• YAPILACAKLAR LİSTESİ
    İzlenecek filmler
    Esaretin Bedeli
    Hachiko-Bir Köpeğin Hikâyesi
    Can Dostum-Good Will Hunting (1997)
    Ölü Ozanlar Derneği
    Forrest Gump
    Şahane Hayat
    Yeşil Yol
    Leon
    Pulp Fiction
    Dört Nikâh Bir Cenaze
    The Sixth Sense
    Gone Girl
    Inception
    Black Swan Misery
    Hayat Güzeldir Er Ryan’ı Kurtarmak Yurttaş Kane
    A Beatiful Mind (Akıl Oyunları) Casino
    Truman Show
    Shutter Island
    Alcatraz’dan Kaçış
    Sil Baştan
    Uçuş Planı
    Sihirbazlar Çetesi

    Okunacak kitaplar
    Okuman gereken kitapları iki ayrı bölüme ayıracağım. Romanlar ve kişisel gelişimine destek olacak, kültürüne katkı sağlayacak kitaplar olarak...

    Romanlar:
    Turgut özakman - Şu Çılgın Türkler
    Agatha Christie (Tüm eserlerini okuyabilirsin.)
    Sherlock Holmes Serileri
    V. C. Andrews - Çatı
    Amin Maalouf - Semerkant
    Vladimir Bartol - Alaınut
    Ann Chamberlin - Safiye Sultan
    George Orwell - Hayvan Çiftliği /1984
    İhsan Oktay Anar - Puslu Kıtalar Atlası
    Oğuz Atay - Tutunamayanlar
    Dostoyevski - Yeraltından Notlar
    Amin Maalouf - Afrikalı Leo
    Albert Camus - Veba / Düşüş
    Adam Fawer - Olasılıksız

    Kişisel gelişimine katkı sağlayacak kitaplar:
    Oktay Sinanoğlu - Bye Bye Türkçe
    Sam Horn - Tong Fue
    Sam Horn - 30 Adımda özgüven
    Robett Cialdini - İknanm Psikolojisi Sunay Akın (Tüm eserleri)
    Joe Navarro - Beden Dili Allan Pease - Beden Dili Henrik Fexeus - Akıl Okuma Sanatı
    Joy Heinrichs - Stratejik İkna
    Mark Manşon - Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
    Malcolm Gladwell - Outliers
    Malcolm Gladwell - The Tipping Point
    Dr. Henry Cloud & Dr. John Townsend - Sınırlar
    Tona Peters - Küçük Ama Önemli Şeyler
    Jo Ellan Dimitrius - İnsanları Okumak
    Joseph Murphy - Bilinçaltının Gücü
    Richard Wiseman - 59 Saniye
    Suna Okur - Diksiyon
    David Burns - İyi Hissetmek
    Mark Wolynn - Seninle Başlamadı
    Celal Şengör - Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
    Gail T. Fairhurst - Liderlikte Etkili İletişimin Sırları
    Peter Haugen - Dünya Tarihi
    Carolyn Collins Petersan - Evren 101
    Kevin Langford - Anatomi 101
    Alfred Mili - Ekonomi 101
  • PEYGAMBERİMİZ, Mekke’ye hicret ederken kızı Zeynep geride kalanlardandı. Evli olan Zeynep’in eşi henüz Müslüman olmamıştı. Zeynep’i çok seven eşi onun Medine’ye babasının yanına gitmesine izin vermişti. Fakat bu kaçış, o esnada hamile olan Zeynep’in müşrikler tarafından yakalanıp, devesinden düşürülerek çocuğunu kaybetmesiyle neticelenmişti.

    Zeynep, tekrar Mekke’ye, müşriklerin arasına dönmek zorunda kalmıştı. Bunalıyordu, üzülüyordu. Her gün hasretle yatıp, hasretle kalkıyordu. Mekke, daraldıkça daralıyordu ona. Mekke’nin dağları, ilmek olmuş sıkıyordu boğazını. Bu yerlerden, bu müşriklerden nasıl kurtulup, çölü nasıl aşıp, babacığına nasıl ulaşacağını düşünüyordu her gün. Medine düşleri görüyordu...

    Medine’de onu düşünen sevgili baba, kızı Zeynep’in çaresiz çırpınışlarını, kanadı kırık bir kuş gibi uçuş denemeleri yaptığını biliyordu. Sadık dostu Zeyd’e dedi:

    “Mekke’ye gidip Zeynep’i getirir misin?”

    “Evet” dedi düşünmeden Zeyd.

    O günlerde Mekke’ye gider misin demek ölüme gider misin demekti.

    “Evet!” dedi sadık Zeyd.

    Peygamberimiz parmağından yüzüğünü çıkararak Zeyd’e verdi.

    “Bunu Zeynep’e ver” dedi.

    Zeyd, çöllere vurdu kendini. Sevgili peygamberinin yüzüğü sırdaş bir parola gibiydi. Mekke yakınındaydı. Bekledi. Bir çoban gördü. Çobana kimin çobanı olduğunu sordu. Çoban:

    “Ebu’l-As” dedi. Yani Zeynep’in kocasının… Güzel bir fırsattı. Zeyd çobana dedi:

    “Sana bir şey versem onu kimseye söylemeden Zeynep’e verir misin?”

    “Evet” dedi vefalı çoban.

    Zeyd, yüzüğü çobana verdi. Çoban, yüzüğü kimse görmeden Zeynep’e ulaştırdı. Zeynep, sevgili babasının yüzüğünü hemen tanıdı. Çobana sordu:

    “Bunu sana kim verdi?”

    Çoban yüzüğü aldığı kişiyi tarif etti. Zeynep:

    “O şimdi nerede?” diye sordu.

    Yerini öğrenmişti Zeynep. Hemen oraya ulaştı. Zeyd’in devesine binerek Medine yollarına düştü. Sevgili babanın planı, Zeynep’ini müşriklerden kurtarmıştı. Medine artık çok yakındı. Sevgili babasına gidiyordu. Yüreğindeki hasret gibiydi sıcak çöl yoları. Tozlu, dumanlı, sararmış çöl yolları adım adımdı önlerinde...

    O, çocuklarını gözleyen bir babaydı… O, çocuklarını, Allah’ın Zahir ismiyle gözeten bir Babaydı (a.s.m.)…
  • Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 2033’te Mars’a gerçekleştirmeyi planladığı ilk insanlı seferi için komik astronotlar arıyor. Kurumun komik bir kişinin ekiplerin gergin ortamlara baş etmesini kolaylaştıracağına işaret eden araştırmalara dayanarak dört astronot grubuyla çalışma yürüttüğü açıklandı.

    NASA’nın araştırmasına öncülük eden Florida Üniversitesi’nden antropolog Prof. Jeffrey Johnson, “Mars yolculuğu gibi, sınırlı bir alanda uzun bir süre kalmak sinirleri yıpratıyor. Bu nedenle uzay aracında, işlerin normal seyrinde yürümesi için ekibin moralini yüksek tutacak birine ihtiyacınız var” diyor. Johnson, Antarktika’da dört yıl süren araştırmaları sonunda, “palyaço, lider, ahbap, hikaye anlatıcı, uzlaştırıcı ve dert ortakları” gibi karakterlerin ekipleri birleştirdiği ve işlerin daha iyi yürümesi sağladığı sonucuna varmış ABD, Rusya, Polonya, Çin ve Hindista’da da benzer bulgulara ulaşmış. NASA, Mars yolculuğuna hazırlık için 2023’te Ay’a astronot göndermeyi planlıyor. Rusya ve Çin de 2040’ta seferler düzenleme planı yapıyor. Elon Musk gibi özel girişimciler de Mars yolculuğu için çalışmalar yapıyor.

    Yolculuk sekiz ay sürebilir
    Mars ile Dünya arasındaki ortalama mesafe 225 milyon kilometre ve yolculuğun sekiz ay sürebileceği belirtiliyor. Mesafe nedeniyle iletişimdeki tek taraflı gecikme 20 dakikaya kadar çıkabilecek. Bir başka ifadeyle, astronotlar, Dünya’daki kumanda merkezine seslerini en erken 20 dakikada duyurabilecek. Uzmanlar, “Ekipler fiilen kendi başlarına kalacaklar” diyor.

    Daha önce yapılan araştırmalar, iletişimdeki kısa süreli gecikmelerin bile uçuş ekibinin psikolojisini etkilediği sonucuna vardı. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda denenen 50 saniyelik gecikmenin astronotların moralini bozduğu ve sonrasındaki iş akışını bozduğu görüldü. Prof. Johnson’un başkanlığında NASA’nın Houston’daki sanal uzay ortamında yapılan çalışmalarda astronotlar 30 ile 60 gün arasında tutuluyor. Araştırmalarda komik karakterlerin uzay yolculuklarının başarısında ne kadar payı olacağı değerlendirilecek.
    Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
    Kaynak: https://www.theguardian.com/...ed-onboard-comedians
    Beyinsizler uygulaması
  • 6,7 metrelik boyu, 4 metrelik eni ve 5 bin 712 kilogramlık cüssesiyle Cassini, uzaya gönderilen en ağır uzay araçlarından biriydi. Minimum yakıtla Satürn’e kadar gitmesi için başka gezegenlerin çekim gücünün desteğine gereksinim duyuyordu. Uçuş planı, gezegenlerin belirli biçimde sıralanmasını gerektiriyordu. Sırasıyla Venüs’ün yakınından iki, Dünya’nın ve Jüpiter’in yakınından birer kez geçen araç, Satürn’ün yörüngesine girecek hızı 30 Haziran 2004’te yakaladı.
  • 400 syf.
    ·10 günde·Beğendi·8/10
    “Geleceğin en etkili silahı da, aracı da hiç kuşkunuz olmasın tayyaredir. Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de aydan bize haber yollayacaktır. Bu mucizenin gerçekleşmesi için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji daha şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görev ise, batıdan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir” Mustafa Kemal ATATÜRK (1936 Eskişehir Tayyare Alayı Ziyaretindeyken…)

    Açılışı, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kitapta geçen bu sözleriyle yaptıktan sonra, Kurtuluş Savaşının nice bilinmeyen kahramanlarından biri olan makinist, pilot Vecihi Hürkuş’un yaşam öyküsünü anlatmaya çalışacağım. Kitabı iki sene önce almıştım. Necip bey’in / Necip G./Duvar/ önderliğini yaptığı Farklı Türler Etkinliği okumam için beni ateşledi. Tıpkı Vecihi’nin müptelası olduğu biricik uçağı, nazlı kızım dediği Albatros tayyaresini ateşlediği gibi. Necip bey’e de buradan teşekkürlerimi gönderiyorum.

    Evet Vecihi ismi size mutlaka çağrışım yapmıştır. Hepimiz Şener Şen’in o ünlü uçan Vecihi karakteriyle, Münir Özkul’un evine girdiğini, Ayşen Gruda’yı seven ve onunla babası vermediği için evlenemeyen rolüyle hatırlıyoruz :) Filmin ismi Gülen Gözler’dir. Mutlaka izlemişsinizdir ya da karakteri biliyorsunuzdur. İşte bu karakter aslında gerçek Vecihi Hürkuş’tan esinlenilip uyarlanmıştı.

    Peki Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşu ona nasip olan ya da Rusların ona taktığı isimle Kara Tehlike Vecihi Hürkuş kimdi? O, insanın soyadının hayatı olabildiği özel kişilerden biri. 6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul'da doğdu. Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girerek pilot olarak mezun oldu. Vecihi tam bir tayyareciydi. Ama kökten bir tayyareci. İçini dışını her şeyini bilen, onaran, tasarlayan sözden değil, gönülden bağlı bir uçuş kahramanıydı. Tüm imkansızlıklar, olumsuzluklar, uçak düşürmeleri Onu asla yıldırmaya yetmedi. Evet uçak düşürdü ama sapasağlam hayatta kalabildi. O hep uçtu. Uçmak için doğmuştu. Semaya ait olduğu kadar aziz vatanına da aitti. Önce yaptığı keşif uçuşlarından sonra, gerçek savaşın olduğu göklerde uçmaya başladı Vecihi. Rusları bombalamaya gittiklerinde, Yüzbaşı Şükrü Bey'in “Bu görevde gazilik yok Vecihi, ya şehitsin, ya esir” dediğinde gözünü kırpmadan “Allah şehitliği nasip etsin” diyordu.

    Vatanına da uçağı gibi tutkuyla kopmamak üzere bağlanmış biri vardı hep okuduğumda. Vecihi bir yandan vatanı için savaşırken, bir yandan da ölen pilotlar ve diğer insanlar için derin bir üzüntüye kapılıyordu. Hümanist yönünün bu denli güçlü olması, okuyucuyu etkilememesi mümkün değil. Kaç kadını kocasız, kaç çocuğu babasız, kaç anne babayı evlatsız bıraktım diyor, her bombaladığı uçaktan sonra…

    Ruslara karşı savaşında uçağı düşürerek, Nargin Adasında yaşadığı esir hayatından da söz ediliyor. Okurken insan tasavvur ettikçe, içinin acımasını önleyemiyor. Esir düşmek Vecihi için zaten ölümden beter. Orada esir düşen Türk askerlerinin çoğu temizlenme imkanı olmadığından kolera salgınından hayatını kaybetmiş. Her yer pislik içinde. Yemek namına hiçbir şey yok. Adada su kaynağı da olmadığı için, şehirden getirilen su önce Ruslara, kalırsa Türk esirlere veriliyordu. Burada tam 6 gün su verilemiyor Türk esirlere! Ne acı, sert, kesif koşullar. Savaş süresince ne beter hayatta kalma direnişleri. Vecihi buradan kaçmak için plan yapıyor. Öleceksem özgürlüğüme giderken öleyim diye kazıyor tüm belleğine, azmine. Pes etmeyi asla kendine yediremediği için yüzerek kaçmayı başarıyor. Kaçmasından önceki yaptığı bir planı ve Ruslara tokat gibi verdiği bir ders var ama onu burada anlatarak okuyacak kişilerin keyfini kaçırmak istemiyorum.

    İstanbul’a döndüğünde ise, kaldığı yerden devam etmeye başlıyor bizim kahraman pilotumuz. Yunanlılara da gereken cevabı fazlasıyla veriyor Vecihi. İstanbul İngilizler tarafından resmen işgal ediliyor. Ülkenin o zamanki vahim durumu, Vecihi’yi biran olsun görevinden ayırmıyor. Her zaman yürekten inanıyor ve biliyor ki, bu Vatan kurtulacak! Vatan yeter ki sağ olsun! Çoğu arkadaşını kaybediyor Vecihi. Burada daha çok kişi ve pilotların adı geçiyor ve onlarında hayatlarına bakış atma imkanı sunmuş yazar. Hepsi Kuvayi Milliye’nin adsız, onurlu, cesaretli, aziz vatanperverleri olarak yüreklerde ilelebet yaşayacak.

    Vecihi tarihe yazdığı başarılarından dolayı İstiklal Madalyası alıyor. Kendisi o kadar tevazu sahibi biri ki ne zaman bir komutanı tarafından azıcıkta olsa övülse bunu içinde yaşayıp, dillendirmiyordu. Ve hep okuduğumda etkilendiğim gibi, ölen insanların acısı onu daha çok düşündürüyor, ilgilendiriyor.

    Kitapta, Vecihi’nin 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresince yaşadıklarını anlatmış. Savaştan sonraki kendi uçağını üretmek için başlattığı girişimden ve bu girişimin defalarca baltalanmasını anlatmıyor. Ben onu da kitapta bulabileceğimi düşünmüştüm! Umarım bu serüvenin bundan sonraki kısmını da okuma imkanım(ız) olur. Çünkü bildiğim kadarıyla kendisinin bu sevdasını tüketmek adına çoğu insanın bu işi sabote ettiği tatsız bir gerçek. Meyve veren ağaç her zaman her yerde taşlanır, taşlanmakla da kalmaz kökünden sökülür!

    Kitabın anlatım dili son derece anlaşılır ve akıcıydı. Yazar Orhan Bahtiyar’ın kalemi okuyucuyu kesinlikle sıkmıyor. Ben zamanımın kesintiye uğramasından dolayı on güne yayarak okuyabildim. Yoksa en fazla iki ya da üç günde bitirebileceğiniz bir kitap olmuş.

    Okumak isteyenlere “mutlaka” diyor, herkese iyi okumalar diliyorum.