiş olan zayıf ışıklı yoldaşını gözlemledi ve böylece, Sirius'un gerçekte çift yıldız olduğunu ortaya çıkardı.[ Sistemi’nde gözlemlenen yörünge düzensizlikleri, sistemde üçüncü bir bileşenin olduğunu ortaya koymaktadır.1915’te Sydney Adams, Sirius-B’nin zayıf ışıklı bir beyaz cüce olduğunu saptadı. 2005’te ise Hubble Uzay Teleskobu yardımıyla Sirius-B’nin Dünya’nınkine eş (12.000 km) bir çapı olduğunu ve hemen hemen Güneş’inkine eş bir kütlesi olduğunu (Güneş’inkinin %98’i) belirlediler.[
    _Güneş hariç, Kur'an’da adı geçen tek yıldız olup kendisinden Necm suresinde söz edilir. "Şüphesiz Şi’râ (yıldızı)nın Rabbi de O’dur." Rehber anlamında
    _Dogonlar, Totemleri bulunan ve inisiyasyona dayalı bir örgütlenmesi olan bu kabile. Sirius sistemi hakkındaki bilgileri tüm astronomları şaşırtmıştır. Dogonlar’ın 1930’lu yıllarda bildirdikleri bazı bilgiler, sonradan modern astronomik keşiflerle doğrulanabilmiştir. Dünya yuvarlaktır ve Güneş etrafında döner, Ay da Dünya etrafında döner. Satürn’ün halkaları Jüpiter’in uyduları Sirius bir çift yıldızdan oluşur, birbirleri çevresinde 50 yılda bir dönerler, biri çok küçüktür, gözle görülemez ve onun maddesi çok ağırdır. (Bu bilgileri bilebilmek için teleskop da yeterli değildir.) Dogonlar, bu kadarla kalmayıp, Sirius Sistemi’nde henüz varlığı halen doğrulanamamış üçüncü bir bileşen yıldızın olduğunu, dolanım süresini ve gezegenin bulunduğunu bildirmektedi. Sirius-B küçük olmasına karşın en ağır yıldızdır. Tüm yıldızların ilki Sirius-B’dir. Alemdeki her şey onda vardır. O, âlemin desteği, dayanağı, yıldızların direğidir. Âlem Sirius-B yıldızının sayesinde dönmektedir. Sirius Sistemi Güneş Sistemi’mizle evlenmiş bulunmaktadır. Dünya’ya Sirius-B yıldızından Nommo'nun gemisi ile aktarılan tohumlar yalnızca Dünya üzerinde değil, yaratılan tüm “üst üste konulmuş alemler” de çimlenip çoğaldılar. Dünya’ya kelâmın hepsi açıklanmadı, daha gelecektir. "Emirler Sirius-B'den Sirius-A'ya Sirius-C vasıtasıyla aktarılmaktadır
    _Nommo’nun Gemisi, Malide Dogon yerlilerinin mitolojisinde Sirius yıldız sisteminden Dünya gezegenine “gönderilenler”i ifade eden bir terimdir. Bu gemi, insan soyunun birer imalat olan atalarını içermektedir. Fakat atalar gemiye insan formunda değil tohum halinde koyulmuşlardır; geminin Dünya’ya iniş yolculuğu boyunca, embriyonun, insan cenininin ana rahminde geçirdiği oluşum evrelerini andıran çeşitli dönüşüm evreleri geçirirler ve gemi yeryüzüne konduğunda gemiden insan biçimine gelmiş olarak çıkarlar. Altmış bölmeli bu gemi yalnızca ataları değil, yirmi iki kategoride sınıflanan “yaratılış unsurları”nı ve “kelâm”ı da içerir. Gemideki bölmelerde tüm varlık türleri ve “oluş usulleri” vardır; “Güneş doğduktan sonra Sirius yol gösterdi.” Güneş sistemimiz Sirius sistemi ile evlendi.
    _2-Canopus_Karina takımyıldızının(gemi omurgası) güneyinde. Dünyadan 310 ışık yılı uzakta. Çapı Güneş’ten 70 kat büyüktür. Siriusun güney doğusunda gözlemlenir.
    _3-Arcturus_Çoban takımyıldızı'nın alfa yıldızı. Çapı Güneş’in 20 katı. 35 ışık yılı uzaklıktadır. Güneydoğu yönünde. Arcturus'un tam karşısında üstteki bir yıldız da dondurma kepçesinin oluşturduğu, külahın tepesindeki yuvarlak dondurma topağı gibi durur. baharın habercisidir. 37 yıl önceki halini gördüğümüz yıldız.
    _4-Alfa Centauri a ve b_ Güneş'e en yakın yıldız sistemi. Uzaklığı 4,37 ışık yılı. Birbirinin çevresinde dönen iki güneş benzeri yıldız ve bir kırmızı cüce yıldızdan oluşur. Birbirinin çevresindeki dolanımı 80 yılda tamamlar. 2012 Alpha Centauri B adında bir gezegen keşfedilmiştir. Şimdiye kadar keşfedilen Dünya'ya en yakın ve en küçük güneş dışı gezegendir. Alfa centurinin dünyası, geceleri aydınlık geçer. Bu yüzden gezegene "Güneşin Oğlu" denmiştir
    _5-Vega_ (Avına çullanan kartal) Çalgı - Lir Takımyıldızı'nda. Kuzeyde Arcturus’tan sonra ikinci parlak yıldızdır. Güneş’e 25,3 ışık yılı uzaklıkta vr 50 kat daha parlak. Mavi renkli. MÖ 12.000 yıllarında Kutup yıldızı oldu ve 12.000 yılında yeniden kutup yıldızı olacaktır. Güneş’ten sonra fotoğrafı çekilen ilk yıldızdır.
    _Yaz üçgeni: Lir Takımyıldızı'nda yer alan Vega, Kartal Takımyıldızı'ndaki Altair ve Kuğu Takımyıldızı'ndaki Deneb yıldızları oluşturur.
    _6- Rigel_(Ayak) Orion avcı takımyıldızında avcı'nın ayak bileğini oluşturur. Kuzeyde kışın Siriustan sonraki en parlak yıldızdır. 1000 ışık yılı uzaklıktadır. Güneş'ten 50.000 kat daha fazla ışınım yapmaktadır. Deli dolu olduğu için, parlaklığı değişkenlik gösterebilir. Üçlü sistemin diğer üyeleri yıldızlar Rigel B ve Rigel C.
    _7- Procyon_ (Köpekten önce) Küçük Köpek takımyıldızı'nın(Canis Minoris) en parlak yıldızıdır. Kuzey yarımkürede yer alan ikili yıldız sistemidir. Uzaklığı 11,4 ışık yılı. Sirius'un kuzey-doğusunda yer alır.
    _8- Betelgeuse_ (Gizemli kadın) Orion Avcı Takımyıldızı'nda yer alan kırmızı dev yıldızdır. Güneş'in çapının 600 katı ve uzaklığı 720 ışık yılıdır. Güneş'ten 60.000 kat daha parlak bir yıldızdır, 2019'da Betelgeuse yıldızı belirgin şekilde sönükleşiyordu. Astronomlar süpernovaya dönüşmek üzere olduğuna inanıyorlar. Betelgeuse patladığında, Dünya'dan dolunay kadar parlak görünecektir.
    _9- Achernar_(Ağız) Irmak takımyıldızının en parlak yıldızıdır. 8 güneş kütlesi büyüklüğünde. 144 ışık yılı uzakta. Irmak takımyıldızı, en büyük alanı kaplayan takımyıldızdır. Avcı'nın ayağından güney gökküredeki Küçüksuyılanı takımyıldızı'na kadar uzanır. Suyılanı'ndan sonra gökyüzündeki en uzun takımyıldızdır.
    _10- Beta Centauri_(Agena-Diz) Kanatlı at Centaurus takım yıldsızında. Atın dizine denk geldiği için. Güney yarım küredeki kutup yıldızı.
    _11- Capella_ Arabacı takımyıldızındaki en parlak yıldız. Arcturus ve Vega'dan sonra kuzey göğündeki en parlak üçüncü yıldızdır. İki çift yıldız sistemidir. Güneş'in 10 katı ve 42,2 ışık yılı uzaklıktadır. Latince keçi demek olan capra'dan geliyor. Capella ise bebek Zeus'u emziren mitolojik keçi Amalthea ile ilişkilidir. Tanrıyı besleyen bu keçi daha sonra ödül olarak ilah yıldızlar arasına konulmuştur.
    _14- Capella b_
    _12- Altair_ (Kuş), Kartal takımyıldızında. 17 ışık yılı uzaklıkta.
    _13- Aldebaran_ (Takip eden), Boğa takımyıldızda. Gözlerinden alev fışkıran Boğa'nın gözüdür. 65 ışık yılı uzaklıktaki turuncu dev. Boğa'nın başını oluşturan V şeklindeki açık yıldız kümesi'in en parlak üyesidir. Avcı'nın Kuşağı'nı oluşturan üç yıldızdan, soldan sağa doğru bir hat izlendiğinde bulunan en parlak yıldız Aldebaran'dır. Aldebaran, boğanın "Avcıya (Orion) tehditkâr biçimde ters ters bakan" kan çanağına dönmüş gözünü oluşturur.
    _15-Spica_ (Başağın kulağı), Başak takımyıldızında. 249 ışık yılı uzaklıkta. Arturusun güneydoğusunda. Bazen ay tarafından ve çok nadir de olsa gezegenler tarafından gizlenebilir.
    _16- Antares (Anti-Mars), Akrep Takımyıldızı'ndaki çift yıldızdır. Mars'la karıştırılmıştır. Dünya'dan 604 ışık yılı uzakta. Güneş'ten yaklaşık 60.000 kat daha parlak. Soğuk bir yıldızdır. Bir gaz bulutuyla örtülüdür ve kızgın rüzgarlarla olağanüstü bir parlaklıkla ışımaktadır.
    _17- Pollux_ İkizler takımyıldızında. 34 ışık yılı uzaklıkta. 2006 yılında, Pollux'un yörüngesinde bir gezegenin varlığı doğrulandı.
    _18-Fomalhaut_ (Balinanın ağzı) Güneybalığı takımyıldızında. 25 ışık yılı uzaklıkta. Güneş dışı gezegen barındıran ilk yıldız sisteminin merkezinde.
    _19- Deneb_(Kuyruk) Marsın kutup yıldızıdır. Kuğu Takımyıldızı'nda. Güneş'in çapının 200 katı ve 265.000 kat parlaktır. 1500 ışık yılı uzakta
    _22-Regulus_ (Aslan'ın Kalbi) Aslan takımyıldızında. 77.5 ışık yılı uzaklıktadır. Güneydoğu yönünde ters soru işareti şeklinde.
    Aslan takımyıldızı batısında Yengeç ve doğusunda Başak takımyıldızı…
    _61-Denebola_(Aslanın kuyruğu") Aslan takımyıldızı bölgesinde
    _45-Kutup Yıldızı_Polaris, Demirkazık, Şimal Yıldızı, Kuzey Yıldızı. Küçükayı takımyıldızının en parlak yıldızı. Dünyanın ekseni ile hemen hemen aynı doğrultuda olduğundan hep hep kuzeyi gösterir.1780'de William Herschel tarafından keşfedilmiştir. Güneş'ten 2450 kere daha büyüktür. Rengi Sarıya dönüktür. Kutup yıldızı aslında üçlü bir yıldız grubudur; öbür ikisi de çıplak gözle görülebilir.
    _47- Alphard_ Hydra Su yılanı takımyıldızında
    _59 –Algol_Umacı(Şeytan Başı veya Şeytan Yıldızı) Perseus Kahraman takımyıldızı'nda bir çift yıldızdır. Bilinen en tehlikeli ve vahşi yıldızdır.
    Baal-Zabub - Zapt edici bir iblis. Algol etkilerinden korunmanın yolu yüce Al-Alyah diye bilinen yıldızın etkisi iledir. Kişilik gelişmiş ise, kitleleri olumlu anlamda peşinden sürükleyecektir. Gelişmemiş bilinçte ise, negatif tesirleri yüksek olacaktır. Algol ‘Ghoul kadim Pers kültüründe form değiştirebilen, ürkütücü bir şeytandır ve bize de bu terim ‘ Gulyabani’ olarak geçmiş. Medusa’nın gözü de denir
    _70- Mizar_ (Kemer) Büyük Ayı takımyıldızında. Eski zamanlarda görüş keskinliği ölçmede kullanılıyordu. 72 ışık yılı uzaklıktadır.
    _78-Merak_ Büyük Ayı takımyıldızının en parlak yıldızıdır. 79,7 ışık yıl uzakta


    Takım Yıldızlar (Burçlar)
    _Gökyüzünün bölündüğü 88 alandan her birine verilen isimdir. Gökyüzü 88 burca bölünmüştür. Zodyak, hayali bir kuşaktır. Bu takımyıldızlarından bir bölümü, Güneş'in yıl boyunca hareket ediyormuş gibi göründüğü yol boyunca sıralanmış takımyıldızlar olup 12 tanedir. Bu kuşaktaki takımyıldızlar Zodyak Takımyıldızları olarak da bilinirler. Bunların ölülerin ruhu ya da tanrılar oldukları düşünülürdü.
    _Ailesine göre takımyıldızlar
    _Zodyak: Aslan, Başak, Terazi…
    _Avcı: Avcı, Büyük Köpek, Küçük Köpek, Tekboynuz, Tavşan
    _Büyük Ayı: Büyük Ayı, Küçük Ayı, Ejderha, Av Köpekleri, Çoban, Berenis'in Saçı, Kuzeytacı, Zürafa, Vaşak, Küçük Aslan
    _Kahraman: Kraliçe, Kral, Andromeda, Kahraman, Kanatlıat, Balina, Arabacı, Kertenkele, Üçgen
    _Herkül: Herkül, Okçuk, Kartal, Çalgı, Kuğu, Tilkicik, Suyılanı, Altılık, Kupa, Karga, Yılan
    _Gök Suları: Yunus, Tay, Irmak, Güneybalığı, Karina, Pupa, Yelken, Kumpas, Güvercin
    _Johann Bayer: Küçüksuyılanı, Kılıçbalığı, Uçanbalık, Cennetkuşu, Tavus, Turna, Anka, Tukan, Indus, Bukalemun, Sinek
    _LaCaille: Cetvel, Pergel, Dürbün, Mikroskop, Heykeltıraş, Ocak, Çelikkalem, Saat, Sekizlik, Masa, Ağcık, Ressam, Pompa

    _Boyutlarına göre takımyıldızlar: 1-Suyılanı, 2-Başak, 3- Büyük Ayı, 4-Balina, 5-Herkül, 6- Irmak, 7- Kanatlıat, 8- Ejderha, 9- Erboğa, 10- Kova, 11- Yılancı, 12- Aslan, 13-Çoban, 14-Balıklar, 15-Yay, 16-Kuğu, 17-Boğa, 18-Zürafa, 19-Andromeda, 25-Kraliçe, 26-Avcı, 34-Karina, 35-Tekboynuz, 42-Berenesin saçı, 43-Büyük köpek, 56-Küçük ayı, 71-Küçük köpek, 88-Güneyhaçı
    _En parlak yıldız ve gök cisimleri: Güneş ve Ay dışında 1-Venüs, 2-Jüpiter, 3-Mars, 4-Merkür, 5-Sirius 6-Canopus, 7-Satürn, 8-Arcturus, 9-Vega .10-Betelgeuse… Merkür ve çoban yıldızı Venüs, yalnızca gün doğumu ve batımı sırasında görünür.
    _Bilinen en büyük üstdevler, UY Scuti, VY Canis Majoris, VV Cephei.

    _Orion (Avcı Takımyıldızı), Hem güney hem de kuzey yarıkürede. Gizemli kadın Betelgeuse avcının sağ omzuna, savaşçı kadın Bellatrix sol omzuna, Rigel sol ayağına ve Dev'in kılıcı Saif de sağ ayağına denk gelir. Ortadaki üç çapraz yıldız (Alnitak, Alnilam ve Mintaka) avcının kemerini (Orion kuşağı olarak da bilinir) oluşturur. Kuşağın altında bulunan Orion Bulutsusu (nebulası) avcının kılıcıdır. Heka adındaki avcının başını simgleyen kısım aslında üç daha sönük yıldızdan meydana gelir. Betelgeuse'un üstündeki yıldızlar avcının sağ kolunu Bellatrix'den ötede olan yıldızlarda avcının kalkanını oluşturur. Orion Bulutsusu (Avcı Bulutsusu) En parlak bulutsulardan 15 ışık yılı çapındadır ve gece çıplak gözle görülebilir. Dünya'ya en yakın yıldız oluşum bölgesi olan Orion yaklaşık 1.500 ışık yılı uzaktadır
    _Mitolojide Orion takım yıldızı: Orion bir elinde kırılmaz bir sopa diğerinde de aslan derisi taşıyan bir erkek figürü olarak tasvir edilir. Yunan mitolojisinde Orion, deniz tanrısı Poseidon ile Girit Kralının kızı Euryale'nin oğludur. Yakışıklı, çapkın iri yarı bir gençtir. Orion, bir gün içkiyi fazla kaçırdığında Merope'ye saldırır. Kral ise Orion'u cezalandırıp gözlerini kör eder. Orion, demirci tanrı Hephaistos'tan yardım ister. Hephaistos ona, güneşin ışınları yüzüne vurduğunda gözlerinin açılacağını söyler ve gözlerine yeniden kavuşur. Günün birinde Tanrıça Artemis, avlandığı sırada Orion'a rastlar. İlk görüşte aşık olmuş Artemis, kendine verdiği asla evlenmeme sözünü hiçe sayacak kadar bu adamın büyüsüne kapılmıştır. Ancak Artemis'in kardeşi Apollon, kız kardeşinin bu iri yarı insan ile evlenmesini istemez. Fakat Apollon bir türlü Artemis'i ikna edemez ve son çare olarak Orion'u öldürmeye kalkışır. Orion, denizde yüzüyordu. Fakat kıyıdan o kadar uzaklaşmıştır ki, başı küçük, kara bir nokta gibi görünür. Apollon ise, kız kardeşini yanına çağırır ve uzaktan kara bir nokta gibi görünen Orion'u işaret ederek, "Okunu oraya kadar fırlatabilir misin?" diye sorar. Heyecan ve hırs ile dolup taşan Artemis, o gördüğü kara noktanın sevdiği adam olduğundan habersiz yayıyla okunu hazırlayıp hedefi vurmuştur. Çok iyi bir nişancı olan Artemis, hedefi tam on ikiden isabet ettirir. Fakat Artemis, bilmeden sevdiği erkeğin ölümüne sebep olmuştur. Orion'un ölümü, Artemis'i kahreder ve hayata küsmesine sebep olur. Hatta ay tanrıçası Artemis'in içindeki acı bu yüzden dinmediği için ayın bu kadar soğuk, kasvetli ve cansız bir yer olduğu rivayet edilir. Artemis, Orion'un cansız bedenini alır ve gümüşten yapılmış bir ay arabasına koyar. Sevdiğinin ölü bedenini bu arabayla, kendi elleriyle gökyüzüne taşır ve sevgilisinin gökyüzündeki en parlak yıldız olabilmesi için en karanlık yeri seçer. Onun bedenini yerleştirdikten sonra geceler boyu, parıl parıl parlayan Orion'u seyreder.
    _Başka bir rivayete göre, başıboş dolanan bir akrep Orion'u topuğundan sokar ve akrebin zehri Orion'u öldürür. Buradaki akrep, Scorpio (Akrep) takım yıldızı olarak. Orion ve Scorpio, gökyüzündeki konumları açısından birbirlerine zıt yönlerde bulunurlar.

    _Samanyolu (Kehkeşan), Süt Yolu _ Bir gece, Zeus ölümlü bir kadından yaptığı oğlu Herakles'i fark ettirmeden uykuya dalmış olan Hera'nın göğsüne koyar. Bebek Herakles, Hera'nın memelerinden akan sütü içecek ve böylece ölümsüz olacaktır. Fakat Hera, gece uyanıp tanımadığı bir bebeği emzirdiğini fark edince onu fırlatıp atar ve boşalan memesinden çıkan süt de gece gökyüzüne fışkırıp akar. Hikâyeye göre geceleyin gökte sönük bir ışıkla pırıldar hâlde gördüğümüz “Süt Yolu” (Türkçede Samanyolu) denilen kuşak, böyle oluşmuştur _Çapı 100.000 ışık yılı, kalınlık 1.000 ışık yılı, güneşin gökada etrafında dönme şüreşi, 220 milyon yıl, Güneş'imiz, merkezden 26.000 ışık yılı uzaklıkta Avcı kolu'nun derinliklerinde gizlenmiştir.
    _ Democritus (450–370 MÖ), geceleyin gökyüzünde görünen Süt Yolu denilen ışıklı bölgenin uzak yıldızlardan oluşuyor olabileceğine dikkat çekmişti. Aristo'nun düşüncesine göreyse Süt Yolu büyük, birbirine bağlı çok sayıdaki yıldızın alevlenmesinden kaynaklanmaktaydı. Samanyolu Gök Adası’nın birçok yıldızdan oluşmasının ilk kanıtı teleskopla inceleyen Galileo Galilei’den geldi. 1750’de İngiliz astronom ve matematikçi Thomas Wright, “gök adanın Güneş Sistemi’ne benzer tarzda, fakat daha büyük ölçekte, kütleçekim gücüyle birbirlerine bağlı çok sayıdaki dönen yıldızlardan oluşmuş bir kitle olduğu görüşünü ortaya attı. Immanuel Kant, 1755'teki bilimsel incelemesinde Thomas Wright'ın düşünce ve çalışmalarını biraz daha ayrıntılandırdı, gök adamızın da Güneş Sistemi’mize benzer biçimde kütleçekim ile bir arada tutulan ve dönen bir yıldız kümesi olduğunu (haklı olarak) ifade etti. Samanyolu Gök Adası’nın biçimi ve Güneş’in gök ada içindeki konumu hakkındaki ilk girişim, 1785’te gökyüzünün farklı bölgelerindeki yıldızları özenle sayan William Herschel’den geldi. Herschel, Güneş Sistemi’ni merkeze yakın bir yere koyarak gök adanın biçimini gösteren bir diyagram hazırladı.[ 1990 Samanyolu'nun şekli hakkındaki yaygın görüş, onun bir çubuklu sarmal galaksi olduğu yönündedir. 2005 yılında Spitzer Uzay Teleskobu'ndan alınan bilgilerle kuvvetlendirilmiştir.

    _Pollux, İkizler takımyıldızında ve 34 ışık yılı uzaklıkta _Mitolojide, Castor ve Pollux, İkizler'in başlarını, bunlardan aşağıya batıya doğru uzanan sönük yıldızlar ise vücutlarını biçimlendirir. Mitolojiye göre Tanrı Jüpiter biri ölümsüz (Pollux, Jüpiter'in oğlu), biri ölümlü (Castor) iki gencin yeryüzündeki örnek dostluk ve sevgilerinin sonsuza dek sürmesi için bu gençlere yeryüzünde yer açmış! Daha başka kültürlerde bu çift yıldızın, Adem ve Havva dahil çeşitli ikizlere veya çiftlere yakıştırıldığı görülmektedir.

    _Ülker, Yedi kandilli Süreyya, Yedi Kız Kardeş, Bahar Bakireleri, Güvercin Sürüsü, Tavuklar, Denizcinin Yıldızları ve hatta Atlantisli Kızkardeşler. Boğa takımyıldızında (Taurus) bulunur. 440 ışık yılı uzaklıkta. Şekli küçük bir kepçeyi andırır. Etrafında mavi renkli güzel bir "peçe" görülür. Boğa'nın omuzundaki bir damga biçimindedir. Aksiyon, en parlak yıldızıdır. 440 ışık yılı uzaklıkta
    Yıldızlar adlarını Yunan mitolojisinden almıştır: Sterope, Merope, Electra, Maia, Taygete, Celaeno, ve Alcyone, Atlas babaları, Pleione ise anneleridir. Çok güzel kızlardı ve bu yüzden Yunan tanrıları onları eş seçmek için birbiriyle yarışırdı. En küçük kardeş Merope dışında Ülkerlerin hepsi tanrılara eş olmuştur. Maya (Maia): En büyük ve en güzelidir. Zeus onu kendisine eş seçmiştir. Hermes'i doğurmuştur. Elektra: Zeus, Taygete: Zeus, Aksiyon: Poseidon Kelano: Poseidon, Sterope: Ares', Merope: En küçük kız kardeştir. Orion'un gönlü ondadır. Ama efsanelerin diğer varyatlarına göre; Sisyphus ile evlenip bir ölümlü olmuştur. Bir çok doğum yaptığı için yıldızların en sönük olanına onun adı verilmiştir. _Denizciler, yelken açma yıldızları derler, Ülker'in gözüktüğünde denize açılırlarmış.
    _Yakut Türkleri'nin mitolojik inançlarına göre bir zamanlar gök kubbesi delikmiş. Gökteki deliklerden dünyaya soğuk doluyormuş. Soğuğu kesmek için, Yakutların efsanevî bir kahramanı 30 çift “kurt bacağı derisinden eldiven” dikerek üst üste giymiş ki elleri donmasın diye. Sonra göğe çıkarak Ülker'in yıldızları olan bu delikleri kapatmış. _Uygur Türkerindeki bir söylencede ise Güneş’e karşılıksız bir aşk duyan Ülker, bu aşkını açıklamak için Çolpan (Venüs) yıldızından yardım almaktadır. Bu efsaneye göre Güneş aslında Ay’ı sevmektedir ve bundan dolayı Ülker, Ay’ı kıskanır. Anlatıda “Ülker yıldızı, gece olmadan önce elindeki değneği Güneş'in kalbine saplamış. Değnek maşa gibi kızardığı için Güneş bunu sezmemiş. Değnek kıpkırmızı kor gibi olunca, Ülker yıldızı alta geçmiş ve uykuya dalmış olan güzel Ay'ın kutlu yüzüne değneği saplayıvermiş" ifadeleri yer almaktadır. Böylece Ay'ın yüzünde kara bir leke kalır.
    _Aksiyon, Ülkerin en parlak yıldızı. Güneşten 1000 kat daha parlak. Eskiden göz testi yapılırdı. 6’sını görürsen sağlıklı. 7sini görürsen savaşçı ya da gözcü. Keltler için uğursuz. Ölülerin ruhları dolaşırdı. Cadılar bayramı buradan gelir. Ayıdan kaçan 7 kızılderili kız şeytan kulesinin üstünde yıldıza dönüştü.

    _Atlas, Olympos’a saldırdığı için Zeus tarafından gök kubbeyi omuzlarında taşımakla cezalandırılmıştı. Bu yorucu görevden kurtulmak isteyen Atlas, Herkül kendisinden yardım isteyince sinsice bir plan yaptı. Herakles bir bahçede bir ejderhanın koruduğu üç altın elmayı ele geçirmek istiyordu. Atlas, Herakles'e kendisi dönünceye kadar Dünya'yı sırtında taşırsa elmaları ona getireceğini söyledi. Atlas elmaları aldı ve geldi. Herakles taşımayı kabul etti ama sırtına bir omuzluk yerleştirene kadar birkaç dakika Atlas'ın tutmasını istedi. Atlas Dünya'yı alır almaz Herakles kaçtı ve Atlas kandırıldığını anladı. Bazı hikâyelerde gök gürültüsünün Atlas'ın Herakles'e haykırışı olduğu anlatılır.

    _Lir takımyıldızını _Orpheus, Eurydice'i sonsuza kadar kaybeder ve kendisine aşık kadınları reddedince, öfkeli kadınlar tarafından parçalanarak başı nehre atılır. Kendisini bulan periler onu gömdükten sonra lirini gökyüzüne yerleştirerek Lyra takımyıldızını oluşturur.
    _Boğa takımyıldızı (Taurus) Kuzey yarımkürede. Boğa'nın boynuzları, iki yıldız sistemi Beta Tauri (toslamak) ve Zeta Tauri tarafından oluşturulur. Batısında "Koç", doğusunda "İkizler", kuzeyinde "Kahraman" ve "Arabacı", güneydoğusunda "Avcı", güneyinde "Irmak" ve güneybatısında "Balina" takımyıldızlarıyla çevrilidir. Kuzeydoğusunda Ülker veya Süreyya açık kümesi bulunur.
    _Kartal takımyıldızı (Aquila) Zeus'un Kuşu olarak bilinir. Zeusun yıldırımlarını elinde tutan kartal. Hinduizm'de Aquila (Kartal) takımyıldızı, yarı kuş yarı insan tanrı olan Garuda ile tanımlanır. Eski Mısır'da, Horus'un şahini olarak görülüyordu.
    _Başak takımyıldızı (Virgo-Bakire) Batısında Aslan, doğusunda Terazi takımyıldızları vardır. İsa'nın annesi Meryem'le (Bakire Meryem) olduğu kadar İştar, Isis, Kibele ve Athena gibi pek çok meşhur tanrıçayla da ilişkilendirilir.
    _ikizler_Mitolojide, Castor ve Pollux, İkizler'in başlarını, bunlardan aşağıya batıya doğru uzanan sönük yıldızlar ise vücutlarını biçimlendirir. Tanrı Jüpiter biri ölümsüz (Pollux, Jüpiter'in oğlu), biri ölümlü (Castor) iki gencin yeryüzündeki örnek dostluk ve sevgilerinin sonsuza dek sürmesi için bu gençlere yeryüzünde yer açmış! Daha başka kültürlerde bu çift yıldızın, Adem ve Havva dahil çeşitli ikizlere veya çiftlere yakıştırıldığı görülmektedir


    _Çoban takımyıldızı, "Ayı Terbiyecisi". Ursa Major (Büyük Ayı) ve Ursa Minor (Küçük Ayı) takımyıldızlarına yukarıdan bakar gibidir. Arcturus'u barındırır. 35 ışık yılı uzaklıktadır.
    _Büyük Ayı takımyıldızı - Artemis Tanrıçalar dünyasının rahibesidir. Genç Nymph'leri yetiştirirdi. Nymph'ler, kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen isimdir. Callisto'da bu kızlardan biridir. Zeus bir gün Callisto'yu ormanda uyurken görür ve ona aşık olur. Zeus, Artemis'in kılığına girerek Callisto'nun yanına gider. Callisto, baş tanrıyı Artemis sandığından ondan çekinmez ve iyi karşılar. Bu birlikteliğin sonucunda Callisto hamile kalır ve Arcas adında bir oğlan çocuğu Dünya'ya getirir. Bunu farkeden Artemis, sözünü tutmayan Callisto'yu bir ayıya çevirir.[not 2] Callisto, artık avcıların peşinden koştuğu bir avdır Uzun yıllar sonra Callisto, ormanda oğlu Arcas ile karşılaşır. Annesini tanımayan Arcas, bu avı kaçırmak istemez ve onu vurmaya karar verir. Tam bu sırada Zeus, araya girer ve Arcas'ı yutan, Callisto'yu ise cennete uçuran bir hortum gönderir. Callisto, gökyüzünde Büyük Ayı olarak belirir, Arcas da Küçük Ayı olarak gökyüzündeki yerini alır. Hera buna da öfkelenir ve deniz tanrıları Okeanos ile Tethys'ten, yıldıza dönüşmüş olan ayının bir daha asla deniz sularında yıkanamamasını ister. Bu yüzden Büyük Ayı asla batmaz ___: Zeus'un annesi Rhea, babası ise Kronos'tur. Bir kehanete göre Kronos'un oğullarından biri onu tahttan indirecektir. Bu durumdan hiç hoşnut olmayan Kronos, çareyi her doğan çocuğunu yok etmekte bulur. Doğar doğmaz çocuklarını yutmaktadır. Kronos, Zeus doğana kadar pek çok çocuğundan bu şekilde kurtulmuştur. Ancak Zeus, annesi sayesinde hayatta kalabilmiştir. Zeus doğduğunda annesi Rhea, onun kundak bezinin içine bir taş koyar ve Kronos da bir çocuğunu daha yok ettiğini sanarak taşı yutar. Rhea, bebeği Girit Adası'na kaçırır. Burada Dikte Mağarası'nda birer su perisi olan İda ile Adrasteia, Zeus'a bakıcılık yapar. Mağara, Giritli askerler tarafından korunur. Yıllar sonra Zeus büyüdüğünde babası Kronos'a karşı galip gelir ve ondan yuttuğu bütün çocuklarını tekrar kusmasını ister. Bu çocukların hepsi ileride genç tanrıların liderleri olup evrenin yönetimini Titanlar'ın elinden alırlar. Mitolojide İda Küçük Ayı, Adrasteia ise Büyük Ayı olarak geçer.

    _Andromeda galaksisi (Zincirli Prenses) Yunan prenses Andromeda'dan alır. Pegasus Kanatlı At takımyıldızının yanında bir kuzey yarımküre takımyıldızıdır. Eskiden Andromeda ve Pegasus'un ortak yıldız olduğu varsayılmıştır. Andromeda Miraç adıyla bilinir ve prensesin kuşağını temsil eder. 88 ışık yılı uzaklıkta çıplak gözle görülebilecek en uzak gök cismi olan Andromeda Gökadası'dır. Kılıç tutan bir kadın savaşçı gibi hayal edilebilir. Andromeda takımyıldızındaki yıldızlar, alternatif olarak zincire vurulmuş bir kadını gösterecek şekilde de bağlanabilir. Samanyolu galaksisi ile arasındaki uzaklık yaklaşık olarak 2,54 milyon ışık yılıdır. ilk defa M.S. 964 yılında İranlı astronomu Abdurrahman el-Sufi tarafından çıplak gözle gözlenmiştir
    Takımyıldızdaki en parlak yıldız, Sirrah adıyla da bilinen Alpheratz'tır. Alpheratz (Alpha Andromeda) prensesin başını temsil eder.
    Miraç, (Beta Andromeda) kırmızı dev yıldız. 200 ışık yılı uzaklıkta bulunmaktadır.
    _Andromeda, Aithopia kralı Kepheus ile Kassiopeia'nın kızı, Perseus'un eşi. _Perseus_ Yunan mitolojisindeki önemli kahramanlardan biridir. Herakles'in ataları arasında yer alan Argoslu bir kahramandır. Babası Zeus, annesi ise Akrisios kızı Danae'dir. Perseus'un büyük babası Akrisios bir kahine gidip bir erkek çocuğunun olup olamayacağını sorar. Kahin ona kızı Danae'nin bir erkek çocuğu olacağını ve bu çocuğun onu öldüreceğini söyler. Korkuya kapılan ve kehanetin gerçekleşmesinden korkan Akrisios, yeraltına tunçtan bir oda yaptırarak kızını oraya hapseder. Zeus tunç odanın tavanındaki bir yarıktan altın damlası şeklinde içeriye sızar ve genç kızla beraber olur. Bu birleşmeden Perseus doğar. Ancak Akrisios bunun üzerine kızı Danae ile Perseus'u bir sandığa kilitler ve denize atar. Poseidon'un denizi sakinleştirmesi ve Zeus'un yardımı sonucu balıkçılar tarafından bulunur. _ Perseus, Athena tarafından Gorgonlardan Medusa'yı öldürmekle görevlendirilir. Gorgonlar, boyunları ejderha pullarıyla korunan, yaban domuzu gibi dişleri olan dişi canavarlardır. Tunç elleri ve altın kanatları vardır. Üstelik bakışları o kadar güçlüdür ki baktıkları her şeyi taşa çeviriyorlardır. Perseus Medusa'nın kafasını kalkanından yansıyan görüntüsüne bakarak yaklaşıp keser. Medusa'nın kesilen kafasından Pegasus (uçabilen kanatlı at) ve Chrysaor adlı bir dev çıkar. Bu sırada diğer Gorgonlar bu sese uyanır ancak Perseus onlardan Hades'in görünmezlik miğferi ile kaçar ve kurtulur. Perseus daha sonra Medusa'nın başını Athena'ya teslim eder. Yolculuğu sırasında Andromeda ile yolları kesişir. Kassiopeia kendi güzelliğini deniz tanrıçalarından daha üstün gördüğü için Poseidon'u kızdırmıştır. Poseidon Kraliçenin küstahlığını cezalandırmak için bir deniz canavarı gönderir ve Kassiopia'nın kızı Andromeda'nın bu deniz canavarına kurban edilmesi gerekir. Andromeda bir kayaya zincirle bağlanır ve canavarın gelişini bekler. Perseus canavarı öldürüğ kızı kurtarır ve onunla evlenir. Canavarın o kadar çok kanı aktı ki deniz kıpkızıl oldu. İşte bu yüzden oraya hâlâ “Kızıldeniz” diyoruz. Ancak düğünde Andromeda'nın amcası ve eski nişanlısı Phineus adamlarıyla gelir ve Andromeda'yı alıkoymaya kalkar. Perseus Medusa'nın başını kullanarak onları alt eder. Andromeda öldüğünde, Tanrıça Athena onu, Andromeda takımyıldızına dönüştürerek, gökte Perseus, Cepheus ve Cassiopeia takımyıldızlarının yakınına yerleştirdi. _Sadece bir kahraman Gorgonlarla yüzleşebilecek kadar cesurdu: Danae ve Zeus'un çocuğu olan yarı tanrı Perseus. Perseus ve annesi; kötü kalpli Kral Akrisios tarafından sandığın içine kitlenmiş ve denize atılmıştı. Sandık, Seriphos'ta sahile vurdu. Seriphos Kralı Polydektes, Danae'ye âşık oldu ve Perseus'tan kurtulmak istedi. Perseus Medusa'nın başını getirebileceğini söyleyerek böbürlenince bu, kralın hoşuna gitti. Perseus, kendisine tırpanla kalkan veren Hermes ve Athena'nın yardımını alana dek bu amacını gerçekleştiremedi. Hermes ve Athana onu Gorgonların kız kardeşleri olan, tek gözlü ve tek dişli kocakarılarla; Greelere götürüldü. Perseus, Gorgonların yerini söylemesi için Greeklerin birinde olan gözü ve Dişi çaldı. Bunun üzerine Perseus'un isteklerini yerine getiren Grekler, ayrıca ona görünmezlik başlığı, bir çanta ve kanatlı sandalet ödünç verecek olan üç Nimf'i nerede bulacağını de söyledi. Sonra Perseus görünmez olarak gorgonlara uçtu. Medusa'nın Kalkanındaki yansımaya bakarak onunla savaştı ve Medusa'nın başını keserek çantaya koydu. Seriphos'a geri dönerek Polydektes ve Kötü maiyetini taşa çevirdi

    _Medusa - Şeytan Yıldızı Algol: Masumiyet, saflık ve güzellik sembolünün kötülüğe dönüşüm hikayesi. Athena’nın tapınağında ölümsüz iki kız kardeşi ile yaşayan Medusa’nın kendisi ölümlüdür. Bu tapınakta bekaret yemini etmiş bir şekilde yaşar. Güzelliği dillere destandır. Hatta Athena bile içten içe onun güzelliğini kıskanmaya başlar. Poseidon, karısının tapınağında yaşayan Medusa’ya tecavüze eder. Olayı duyan Athena, Medusa’yı çok acı bir şekilde cezalandırmaya karar verir. Medusa ve kız kardeşlerini birer ifrite dönüştürmüştür. Perseus, üvey kız kardeşi Athena’nın isteği ile daha sonra Medusa’nın yılan saçlı kafasını bedeninden ayırıp öldürür ve lanetler. Medusa öyle lanetlidir ki, ona bakan taşa çevrilir. Medusa’ nın gövdesinden kanatlı at Pegasus ile dev Khrysaor doğmuşlar. Bu iki Gorgon, Medusa’ nın intikamını almak için Perseus’un peşine düşmüşler. Perseus, Hades’ in kendisine verdiği görünmezlik miğferi ile onları atlatıp Medusa’ nın başını Athena’ ya sunmuş. Athena, bu başı efsanevi kalkanına düşmanlarını mahveden koruyucu bir güç olarak yerleştirmiş.
    _Medusa nın gökyüzündeki sembolü Algol yıldızıdır. Şeytani bir yıldızdır. Bulabileceğiniz en berbat, en sıkıntılı yıldızdır. Boğa burcunda bulunur. Yöneticisi Venüs’tür. Sevgi ve aşkın gezegeni olan Venüs’ün nasıl şeytani bir güce dönüşebileceğini göstermesi açısından çok önemli bir semboldür. Birbirinin çevresinde dönen iki tane ikiz yıldız. Çift yönlüdür. Bir tarafı kötücül, bir tarafı ise iyicil çalışabilir. Güç, en büyük sınavdır. Algol önce büyük güç verir. Sonra da sahip olunan gücü nasıl kullanacağımızı görmek ister. Sınavı budur. Birçok ünlü ve güçlü insanın haritalarında bu sabit yıldız çok belirgindir. İlaç ve zehir arasındaki tek farkın dozu olduğunu düşünürsek, yılanın şifa mı yoksa zehir mi olduğu arasındaki ince çizgi çok önemlidir. Medusa’nın kesilen başının sol damarındaki kan zehirdir, sağ tarafında ki ise şifadır._Cennetteki yılanın dişi olduğu görüşü yaygındır. Yılan kadının içindeki baştan çıkarma isteğini sembolize eder. Biçim olarak fallik (erkeklik organı) bir semboldür ve anlamsal açıdan farklılık gösterse de yılan, eski çağlarda “evren”i sembolize ediyordu. O dönemde dişi olduğu düşünülmüştü (Jung,).
    _Algol yıldızı, Araplarda “Gul’un başı”- “Gulyabani”- “Şeytan başı” anlamındadır. Çinlilerde yatık ceset. Kahraman Perseus takımyıldızı'nda 2. parlak yıldızdır. Düzenli bir şekilde parlaklık değiştiren ve kötülük dolu yıldız. Korkunç cinayetlere kurban olan kimselerin doğum saatleri ve haritaları sürekli incelenerek, Algol ile ilintileri tespit edilmiştir. Mars ile Algol açı yaptığında doğanların katil olacağı. Astrolojide Algol yıldızı, Perseus takımyıldızının Gorgon’udur. Algol, Kuzeydoğu gökyüzünde, Sonbaharda ve özellikle tam da Cadılar bayramı zamanında rahatlıkla görülebilir. Gerçekten gizemli bir cazibeye sahiptir. Algol ve Almach birbirleri etrafında dönerken yarattığı parlaklık değişimi, Sümerler’de de incelenmiş bir olaydı. Algol yıldızının maddi simgesi Elmas’tır. Bitkisi ise siyah Helleborus. Bu bitki, Ortaçağ Avrupa’sında cadıların şeytanları celbinde kullandıkları bir bitkiydi. Tıbbi terim Algoloji de, aslında ağrı çalışması anlamına geliyor. Alkol ile Algol kelime bağının ise suçluluğu insanlarda sıklıkla körükleyen Algol yıldızı ile ilişkilendirilmesi mümkün……

    _Babil astrolojisinde takım yıldızlar kullanılıyordu. Gökyüzündeki takım yıldızları üç bant olarak tanımlamışlardı: Enlil’in, Anu’nun ve Ea’nın yolu. Bunlar ekvatora paralel olarak düşünülen bantlardı. Bu metinlerde ekliptikte bulunan 18 tane takım yıldız tanımlanmıştı. Bunlar Ay’ın her ay izlediği yol üzerinde bulunan ve Ay’ın dokunduğu Tanrılar olarak düşünülüyordu. gözlemler genellikle takım yıldızların içindeki sabit yıldızlara göre yapılıyordu. Aldebaran, Regulus, Antares ve Fomalhaut kraliyet yıldızları olarak bilinir. Kraliyet yıldızlığı M.Ö. 3000 yılında Perslerden gelen bir kavramdır
    _Astrolojide 15 tane Kök-Sabit Yıldız vardır. Bunların ilki Algol yıldızıdır. Sıra ile bakarsak, isimleri; Algol, Pleiades, Aldebaran, Capella, Sirius, Procyon, Regulus, Alcaid, Gienah, Spica, Arcturus, Alphecca, Antares, Vega, Deneb (Algedi) dir.

    _Bilinen en büyük üstdevler, UY Scuti, VY Canis Majoris, VV Cephei.
    _UY Scuti, Kalkan takımyıldızı bölgesinde bulunan parlak kırmızı üstdev. Yarıçapıyla Güneş'ten 5 milyar kat fazla hacme sahiptir. Dünya'dan yaklaşık olarak 9.500 ışık yılı uzaklıkta yer alır. Kalkan, adını klasik tarihsel olmayan bir figürden alan tek takımyıldızdır. Johannes Hevelius tarafından 1684 yılında oluşturulmuştur. Polonya Hükümdarı III. Jan Sobieski liderliğindeki Hristiyan kuvvetlerinin 1683 yılında İkinci Viyana Kuşatması'ndaki başarısını abideleştirmek için, (Sobieski'nin Kalkanı) adını vermiştir.
    _VV Cephei: Kral takımyıldızında 2,400 ışık yılı uzaklıkta bulunan bir örten çift yıldız sistemi. Kral takımyıldızı, Andromeda takımına doğru tacı olan bir insan gibi görünür. Dünyamıza en yakın üstdev 2,400 ışık yılı uzaklıktaki vv cephei'dir.
    _Canis Majoris, Büyük Köpek takımyıldızında bulunur. Orion'u takip eden köpeklerden birini temsil ettiği söylenir. Güneşten yaklaşık olarak 7.000.000.000 kat daha büyüktür. Dünya'dan yaklaşık 3.840 ışık yılı uzaktadır. Yarıçapının 1800-2100 güneş yarıçapı genişliğinde olduğunu ileri sürüyor. Canis Majoris'in içini doldurmak için 7.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 (7 Desilyon)'dan fazla Dünya gerekir. VY CMa'nın çapı yaklaşık 3.063.500.000 kilometredir. Saatte 1000 km hızla giden bir uzay mekiği Canis Majoris'in etrafında bir tur atmak isteseydi bu tur yaklaşık 1100 yıl sürerdi. Canis Majoris, ömrünün sonuna gelmiş ve şişmeye başlamış olan tipik bir kırmızı dev yıldızdır. yıldızların veya Jüpiter, Satürn, Neptün gibi gaz devi gezegenlerin bir yüzeyi yoktur. Bu soruna çözüm bulmak için, bilim insanları; bu tür gökcisimlerinde “gaz yoğunluğunun” Dünya’da deniz seviyesine denk gelen 1 atmosferlik basınca ulaştığı yeri yıldızın veya gaz devinin yüzeyi kabul ederler. çıplak gözle görülemeyen
    Canis Minor - Küçük Köpek Takımyıldızı, en parlak yıldızı (alfa yıldızı) olan Procyon"köpekten önce" anlamına gelir:

    _Akrep takımyıldızı (Scorpius) Batısında Terazi, doğusunda Yay takımyıldızları yer alır.___
    _Orion(avcı) bir Yunan devdir ve dünyanın en yakışıklı erkeğidir. Kadınların cazibelerinden hiç etkilenmeyen Orion'un, başı hiç ıslanmadan denizin dibine basarak yürüyebilecek devasa bir yapıya sahip olduğu söylenir. Bir efsane Eos'un onu geceyi birlikte geçirmek için davet ettiğinden ve onun bunu memnuniyetle kabul ettiğinden bahseder. Fakat sonra Orion, zaferleriyle övünür ve dünyadaki tüm vahşi canavarların kökünü kurutabilecek muhteşem bir avcı olduğuyla böbürlenir. Apollo (Güneş Tanrısı) Gaia'yı, iğnesiyle sokup Orion'u öldürmesi için delinmez bir zırhı olan devasa bir akrep göndermeye ikna eder.
    _Bir Yunan efsanesinde Orion'un Artemis'e ve Artemis'in annesi Leto'ya dünyadaki tüm hayvanları öldürebileceğiyle övündüğü yazılmıştır. Ne var ki kendisi de bir avcı olarak bilinen Artemis, buna rağmen tüm yaratıklara koruma sunmuştur. Artemis ve Leto zehirli bir akrebi Orion'un hakkından gelmesi için gönderir. Orion ve akrep savaşırlar ve bu savaş Zeus'un dikkatini çekecek kadar hareketli geçer. Daha sonra Zeus akrebi gökyüzüne yerleştirir ve aynısını Artemis'in ricasıyla, onların paha biçilmez değerinin bir mührünü ölümlülere hatırlatmaya hizmet vermesi için Orion'a da yapar.
    _Orion'un Yedi Kızkardeşler'in birinin ya da hepsinin birden peşine düştüğünü ve Artemis'in, onun bu kadınlara tecavüz girişimleri için onu öldürmek üzere bir akrep gönderdiğini söyler. Ne var ki, Yedi Kızkardeşler fiziksel özellikleri açısından iffetleri ve masumiyetleri ile tanınmış değillerdir, bu yüzden niçin tanrıçanın onların uzun zamandır olmayan iffetini korumak istediği bir sır olarak kalır.

    _Eta Carine, Karina takımyıldızı içinde yaklaşık olarak 7.500 ışık yılı uzaklıkta bulunan bir yıldız sistemidir. En az iki yıldızdan oluştuğu düşünülen sistemin birincil bileşeni bir Mavi ışık değişenidir. Aydınlatma gücü Güneş'in 5 milyon katıdır. Eta Carinae, 165 yıl önce gizemli bir şekilde gecenin en parlak 2. yıldızı haline geldi ve bu yaklaşık 20 yıl sürdü. Eta Carinae, Samanyolu içindeki en büyük kütleli ve parlak yıldızlardır. Kütlesi, Güneş kütlesinden 150 kat fazla. 19. yüzyılda John Herschel'in Anahtar Deliği Bulutsusu adını verdiği bulutsu, Karina Bulutsusu'nun bir parçasıdır._Karina Bulutsusu açık yıldız kümesiyle birlikte Orion Bulutsusu'ndan daha büyük ve parlak bir bulutsu. Dünya'dan yaklaşık olarak 10.000 ışık yılı uzaklıkta. _Homunculus Bulutsusu (küçük adam). Eta Carinae'nin etrafını saran bulutsudur. 1841'deki büyük patlamasıyla salındığı düşünülmektedir. Bu patlamanın ardından Eta Carinae, Sirius'tan sonra en parlak yıldız olmuştur,

    _Berenis’in Saçı Takımyıldızı, Çoban’dan Aslan’a doğru bakıldığında, üç yıldızdan oluşan 45 derecelik bir ikizkenar üçgen görünümündedir. 65 ışık yılı uzaklıktadır. 2005de 4,7 milyar ışık yılı uzaklıktaki bu süpernova o güne değin gözlemlenen en parlak süpernova patlaması olarak kayıtlara geçmiştir. Mö 200ler Kralı Ptolemy III Euergetes ordusunun başında Suriye’ye sefere çıktığında, eşi kraliçe Berenice II, kocasının sağ salim savaştan dönmesi adına, tanrıça Aphrodite’e adak olarak saçlarını sunmuştur kraliçenin saçlarının çok güzel oluşundan ve tanrıların bu fedakârlığını ödüllendirmek istemesinden dolayı saçlarının tapınaktan gökyüzüne yükseltildiğini ifade eder.
    _Kraliçe takımyıldızı, hiç batmayan takımyıldızlarındandır. nedeni, kuzey gökkutbuna yakın konumda yer almasıdır, Kraliçe, Kral Sefe'nin eşi ve Prenses Andromeda'nın annesidir. Kraliçe, biraz kendini beğenmiş bir kadınmış. Buna çok sinirlenen Poseidon, Kraliçe'nin kızı Andromeda'yı bir kayaya bağlayarak deniz canavarına sunmuş. Bu öykü, Perseus'un Andromeda'yı kurtarmasıyla sona eriyor. Daha sonra Kraliçe, alçakgönüllü olmayı öğrenmesi için gökyüzüne yerleştirilir. Burada, Kutupyıldızı'nın çevresinde dolanıp dururken bir düz bir baş aşağı döner.
    _Tekboynuz takımyıldızı, Tekboynuz bir at gövdesi ve onun alnında spiral bir boynuz bulunan bir mitolojik hayvan olarak resmedilir. Tekboynuz figuru eczacılık simgesidir. Hayvanın boynuzunun toz köklerinin bütün hastalıklara şifa olduğuna inanılır. üstünde diğer bir göksel hayvan olan küçük köpek takımyıldızı ya da kısaca onun alfa yıldızı procyon bulunur.
    _Arabacı takımyıldızı, En parlak yıldızı olan Capella, Mitolojide Arabacı, arabanın bulucusu da sayılan, silahlar ve zırhlar üreten ateşler tanrısı Hephaistos veya oğlu Erechtheus olarak anlatılır. Capella ise bebek Zeus'u emziren mitolojik dişi keçi Amalthea ile ilişkilidir.
    _Erboğa takımyıldızı, Bu takımyıldızda bulunan Alpha Centauri, Güneş'e en yakın yıldız olan Proxima Centauri'yi içerir
    Proxima Centauri, (Alfa Centauri C) Centaurus'a en yakın yıldız" anlamında. Güneş'ten 4,24 ışık yılı uzaklıktaki kırmızı cücedir.
    _Kuğu talımyıldızı. Yaz aylarında, gece gökyüzüne bakarsanız eğer, tam tepenizde kanatlarını açmış güneye doğru uçan devasa ve bir o kadar da heybetli bir kuş görürsünüz. yanı başında yer alan Kertenkele (Lacerta) Takımyıldızı’ndan kaçar gibi bir hali olan bu dev kuş, Kuğu takımyıldızı, arkaplanında görülen Samanyolu Gökadası şeridi nedeniyle bir hayli zengin bir içeriğe sahiptir.
    _Nemea aslanı; Argolis Bölgesinde Nema adındaki vadide yaşayan ve etrafa dehşet saçan bir aslanın adıdır. Bu aslan Herkül tarafından öldürülmüştür.Nemea Aslanının Typhon ve Echidna'nın çiftleşmesinden bir araya geldiği söylense de , bazı tarihçilere göre Zeus ve Selene'in çiftleşmesinden doğma, ay'dan düşen bir varlık olduğu da zaman zaman belirtilmektedir. aslanın postunu yüzemeyen Herkül'ün imdadına, yaşlı bir kadın kılığına bürünen Athena yetişir ve Herkül'e bu postu yüzmek için en iyi aletin, aslanın kendi pençeleri olduğunu anlatır. Bu küçük ilahi yardım ile ilk görevini başarı ile bitiren Herkül, Nemea Aslanın her türlü kesici silaha karşı olan postunu daha sonra kendisi için bir zırh gibi kuşanarak diğer görevlerini gerçekleştirirken kullanmıştır.
    _İnci takımyıldızı. (Pearl) Nasa (2009) yılında keşfetmiş. Şekli çubuğu anımsatır. Bu ucun tam ortasında bulunan bright pearl yıldızından dolayı takımyıldız bu ismi almıştır. Nasa tarafından modern 89. takımyıldız olarak gösterilmektedir.
    _Cetus ya da Balina takımyıldızı_ Yunan mitolojisi'ndeki bir deniz canavarı olan Cetus´tan gelmektedir.
    _r136a1 yıldızı En ağır yıldız kütlesi. Güneşin 320 katı. Büyük magellan bulutu'nun içideki tarantula bulutsusu'ndadır. Canis majoris'in 6-10 katı fazla kütleye sahiptir. Işıtma gücü güneşimizin yaklaşık 7 milyon katıdır. Güneş'in 1 yılda ürettiği enerjiyi 5-6 salisede üretebilir. 157 bin ışık yılı uzaklıktadır.



    _Nötron yıldızı, dev bir yıldız süpernova olarak patladıktan sonra geri kalan kısmın kendi içine çökmesiyle oluşur.
    _Beyaz cüceler, yaşamının son evresindeki soğuk yıldızlar olarak tanımlanır.
    _Güneş rüzgârı, Güneş'in üst atmosferinden yayılan bir plazma dalgasıdır.
    _Dev yıldız, Güneş'in 100 katı büyüklüğündeki yıldızdır.
    _Spektrum - tayf, renklerin, seslerin, elektromanyetik dalgaların birbiri ardına süreklilik içinde sonsuz değişmesi durumudur. Gökkuşağındaki.
    _Parsek, gökbilimde uzaklık ölçü birimidir. 1 Parsek, yaklaşık 3,26 ışık yılına eşdeğerdir.
    _Anakol, Bu yıldızlar hidrojen yakıtlarını bitirdiklerinde dev yıldızlar grubuna girecek şekilde genişlerler (kızıl dev), sonra da ak cüce haline gelirler. Güneş gibi hidrojeni yakıp helyuma çeviren cüce yıldızlardır.
    _Yıldızlar son evrede kırmızı dev olurken binlerce kat büyürler. Güneş, portakal gibiyse, bir buz dolabı büyüklüğüne erişir.
    _Dev yıldızlar aşırı büyük ışıma güçleri nedeniyle çevrelerinde bir gezegen oluşum diski barındıramaz.
    Yıldızların Ölümü: Kara Cüce Beyaz cüce Kızılötesi Gökbilim Uydusu
    _Astronomik birim :Güneş ve Dünya'nın merkezi arasındaki uzaklık olan 149,6 milyon km.'dir.
    _Ötegezegen - Güneş dışı gezegen, Güneş Sistemi'nin dışında, başka bir yıldızın yörüngesinde bulunan gezegenlere verilen addır 2020 itibarı ile 4342 güneş ötesi gezegen algılanmış ve doğrulanmıştır.
    _Paralaks: Biri Dünya'nın merkezinden, diğeri yeryüzünde bulunan bir kimsenin gözünden çıkan iki doğrunun, bir gökcisminin merkezinde birleşerek oluşturdukları düşünülen açı.
    _Doppler etkisi 1842 Avusturyalı bilim insanı Christian Doppler tarafından matematiksel bir hipotez olarak ortaya atılmıştır. Dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyu'nun hareketli bir gözlemci tarafından farklı zaman veya konumlarda farklı algılanması olayıdır.
    _2016'da Güneş Sistemi'ne en yakın yıldız olan kırmızı cüce Proxima Centauri yörüngesinde bir gezegen olduğu açıkladı
    _Değişen yıldız, parlaklıkları zaman içinde değişen yıldızlardır.
    _Gezegen kelimesi aslında gezgin kelimesinden gelir.
    _Yıldız deseni, (Asterizm), gözlemsel astronomide gece gökyüzünde görülebilen popüler bir desen veya yıldız grubudur.

    _Batlamyus, İskenderiyeli Yunan matematikçi, astronom. 48 takımyılzıdının isim babasıdır. Büyük Bileşim-Almagest: Yunan ve Babil uygarlıklarının gökbilim bilgilerinin bir derlemesidir. Dünya merkezli bir Güneş Sistemi modeli önerilir. Bu model, Kopernik'in güneş merkezli modeline dek Batı ve İslam dünyalarında geçerli model olarak kabul edilmiştir. Aristoteles fiziğini temel alan bu kuramda, evren küreseldir ve Yer bu evrenin merkezinde hareketsiz olarak durmaktadır.
    _Hipparkos (MÖ190), Yunan gökbilimci, Trigonometrinin kurucusu. Yıldızları parlaklıklarına göre sınıflandırdı. Ayın ve Güneş'in uzaklıklarını bulmaya yönelik çalışmalar da yaptı. enlem-boylamı ilk uygulayan kişi oldu.
    _Johann Bayer (1572 ) Alman gökbilimci. Ay'daki Bayer krateri ismini ondan almaktadır. Kataloğunda Yıldızlar alfa, beta olarak 1564 yıldızı isimlendirilir.
    _Nicolas Lacaille (1713), Fransız astronom. 10000 güney gökküre yıldızını ve 42 bulutsu benzeri nesneyi listeledi


    _Güneş’in çapı 1 milyon 391 bin 016 km. Bu haliyle bırakın dev yıldız olmayı, sarı cüce sınıfına giriyor. Aslında Güneş çıplak gözle uzayda göze beyaz görünüyor; ama Dünya atmosferinde ışığı sarıya çalıyor. Güneş’in kütlesi 1988,5 trilyon trilyon ton ki bu da Dünya kütlesinin 330 bin katına eşit. Güneş’in içine yaklaşık 1 milyon 300 bin Dünya sığabilir: Jüpiter’in içine 1300 Dünya sığabilir.
    _ Gökcisimleri yıldız olmak için çekirdeğini yeterince sıkıştırıp nükleer füzyon başlatarak alev almak zorunda. Ancak, çok büyük kütle yıldızın çok sıkışması ve çok sıcak yanması demek. Aynı zamanda yıldızlar çok ağırsa patladıktan sonra geriye kalan demir çekirdek çökerek nötron yıldızı ya da kara delik olur
    _ yıldızın gerçek parlaklığını (yani bize yakın olduğu için değil de uzay boşluğundaki gerçek parlaklığını) o yıldızın tayfındaki bazı element soğurma çizgilerinin (siyah bantların) genişliğine bakarak ölçüyoruz. bu yöntemi üzerinde dünya dışı uygarlık olan öte gezegenler aramakta da kullanıyoruz
  • Alev topladık artık, yangın doğurduk. Oysa
    bir kederden gebe ve sevinçten yoksunduk.
    Sen taylar gibi açıldın ormana, ben ormanlar gibi tay biriktirdim.
    Bir kere olsun yağmurda ıslanmalı insan ve yalnız bir kere ölmeli. Yoksa tutkular tutuklanır. Şimdi bensiz dalgalanır saçların, deniz dengesiz.
    Reçetemde felsefe yazıyor Elveda.
    Zafer Ekin Karabay
  • Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 10 92 yıl sonra, adına Kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı. Ceneviz taifesinin buraya ilk gelen gemilerine karanlıkta uçan bir ak martının yol gösterdiği, ancak salimen karaya vasıl olduktan sonra dümencileri olacak Pundus nam kâfirin bu martıyı Mesih addederek yuvasını arayıp bulduğu ve itikatlarınca İsa'nın etini yemek sünnet olduğundan kuşu kızartıp yediği rivayet olurdu.

    Puslu Kıtalar Atlası


    Fındıklı yokuşundan aşağı uçar gibi iniyor. Çıtı pıtı bir genç kız. Rüzgar yeleli tay. Atkuyruğunda topladığı kumral saçları ardında dalgalanıyor. Gözleri, aşağıda masmavi uzanan Boğaziçi'ne kilitlenmiş. Güneş pırıltıla­rıyla oynaşan deniz. Suyun okşayıcı temasını terli gövde­sinde ılık bir öpüş gibi duyumsuyor. Yirmi bir yıllık ha­yatının en mutlu anı!

    Dün ve Ferda


    Her şey 1990 yılında başladı!! Güne her zamanki gibi başlamıştık. Keyifsizdik, çünkü sokaklar hala buzluydu; kızgındık, çünkü sabah gazetesi hala sırf başkalarının yaptıklarından söz ediyordu.

    Cinsel Şiddet

    Dökme fırınından çıkan erimiş maden gibi parlak nehir ağır ağır akıyordu çölde. Gökyüzü sıcağın buğusuyla titreşiyor, güneş sanki bakırcı çekicinin darbeleriyle her şeyi dövüyordu. Nil nehrini çevreleyen alçak tepeler darbelerin etkisiyle sarsılıyor gibiydi.

    Nehir Tanrısı
  • BİRİNCİ BÖLÜM
    KATAY
    Çin Seddi’nin arkasında yukarı Asya aşiretlerinin hayatından farklı bir hayat vardı. Otuz asırlık kitabelere
    sahip bir kaç beş bin sene önceki medeniyet içinde ömürlerini geçiren bu insanlar, ya zevke dalarak ya da
    mücadele içinde yaşarlardı.
    Eskiden bu adamların ataları göçebelerdi. Yay kullanmasını çok iyi bilen süvarilerdendiler. Fakat üç bin
    senedir oradan ' oraya göç ederken, nihayet durdular ve şehirler yaptılar. Üç bin sene içinde de hayli şeyler
    yapabilecek kadar zaman vardır. Bu süre zarfında büyük ölçüde çoğaldılar ve insanların çoğalıp birleştikleri
    zamanlarda olduğu gibi setler inşa ettiler, çeşitli sosyal sınıflara ayrıldılar.
    Gabi çölündekilerin tam tersine, Çin Seddi’nin arkasındaki insanlar arasında esirler ve köylüler vardı;
    alimler vardı, askerler veya dilenciler vardı. Mandarenler, dük veya prensler vardı. İmparator, yani Gök’ün
    oğlu denilen Tiyen Tsi ve bir de Gök’ün bulutçukları denilen saray mensupları...
    1210 senesinde tahtı, “Çen” yani “Altın” hanedanı işgal ediyordu. Saray Yenkin’de, şimdiki Pekin
    şehrinin mahalline yakın bir yerdeydi.
    Katay, uzun uzadıya aranılıp da neden sonra seçilen bir kaftana bürünmüş, düşünceli, etrafını saran
    çocuklara aldırış etmeyen ihtiyar bir kadına benziyordu. Kalktığı ve yattığı saatler belirliydi. Refakatinde
    hizmetçileri olduğu halde alay arabasına binerek çıkar ve ölü kitabelerinin önünde duaya giderdi.
    Üstündeki kaftan, her rengin karıştığı ince ipekten yapılmış bir kaftandı. Fakat böyle ipekler içinde
    olması, hizmetçilerinin pamuk libaslar içinde yalın ayak koşmalarına da mani değildi.
    Maiyetindeki büyük memurların başları üzerinde şemsiye taşınırdı. İkametgahının avlularında kötü
    ruhların girmesine engel olmak için yapılmış paravanalar vardı.
    Barbarlar kuzeyden indiler. Yani bizzat Kataylılar ve onlardan bir asır önce de “Çen’ler... Bunlar, büyük
    Çin Seddi’nin arkasında yaşayan büyük insan kütlesi tarafından zapt edildiler.
    Zamanla Kataylıların medeniyetleri benimsendi, gelenekleri yerleşti. Katay şehirlerinde artık eğlence için
    yapılmış göller vardı. Bu göllerde pirinç şarabı içen yahut bir kadın elinin çaldığı küçük gümüş zillerin
    çıkardığı nağmeleri dinleyen insanların bindikleri kayıklar süzülür giderlerdi.
    Bu kayıklarla bazen kırmızı kiremitli mabetlere kadar giderler, mabedin, ibadete çağıran davulunu
    dinlerlerdi. Bu adamlar kim bilir hangi unutulmuş zamanlardan kalma el yazısı bambudan kitapları
    incelerler, uzun ziyafetler süresince T’ang’ın altın devrinin hatıralarını yaşatırlardı. Bunlar, Çen’in hanedan
    taraftarı ve hükümdar hizmetkarı adamlardı. Bunları idare eden gelenekti ve bu gelenek kendilerine, ilk
    vazifelerinin ancak hanedana karşı olan vazifeden başka bir şey olamayacağını öğretirdi.
    Bununla birlikte İmparator, yanında bir saray kadınıyla arabasına kurulmuş, önünde memleketin alim ve
    düşünürleri olduğu halde muhteşem bir alayla sokaklardan geçerken, bu gelenekçiler Atong’ın zamanında
    olduğu gibi, nefislerine hakim olamayarak:
    “Kötülük önden, erdem arkadan gidiyor” derlerdi.
    Serseri bir şair, dereye yansıyan ay ışığının bayıltıcı güzelliğini seyrederken dalgınlıkla suya düşer ve
    boğulursa, buna önem bile vermezlerdi. Onlar için şair boğulsa da yine şairdi.
    Olgunluğu arayıp bulmak güç bir iştir. Fakat olgunluğu arayıp bulmak için geçecek zamanın da Katay’da
    hükmü yoktu. Zaman, önemsiz bir kavramdı.
    Bir ressam ipeğe şöylece dokunur, mesela dal üstünde bir kuş, ya da tepesi karla örtülü bir dağ çizerdi.
    Eğer detayları kusursuz bir şey yaparsa, başarılı sayılırdı. Çatısının tepesine çıkmış bir müneccim, sadece
    tunç kürelerin arasında bir yıldızın hareketlerini işaret etmekle yetinirdi. .
    Savaş şairi bile bu ruh hali içindeydi.
    “Sessiz duvarlardan şimdi hiç bir kuş sesi gelmiyor. Yalnız uzun gecenin ölü hayaletleri dolaşan
    karanlıkları içinde rüzgar uğulduyor. Solgun bir ay yağan karın üstünde titriyor. Seddin çukurları donmuş,
    oralarda sakallan buzdan katılaşmış cesetler ve kan pıhtıları var. Bütün oklar kullanılmış, yayların kirişleri
    parçalanmış .. İşte düşman elindeki Hanarlı şehrinin manzarası. ..”
    Görüyorsunuz ki, ölümde bile bir tablo gören savaş şairi, Katay’dan miras kalan bu tevekkülden
    sıyrılamıyor.
    Bunların savaş makineleri de vardı. Atların sürüklediği yirmi kadar savaş arabası, taş atan kementler, on
    adamın harekete geçiremediği ağır ok yayları, iki yüz topçunun kalın kirişlerini geremediği mancınıklar,
    “uçan ateş” dedikleri bir tür savaş kundakları, bambu kamışlarında patlattıkları bombalar vardı.
    Katay’da askeri tabiye bir sanat olmuştu. Alayların ve savaş arabalarının Asya çöllerinde manevra
    yaptıkları ve başkumandanın rahatsız olmadan düşünmesi için kendisine mabet kurulduğu zamandan kalma
    bir sanat olmuştu. Savaş Tanrısı Kvant’ın rahipleri eksik değildi. Katay’ın kuvveti, iyi eğitim görmüş
    kütlelerinin terbiye ve düzeni ile kalabalık bir insan mahşerinin toplandığı depodan ileri geliyordu. Zayıf
    tarafına gelince, Kataylı bir general on yedi asır önce, hiç de hayra işaret olmayan şu satırları yazmıştı:
    “Bir hükümdar, hangi durum karşısında ve hangi şartlar içinde bulunduğunu bilmediği ordusunu bir
    krallık gibi idareye kalkarsa, ordunun mahvına sebep olabilir. Bu, ordunun ayağına kement vurmağa benzer.
    Asker bunu hissettiği dakikada orduda nifak başlamış demektir. Ordu bir kere nifaka düşüp de, artık
    güvenlik kalmadı mı, anarşi yürür ve savaşta yenilgi kaçınılmazdır. ”
    Kataylıların zayıf yönü, imparatorun Yec-King’de kalarak, ordusunun kumandasını generallerine
    bırakmasındaydı. Oysa göçebelerin kuweti, bizzat ordusunu idare eden hanlarının askeri dehalanndaydı.
    Cengiz Han’ın durumu, İtalya’daki Hanibal’e çok benzer. Onun da asker sayısı sınırlıydı. Cengiz Han,
    kesin bir yenilginin bütün göçebeleri pekala çölden atabileceğini de biliyordu. Bu yüzden şüpheli bir zaferin
    de faydası yoktu. Fazla kayba uğranmadan, kesin bir galibiyet şarttı. Bu sebeple Cengiz’e, askeri tekniklerde
    usta kumandanların idare ettikleri ordulara karşı, bölüklerinin manevrasını isabetle yaptırmaktan başka
    kurtuluş çaresi kalmıyordu.
    Cengiz, Karakurum’da, hala altın imparatorunun tebaası ve “asilerin başı” sayılıyordu. Daha önceleri
    Katay hakimiyeti gücünün doruğundayken, İmparatorlar Çin Seddi’nin ötesinde yaşayan göçebelerden haraç
    almak istemişlerdi. Katay hanedanları zayıf zamanlarında ise bu göçebelere para, ince ipek, işlenmiş deri,
    yeşim taşından heykeller, şarap ve hububat yüklü kervanlar göndererek, onların tecavüz ve taarruzlarının
    önüne geçerlerdi. Kuvvetini göstermek, daha doğrusu en azından dışarıdan kuvvetli görünmek için Katay
    hanedanları bütün bu gönderdikleri eşyaya “hediye” ismini vermişlerdi. Kudretli zamanlarında ise göçebe
    hanlarından istedikleri haraca, “vergi” derlerdi.
    Yağmacı aşiretler ne bu güzel hediyeleri, ne Katay memurlarının can sıkıcı baskılarını ne de kendilerine
    gönderilen “şapkalı ve kemerli” elçilik heyetlerini unutmuş değillerdi.
    Doğu Gobi’deki milletler, bu zamanlarda ismen altın imparatorun tebaasından sayılıyorlardı. Teoride
    gayri mevcut valiler tarafından idare edilirlerdi. Cengiz Han da “asilerin başı” sıfatıyla bu valiler sınıfına
    dahil olmuştu. Çok geçmeden Yen -King’in tahsildarları at ve otlak vergilerini toplamak için ona memurlar
    gönderdiler. Cengiz, bu vergileri ödemedi.
    Durum dikkat çekici, bir özellik alıyordu. Cengiz’in bu son tavrı şu iki kelimeyle özetlenebilirdi:
    Gözlemek ve tetikte olmak!
    Gobi'deki savaşları sırasında, Çin Seddi’nin karşısına geldiği zaman, kapılarının üstü kuleli ve tepesinde
    altı süvarinin yan yana dörtnala koşabileceği bu taş ve tuğladan muazzam suru dikkatle tetkik etmişti.
    Daha sonra seddin merkeze en yakın yerlerindeki kapılarının önünde bayrağını dolaştırdı. Bu, bir tür
    isyan bayrağıyken, güya sur dışındaki topraklardan sorumlu olan, bunun için de kendisine “Batı Bölgeleri
    Valisi” şeklinde bir unvan veren zat kadar, bizzat Altın İmparator da, büyük seddin kapıları önünde
    dolaştırılan bu bayrağa aldırış etmedi. Fakat seddin gölgesindeki tarafsız bölgede yaşayan ve Katay
    hükümdarına avlanmaya çıktığı zamanlar hizmet eden sınır boyları, bu cesarete şahit olunca, Altın
    İmparatorun göçebe reisinden korktuğu sonucuna vardılar.
    Oysa durum hiç de böyle değildi. Surlarla çevrilmiş şehirlerinin içinde, kendilerini güvende bilen
    Katay’ın milyonlarca insanı, iki yüz elli bin kadar savaşçıdan ibaret bir kabileyi düşünmüyorlardı bile!
    Bununla birlikte Altın İmparator güneyde yerleşen eski Sing hanedanı ile sürekli savaşlar sırasında,
    Moğollara haberciler göndererek, dağlı süvarilerin yardımını istemişti.
    Cengiz Han bu yardım talebi üzerine, büyük bir süratle birçok süvari kıtaları gönderdi. Cebe Noyan ve
    diğer Orhonlılar bu süvari kıtalarına kumanda ediyorlardı. Altın İmparator hesabına üstlendikleri bu görevi
    yerine getirip getirmediklerini bilmiyoruz. Fakat biliyoruz ki, bunlar geçtikleri yerlerde dikkatle etraflarına
    baktılar ve gördüklerinden bilmediklerini birbirlerine sordular. Hepsi de geçtikleri memleketin tutunacak
    noktalarını hatırlayacak kadar göçebelere has dikkatli bir görüş kabiliyetinde insanlardı. Gobi çölünde
    kabilelerine döndükleri zaman, Ka-tay ülkesinin topografyası hakkında tam bir fikir sahibi olmuşlardı.
    Ayrıca birçok güzel hatıralar da naklediyorlardı. Katay’da yolların, taştan köprülerle nehirleri engelsiz
    aştığını ve bütün şehirlerin, üzerlerinden bir atın sıçrayamayacağı yükseklikte surlarla çevrilmiş olduğunu
    anlatıyorlardı. Geçtikleri memleketin sakinleri rengarenk ipekten kumaşlar giyiyorlardı. Hatta bazı esirlerin
    bile yediye kadar kaftanları vardı. İhtiyar kahramanlık şairleri yerine, savaş hikayeleri anlatarak değil, ipek
    tüllere mısralar yazarak sarayı eğlendiren genç şairler türemişti. Bu mısralarla da kadınların güzelliklerini
    seslendiriyorlardı. Ne hoş şeyler!
    Artık Cengiz Han’ın askerleri, Çin Seddi’ne hücum etmek için acelecilik göstermeye başladılar. Onları
    memnun etmek için dediklerini yapmak ve azgın aşiretleri Katay’a doğru sevk etmek, Cengiz Han için bir
    mağlûbiyete atılmak ve memleketini felakete sürüklemek demekti. Yeni kurduğu imparatorluğu bırakıp da,
    doğuda Katay memleketinde bir de hezimete uğrarsa, diğer düşmanlarının Moğol ülkesini istilada tereddüt
    etmeyeceklerini biliyordu.
    Gobi Çölü onundu. Fakat güneye, güney batıya ve batıya baktığı zaman, oralarda müthiş düşmanlar
    olduğunu görüyordu.
    Güney kervanları yolunda ve Nan Su boyunda, haydutlar memleketi denilen, acayip bir Hi-Ya Krallığı
    vardı ki, buradakiler hırsızlıkla ve talanla geçinmek için tepelerden inen Tibetlilerdi. Daha ileride bir tür
    dağlar ülkesine benzeyen Karakatay Krallığı, batıda da o zamana kadar Moğollardan ayrı kalmış serseri
    Kırgız kabileleri hüküm sürüyorlardı.
    Cengiz Han bütün bu endişe verici komşulara müfrezeler ve Orhonluların kumandasında süvariler
    gönderdi. Bizzat kendisi de birçok mevsimler Hi-Yalılarla çatıştı, durdu. Bu, açık bir memlekete karşı bir tür
    istila savaşıydı ki Hi-Ya reisleri Cengiz’le savaşıp durmaktansa, yapılacak bir barışta daha çok fayda ve
    gereklilik gördüler. Bu barış, bir akrabalık bağıyla da takviye edildi. Hanedan ailesinden bir kadın eş olarak
    Cengiz Han’a gönderildi. Cengiz Han batıda da başka bağlar sağlamıştı. Bu ustalıklı tedbirleri sayesinde,
    Cengiz, askeri deyimle, kanatlarını temizlemiş oluyordu. Bundan sonra kabileye yeni katılanlarla bunların
    reislerinden müttefikler kazandı. Ordusu da aynı fırsatla askeri harekatta çok faydası görünen bazı tecrübeler
    de kazanmıştı.
    Bu sıralarda Katay Hükümdarı öldü ve oğlu Ejder tahtına geçti. Bu yeni imparator, itinayla sakal
    bırakmış, resim yapmaya, ava çıkmaya meraklı, uzun boylu Vay Vang isminde bir delikanlıydı.
    Çok geçmeden Katay mandarinleri vergi meselesini ortaya attılar ve yeni hükümdara verilmesi icap eden
    haracı toplamak üzere Gobi yaylalarındaki Cengiz Han'a bir elçi gönderdiler. Bu elçi yeni hükümdar Vay
    Vang’ın bir beyannamesini de götürdü. İmparatorun beyannamesini dizüstü kabul etmek gerekiyordu, bu
    adetti. Oysa Moğol serdarı diz çökeceğine, ayakta durdu ve elini uzatarak beyannameyi aldı. Bir tercümana
    bile okutmaya gerek görmeyerek, sadece sordu:
    “Bu yeni imparator kimdir?”
    “Vay Vang.”
    Başını güneye çevirip hürmetle eğmesi gereken Cengiz, bunu yapmak şöyle dursun, yere tükürdü.
    “Ben göğün oğlunu fevkalade bir adam sanırdım. Fakat Vay Vang gibi bir budala, oturduğu tahta layık
    değildir. Onun karşısında boyun eğemem.” dedi.
    Bu sözü söyledikten sonra da atını mahmuzladı ve ilerledi. O gece Orhonlar, yeni müttefikler ve Batı
    Türklerinin emir aslanı Han’ın ikametgahına davet edildiler. Ertesi sabah da elçi Han’ın huzuruna çağrıldı
    ve Altın İmparator’a verilmek üzere kendisine bir mektup teslim edildi. Moğol reisi bu mektubunda şöyle
    diyordu:
    “Bizim imparatorluğumuz şimdi Katay’ı ziyaret edebileceğimiz derecede düzen içindedir. Acaba Altın
    Han’ın imparatorluğu bizi kabul edebilecek kadar düzen içinde midir? Kudurmuş bir denize benzeyen bir
    ordu ile yürüyeceğiz. Altın Han bizi dostça da kabul etse, bizimle savaş da yapsa, umurumuzda değildir.
    Eğer bizimle dost-olmayı tercih ediyorsa, hükmümüz altında imparatorluğunu idare etmesine izin veririz.
    Eğer savaş isterse, iki taraftan biri mağlûp veya galip oluncaya kadar savaşırız.” :
    Bundan daha fazla hakaret içeren bir mektup gönderilemezdi. Cengiz Han şüphesiz istila girişimi için
    uygun zamanın geldiğine karar vermişti. Eski ihtiyar imparator hayattayken, belki de kendisini Kataylılara
    verdiği sadakat yeminine bağlı hissediyordu. Fakat artık Vay Vang başa geldiğine göre, yeminin bir önemi
    kalmıyordu.
    Elçi, imparator sarayının bulunduğu Yen King’e döndü ve mektubu verdi. Vay Vang bu cevaba son
    derece kızmıştı. Seddin dışına bakan validen Moğolların nereye varmak istedikleri soruldu. O da
    Moğolların çok sayıda ok imal etmek ve hayvan toplamakla meşgul oldukları cevabını verdi. Bunun üzerine
    valiyi hapse attılar.
    Kış yavaş yavaş geçiyordu. Moğollar da savaş hazırlıklarına devam ediyorlardı. Hatta Moğollar, Altın
    İmparatorun aleyhine olarak daha fazlasını da yaptılar. Cengiz Han, Katay’ın kuzeyindeki Liyau Tungun
    adamlarına hediyelerle yüklü elçilik heyetleri gönderdi. Bunların, bundan önceki Altın İmparator tarafından
    memleketlerinin istila edildiğini unutmayan, savaşçı zihniyette insanlar olduklarını biliyordu. .
    Bu elçiler Liyau Prensi tarafından kabul edildiler ve aralarında kolaylıkla bir birleşme sağlandı. Birliği
    sağlamlaştırmak için kan akıtıldı, oklar kırıldı. Baştanbaşa demir insanlar demek olan Liyaulılar, Katayın
    kuzeyini istila etmeyi taahhüt ediyorlardı. Fakat bir şartla! Bu koydukları şart da, Moğol Hanı’nın,
    kendilerine ait eski toprakları kendilerine iade etmesinden ibaretti. Cengiz Han bu anlaşmaya harfiyen uydu.
    Sonradan Liyau prenslerini, kendi hükmü altında Katay valisi tayin etmişti.
  • Kadının gördüğünde alıkonduğunu
    Ellerini iki büklüm yapar.
    Koştuğu kavurucu patikada,
    Yel kırbaçlar,
    Üzengiler zangırdar.

    Yakarak ağıtını
    Dişi bir tay gibi şaha kalkar.
    Ve havayı yararak uçan
    Zarif bir kar tanesi gibi,
    Tozu dumana katar."

    Arseni Tarkovski - 1943
  • - Anladığım qədər, bu adam müqəddəs bir zat imiş, - dedi.
    - Daha nadir rast gəlinən bir şey, - dedi doktor Urbino, - Tanrıtanımaz müqəddəs bir zat. Amma bu, Tanrının işidir. s.12

    ...başqalarının can dərdinə dözmək özününkünə nisbətən daha asan olurdu. s.15

    "Cərrah bıçağı - təbabətin uğursuzluğuna güclü dəlildir", deyirdi. Dar bir ölçüdə bütün dərmanların zəhər olduğuna, qidaların yetmiş faizinin ölümü tezləşdirdiyinə inanırdı. s.16

    Kim olursa olsun, hər kəs öz ölümünün sahibidir. O an yetişdikdə edə biləcəyimiz yeganə şey insanların qorxusuz və əzabsız ölmələrini təmin etməkdir. s.17

    - Məni bir qızılgüllə xatırla, - dedi ona. s.23

    İnsan sevdiyi əşyalarla ölməlidir. s.61

    ...bir kişinin gerçək xarakterini anlamaq üçün insanın çox şey görmüş olmasının zəruriliyini söylədi. s.67

    Həkim öcə onu, sonra da anasını eyhamlı orğuya tutaraq bir daha müəyyən elədi: eşqin və vəbanın simptoları eynidir. s.71

    Nə qədər ki, gəncsən, istədiyin qədər dərd çək, - deyirdi ona, - bu, ömürünün sonunadək davam eləməz. s.72

    ...o, bakirliyini sevgi ilə itirmək istəyirdi. s.73

    Gücsüz adamların eşq diyarına heç zaman girə bilməyəcəklərini, bu diyarın rəhmsiz və təhqiramiz olduğunu, qadınların yalnız cəsarətli kişilərə özlərini təslim elədiklərini ( çünki belə kişilər qadınlara həyat etibarı qazandırır və bu qadınlara lazım olan başlıca şeydir) xatırlatdı ona. s.75

    Eynək şüşələri altındaki atılmış körpə görüntüsü, keşiş geyimi, mübhəm davranışı, rəftarı - bütün bunlar insanda maraq doğururdu, amma marağın eşqin min bir tələsindən biri ola biləcəyini heç düşünməmişdi. s.76

    Ona "hə" de. Qorxudan ölsən belə, sonradan peşman olsan belə, - dedi, - çünki nə olursa olsun, "xeyr" desən, ömrünün sonunadək peşman olacaqsan. s.82

    - Gözləyə-gözləyə qocalarıq. s.84

    Əsl müharibə dağlarda gedir, - dedi. - Özümü tanıyandan bəri şəhərlərdə insanlar güllə ilə deyi, hökmlərlə öldürülürlər. s.84

    Eşq ucbatından ölməkdən şərəfli heç nə yoxdur. s.93

    O zaman hələ çox gənc idi və qəlb yaddaşının bəd xatirələri sildiyini, yaxşıları isə böyütdüyünü, keçmişə dözməyi bu bəhanə sayəsində bacardığımızı biımirdi.s.116

    Ağır bir həyat sürən insanlar idi onlar, nə qocaldıqları, nə xəstələndikləri, nə öldükləri görülən, vaxtı gəlincə yavaş-yavaş ortadan qeyb olan xatirələrə, simaları başqa bir çağdan qalan sislərə dönən, sonda unutqanlığın içində əriyib gedən... s.124

    Başqa bir tərəfdən, Hildebranda eşqin intəhasızlığına tapınırdı: bir insana aid eşqin dünyadaki bütün eşqləri öz təsiri altına salmasına inanırdı. s.141

    Amma insanların hər zaman analarının onları dünyaya gətirdikləri vaxt doğulmadıqlarını, həyatın onları bir daha, həm də tez-tez özü-özlərindən doğulmağa məcbur elədiyi düşüncəsinə qapıldı. s.176

    Bir nəfər onu zəngin olmaqda ittiham elədikdə, başqa heç kimin bacarmadığı dəqiqliklə özünü səciyyələndirmişdi:
    - Yox, zəngin deyiləm, - demişdi, - pulu olan bir yoxsulam. Bunlar başqa-başqa şeylərdir. s.178

    Bu dünyada heç nə sağlam zəkalılıqda şairlərlə yarışa bilməz. İnadda da daşyonanlar da onlara tay-bərabər deyil. İşgüzarlıq və məkrdə şairlər idarəçiləri də susuz aparıb, susuz gətirərlər. s.180

    Məni ən çox üzən ölüm deyil, eşq ucbatından ölməməkdir. s.181

    İstənilən kişiin qocaldıqda atasına bənzədiyini yalnız o zaman anladı. s.181

    O, haqlı idi: qapı önündə gözləyən bir arabadan daha pis bir düşməni ola bilməzdi gizli eşqlərin. s.192

    O zaman zəngin, varlı-karlı olmağın bir çox üstünlükləri və şübhəsiz, bir çox çətinlikləri vardı. Amma insanların çoxu əbədi yaşamağln ən mümkün yolu sayaraq var-dövlətə can atırdılar. s.216

    Bu adamların diri-diri bir hücrəyə salınıb çürüməyə məhkum olmamalarının səbəbi, həmin hücrələri öz içlərində gəzdirmələri idi. s.219

    Sevinç içində uşaqların uşaq deyil, həm də böyüdərkən onlara dost-rəfiq olduğu üçün sevildiklərini anladı. s.220

    Günlərin bir günü Donya Blanka nə söylədiyini aydın şəkildə dərk edərək ona dedi: "Piano çalmayan qadının iffətli olduğuna inanmıram. s.221

    "Nigah - ancaq Tanrının sonsuz lütfü ilə mövcud ola bilən cəfəng bir ixtiradır". Bir-birini yeni tanıyan, aralarında qohumluq olmayan, bir-birinə qəti oxşamayan, fərqli xarakterli, mədəniyyətləri, hətta cinsləri belə başqa-başqa olan iki nəfərin birdən-birə özlərini birlikdə yaşamağa, eyni yataqda yatmağa, bəlkə də hər biri ayrı-ayrı yönlərə getməkdən ötrü cızılmış iki taleyi bölüşməyə məhkum olmaları hər cür elmi düşüncəyə zidd idi. s.222

    Cəmiyyətin həyatında başlıca məsələ qorxunu adlamaqdır, evlilik həyatının ən böyük problemi isə ürək sıxıntısını adlamağı öyrənməkdir. s.224

    Vaxtında gəlmək, dəvətsiz gəlməkdən yaxşıdır. s.270

    Gəncolmaq üçün çox pis dövr idi o zamanlar. Hər yaşın özünə görə geyim tərzi vardı. Amma qocalığın tərzi yeniyetməlikdən dərhal sonra başlayır, ta qəbir evinədək davam edirdi. Geyim, sadəcə, yaş deyil, cəmiyyətdə layiqli yer tutma mənası verirdi. Gənclər lap babaları kimi geyinirlər, vaxtından əvvəl taxdıqları eynəklərlə özlərini daha möhtərəm hala gətirirdilər. Otuz yaşındn sonra çəliklə gəzmək yaxşı əlamət sayılırdı. Qadınlar üççünsə yalnız iki yaş vardı. Ərə getmə yaşı - o, iyirmi ikini keçmirdi, - bir də sonadək qartıma yaşı: evdə qalmış qızlar. O birilər - ərdə olanlar, analar, dullar, nənələr, - onlar ayrı bir növdür. Yaşların yaşadıqları illərə görə deyil, ölmək üçün yerdə qalan illərə görə hesablayırdılar. s.276

    Həyatda yeganə uğursuzluğum budur ki, bir çox dəfn mərasimlərində oxuduğum halda, öz dəfnimdə oxuya bilməyəcəyəm. s.285

    Heç nə ölümündən daha çox bənzəməz insana.s.293

    Bu dünyada heç kimin heç nəyi, heç kimi gözləmədiyi qədər gözləmişdi o günü: bir an belə ümidsizliyə düşmədən. s294

    Xatirələrini silinib getməməsi qəzəbini artırırdı... Çox keçmədən onu unutma istəyinin onu xatırlatması üçün daha güclü bir xəbərdarlıq olması qənaətinə gəldi. s.299

    Onu düşündükcə qəzəblənir, qəzəbləndikcə də daha çox düşünürdü. s.301

    Həmişə belə idi. Nə vaxt özünü bir fəlakətin astanasında tapsaydı, mütləq bir qadının hifzinə ehtiyac duyardı. s.302

    - Çox səfeh bir ölüm oldu bu, - Prudensiya Pitre dedi.
    - Ölüm gülünc olmur, - Florentina Arisa dedi. Sonra kədərlə əlavə etdi: - Həm də bizim yaşımızda. s.304

    Gecə vaxtı olmasına baxmayaraq, xeyli söhbətləşdilər. Çünki ikisi də gənclik yuxusuzluqlarını bölüşməyə vərdiş eləmişdilər. Qocalıq yuxusuzluqlarında isə itirəcəkləri çox az şey var idi. s.304

    Eşq heç bir şeyin vasitəsi olmayan, əvvəli və sonu özü içində bir xoşbəxtlik olaraq düşünməyi öyrətməli idi ona. s.311

    Dünyada heç bir qadının yazıldığı mürəkkəbin rəngini bilmədən altı ay boyu özünə ünvanlanan məktubları açma marağına müqavimət göstərəcək gücdə ola biləcəyinə inanmırdı. s.315

    Qocalıq dövrünün axıb gedən sel deyil, yaddaş suyunu qurudan dibsiz bir ovdan olduğunu duyurdu. s.315

    Aralarında ancaq beş-altı addımlıq məsafə olduğunu, amma bir-birindən ayrı dünyalarda yaşadıqlarınə duydu. s.316

    Həyat, eşq və ölüm dair düşüncələri idi yazılanlar: dəfələrlə gecə quşları kimi başının üstündə uçan, amma düpbədüz əlini uzadıb tutmaq istədiyi anda qanad çırpmaqla dağılan düşüncələr. Orda idilər, məktubda. Açıq-saçıq, aşkar, özünün dilə gətirməyi xoşladığı kimi. s.317

    "Unutma, ailə həyatında ən mühüm şey xoşbəxtlik deyil, sabitlikdir". s.319

    "Tanrıya inanmıram, amma Tanrıdan qorxuram". s.323

    - Əlbəttə, - Fermina Dasa dedi, - ən nəhayət, bu məktublar onu yazana məxsusdur. Elə deyilmi?
    Florentina qərarlı bir addım atdı.
    - Elədir, - dedi, buna görə də münasibət qırıldıqda qaytarılan ilk şey məktublardır. s.327

    Onun fikrincə, qocaların bunu əngəlləməsi olmasaydı, dünya daha sürətlə irəli gedərdi. "İnsanlar səfərdəki ordular kimi ən zəif gedənin sürətilə irəliləyirlər", - dedi. İnsanların qocalığın xəcalətindən, əzablarından, ürküdücü tənhalığından yayınmalarını təmin eləmək üçün vəziyyətlərini anlmayacaqları gələcəkdə onların şəhər kənarlarında yerləşdirilməsini daha humanist, sivil hesab edirdi. Tibbi baxımdan, fikrincə, bu yaş həddini altmışdan hesablamaq gərəldi. Amma cəmiyyət şəfqət anlayışına yetişənədək problemin yeganə həlli - qocaların yeni nəsillərlə təbii anlaşmazlıqlarından qurtuluş, bir-birinə təsəlli verəcəkləri, eyni zövqləri, xoşlanmadıqları şeyləri, pis vərdişlərini və üzüntülərini bölüşəcəkləri qocalar evləri idi. "Qocalar qocalar arasında daha az qocalırlar", - dedi. s.332

    Florentino Arisa gəncliyində belə xüsusi bir diqqətlə pilıəkənlərdən enərdi. Çünki qocalığın iık önəmsiz yıxılmadan başladığını, ikinci büdrəmə ilə ölümün gəlib çatdığını düşünmüşdü həmişə. s.333

    Doktor Urbino Dasa ona (bacısına) etiraz eləmə cəsarəti göstərə bilmədi. Heç vaxt onun qarşısında mərdanə olmamışdı. Amma arvadı soyuqqanlıqla eşq üçün yaşın fərqi olmadığını deyib söhbətə qarışdı. Ofeliya çilədən çıxdı:
    - Bizim yaşmızda eşq gülünc bir şeydir! - deyə bağırdı. - Onların yaşında isə iyrəncdir! s.344

    Cəhənnəm olsunlar! - dedi. - Biz dulların bir üstünlüyü varsa, o da budur: heç kim bizə göstəriş verə bilməz. s.345

    "Biz, kişilər xurafatın yazıq quluyiq", demişdi ona bir dəfə. - Halbuki bir qadın bir kişi ilə yatmağı beyninə yeritsə, aşa bilməyəcəyi divar, yıxa bilməyəcəyi qala, çeynəyib tüpürməyəcəyi əxlaqi düşüncə yoxdur. Tanrının belə önəmi olmayacaq onunçün. s.351

    Həyatını davam etdirə bilməkdən ötrü edə biləcəyi yeganə şey bu xatirənin ona işgəncə etməsinə icazə verməməsindən ibarət idi. s.358

    Fəlakətlərdə eşq əzəmət və nəciblik qazanır. s.360

    Eqin çoxluğu da azlığı qədər təhlükəlidir bu iş üçün. s362

    Həyatın nəbzini tutan iki qoca evli insan kimi ehtiras tələlərinin qarşısında, ümidin rəhmsiz istehzasının, ilğım yanlışlığının o biri üzündə, səssizlik içində yaşayırdılar - eşqin o biri üzündə. Çünki nə zaman, harda olursa olsun, amma ən çox da ölümə yaxınlaşdıqca eşqin eşq olduğunu anlamağa kifayət edəcək qədər yaşamışdılar birlikdə. s.368

    Ölümdən daha çox həyat idi sərhədsiz olan. s.371
  • Çanakkale Şavaşları sırasında yazdığı "Uzaktaki Kardeşime (Alısdaki Bavırıma) şiiri Mağcan’ın Türklere armağanıdır.
    Uzakta ağır azap çeken kardeşim
    Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim
    Etrafını sarmış düşman ortasında
    Göl gibi gözyaşı döken kardeşim
    Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim
    Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim
    Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman
    Diri diri derini soymuş kardeşim
    Ey Pirim! Değil miydi Altın Altay
    Anamız bizim? Bizlerse birer tay
    Bağrında yürümedik mi serazat
    Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?
    Alaca altın aşık atışmadık mı?
    Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?
    Anamız olan Altayın ak sütünden
    Beraber emip, beraber tadışmadık mı?
    Akmadı mı bizim için dupduru bulak
    Şarıldayıp, gürül-gürül dağdan inerek
    Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi
    Dilesek bir bir atlar, tıpkı Burak
    ..................................................................................şiirin tamamini okumanizi tavsiye ederim.