• 192 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitap özeti ; Anne karnındaki bebekle ilgili 6. aydan sonrası için bilimsel kanıtlar var. Annenin stres yaşaması ve tüm hisleri bebeği olumsuz etkiliyor. Hatta kolikle ilgili durumlar merkezi sinir sistemi ve endokrin sistemin hormon salınımları ile ilişkilendirilmiş. Fazla hareket eden bebeklerin doğduklarında da hareketli olduğu ve zor çocuk oldukları gözlenmiş. Hamilelikte düzensiz uyku uyuyan annelerin bebekleri doğduğunda annesi gibi düzensiz uyku uyuyor. Hamileyken bebeklere dinletilen müzikleri bebekler büyüdüklerinde bilinçdışında hatırlayabilirler. Ama bunu nerden bildiklerini bilmezler. Hatta hamileyken sürekli farklı bir dil konuşmuşsanız doğan bebek yeni dilinizi öğrenmekte zorlanabiliyor. Ayrıca bebekleri 9 ay hiç iletişim kurmadığınız ona ilgi gösterilmeyen bir hapishaneye hapsetmemeniz gerekir. Hamileyken onunla sık sık duygusal, tatlı, yumuşak ses tonuyla sohbetler edin. Sizin travmalarınızdan hatta rüyalarınızdan bile bebek etkileniyor. Korku ve kaygılarınız bebeği de kaygılı ve korkak yapabilir. Dünyaya gelmesini kesin bir şekilde isteyin ve onu kucaklamaya hazır olun. Onun hem doğmasını isteyip hem istemeyen sinyaller göndermeyin. Doğum sonrası travmalarınızı da temizlemeyi ihmal etmemek gerekir. Karnınıza direk ışık tutulduğunda bundan rahatsız olacaktır. Hamileliğin son 2-3 ayı bebekle sağlıklı bağ kurmak için ideal zamandır. Siz onu reddetmişseniz o da doğunca sizi reddedecek belki sizin sütünüzü kabul etmeyecek. Bebek rahatsız, huzursuz, korkmuş, şaşkın olduğunda tekmeler anne rahat olursa bebekte rahat olacaktır. Daha doğmadan kurulan bu bağ ile anne-bebek birbirine uyumlanır. Hamileyken taşınmak da anne de stres yaratıp anne-çocuk bağını olumsuz etkileyebilir. Hamileyken işinden ayrılmak zorunda kalan ve bu duruma takan anne için de durum aynıdır. Hamilelerin rüyaları genelde bebekleriyle ilgilidir. Bu rüyalar annenin bilinçaltı düğümlerini yansıtır. Bu rüyalarla hamileler endişeleriyle yüzleşir. Bu sayede bu anneler daha az süre doğum sancısı çekerek problemsiz doğum yaparlar. Hamile kadınlar kocasının kendisini terk edeceğinden, çocuğuna yetemeyeceğinden korkan bir kadın tıbbi neden olmaksızın bebeğini düşürebiliyor. Kaygı ve korku bebeği çok etkiler özellikle bebekle, eş ile ve annenin kendisi ile ilgili kaygı ve korkuları başı çeker. Ancak çok yoğun ve sürekli olanlar zarar verir. Kısa süreli kaygılar ise kişilik gelişiminde faydalıdır. Bebek bunlardan etkilenmeyecek kadar güçlüdür. 12-18.haftalar arası beyin gelişimi için önemli haftalardır. Bu haftalara daha da dikkat edilmelidir. Sigara içen babaların spermlerindeki bazı problemler anne karnında ölümleri artırıyormuş. Bir bebeğin acılarla doğması onun geleceğini ve kişiliğini etkiler. Doğumda her sancı bebeği sıkıştırır ve acı çektirir. En iyi doğum bile bebekte sismik deprem şoku yaratır. Bebek doğumda her şeyi hafızasına kaydeder ancak oksitosin sayesinde bunların hiçbirini bilinçli olarak hatırlayamaz. Yine de bilinçaltında bu yaşadıkları hayatı boyunca onu etkileyecektir. Hipnozla bu doğum hatıraları kişilere sorulabiliyor. Normal doğan bebekler duygusal açıdan avantajlıdır. Sezaryenle doğanlar ise fiziksel temas eksikliğinden dolayı dokunulmaya aşırı istekli oalbilirler. Ters doğumlarda ise öğrenme zorlukları olduğu görülmüş. Göbek kordonu boynuna dolanan bebekler ileride boğazda yutma zorluğu, konuşma bozukluğu yaşayabilir. Birkaç ay veya hafta önce doğanlar fiziksel, duygusal sorunlar yaşayabilir. Aceleci olabilirler. Doğum hatıralarını rüyasında gören biri hayati tehlike ile prematüre doğmuş biri olabilir. Plasenta previa, preeklampsi, eklampsi, hipertansiyon gibi durumlarda şizofreni, psikoz, aşırı antisosyallik ve suç teşkil eden davranışlara sebep olabiliyormuş. Doğum sonrası olumlu tecrübeler bu olumsuzlukları elimine edebilir böylece travmalar zayıflatılabilir. Yani evlat edinilen çocuklar sevgi ile büyürse mutlu olabilirler. Kadın, doğumda rahat, kendinden emin, heyecanla bebeğini bekliyorsa komplikasyon yaşama olasılığı daha düşüktür. Doğumda bebekte annesinin duygularından haberdardır. Bir kadın, doğumda annesinin korktuğunu ona doğarken yardım edemeyeceğini anladığını ve korkarak kendini korumaya aldığını söylemiş. Sezaryende annesinin doktorun neşterle keserken dehşete düştüğünü hissettiğini söyleyenler de var. En rahat doğum yapan kadınlar; sakin, en az endişeye sahip olan, annesiyle çatışma yaşayamayan, en az ikilemde kalanlar. Tıbbi sorunlarda kullanılması gereken doğum aletlerinin (forseps, ilaç) sürekli kullanılır hale gelmesi. Ufak zorlanmada sezaryene alınması, bebeğin anneden hemen alınması birçok olumsuzluğa neden oluyor. Boğazlı kazak giyemeyen, kafasına şapka takamayan kişilerin başla gelen ve boynuyla ilgili doğum travmaları olabilir. Yine cinsel sadizm, mazoşist kişilikler doğumda suni sancılarla desteklenmiş olabilir. Doğum cinsel tercihleri bile etkiliyormuş anlayacağınız. Erkekler sakinlik ve memnuniyeti yeniden yaşama arzusu gelişigüzel cinsel ilişkilere neden olurken kadınlarda rahme yeniden kavuşma duygusu kucaklama ve sarılma olarak kendisini gösterirmiş. Anneler doğumda ne kadar acı çeker ve bebeğini istemezse bebek acıya karşılık öfke biriktirir. Öfkeli bebek annesini reddedebilir. İfade edilemeyen içe atılan öfke ise zarar verir. Mesela hamile kadınla cinsel ilişkinin yasak olduğu bir vakitte eşinin onu zorlamasıyla erken doğum olması sonrasında çocuk depresif olabilir ve annesiyle hiç geçinemeyebilir. Emzirme döneminde bebeğe kaliteli besin sağlamayan sigara, alkol kullanan bir anneye bebeği güvenmeyecek ve ileride yeme bozukluklarına şahit olabilecektir. Ani şekilde bebeği anne sütünden veya memeden ayırmak ise bebekte yemek-sevgi-güven bağlantıları zarar görecektir. Kaybettiği sevgiyi yemeklerde aramaya ömür boyu devam edebilir. Farelerde bir hormon keşfedilmiş bu hormon olduğu sürece iyi annelik yapıyorlarmış. Bu hormonu salgılatan yavrularıymış. Yavruları alınınca hormon kesiliyor tekrar geri verilse de hormon tekrar üretilmiyor. Bu durum prematüre olup küvezde kalan ve sonradan anneye verilen çocuklara annelerinin neden kötü davrandığını açıklıyormuş. Doğum sonrası sevilen okşanan saatlerce annesiyle bağ kuran bebeklerin tersi durumda olanlardan 15 puan daha yüksek IQ seviyeleri olduğu görülmüş. Dört koku bebeği etkilermiş. Bunlar; meyankökü, sarımsak, sirke, anne kokusu. Anne dünyaya çocuğun gözünden bakmalı, ondan gelen sinyalleri anlamaya açık olmalı, isteklerini reddederken bile kabul edeceği başka alternatif sunmalı. Cevaplarını çocuğun istekleri doğrultusunda vermeli. Kendi istek ve önceliklerine göre değil. 7. ve 14. aylarda gelişimsel değişiklikler olduğu anlatılmış. Mesela 4-5aylık bebek bütün insan yüzlerine gülümsüyorken 6-7.aylarda farklı insan yüzünü dikkatlice inceler. Bir yabancı ona dokunursa ağlayabilir. Bu yabancı bebeğin bildiği bir oyunla ona yaklaşırsa onu sakin karşılayabilir aksi takdirde şüpheli ve emin olamama hissi yaşar. Ona merhaba ve bay bay kelimelerinin öğretilmesi yabancılarla iletişim kurabilmesi için mantıklı olabilir. Mükemmel anne,çocuk olmaz. Bilgilerinizi ebeveynliğinizle harmanlayın. Kendiniz olmaktan çıkmayın. Disiplin orta kararda, yerinde ve sürekli olmalıdır. Bebeğinizle bol bol konuşun. Çocuğunuza saygı gösterin. Öfkelenirseniz bağırmadan bunu söyleyin ama sinirinizi çocuğunuzdan çıkarıp onu cezalandırmayın. Duyma ve duygu beyinde aynı kısımda bulunur. Bazı kişilerin duyma problemleri sorunlu hamilelik ya da doğum daki travmalardan kaynaklı olabilir. Amniyosentez sırasında iğnenin boğazına battığı bir bebek doğduktan sonra annesine güvensiz ve boğazına karşı aşırı korumacı olabilir. Rahim müziği dinletilen çocuklarda çeşitli iyileşmelerden bahsedilmiş. Doğal doğumu destekler nitelikte açıklamalar yapılmış. Hiperaktif olabilecek çocukların rahimde de çok hareketli olduğundan bahsedilmiş. Annelerin doğuma 3 ay kala ve doğum sonrası ilk yıl çalışmaması önerilmiş.
  • 240 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    Şimdiye kadar okuduğum en iyi ebeveyn-çocuk kitabı diyebilirim. Biraz uzunca kendime özet çıkardım. Okumak isteyen buyursun.

    Kitapla ilgili aldığım notlar:
    Ağlama psikolojik birikmişliğin boşaltılmasıdır. Aslında gün içinde yeterince duygusunu boşaltıp ağlayamayan çocuk ufak bahanelerle ağlamaya başlayabilir. Asıl ağlama sebebi muhtemelen o bahane değildir ancak siz bahanesini kabul ederek ağlaması sırasında ona ilgi göstermelisiniz. Eğer bulunan ortamda ağlamasından çok rahatsız olduysanız dikkatini dağıtarak ağlamasını başka bir vakte erteleyebilirsiniz ancak bu sadece geçici bir ertelemedir. Yıkıcı saldırgan davranış (ağlama yoktur ve etrafraki eşyalara zarar verme vardır) kendisinin güvenle anlaşılacağına inanmayan çocuklarda ortaya çıkarmış. Bu durumda zarar vermesini önlemek için ona vurabileceği bir yastık vermek mantıklı. Ancak samimi ağlama davranışında etrafa zarar verme yoktur ve gözyaşları vardır. Bu davranışta duygu boşaltımıdır engellenmez ve çocuğun ağlama sebebi kabul edilir veya hiç bir denmeden sadece yanında durulur. Yazar diyor ki bebekler konuşma öncesi iletişim için hemde duygusal travmalarından arınmak için ağlar konuşmaya başladıktan sonra ağlama sebebi psikolojik boşaltma isteğidir. Bu tıpkı boşaltım isteği kadar doğaldır. Maalesef duyguları bastırılan çocuklarda tırnak yeme, alt ıslatma, hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi davranış bozuklukları olabilir. Hatta parmak emme davranışını tırnak yemeye dönüştürenler olurmuş. Çocuk anne babasının yanında güvenle ağlayabilmelidir. Geç kaldıysanız güven sağlaması için her gün çocukla oyun oynamalı, ona vakit ayırmalısınız. Çocuğunuzun yanında ağlamanız normalde doğru değilse de ağlama taklidi yapabilir, onunla birlikte ağla oyunu oynayabilirsiniz. Çocuğun yanında ağlarsanız çocuk kendini suçlu hissedebilir ve ebeveyninin artık ona bakamayacağını düşünebilir. Gülmekle de çocuk utanç, üzgünlük gibi duyguları boşaltırmış. Kuklalarla yaşanılan kötü olayları canlandırarak gülebilirsiniz. Çizimlerin çocuğun duygularını ortaya koyduğunu ancak her zaman terapatik etkisi olmaz. Destekleyici olarak kullanılmalıdır.

    Çocukların korkularının çoğunun sebebi bilgi eksikliğidir. Travma kaynaklı korkularda olabilir. Kolostrofobinin sebebi doğumda uzun süre kanalda sıkışmış olma durumu olabilir. Karanlik korkusunun sebebi bebeklikte gece ağlarken ihmsl edilme olabilir. Bebekliğinde annesi hastanede yatmış çocukta terkedilme korkusu olabilir. Yeterince dokunulmayan ve kucağa alınmayan bebekler genel korkular geliştirebilir. Korktukları bir olay sonrası su , iğne veya köpek korkusu da olabilir. Bu olaylar sonrasında mesela köpek korkusu sonrası çocuk koşullanarak diğer hayvanlara korku genelleyebilir. Anne babanın korktuğu şeylerden de çocuklar korkar. Herkese güvenip inandıkları için çocuklar başkalarının korkularına ya da sözlerine inanır. Bu yüzden tv ve tablette izledikleri şeylerden, duydukları olaylara inanıp korku geliştirebilirler. 3 yaş civarında ölüm olduğunu anlarlar. Ölüm korkusu yüzünden karanlık, kaçırılma korkuları olabilir. Sembolik becerilerde geliştiği için hayalleriyle gerçekleri net olmayabilir. Kardeşi doğduğunda anne baba sevgisini kaybetme korkusu olabilir ve bu korkuyu bir canavara aktararak canavardan korkuyormuş gibi yapabilirler. Bebekken ayrılık kaygısı yüksek olmuşsa ilerde daha çok korkarlar. Bazı kabuslarda korkuya neden olabilir. Bazı korkularda gece ağlama ve bağırmalı kabuslara (karabasan)da neden olabilir. Erken çocukluktaki bu korkular gelişimin parçasıdır ve normaldir. Hayal ürünü olan korkulardan uzak tutulması normal değildir ancak çok korktukları şeye de zorla maruz bırakılmaz. Korkusunu kabul edin ve ifade edin. Ağlama (titreme) ve gülme korku duygusunu boşaltır. Saray soytarıları terapinin bir parçasıydı yani. Sistematik duyarsizlastirma, korkunun nüksettiği bir terapidir. Korktuğu şeyler hakkında bilgi sahibi olması da korkuyu azaltır. Oyun terapileri de korkuyu azaltmaya yardımcı olur. 2,5 yaşında ayrılık kaygısıyla ağlayan çocuğun sebebi iç huzursuzluk olabilir. Güvende hissettiği bir yere bırakılırsa rahatça ağlaması sağlanabilir. Bir travma nedeniyle ağlıyor olabilir. Birikmişlik nedeniyle veya hala ebeveynine ihtiyacı olduğu için ağlıyor olabilir. Bıraktığınız yerde güvende hissetmediği için ağlıyor olabilir. Ayrılık sırasında ebeveyninden farklı bir tepki görmesi de ayrılık kaygısına neden olabilir. 2 yaşındaki çocuklar annesinden 10 günden uzun süre ayrı kalmamalıdır. 3-5yaş çocuklar için bu süre 3 hafta, 6-9 yaş için 4 haftadır.

    Çocukları doğada gezilere götürmek çok faydalıdır. Hayvanat bahçesi, müzeler, konserler, kütüphane, sahil kenarı, yenidoğan yoğun bakım servisi, şehir çöplüğü, fabrika, fırın imalathanesi, dereler, dağlara götürebilirsiniz. Çocuklara dünyanın güvenli, olumlu bir yer olduğunu düşünmeden önce savaş ve şiddet anlatılmamalı ve şiddete tanık olmaları da doğru değildir. Ancak güven sağladıktan sonra dengeli şekilde yavaşça bunlar anlatılabilir. Ancak barış çabalarıyla dengelenmelidir. Ölümle ilgili soru soran çocuklara ise ölü hayvan, bitkiler gösterilebilir. Ölümle uyku arasındaki farka dikkat edilmelidir. Uykuya daldı, cennete gitti demek başka kelimeler kullanmak yerine kişinin öldüğü doğrudan çocuğa söylenmelidir. Çünkü çocuk uyuduğunda öleceğini düşünebilir.

    İnsanların üremesinden bahsederken de hayvanlardan bahsedilmemelidir. Önce çocuğun ne bildiğini öğrenmeye çalışabilirsiniz. Bu durumlarda kapsamlı bir bilgi vermek yerine sadece sorduğu soruya doğru cevap verin. Anne babasının cinsel ilişkisini gören çocuğa da büyük tepkiler verilmemelidir muhtemelen gördüğü şeyden değil verilen tepkiden korkacaktır. Aynı zamanda çocukların doğumu izlemesinin zararı yoktur ve kardeşine karşı bağlılıkta geliştirir. Ancak küçük çocuklar doğuma iyi hazırlanmalıdır. 2 yaşına kadar çocuklar cinsiyetinin farkında değildirler ve zamanla kız erkek ayrımını öğrenmeye başlarlar. Kız ve erkek çocuklara farklı ebeveyn davranışları da çocukların kişiliklerinde değişikliklere sebep olur. Erkek çocuklara veya kız çocuklara farklı oyuncaklar almamız bunlardan biridir. Eşcinsellik korkusundan dolayı bu tutumlara başvurulabilir ancak bilimsel olarak cinsiyet ayrimi yapmadan yetistirilen çocuklarda bu durum görülmemiş. Hatta kız ve erkek ayrımı netleştikçe eşcinselliğin arttığı görülmüş. Bazı cinsiyetçi kitaplarda kadın karakter hep anne diğer karakterler ise hep erkek karakterler olabilir. Çocuklarınızın hem kız hem de erkek arkadaşları olmasına izin verin. Cinsiyet ayrımı sebebiyle psikolojik bazı hastalıklar da kız ve erkeklerde sık görülür olmuş. Duyguları baskılanan erkekler ağlamaz denen erkek çocukların öfkeli ve saldırgan kişilik geliştirmesi, kız çocukların ise sulugöz olması gibi...

    Otoriter ebeveynler çocukların öğrenmelerini olumsuz etkiler. Sonuç yerine süreci öven ebeveynler olmalı, bir resim yaptığında onu anlatmasını ve resimde farklı durumları beğenilebilir, çabası için takdir edilebilir. Başarısız olduğunda veya hayal kırıklığı yaşadığında duygularını ifade etmesine yardımcı olup duygularını anladığını ifade etmek gerekir. Bu çocukların mükemmel düşüneme , öğrenme ve konsantrasyon becerileri olur. Akademik ve sosyal becerileri gelişmiş ve çok yönlü olurlar.

    Çocuklara deneyimlerine, ilgilerine, yaşına göre kitap okunması hayal güçlerini geliştirir. 5 yaşına kadar peri masalları gibi masallar okunmamalıdır. 5 yaşına kadar gerçekliğini algılamakla meşguldürler kafaları karışabilir ve korkabilirler. Hiç bir etkinlik ve oyun öğrenmek için değil eğlenmek için yapılmalıdır. Çocuk eğleniyorsa öğreniyordur. Öğretme kaygınız onu oyundan uzaklaştırabilir. En iyi okul ise en serbest oyunu sağlayan okuldur. Özgürce ihtiyaç duydukları kaynaklar sağlanırsa çocuk zaten rehberlikle anlamlı öğrenir. Planlı öğrenme çocuğu sıkabilir. Çocuk kendi ilgisi olan şeyleri eğlenerek daha anlamlı algılar ve öğrenirler. Bu yüzden evde eğitim amerikada yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Televizyon küçük çocuklar için uygun değildir ve çizgi filmlerde bol şiddet unsuru bulunur. Fazla TV izleyen erkek çocuklarda daha çok şiddet görülmüştür. Bunun sebebi kız/kadın karakterlerin çizgi filmlerde şiddet uygulamamasıdır. Televizyon hayal gücünü, yaratıcılığı da olumsuz etkiler. Çocuğu hareketsiz, bağımlı hale getirir ve zihinsel gelişimi de olumsuz etkiler. En çok TV izleyen çocukların insanlarla iletişim (dil becerileri) gelişemez. Çünkü TV tek taraflı iletişimdir. TV de izlediği şeyleri çocuk fazlasıyla gerçek zanneder. TV olmayan evlerde daha huzurlu bir ortam oluştuğu görülmüş. Birden TV'yi kapatmakta çözüm değildir onlara cazip etkinlikler sunarak TV izlemeyi azaltabilirsiniz. İzlediğinde sizde onlarla birlikte mutlaka izlemeli ve izledikleri şeyleri tartışıp, yorum yapabilirsiniz. Hislerinizi anlatacak yetişkinler bularak karşılıklı deşarj olmayı da unutmayın ancak bu konuşmayı çocuğunuzun yanında yapmayın.

    Hayali oyunlar okul öncesinde neredeyse her alanda çocuğun gelişimini olumlu etkiler. Çocuk oyunla öğrenir ve duygusal olarak faydalanır. Oyun terapisi de bu yüzden fayda sağlar. 3-4yaş çocuklarının genelde hayali bir oyun arkadaşı vardır. Bazen hayalgücü gelişmiş çocuklarda hayali bir çok oyun arkadaşı olabilir. Yani onlar delirmemiştir Bu görünmez hayali arkadaşlar onları rahatlatır. Süper kahraman hayali oyunları da bu dönemde yaygındır. Aslında onlar her şeyin farkındadırlar ancak yine de bu şekilde davranarak korkularıyla, güçsüzlükleriyle başa çıkarlar. İşbirlikçi ve sonuçları fazla ciddiye alınmayan rekabetçi oyunlar da faydalıdır. Rekabetçilik kültürden edinilir, doğuştan gelmez. Rekabetçi toplumlarda, yaş büyüdükçe çocuklarda işbirliği azalıp rekabetçilik artabilir. Rekabetçilik bazen o kadar artar ki çocuk kazanmak için hile yapabilir bu durumda kazanması için ona uyun ve yenildiğiniz için üzülmüş gibi yapın kaygı ve korkularını boşaltmasına yardımcı olun. Ayrıca kim daha önce yemeğini yiyecek yerine 10 dk içinde kim yemeğini bitirebilir yarışı daha doğru olur.

    Suçluların çoğu çocuklukta kötü muamele görmüşlerdir. Çocuk hem ceza verilmesinden dolayı üzülür hem de ceza sonrası duygularını ifade edemediği için tekrar üzülür. Ceza; dövmek, ilgiden mahrum bırakmak ve özgürlüğünü elinden almak şeklinde olur. Dayağın olumsuz sonuçları; uzun dönem davranış değişikliği sağlamaz, sinirlilik ve kaygıya neden olduğunda öğrenmeyi yavaşlatır, çocuğun kendine saygısını olumsuz etkiler, şiddete daha büyük şiddetle karşılık vermeyi öğrenir (erkekler kızlardan 3kat fazla şiddete maruz kalır), aile bireyleri arasında sosyal mesafeyi artırır (çocuk anne babası tarafından anlaşılmadığını düşünür ve sorunlarıyla ilgili onlarla daha az iletişim kurarlar), dışsal denetime bağımlı olurlar ve özdisiplin eksikliği görülür yani çocuk kendi disiplinini kendisi sağlayamaz hale gelir, sadomazoşist cinsel sapkınlığa neden olabilir, otoritelere (patron, öğretmen vs.) karşı kızgın ve güvensiz olabilir. Saldırgan davranan çocuğa saldırı ve baskı niteliğinde verilen ceza saldırgan davranmasını daha da artırır. Yetişkin saldırgan davranarak çocuğa saldırma modeli (örneği) olmuş olur. Çocukluğunda baskıya boyun eğmiş, susturulmuş çocuk yetişkinliğinde kendisine baskı uygulayan tüm otoritelere boyun eğecek duruma da gelebilir ve kendi kendine düşünme yeteneğini kaybedebilir. Nazilerin yetiştirdiği çocuklarda yapılan araştırmalarda bu durumlar görülmüş. Mola yöntemini de naziler uygulamıştır ve mola yöntemi kesinlikle önerilmez. Sevgiden mahrum bırakılan çocuklarda özdeğer olumsuz etkilenir. Her türlü ceza otoriter yaklaşım kaynaklıdır ve çocuğa zarar verir.

    Ödüller de cezalara çok benzer. Çünkü ödül alamamak da cezadır. Ödül, kardeşler arasında rekabete de yol açabilir. Ödül kaldırıldığında ise çocuk davranışı normalde yapacağı varsa da yapmak istemeyebilir. Ödül, zevk verecek davranışların peşinden gidip acı veren durumlardan kaçınmaya da sebep olabilir. Bu yüzden yetişkinlikte uyuşturucu madde kullanımına yatkın olabilirler. Başka şeylerin çocuğun davranışını kontrol etmemesi için ödül kullanılmamalıdır. Çıkartma ödülü verilen katılıp katılmama şansı çocuğa verilen yarışmalarda bu durumlar geçerli olmaz. Seçme şansları olmayan ve otorite tarafından davranışına yönelik ödül olduğu durumlarda ödül daha fazla zarar verir.

    Çocukların kabul edilemez davranışlarının sebepleri; karşılanmamış ihtiyaç (açlık, ilgi, merak, bilgi, sevgi, güven ihtiyacı gibi), bilgi eksikliği, acı veren duygular. Çocuklar en çok güven hissettiği anne babasının yanında ağlar. Televizyonu bir dolap içine yerleştirmek veya fazla kullanılmayan odaya koymak çekiciliğini azaltabilir. Seyahat sırasında saklanan oyuncakları ortaya çıkarmak ve yiyecek vermek çocukların kabul edilmez davranışlarını engelleyebilir. Yaşayacakları şeylerin önceden oyunla provasını yapın ve olmadan önce bilgi verin. Seçim hakkı vererek sınırlandırabilirsiniz. Ellerini yıkamadan sofraya oturan çocuğa bir lokma yemesine izin vererek ellerini yıkamadan daha fazla yemesine izin vermemek uygun bir sınır olabilir. Duvarları boyamış bir çocuğa duvarların beyaz kalmasını istediğimizi söyleyerek duvarları temizlememize yardım etmesinden sonra ona kağıt vererek kağıdı boyayabileceğini gösterebiliriz. Çocuk duvarları boyamaması gerektiği bilgisini bilmiyor ve bu konuda bilgilendirmeye ihtiyaç duyuyordur. Bazen de doğal yollarla tatsız bir deneyim sonucu öğrenmesine de müsaade edebiliriz. Örneğin yüzme dersinden gelen bir çocuk mayosunu ıslak şekilde yerde bıraktığında mayosunu asmanın sorumluluğu olduğunu ve ertesi gün kuru mayo giymesi gerektiği hatırlatılıp olayı doğal sürecine bırakarak ertesi gün ıslak mayosuyla başbaşa kalmasına müsaade etmek gibi. Ertesi gün ise ben demiştim dememek ve destek olmak gerekir. Tehlikeli ve güvenilir olmayan durumlarda ise mutlaka güvenli olabilecek kurallarla sınırlanmalıdır. Eğer her şeye rağmen çocuğun kabul edilemez davranışları varsa muhtemelen birikmiş acıları (korku, hayal kırıklığı, ihmal, kötü muamele) vardır. Yıkıcı davranışları gösterdiği sırada sınırları hatırlatan cümleler kullanmalı, bazen elinden zarar verici nesneyi almalı, bazen de zarar verebileceği kişiden uzaklaştırarak engel olunabilir ancak bu durumlarda çocuğa dayak ve ceza verilirse acılarının üzerine acı eklenecektir. Duygusal boşalma için oyunla teşvik edilmeli, ağlamalarında ise engellenmemelidir. Bazen ona sıkıca sarılıp saçma davranışlarının geçmesi beklenerek birikmiş duygularının boşalmasına müsaade edilebilir. Başka bir şey yapmak isterse bir süre ona sarılmak istediğinizi sonra istediği şeyleri yapabileceğinizi söyleyerek kararlı şekilde sarılmaya devam edin. Bu yaklaşım kızgınlıkla uygulanmamalıdır. Ağlayamıyorsa gülmeye teşvik edilmelidir. Oyun oynarken ise çocukla alay edildiği hissi verilmemesine dikkat edilmelidir. Gereksiz yere sınırlar konursa çocuklar duyarsızlaşır ve kurallara asileşir kurallara karşı çıkar. Bu kez çok tehlikeli durumlarda bile sizi dinlemez. Bazı ebeveynler ileride çocuklarının kötü durumlarda kendisini koruması için öncesinde acı çekmesini mantıklı bulur. Aslında tam tersi ileride o kötü durumlardan sağ çıkmaları için bugün en sağlıklı şekilde gelişimleri sağlanmalıdır. Doğruyu bilen birey yanlıştan o kadar uzak duracak ve toplumu da geliştirecektir. Yetişkinler destek alamadıkları için, tükenmişlik nedeniyle tahammül seviyelerinin düşmesinden dolayı, genetik aile geçmişleri ve kültüründen öğrendiği ebeveynlik sonucu otoriter tutum sergileyebilirler. Ebeveynlerden mükemmel olmaları beklenir ve çocukla ilgili sürekli suçlanırlar ancak kendilerine hiç eğitim verilmez. Yapabileceğiniz şey birilerinden yardım istemek, bir dert ortağıyla dertleşmek, başka çocuklu ailelerle anlaşma yaparak çocuklarınızı ara sıra birbirinize bırakıp kendinize vakit ayırmak olabilir. Öfkeyle çocuğunuza vurduysanız kendinizi suçlu ve pişman hissediyorsanız ona sarılın, sevdiğinizi söyleyin, her zaman kendinizi kontrol edemediğiniz için istemediğiniz şeyler yaptığınızı, dövülmeyi hak etmediğini ve iyi bir çocuk olduğunu söyleyebilir hissettiği duygularını anlatmasına ve ağlamasına da müsaade etmelisiniz. Sizden nefret ettiğini ve kötü olduğunuzu söylerse şaşırmayın. Gidip sizde bir yerde ağlayın.

    Çocuklar küçük yaşta işbirliğinden çabuk kaçabilir ama büyüdükçe sizinle işbirliği yapabilir. Hadi bugün bütün camları silerek babanı şaşırtalım, bakalım odanı kaç dakikada toplayacağız diyerek işbirliği yapabilirsiniz. Bu işleri birlikte, eğlenceli şekilde, şarkılar söyleyerek yapmalısınız. Yatma saatine direnen çocuklar uyuyana kadar yanınızda kalmak istiyorsa bu isteğine olumsuz yanıt vermeyin.

    Çocukları kardeşlerine hazırlamada kitaplar, oyunlar, resimler, sohbet kullanılabilir. Çocuğa oynayabileceği bir kardeşi olacağını söylemek bebek doğduktan sonra hayal kırıklığına neden olabilir tam tersi bebeğin bakıma ihtiyacı olacağı anlatılmalıdır. Çocuğun sorularına ihtiyaç duyduğu kadar ve doğru cevap verilmelidir. Belirsiz durumlar konusunda da belirsiz olduğu söylenmelidir. Çocuk doğumda bulunacaksa doğumla ilgili de her bilginin verilmesi gerekecektir. Çocuk doğuma iyi hazırlanmış ve olacaklar konusunda rahatlatılmışsa doğum sırasında yanında bir yetişkin olursa bebeğe daha çok bağlılık hissedecektir. Çocuk yeni gelen bebeğe kin tutabilir, kendi kendine yemeyi ve giyinmeyi reddedebilir, gece uyanabilir, altina kacirmaya başlayabilir ve meme emmeyi isteyebilir. Çocuğun sevgiye ve güvene ihtiyacı vardır. Her gün mutlaka 15 dk sadece ona vakit ayırın. Bebek gibi davranmak isteyebilir sizde ona uyum sağlayın. Ona bebeklik fotoğraflarını da gösterebilir sohbet edebilirsiniz. Öfke duygularını boşaltmasına da müsaade etmeli ve kıskançlık duygusundan dolayı ağlamasına da müsaade edilmelidir. Dövüş oyunları oynamak ve kazanmasına izin vermekte duygularını boşaltmasına yardım eder. Bebeğe zarar vermek isterse bebeğe zarar vermemen için seni tutmam gerekiyor diyerek ona sıkıca sarılabilirsiniz. Bu durumda ona oyuncak bebek verip kardeşine yapmak istediklerini bu bebeğe yapabilirsin denebilir. Bir gün sevip bir gün döverse de şaşırmayın.

    Aynı oyuncakla oynamak isteyen iki çocuğa destek olmak istiyorsak; (önce sorunu halletmeleri için beklenir), ağlayarak duygularını ifade etmeye teşvik edebilir, iki tarafinda kabul edeceği çözüm bulabilir (A bunu istiyor, B bunu istiyor sizce bu sorunu nasıl çözebilirsiniz diyerek), çözüm bulunana kadar oyuncağı kaldırabiliriz. Bir beceri edinmek için (piyano çalmak gibi) abi veya ablasını rahatsız eden küçük çocuğa beceri edinmesi için başka vakitlerde destek olunabilir. Büyük çocuk kardeşini oyuna almak istemezse zorlanmamalı küçük çocuk ağlarken duygusunu boşaltmasına yardım edilmelidir. Bazen kardeşler duygu boşaltmak için birbiriyle kavga eder ve ağlarlar yani kasıtlı kavga eder ve ağlamak için neden yaratırlar. Bazen yetişkin ilgisi içinde kavga edebilirler birbirine zarar vermedikleri sürece onları ayırmayın ancak zarar veriyorlarsa onları ayırmalısınız. İncitici davranan kardeş varsa da sürekli ezilen bir kardeş varsa bu adil değildir bu durumda da müdahale edilmeli ve incitici davranan çocuğun duygularını ifade etmesi sağlanmalıdır. Suçlayıcı olmadan destekleyici şekilde onunla başbaşa sakin bir zamanda konuşun. Eğer sürekli kardeşiyle alay ediyor ve eleştiriyorsa (kıskanıyorsa) belki de kardeşinin ondan iyi olduğu bir konu olduğunu veya ailede kardeşinin daha çok sevildiğini düşünüyor olabilir. Farkında olmadan bir çocuğunuzu kayırıyor da olabilirsiniz. Kardeşiyle alay eden bir çocuğunuz varsa bunun alışkanlık olduğu ifade edilip alay ettiğinde ona anlamsız bir kelime söyleme konusunda anlaşılabilir (mesela ahududu nisa). Çocuklarınızı birbiri ile kıyaslamayın veya ayrı ayrı iyi olduğu yönlerini vurgulamayın. Diğer çocuğunuz kardeşinin yetenekli olduğu konuda yeteneksiz olduğunu düşünebilir ve o davranıştan uzak durarak hayatına yön verebilir. (Yani gereksiz yere övmek veya kıyaslamak yok). Bu davranışlar kardeş kavgasına neden olabilir. Kardeşler birbirlerine alınan hediyeleri de kıyaslar ancak eşit sayıda bir şey almak için değil ihtiyaç olanı almaya yoğunlaşın. Diğer çocuğa da kardeşinin buna ihtiyacı vardı seninde ihtiyacın olduğunda sana da alacağım denilebilir. Çocuklar kavga ederken hızlı çözüm üretmemek veya bir çocuğu haklı bularak diğerine karşı çıkmamak gerekir. Bağırıp, vurursanız kavgada güçlü olanın kazandığını öğretmiş olursunuz. Geçmişinizdeki kavga ve şiddet görüntülerinden arınmayla işe başlarsanız sakin kalarak kavgayı ayırmama şansınız olur. Küçük çocuklar anlık öfkelenip kavga edebilir sonrasında yine gülerek oyunlarına devam edebilir. Bu tür davranışları fazla büyütmeye gerek yoktur. Oyunda anlaşmazlık çıkarsa onları izleyip kendilerinin çözmesine müsaade edin. Çözemediklerini düşündüğünüzde arabuluculuk yapabilirsiniz. Her bir çocuğa konuşma hakkı verip sonra duygularını ve isteklerini onlara yansıtın ve sonra ikinizin de mutlu olacağı çözüm ne olabilir diyerek onlara sorun. Çözüm sonrası tekrar kavga ederlerse onlara ikinizin bu sorunu çözebileceğine inanıyorum diyerek oradan ayrılıp tekrar kendilerinin çözüm bulmalarına fırsat verin. Isırmak veya vurmak üzere olan çocuklar ise tutarak engellenmeli ve "hayır" diyerek durdurulmalıdır.

    Çocuklar yüzlerce yıldır cinsel tacize uğruyor. Son yıllarda ise bu alenen artmıştır. Çocukları cinsel tacizden korumak için onlara saygı duyulmalı ve güçlü olduklarını hissetmelerine yardımcı olunmalıdır. Ödül ve cezalarla yönlendirilmeyen, suçlanmayan, incitilmemiş, saygı duyulmuş çocuğun istenmedik davranışı "hayır" diyerek engellemesi daha yüksektir. Otoriteye sorgulamadan uymuş ve ceza verilmiş çocukların istismara boyun eğmesi olasıdır ve istismarı ailelerine korkmadan anlatma ihtimalleri de daha düşüktür. Çocuklara bazı yetişkinlerin uygunsuz davranışta bulunup özel bölgelerine dokunmak isteyebileceklerini ve bu kişilere "hayır" diyerek oradan uzaklaşıp olanları bir başka yetişkene anlatabileceği söylenmelidir. Kötü insanların görüntüsü her zaman kötü olmaz ve çok yakınlarının bile çocuğunuza saygısız davranamayacağını ve ona "hayır" diyebileceğini söylemelisiniz. Küçük çocuğunuz hakkında cinsel terimlere yakın sözler sarfeden kişilere karşı dikkatli olun ve içinize sinmeyen biriyle çocuğunuzu yalnız bırakmama konusunda hislerinize güvenin. Çocuğunuzu ziyaret edip, okula uğramanıza izin vermeyen merkezlere karşı uyanık olun. Bir arkadaşının evinde kalacaksa ondan sorumlu olacak yetişkini mutlaka tanıyor olmalısınız. Tehdit edici sahneleri canlandırabilir prova edebilirsiniz. Bunu yaparken yanınızdan uzaklaşmaktan korkmamasına dikkat edin. Bu oyunlarda neşeli ve net olun. Çocuğu insanlara karşı güvensiz hale de getirmemek gerekir. Uygun olmayan şekilde dokunulduğunda çocuklar kendilerinden faydalanıldığını hissederler, utanırlar ve kafaları karışır. Başkalarına anlatırlarsa daha kötü muamele edilmekle tehdit edilirler ve kimseye anlatamazlar. Kimsenin inanmayacağını ve suçlanacağını düşünebilir, ailenin parçalanmasına neden olmaktan veya yetimhaneye bırakılmaktan korkabilir. Çocuğunuzun cinsel tacize uğradığını gösteren bazı değişiklikler; tuvalet alışkanlığında gerileme, yatak ıslatma, içe kapanma, bağımlı davranışlar(bir oyuncağına, battaniyesine), ani utangaçlık ya da korku, iştah kaybı, kabuslar, uyku bozuklukları, okula gitmeye ya da arkadaşlarıyla oynamaya direnme olabilir. Aniden cinsel organlarla aşırı ilgilenmeye başlaması, sorular sorması, resimlerini yapması, mastürbasyon yapması, cinsel ilişkiyi bebekleriyle ya da arkadaşlarıyla canlandırma(arkadaşıyla canlandırırsa mağdur diğer çocuk cinsel huzursuzluk açısından dinlenmeli ve duyguları boşaltılmalı), daha önce güven duyduğu birinin yanında rahatsızlık duyması gibi belirtiler olabilir. Kardeş doğumu, anne babanın ayrılması, taşınma gibi nedenler olmadan bu belirtilerden biri ortaya çıkmışsa cinsel istismar olasılığı araştırılmalıdır. Gerçekten istismar edilmişse çocuğunuza inanın, olayı size anlatmasıyla doğru davrandığını söyleyin ve olanların onun suçu olmadığına ikna edin. Bunun yeniden olmaması için onu koruyacağınızı söyleyin ve polise haber verin. Çocuğunuza amacınızın faili cezalandırmak olmadığını aynı davranışı başka bir çocuğa yapmaması için yardım alması gerektiği söylenmelidir. Kendi duygularınızı da çocuğunuza ifade edin. Ancak onun yanında ağlamayın, gerekirse profesyonel yardım alın. Küçük çocuğunuz ilerde annesiyle evlenmek istediğini söylediğinde bunun sebebi annesinin hayatındaki en önemli kadın olması ve annesinden ayrı kalmama isteğidir. Aynı şey babasıyla evlenmek istediğini söyleyen kız çocuğu içinde geçerlidir. Bu çocuklar kadınların erkeklerle, erkeklerin kadınlarla evlendiğini de kavramış demektir. Küçük çocuklar aile dışından biriyle evlenebileceğini düşünemeyebilir. Çocukluk mastürbasyonu çocuklar için cinsellik ifade etmez ve sadece haz verici bir eylemdir. Küçük çocuklar çıplak oyunlar oynamakta isteyebilirler. Birbirlerini ciş, kaka yaparken izleyebilir, doktorculuk oyunu oynarken bu tarz oyunlar oynayabilirler. Endişe edilmeye gerek yoktur merakları bitince bu oyunlarda biter. Birbirlerine zarar vermelerine müsaade etmeden (vajina ya penisine bir şey sokmasına müsaade etmemeli, uyarmalı) ellerini yıkamaları sağlanmalıdır. Bu oyunlar engellendiğinde gizlice oynarlar ve oynadıklarında da kendilerini suçlu hissedebilir, bedenlerini kabul etmekte zorlanabilirler.

    Üvey ebeveynlik yapıyorsanız boşanma sonrası evlendiğiniz kişinin çocuğu sizi kabullenmekte zorlanabilir ve size öfke duyabilir. Size öfkesini boşaltması için ona müsaade edin.

    Anne babalar kavga ettiklerinde çocuklar suçlunun kendileri olduğunu düşünürler. Bazen çocuk anne babadan birinin tarafını tutarsa diğer ebeveynden yoksun kalabilir. Casusluk, dedikodu yapmayı da öğrenebilirler. Eşinizi çocuğunuza kötülemeyin ve kavganız bittiğinde çocuklarınızla ilgilenin. İkinizinde hala çocuğunuzu sevdiğini bazen sinirlenip birbirinize bağırdığınızı anlatın. Çocuğunuza duygusunu ifade etmesi için fırsat verin. (muhtemelen korkmuştur).

    Küçük çocuklar bazı yiyecekleri sürekli yiyebilir, bazısını da sürekli reddedebilir. Bebeklere yiyeceklerini seçme şansı verirseniz dengeli beslenebilirler. Çocuklar yemeği beğenmezse saygı duyulur ve yeni yemek hazırlamadan basitçe yapılan sağlıklı atıştırmalıklar teklif edilebilir, acıktıkça yemek yemesine müsaade edilmelidir(Hastalığı yoksa acıktıkça yedirme yaklaşımı benimsenmeyebilir). Küçük çocuklara öğün aralarında da bu atıştırmalıklardan yemeleri konusunda izin verilmelidir. Bu atıştırmalıklar meyve, sebze, tahıl, protein olabilir. Çocuklar bazı yiyecekleri görüntülerinden dolayı yemeyebilir. Karabiber yemeği kirli gibi görmelerine neden olabilir, dışkı problemi varsa dışkıya benzeyen yiyecekleri yemek istemeyebilir, ekmeğin kenarları ona sert gelebilir. Tam tersi ince dilim peyniri ısırarak şekil verebildiği için yemek isteyebilir. Yemek istemedikleri yiyecekler sorun edilmezse zamanla daha farklı şeyleri yemeyi de tercih edeceklerdir. Yemeği bahane ederek ağlarsa, taleplerinde saçmaladığını görürseniz hayır demelisiniz ve ağlamasına müsaade etmelisiniz. Yani çocuğunuz ağlamak için bahane arıyordur sizde ona bahaneyi vermek için hayır demelisiniz. Bebekliğinde ağlar ağlamaz sürekli beslenen çocuklarda yiyeceklerle ilgili kontrol kalıbı gelişebilir, duygusal sorunlarını (tatlı) yiyerek bastırabilir. Duyguları sebebiyle sürekli aç olduğunu düşünüp atıştıran çocuklara yiyecek kısıtlaması getirerek, duygularının kabul edildiği bir ortam yaratmalı, duygularını boşaltmalısınız. Şeker ve tatlılar ödül ve özel ikram olarak sunulduğundan da çocukların tatlı yeme isteği artabilir. Meyve yemelerini teşvik etmek tabiki gerekli ancak asıl çözüm şekerli gıdaları normal gıdalar gibi görmektir. Yasaklanan şey daha ilgi çekici hale gelir.

    Diş hekimine gidilecekse çocuklar ilk defa deneyim sahibi olacağı durumlarda yalnız bırakılmamalıdır. Gitmeden önceki gün çocukla konuşulmalı ve oyunla olay canlandırılmalıdır. Gidildiğinde muayenedeki araçlar tanıtılmalı ve yanında olunmalıdır. Aşı ve kan aldırma durumuna da aynı şekilde hazırlanmalıdır. Bunu reddetme şansı olmadığını da anlamasını sağlayın. Burada ağlayabilir. Aşıya gittiğiniz gün yanında kimin olacağını seçme şansı tanıyabilirsiniz. Korkabilirsin ama ben yanında olacağım denebilir. Kolunu uzatabilir ve öylece durabilirsin denebilir. Aşı veya kan aldırırken ağlarsa susturmaya çalışmayın ve ağlamasında sorun olmadığını sağlıkçılara söyleyin. Yaralanmalarda çocuklar yaraya dikkat çekmek için oraya dokunur ya da bakar. Eğer tıbbi ihtiyaç ve şişme durumu yoksa gereksiz yere bir şey yapmayın ve buz koymayın sadece dokunun, acıyorsa yara etrafına dokunun ve ağlamasına izin verin. Anne babalar küçük yaralara çok tepki vermezse çocukların daha az ağladığını söyler. Çocuklar gerektiğinden fazla ağlıyorsa önceki duygusal dolmuşluğun ağlamasını da yapıyor demektir. Aslında olayı abartırsanız duygusunu boşaltmasına da destek olmuş olursunuz. Acil durumlarda ise mutlaka yanında olun ve onu tutmak gerekirse tutun. Bazen görevliler çocuklar yalnız kalırsa işbirliğine yatkın olur diyebilirler ama bu doğru değildir. Çocuğunuz hastanede yatacaksa zaman olursa onu önceden hazırlayabilirsiniz. Hastaneyi gezdirip hemşirelerle tanıştırabilir, kitap okuyabilir, hayali hastane oyunu oynayabilirsiniz. Hastaneye bir oyuncağını götürmesine izin verin ve mümkün oldukça bilgilendirin. 3-4yaş altındaki çocukların işbirliği yapması ve açıklamaları anlaması kolay olmayabilir. Önceden hemşireyle konuşarak fırsatı olursa çocuğa hangi kolunu seçtiğini sorması istenebilir. Başta hastaneye yatmada uyumlu davranış gösteren çocuklar sonradan bebeksi durumlara gerileyebilir, alt ıslatma, yeme, uyku bozuklukları, öğrenme sorunları vb. stres belirtileri verebilir. Bu şekilde olumsuz enerjilerini atarlar. Hasta ve acı çeken çocukla fazlaca fiziksel temas kurun. Sarılın, masaj yapın, okşayın. Bir müdahalede elini tutun. Acıyan yere dokunup duygularını ifade etmesine müsaade edin. Anne babalarda kendine iyi bakmalı ve hastanede bir destekçisi olmalı, yalnız kalıp ağlamalı, dertleşmelidir. Çocuk eve döndükten sonra en ufak yaraları sorun yapıp çokca ağlayabilir.

    5 yaş üstü çocuğunuz hala yatak ıslatıyorsa %98 sebebi psikolojiktir. Yine de ilk olarak fiziksel bir sorun olup olmaduğına bakılır. Psikolojik sebeple yatak ıslatamayan çocuk astım ve egzema olabilir. Duyguları bastırılan, duygularını ifade edip ağlayamayan çocuklar yatak ıslatabilir. Bazı önemli değişikliklerde çocuk yatağını ıslatabilir. Bu durumda çocuk suçlanmaz, cezalandırılmaz, yargılanmaz.

    Hiperaktif; dikkatini toplamakta zorlanan, rastgele organize olmayan hareketleri olan, dürtüsel çocuklar huzursuz, savruk, kıpır kıpırdırlar ve dikkatleri çabuk dağılır. Bütüncül olarak beslenmesi, duygusal durumu ve yaşadığı ortam değerlendirildikten sonra ilaç kullanımı düşünülmelidir. Vakaların %5inde nörolojik bozukluk saptanmış. İlaçlar yalnızca baskılama yapar ve aile çocuğun sinirlerinde bozukluk olduğunu düşünerek iyileşeceğine inanmamaya başlar. Bebeklikte ağlamayı baskılamak için sallama, pışpışlama, hoplatma yapıldıysa çocukta duygusal sorunlarda kendi hareket uyaranını yaratma ihtiyacı hissedebilir. Ağlamayı teşvik ederek duygu boşaltımı sağlanabilir ve çocuğa sıkıca sarılabilir. Oturarak eğitim görmek her çocuk için zordur hareket özgürlüğü daha fazla olan başka bir okulu da değerlendirebilirsiniz.
  • 157 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10 puan
    Kitap hakkında inceleme yazmaya başlamadan önce ilk olarak yazar Mihail Bulgakov’dan biraz bahsetmek istiyorum. Bulgakov Ukrayna’nın Kiev kentinde, Rus bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelir. Küçüklüğünü Kiev’de geçiren yazar daha sonra tıp fakültesinde eğitim alır. Tıp eğitimini 1916’da tamamlayıp küçük bir köye doktor olarak atanır. Bu köy insanların hurafelerle yaşadığı, cehaletin çok olduğu bir yerdir. Yeni mezun doktor olarak geldiği bu köyde Bulgakov bir süre görev yapar fakat daha sonra bu doktorluk hayatının kendisini mutlu edecek bir hayat olmadığını düşünerek buraya kadar der ve doktorluğu bırakıp yazmaya başlar. Kitabın içeriğine baktığımız zaman, kullanılan tıbbı terimlerin bu kadar çok olması (fakat okurken tek bir yerde bile insanı sıkmıyor) ve hastane ortamının, hastaların bu kadar iyi anlatılıyor olması, bu eser için Bulgakov’un bir yarı-otobiyografisidir de diyebilmemizi sağlıyor. Tasvirleri o kadar yerli yerinde kullanması ve yer yer mizahi bir dilde anlatılıyor olması kitaba fazladan bir akıcılık sağlıyor. Genç Bir Doktorun Anıları, Usta ve Margarita’dan sonra Mihail Bulgakov’un ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu bizlere bir kez daha gösteriyor. Eğer Bulgakov ile şimdiye kadar hiç tanışmadıysanız bu eserin sizin için harika bir fırsat olduğunu söyleyebilirim.

    Spoiler

    Spoiler

    Spoiler

    Eserde 9 başlık altında toplanmış bir şekilde, iyi bir notla tıp fakültesinden yeni mezun olmuş genç bir doktorun, bir köye atanıp, orada görev aldığı süre boyunca başına gelen olayları o doktorun anılarından okuyoruz. Bir yandan görev aldığı yerdeki insanların cahilliği ile mücadele etmeye çalışan doktorumuz bir yandan da pratikteki tecrübesizliği nedeniyle mesleğini yapma konusunda aşırı endişe içindedir. Doktorumuzun yaşadığı bu endişe ve heyecan haline her anında biz de dahil oluyoruz diyebilirim. Yolları kardan kapalı köyde, buz gibi geçen o kış günlerinde doktorumuzla beraber hastaların tedavisinde karşılaştığı şeylere biz de en önlerden tanık oluyoruz.

    Benim bu eserde en çok beğendiğim şeylerden biri, genele baktığımız zaman, yeni mezun doktorumuzun hayatın zorluklarına karşı ilk defa deneyimlediği şeyleri, okulda ne kadar da başarılı olsa da pratikte tecrübesi olmadan giriştiği bu doktorluk mesleğinin ilk yıllarında karşılaştığı endişe ve kendini yetersiz hissetmesi durumlarını bu kadar net ve mizahi bir anlatımla sıkılmadan okuyabilmekti. Bunun yanında doktorumuzun hayatına baktığımız zaman, doktorluk mesleğinin ne kadar zor bir meslek olabildiğini görüyoruz. Zaman zaman onunla beraber aşırı yoruluyor, gerçekten şu gün bir bitse de güzel bir uyku çekip dinlense diye düşünüyoruz.

    Özetle şunu söyleyebilirim, belki Bulgakov hayatının çok küçük bir döneminde doktorluk mesleğini yapmıştı fakat bizi bu eserinde yıllardır bu mesleğin içindeymiş gibi, etkileyici ve detaylı bir anlatımla, o soğuk Rus köyüne götürüyor ve hastaları, hasta doktor iletişimini, bir doktorun gözünden günlük hayatın içlerinde gezinerek muazzam bir şekilde anlatıyor. Her yaş grubundan hangi mesleği yapıyor olursa olsun herkese bu eseri tavsiye ediyorum.

    İyi okumalar.
  • Uyku gibi uyanma süreci de tıbbi anlamda neredeyse hiç araştırılmayan bir bulmacadır.
  • Uyku gibi uyanma süreci de tıbbi anlamda neredeyse hiç araştırılmayan bir bulmacadır.
  • 48 syf.
    ·Puan vermedi
    Anton Çehov ile aynı zaman diliminde neden yaşamadım ? Varsın teknoloji olmayaydi, varsın sosyal medya, alabildiğine çeşit kıyafet, bir yerden bir yere kolay ulaşım, globalleşen bir dünya vs olmayaydi... Ama Anton Çehov ile ayni zaman diliminde yaşamaliydim. Tabi onunla birlikte bir yanda Tolstoy diğer tarafta Sigmund Freud olurdu. Oysa bizim çağdaşlarimiza baksana.. bir yanda Nagehan Alçı diğer tarafta Rasim Ozan Kütahyalı... Neyse neyse bu yazının konusu bok püsur değil. Bu yazının konusu Kara Keşiş ve yeni favori hikaye kahramanım Kovrin. Aslinda kara keşiş ile Kovrin ayni kişi, belkide değil... Söyle açıklayalım.

    Spoiler içerir. Kitabı okumayanlar okumasin.

    Yil 1860-70-80'ler Sigmund Freud bilimsel zirvesini yaşıyor. İnsan bilinç altını keşfediyor, insanın etten bedeninin ardında ruhundaki aksakliklari hastalıkları temelinde yatan sebeplerle birlikte keşfedip hipnoz gibi yöntemlerle tedavi yollarını ariyor. Tam bu zamanlarda belki öncesinde belki sonrasında mi bilemiyorum ama Çehov Petersburg'un göbeğinde bu kitabı yazıyor. Hava soğuk, şehirler sessiz, dünya henuz siyah beyaz...

    Kitabin baş karakteri Kovrin isimli bir felsefe hocasi. Yavaş yavaş gelişen ruhsal sıkıntılarindan ve halusunasyonlarindan dolayı doktoru tarafından seyahate gitmesi yönünde teşvik ediliyor. Oda bizim klasik Anadolu çocuğu gibi ruhum daraldı diyerek köyüne ata toprağına doğru yol aliyor. Niyeti ayağını toprağa basıp, börtü böceği izleyip dinlenmek huzur bulmak iken orada eskilerden çocukluk arkadaşı olan Tanya'ya vuruluyor.

    Herşey güzel giderken görüldüğü halüsinasyonlar artiyor. Yalniz kaldığı bir yürüyüş sırasında yada uyku tutmadığı bir anda karşısına aniden dikilen Kara Keşiş ile felsefe tartışmalarina dalıyor. Kara Keşiş, Kovrine göre zamaninda Buddha'dan İsaya, Hz. Muhammed'den kendisinde kadar görünmüş hatta dünyanın sınırlarını aşıp uzayin derinliklerine kadar seyahat eden cani sıkıldıkça gelip bir kaç söz söyleyip kaybolan bilge biri. Fakat çevresindekilere göre mesela ilerleyen bölümlerde eşi olacak Tanya, kayınbiraderi ve kayinpederi için bir hastalık işareti olarak ortaya çıkıyor.

    İşte tam burada insan Çehov' a kızmakta küfür etmekten kendini alamiyor. Ulan bulmuşsun mükemmel bir yol burdan yürü işte. Kara Keşiş ile Kovrin'i oturt karışılikli sandalyelere saatlerce tartişsinlar... Ama maalesef böyle olmuyor. Daha sonra Çehov' un Tolstoy' a bahsettiği gibi kitap Keşiş ile Kovrin'in düşünceleri fikirleri ile ilgili değil tıbbi bir durumu ele alıyor. Adını koymasada Çehov bundan taaa 120-130 yil önce bilimsel adıyla temporal lob epilepsisi diğer adiyla peygamber hastalığını kısacık bir öykü kitabında harika bir şekilde işlemiş. Kovrin kendisini tarihsel olarak bilgeler kervaninin bir parçası, bir peygamber bir buddha olarak görmektedir. Bu düşünce onu yüceltmekte delilik ile dahilik arasindaki ince çizgide mutlu mesut yaşatmaktadir. Lakin çevresi ve "sağlıklı" insanlarca ordan oraya savrulup dururken hazin bir son ile karşılaşıp bizi derin derin ve oldukça tehlikeli düşüncelerle baş başa bırakıp sonsuzluğa doğru yelken açmıştır.

    Minicik kitap ama oldukça yoğun ve güzeldi. İyiki okudum.
  • 324 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Bu incelemede kitap benlik (the self) kapsamında ele alınmıştır.
    Renkkörü Ressamın Öyküsü
    -Körler için "karanlık," sağırlar için "sessizlik" neyse, akromatopsikler için gri odur.
    65 yaşına kadar görüşünde problem olmayan Bay Jonathan I’ın geçirdiği bir trafik kazası sonucunda ikincil korteksi zedelenmiş ve total renkkörü olmuştu. Kazadan sonra retrograd amnezi yaşamıştı. Bay I'a akromatopsi teşhisi konuldu. Bay I. artık değişken bir dünyada yaşadığını; tonların, karanlık ve aydınlığın, ışığın dalga boyuna bağlı olarak durmadan değiştiğini her şeyin istikrarsız olduğunu söyledi. Renkler dış dünyadan alınan duyumlar değildir; rengi yapan şey, beyindir. Bay I.'nın görme korteksi esas olarak sağlam durumdaydı, ikincil korteks, özellikle V4 bölgeleri zarar görmüştü.
    Bay I. için siyah-beyaz, günde yirmi dört saat karşısında olan, üç boyutlu somut bir gerçeklikti. Duygularını dışa vurmanın tek yolu, başkalarının da bu deneyimi yaşayabileceği, tümüyle gri bir oda oluşturmaktı ancak kimse onun deneyimini onun gözlerinden bakmadıkça tamamıyla yaşayamazdı çünkü gördüğü renk "gri" değildi, normal duyularımızda yeri olmayan görsel bir nitelikti.
    Renklerin eksikliği yetmezmiş gibi her şey yanlış, doğaya aykırı, kirli ve lekeliydi. Yiyeceklerin grimsi, cansız görünüşleri onu iğrendiriyordu ama zihninde canlandırdığı görüntüler de renksizdi. Böylece, siyah ve beyaz yiyecekler yemeye başladı. Zamanla davranışlarını da akromatopsisine göre düzenlemesi mesela geceleri dışarıda daha fazla zaman geçirmesi benliğinin gerektirdiği davranışları yaptığını gösterir.
    Benliğinin en merkezi yönü ressam olmasıydı ama şimdi sanatı bile anlamsızlaşmıştı. Renkleri elinden alındığında adeta benliği de elinden alınmış gibi hissetti. Zihinsel kapasitesiyle, dıştan bir bakışla renkler hakkında her şeyi biliyordu, ama varlığının derinliklerine işleyen duyguyu, bilgiyi kaybetmişti. Önceleri bu yitirme duygusu onu öfkeden kudurtuyordu sonra renkler hafızasından tümüyle silindi, ve zihninde renkle ilgili mental bir bilgi kalmadı. Bay I’ın sonunda renkleri unutmaya başladığını ve renkkörü olduğunu kabul etmesi “benlik,bellektir” fikrini destekliyor.
    Huzur bulduğu tek yer stüdyosuydu. Daha sonraları, "resim yapmasam yaşayamayacağımı anlamıştım''diyecekti. Şubat ve mart aylarında yaptığı ilk siyah-beyaz resimler öfke, korku, umutsuzluk gibi şiddetli duygularla yüklüydü. Mayıstan itibaren canlı temalara yöneldi. Bu resimler canlılık ve duygu yüklüydüler, ve aynı zamanda yeniden hayata dönüşünün habercisiydiler. Yine bu dönemde yontuyla ilgilendi; bunu daha önce hiç yapmamıştı. Portreye başladı, portreleri siyah-beyaz fotoğraflardan çalışıyordu. Yeni hobilerinin olması benliğini dengeleyebilecek başka alanlar oluşturduğunu gösterir, diğer benlik alanlarında başarısızlık yaşasa da diğerlerinde telafi edebilir.
    Zamanla geçirdiği kazayla ilişkili olarak kendini yeniden tanımlamaya başladı ve bunun ardından bütün değerleri dönüşüme uğradı. Yabancılık hissi gitti yavaş yavaş bu dünyayı ilginç ve güzel bulmaya başladı. Kazayı izleyen ilk aylarda son derece yoğun olan yitirme duygusu kaybolmuş, hatta tersine dönmüştü. Renkleri baskın geldiği için göremediğimiz belirsiz dokular ve desenleri o rahatça görebiliyor. Bay I. "yepyeni bir dünyada" yaşadığını söylüyor. Akromatopsiyi armağan olarak kabul etmeye başladı; bu armağan ona yeni bir varlık bilinci, kimlik kazandırmıştı. William James’in dediği gibi insanlar benlikleriyle ilgili olumlu duyguları yaşamakta doğuştan bir güdüye sahiplerdir. Bay I. da benliğine yönelik olumlu duygulara yeniden sahip oldu, içinde bulunduğu dünyayı ilginç ve güzel bulmaya başladı.
    Bay I’ın kaza sonrası yeni bir benlik geliştirmedi sadece var olan benliğindeki önemli etkenlerinden birini yeniden düzenledi çünkü görme yetisini tamamen kaybetmedi, sadece renkleri kaybetti ve yeni dünyasındaki tanımlanamaz olan renge uyum sağladı. Renkkörlüğünü benlik tanımının içine alması çatışmasını sonlandırır. Benlik,kabul etmektir. Bu durum hipotetik benliklerle ilişkili olabilir. Ressam olmak Bay I’ın sosyal benliğinin en büyük bileşeniydi ancak renk körü olması sosyal benliğini temelden biçimlendirmedi sadece değişime uğrattı. Bunun yanı sıra Bay I’ın manevi benliğinde köklü değişimler oldu çünkü bu manevi benliğinin bir parçası da ressam olmasıydı.
    Bay I’ın renkleri yeniden görme fırsatı olmasına rağmen kabul etmemesi artık kendini 'akromatopsili Bay I' olarak tanımlıyor olması olabilir. Renkleri yeniden kazanmanın nasıl bir şey olacağını kestiremediği ve yeniden yarattığı görsel dünya modelini yıkmak zorunda kalacağı için kabul etmemiş olabilir.
    Son Hippie
    Greg F. 1950'lerde Queens'de yetişmişti. Sevimli ve yetenekli bir çocuktu ayrıca küçük yaşta şarkı sözleri yazmaya başlamıştı. 60'lı yılların sonuna doğru Greg, her şeyi sorgulamaya başlamıştı. İsyan etmeye ihtiyacı vardı, ama aynı zamanda bir ideal ve yol gösterici arayışındaydı. Village'daki hippie kültürüyle yakınlaşıyor, ütopik bir toplumu ve "bilincin yüksek katmanlarını" arıyordu. Krişna Aşram'a katıldı. Greg'in mabetteki ilk yılı oldukça iyi geçti. İtatkar bir müritti. Swami, "O kutsal bir insan," diyordu, "yani bizden biri.'' Greg'in sosyal benliğinde Hinduluğun önemli bir yerde olduğunu anlayabiliyoruz çünkü Swami onu iç grup olarak sayıyor ve benliği oluşturan temel ögelerden biri de çevredir.
    Greg, Krişnacılarla geçirdiği ikinci yılda bir sorunla karşılaştı, gözlerinin kararmasından şikayet ediyordu. Arkadaşları ve Swami bu değişikliği ruhsal bir gelişme olarak yorumladılar: "iç ışığı" arttığı için etrafı karanlık görmesi normaldi. Daha sonra yapılan beyin görüntülemesinde bir tümörle karşılaşıldı. Tümör, temporal loblara ve ön beyine doğru yayılmıştı. Ccerrahlar tümörü hemen alsalar da verdiği zararı düzeltmek olanaksızdı. Ailesi Greg’i görünce çok şaşırmasının nedeni fiziksel özelliklerimizün benliğimizin bileşenlerinden olmasıdır.
    Greg 1970'ten sonraki olayları pek hatırlamıyordu ve altmışlarda bir yerde takılıp kalmıştı ama bu duruşun kesin bir çizgisi yoktu. Sonradan yaşadıklarını kaydedememekle birlikte , bir tür geriye dönük amneziyle, tümörün gelişmesinden birkaç yıl önce yaşadıklarını da unutmaya başlamıştı. Greg'in körlüğü, daha doğrusu körlüğüne kör kalışı kafa karıştırıcıydı. Bu bir "eksikliğin" ötesinde, bilgi ve bilinç yapısında bir değişime, bir kimlik değişimine işaret ediyordu. Benliğimize yönelik bilgi ararken içebakış yöntemini kullanırız, Greg içebakış yaptığında amnezik olduğu için kendini objektif olarak değerlendiremez.
    Greg’in semantik belleği ve işlemsel belleği yerindeydi bu nedenle birkaç kez tekrarlayınca öğrenebiliyordu ama epizodik belleği bozulmuştu yer, zaman kavramı yoktu. Epizodik belleğin anıları içermesi ve Greg’in tümöre bağlı benliğindeki değişme benlik bellektir görüşünü destekler. Greg, zamansız bir şimdiye hapsolmuştu, uyku ve uyanıklık hali arasındaki sınır da yok gibiydi. Greg’in etrafta insanlar yokken cansız gibi gözükmesi ancak insanlarla birlikteyken canlılaşması benliğin sosyal etkileşimlerle aktive olduğu bilgisini doğrular.
    Frontal loblar karar ve davranışların, duyguların benlikle bütünleştiği en yüksek fonksiyonlarla ilgilidirler. Sanki Greg'i taklit eden ama "ruhunu" taşımayan bir kopyası, yitirilen aynının yerini almıştı. Bu tepkici zihin tutarlıktan, "benlik" duygusundan yoksundu ve bu "çevresel bağımlılık sendromu"ndan yani kendini çevresinden ayıramamasından kaynaklanıyordu. Greg kimi zaman bir şeyi bambaşka bir şeyle ilişkilendiriyordu, iki Connie olduğu hissi, bir kişiliği zaman içinde bir yere oturtamamanın doğurduğu, ek bir kişilik yaratma ihtiyacının bir örneğiydi. Bu durumda bilişin katlanmasından söz edilebilir.
    Greg’in benliği yönetici işlevden mahrum gibi gözükür çünkü her şeyi uysallıkla kabul eder ancak Braille alfabesini öğrenmeyi reddetmesi bundan tamamen mahrum olmadığını, var olan benlik algısını sürdürme ihtiyacı duyduğunu gösteriyor. Greg'in benliği büyük oranda değişime uğradığı için fiziksel ve kişilik özellikleri hariç eski benlikten söz edilemez. Tümör yüzünden Greg’in hem bilen benlik hem de bilinen benliği değişmiş,yerine oldukça ilkel bir benlik oluşmuş. Farklı bilinen benlikleri var ama bilen benliği geçmişte kalmış gibi gözüküyor.Bence Locke'un dediği gibi algılar bağlantı kuramazsa ben kavramından söz edilemez. Algıları, düşünceleri bağlayan benlik kavramından Greg'de sadece müzik ve din ile ilgili olması Greg’in bu alanları merkezi benliği ile içselleştirmesi olabilir.
    Greg'in absürd konuşmaları, huzurlu görünümü özel bir statüyle, koğuşun 'Kutsal Delisi' olmasını sağladı. Ön lobundaki hasar bir bakıma kimliğini kaybetmesine neden olmuştu ama aynı zamanda yeni bir kimlik ve kişilik kazandırmıştı.
    Aradan on yıl geçmesine rağmen Greg hiçbir gelişme göstermedi. Amnezisi, nörolojik sendromu aynı kalmıştı. Görsel verilerden yoksun olduğu için, zihninde görmekle ilgili bir şey tutmuyordu. Sevinmek ve üzülmek gibi duyguları deneyimliyordu. Babasının ölümünün onu derinden sarstığı belliydi ama yas tutulan kişinin hatırasını zihinde tutması gerektiği için Greg bunu yapamazdı. Geceleri kalkıp bir şeyler aradığını söylüyordu. Ne yaptığını bilmese de bilincinin derinliklerinde, belki simgesel bir bilginin oluştuğu söylenebilirdi. Greg’in tümörü anısal bilginin bilinç düzeyinde işlenmesine engel olduğunu düşünüyorum.
    Sacks Greg'i Grateful Dead'in konserine götürdü. Konserin ilk yarısında altmışlara ait parçalarda Greg hepsini biliyor ve hepsine katılıyordu. Genellikle yorgun ve zayıf olan Greg, ellerini çırpıyor ve şarkı söylüyordu. Greg'in amnezisinden eser görülmüyordu, sanki müzik onu normale döndürmüştü. Konserin ikinci yarısında grup yetmişlerin sonlarından, Greg'in bilmediği parçalar çaldı. Yine de,eski parçaları andırdıkları için Greg bunlara da başka sözler uydurarak eşlik etti ama yeni parçalar Greg'in kafasını karıştırdı. Ertesi gün Greg konsere gittiğini hiç hatırlamıyordu bile.
    Bir Cerrahın Hayatı
    Gilles de la Tourette sendromuna her ırkta, her kültürde rastlanır. Bu sendromu bir bakışta tanınabilir. Sendrom tikler, mimikler, taklit etmeler, irade dışı küfürler vb. şeklinde kendini gösterir. Bazı bireyler tuhaf bir umursamazlık bazılarında çevreye tepki bazılarında da saplantılı davranışlar görülür, hastaların hiçbiri diğerine benzemez.Tourette'i bütüncül bakış açısından değerlendirmek gerekir.
    Bennett'in Tourette'i yedi yaşındayken başlamıştı. Tourette hastalığında "o" ve "ben," hastalık ve benlik ilişkisi, özellikle hastalık çocukluktan beri mevcutsa birbiriyle biçimlenir ve sonunda tek bir kimlik oluşturur. Tourette'liler için, Tourette'i bir dış olgu olarak görmek çok zor; çünkü tiklerini ve diğer dürtülerini benliklerinin, kişiliklerinin, iradelerinin bir parçası gibi görürler. Bennett de Tourette’i hastalık olarak görmez,yaradılışı olarak kabul eder. Bennett prozac kullanmaktan hoşlanırken haloperidol kullanmaktan hoşlanmaz çünkü prozac benliğinin parçası olarak görmediği saldırganlık ve öfkeyi azaltır, benliğinin parçası olarak gördüğü tiklerini azaltmaz ancak haloperidol tiklerini azalttığından benliğini eksiltiyor gibi hisseder.
    Bazen Tourette, saplantılı düşünceler ve endişeler şeklinde açığa çıkar. Carl da bazı kelimeleri tekrarlıyordu. Ve bazı davranışlarında rakam saplantısı vardı. Bu kelimeler ve rakamlar bir süre sonra kendiliğinden gidiyor ve yenileri geliyordu. Tourette sendromunda, hastalar bazı anılarını belirtilerine yansıtırlar. Tourette sendromunun bellekle ve dolayısıyla benlikle olan bilinçdışı ilişkisiyle açıklanabilir.
    Bennett en ufak bir Tourette belirtisi göstermeden ameliyatı bitirmişti. Böyle zamanlarda cerrah kimliğine bürünüyor ve Tourette'siz bir kişi oluyordu. Bennett'in ameliyat odasındaki hali ritim ve "akış"ın doğasını, rol yapmanın gündeme getiriyor. Bu sosyal rollerdeki bağlama bağlı benlik dönüşümleri hepimizde görülür ve "hatırlama" ve "unutma" mekanizmalarıyla yaşanır. Bennett ameliyat yaparken Tourette'li olduğunu "unutur, " ama bir müdahale olur olmaz hatırlar. Ameliyathanede Bennett için önemli ve merkezi olan cerrah kimliğidir. Bennett’in rol geçişi aynı zamanda benliği düzenlemesini gösterir. Baumeister’a göre bunu yapmanın yolu transcendence stratejisidir ancak dikkatin dağılması gibi faktörler etkili olur. Bennett’in akış bozulduğunda tiklerini sergilemesi o an bu stratejiyi uygulayamamasıyla ilişkilidir. Bilinç aktifken ve dikkat belirli bir uyarıcıya odaklanmışken tiklerin oluşmaması tourette sendromunun bilinçdışı olduğunu, bazen bilinçli bazende bilinçli olmayan bir ketleme sonucu kontrol edilebileceğini gösterir.
    Bennett'in gerçek sorunu, öfke ve panik gibi, iç dünyasına ait dertlerdi. Bu duygular aniden geliyordu ve benliğini ikiye ayrılıyor,bir parçası izlerken diğer parçası bir şeyler yapmak için kendini yiyordu Başkalarının yanında kendini kontrol edebiliyordu, ama bazen tükendiğini hissediyordu. Evde yalnızken öfkesini cansız eşyalardan alıyordu. Bennett kendini düzenleme stratejisini çok fazla kullanmak zorunda kaldığı için ve bu da enerji gerektirdiği için kendini tükenmiş hissetmesi çok normal.
    Bakılmak ihtiyacını Bennett de çok doğal olarak görürüz. Hepimiz benliğimizle ilişkili davranışlarda bulunurken görülmeyi isteriz çünkü diğerleri bizi görmüyorsa yaptığımız davranışın hiçbir anlamı yoktur ama normal insanlar bu gdüyü kontrol edebilir. Bennett'in bana bak demesi Mead'in öne sürdüğü çocuğun var olma çabasıyla beni izle dediği iddasını hatırlattı.
    Görmek ve Görmemek
    -Kişi kör olarak yeniden doğmak için 'gören biri' olarak ölmelidir. Bunun tersi de doğrudur: kişi ‘gören biri’ olarak yeniden doğmak için kör olarak ölmelidir. En büyük felaket bu iki dünyanın arasında kalmaktır.
    Virgil altı yaşındayken, iki gözünde de katarakt oluştu, yavaş yavaş kör olmaya başlıyordu. Körler okuluna gönderildi. Masör olarak iş ve bir ev buldu. Çalışmak onu gururlandırıyor, işten zevk alıyordu. Kısıtlı ama istikrarlı bir hayatı vardı. Masaj konusunda çok iyi olması dokunma duyusunun körlerde görememenin bir telafisiyle ilişkili olabilir.
    Virgil ışığı ve karanlığı, ışığın ne yönden geldiğini görebiliyordu, yani retinası tümüyle hasar görmemişti.Virgil'e birçok hekim ameliyatın sonuçsuz kalacağını söylemişlerdi ve o söylenenleri uysalca kabul etmişti.Eylül ayının ortalarında Virgil'in sağ gözündeki katarakt alındı. Virgil'in ilk görme anında ışık, hareket ve renk birbirine karışmış, anlamsız bir manzara oluşturmuştu. "Evet?" diyen bir ses işittiğinde bir yüz olduğunu anlamıştı.
    Virgil’in maddi benliğine ait olan bedensel benliğinin içinde gören gözler 45 yıldır kullanılmadığı için görsel bellekten yoksundu. Manevi benliği de aynı durumdaydı,bu istikrarsız dünyaya nasıl uyum sağlayacağını bilmiyordu, benlik bilgisizde tutarsızlık baş gösteriyordu bu da benliğinin çözülmesine yol açtı. Bellek ve benliğin birbiriyle ilişkilidir. Herhangi bir bellek kaybı beraberinde kimlik karmaşasını getirir. Virgil’in görsel uyarıcılara ya da görsel algılamaya ilişkin belleği olmadığından benliğinin içinde de görmeye yönelik bir bilgi olmadığını düşünüyorum.Ayrıca eskiden daha kesin bir benlik görüşü olan Virgil ameliyattan sonra bunu yitirmiş ve kendisine ait olumlu duygularında azalma olmuştu. Virgil’in var olan benlik kavramı çözülmüş ve buna bağlı olarak benlik saygısı ve öz yeterlik inancı da düşmüştü. Ameliyatından sonra görmesi bekleniyordu ama Virgil görme yeteneğine tam anlamıyla sahip olamadı. Bunu da ulaşılabilir benlik ve olması gereken benlikle ilişkilendirebilir.
    Virgil, renkleri ve hareketleri, büyük objeleri ve şekilleri görmeyi başardı. Ama merkezi görme alanı çok zayıftı. Bakmak onun için doğal bir davranış değildi. Retinası ve optik sinirleri çalışıyor, ama beyni bunları anlamlandıramıyordu. Virgil hep ayrıntılara takılıyordu ama biraraya getiremiyordu. Valvo olayı şöyle yorumlar: "Dokunarak tanıma alışkanlığı sonucu ardışık bakmaya alışan kişiye, objelerin eşzamanlı algılanmasının adeta imkansız görünmesidir."
    31 Ekim'de Virgil'in sol gözündeki katarakt da alındı. Retinanın ve görüş keskinliğinin, sağdakinin aynı olduğu anlaşıldı. Görüşü biraz düzeldi; bakışlarını daha iyi odaklıyordu, görüş alanı genişledi. Virgil işine geri döndü fakat tenlerdeki lekelerden iğrenmeye başlıyordu. Masaj yaparken gözlerini kapamaya karar verdi.
    Bazen saatler, hatta günler süren "bulanıklık" hali yaşıyordu; nöbetler halinde gelen bulanıklığın nedeni belli değildi. Lokal ya da oküler bir neden bulunmadığı için doktor başka bir tıbbi bozukluğun sözkonusu olabileceğini ya da aşırı duyusal ve bilişsel yüklemenin beynin görme sisteminde sinirsel bir tepkiye neden açabileceğini ileri sürdü.
    Virgil akciğer zatürresi geçirip, yoğun bakıma alınmıştı. Virgil'in nefes alışında güçlük başlamıştı, kandaki oksijen seviyeleri bozulmaya başlamıştı. Bazen bir geçiş hali yaşıyordu, hiçbir şey görmediğini söylüyor ama görürmüş gibi davranıyordu. Bilinçdışı görme denilen bu halde, görsel işaretler algılanır ve gerekli tepki gösterilir ama bu algı işlemi bilince hiçbir şekilde ulaşmaz. Anton sendromu da denilen total psişik körlük derin duygusal bunalımlarda da sözkonusu olabilir. Virgil gerçekten de sıkıntılı bir dönemdeydi; ameliyattan yeni çıkmıştı, yeni evlenmişti ve çok ağır beklentilerle karşı karşıya kalmıştı.
    Ailesi Virgil'e kör bir adam gibi davranmış, "gören" benliğini kabul etmemiş ya da görmezden gelmiş; Virgil de kör gibi davranmış, hatta kör olmuştu. Sosyal dünyadan aldığı bilgiler göremediğine yönelikti. Ayna benlik kuramına göre de biz, diğerlerinin bizim hakkımızda ne düşündüğünü düşündüğümüz kişileriz. Ancak aynalardaki yansımalar yetişkinlikte bu kadar kolay kabul edilmez ama Virgil de benliğinde gören benliğinin daha yer edinmemiş olması ve pasif kişiliği, çevreden gelen küçük bir ima bile etkili olmuş olabilir.
    Daha sonra yapılan testlerde hiçbir başarı gösteremedi. Tam kör gibiydi ama bilinçdışı-görme devam ediyordu. Bu gelişmeyi bir ''armağan" olarak kabul etti. Virgil artık görmek zorunda değildi, artık kendi gerçek benliğine döndü. Körlük başlangıçta çok büyük bir yoksunluk olsa da zamanla yerini bir uyuma bırakır ve dünya yeniden yapılanır.

    Rüyaların Manzarası
    San Francisco Keşifler Müzesi'nin hafıza konulu sergisinde salondaki tabloların hepsinde Franco Magnani'nin doğup büyüdüğü Pontito kasabası resmedilmişti. Magnani bir "Hafıza Sanatçısı" olarak tanıtılıyordu. Her ev, her sokak, her taş olabilecek her açıdan, bir fotoğraf kusursuzluğuyla resmedilmişti. Franco'nun bütün tablolarında, 1943'ten önceki Pontito resmedilmişti. Babası ölmeden önce, Alman işgalinden önce, tarlalalar kuraklaşmadan önce yaşadığı yerler bu resimlerin ana konusuydu. Franco’nun maddi benliğinin beden dışında kalan benlik parçalarından biri Pontito'dur. Ayrıca manevi benliği de büyük oranda Pontito üzerine şekillenmiş. İnsanların onu “anıların sanatçısı” olarak tanımlaması Pontito’nun sosyal benliğini de şekillendirir. Pontito, Franco’nun benliğinde merkezi öneme sahip çünkü tüm sevdiklerinin yerini almış ve resimleri onları var etme çabası gibi gözüküyor. Franco, benliğinin merkezine Pontito’yu korumayı koymuş. Resimlerde insan figürü olmaması nedeni de sevdiklerinin anılarında olması ama resimlerinin TLE'ye bağlı olmasından olabilir. Aynı zamanda çocukken annesi için başarılı olacağını söylemesi de ulaşılabilir benlikle ilgilidir.
    Sacks Franco'yla evinde buluşmuştu. Franco'nun evinin Pontito'ya benzemesi benliğini çevreye yaymasına örnek olabilir. Franco yalnız başına olunca sessiz ve sakin eski köyünü düşündüğünü söylemiş; bu köy insansız, zamansız, hiçbir olayın olmadığı huzurlu bir yer, "bir zamanlar"da asılı kalmış, masalımsı bir Pontito'ymuş.
    Franco,1965'te hayatını değiştiren bir karar aldı, San Fransisco'da yerleşecekti. Bu karar, bir hastalığın başlangıcı oldu. Kesin bir tanı konulmadı, hastalığının en şiddetli anlarında Franco olağanüstü canlı rüyalarla Pontito'yu görmeye başlamıştı, bu rüyalarda ailesi ya da yaşadığı olaylar yoktu; sokaklar, evler, taşlar vardı. Belki de kararın ağırlığıyla ezilip bir "kişilik bölünmesine" uğramıştı. Ya da benliğinin bir parçası terkettiği yaşamını hafızasında ve hayalinde canlandırmış, ama gerçek dünyaya dönmeyi başaramamıştı. krizlerin başladığı ilk gecelerde, doğduğu evin görüntüleriyle karşılaşmış ve resmini yapmıştı.Doğduğu evi resmetmesi aslında sanatının da doğuşuydu.
    Franco'nun görme, dokunma, işitme ve koku alma duyuları bir arada çalışıyor ve çocukluğundan kalan ''total durumların ani kayıtları" deneyimleri yaşıyor. Franco'nun nöbetlerin beynin temporal loblarındaki epileptik faaliyetlerle bağlantısı olduğu biliniyor. Temporal lob epilepsisinin kişilik değişimlerine yol açtığı yönündeki görüş “benlik bellektir” görüşünü destekler. Bilincin katlanması bazen Franco'nun zihnini karıştırıyordu, bugünün San Fransiscosu'nda yaşıyordu ama bir yanı geçmişte, Pontito'da yaşıyordu. Franco, hayal gücünün hem sahibi, hem de kurbanı diyebiliriz.
    Franco her zaman annesine yakın olmuş yakınlıkları babanın ölümüyle artmış. 1972'de, annesi öldüğünde, dünyası yıkılmış. Biraz kendine geldiğinde Ruth ile evlenmiş. ''Artık resim yapmam için bir neden yoktu ama Ruth benim annem oldu. Ruth olmasaydı, bir daha hiç resim yapmazdım.'' Karısı da ölünce , artık eskisi gibi çalışamayacağını düşünmeye başladı. Pontito'ya dönüşünü hafızasının, kimliğinin ve sanatının sona ermesiyle bağdaştırmıştı. Sanatını hayal, nostalji, ve hatıralar üstüne kurmuştu, Pontito'ya dönerse sanatını kaybetmekten korkuyordu.
    Franco'nun karakteri, idealleştirme ve nostalji eğilimi, yaşam hikayesi, tanınma, başarma ve bir kültürü temsil etme ihtiyacı sanatının ortaya çıkmasında TLE kadar önemli.
    Franco’nun Pontito’ya gitme fırsatı varken hepsini engellemesinin nedeni sahip olduğu benlik görüşüne uygun olmayan bir Pontito'yla karşılaşma ihtimalini ortadan kaldırmak için olabilir. Tutarlılık güdüsünü korumaya çalışıyr olabilir.
    Franco'nun en kişisel resimlerinde bir yeniden yapılanma, yoğun bir kişisellik vardı. Burada kişisel olmayan bir algıdan söz edilemeyeceği gibi, kişisel olmayan bir hafızadan da söz edilemez sözü anlam buluyor. Pontito tablolarında yaratıcı bir "ortaya çıkarma" arzusu , bir duygu yoğunluğu sezilir. Resim yapma faaliyeti Franco'ya bir kimlik ve başarı duygusu verir.
    Franco’nun benlik temsili karmaşık olmadığı için olaylara karşı tepkisi aşırı olabilir. Pontito benlik temsili için çok önemli olduğundan, Pontito’dan bahsederken aşırı mutlu olması ancak Pontito’yu gördüğünde ve çoğu şeyin eskisi gibi olmadığını fark ettiğinde de aşırı mutsuz olması bunu destekliyor.
    Pontito'dan dönünce bir duygu karışıklığı içindeydi kafasının içide Pontito'nun iki resmi vardı. Zamanla eski Pontito galip geldi. Pontito'nun bugünkü halini görmek Franco'yu rahatsız etmişti. Franco, Pontito'nun onun için ifade ettiği "anlama" yönelmek yerine, Pontito'nun dış yüzünün arşivini yapmayı tercih ediyor, içindeki insani boşluğu bunlarla doldurmaya çabalıyor. Bu da benlik bilgisini doğruluk güdüsüyle aramadığını gösteriyor çünkü bunu yapmak için önemli bir amacı ve zamanı yok.
    Harika Çocuk
    Stephen Londra'da bir işçi ailesinin ikinci çocuğu olarak doğmuştu. Motor davranışları çok geç öğrenmiş ve dokunulmaya karşı tepki geliştirmişti. Stephen üç yaşındayken babası öldü, bundan sonra huysuzluğu arttı. Çocuk otizmi teşhisi kondu, özel bir okula gönderildi. Gölgeler, şekiller, açılar çok ilgisini çekiyordu, beş yaşına gelince resimler de onu büyülemeye başladı, yedi yaşlarında gelişen saplantısı gördüğü binaların resimlerini yapmaktı. Stephen küçük yaşlardan beri binalara daha çok karmaşık yapılara ve perspektiflerine büyük ilgi duymuştu. Yedi yaşında büyük felaketler, depremler onu büyülüyordu. Belki de bu deprem saplantısı kendi iç istikrarsızlığını yansıtıyor, resim yoluyla iç dünyasını sakinleştiriyordu. Stephen Wiltshire bir otistti ve yedi yaşından beri savan yetenekleri göstermişti. Kafasını sallaması, tikleri otistik çocukları hatırlatıyordu.
    Stephen, sekiz yaşında, en karmaşık görsel, işitsel, motor ve sözel verileri, içeriklerine ve anlamlarına önem vermeden, hafızasına kaydediyor ve yeniden üretiyordu. Ayrıntıların kavramsal tutarlılığı olan imgeler olmasına gerek yoktu. Gözünün ucuyla birkaç saniye manzaraya bakması yetiyordu. Belleği bir arşivi andırıyordu, buradaki bilgiler sıralı ya da sınıflandırılmış bile değildi, burada çağrışımlara yer yoktu, herhangi bir şeye bir anda ulaşabiliyordu ama genelleme yapmasını sağlayacak ipuçlarını çıkaramıyordu.
    Stephen'ın duyguları nesne, ya da olay merkezliydi, onun bir parçası olmuyordu. Hiçbir "estetik duyarlılığı" olmadan yeniden üretiyordu. Otistik bireyler diğerlerinin duygu,düşünce ve davranışlarını anlamakta ve empati kurmakta zorlanırlar. Bunun nedeni ayna nöronlarda bir işlev bozukluğu olmasıdır. Zihnin modüler modelinde normal zihinde, tutarlı ve birleştirici bir güç duygularımız ve tecrübelerimizle birleştirir ve bize özgün bir kişilik kazandırır. Bence bu modeller otizmde kişiliğin aydınlanmasını sağlayabilir.
    Otistik savanların anıları birbirine bağlı değildir. Bu nedenle ayrıntıları gözden kaçırmazlar ancak bu onları süreklilikten de mahrum kılar. Normal bireylerde birbirinden farklı tüm algılar birbirine bağlı gibi durur ve bilen benlik derken bu bağlantıyı kastederiz. Bu otizmli bireylerde bilen benliğin olmadığını düşünmemize neden olabilir. Benliğin ortaya çıkması için diğer ve ben beraber ilerlemelidir. Stephen’ın bilen benlikten mahrum olduğunu söyleyemeyiz çünkü eğer bir benliğe sahip olmasaydı aslında olmayan objeleri resmine dahil edemezdi. Ancak genel itibariyle Stephen, gördüklerini içselleştirmiyordu yani benliğine sokamıyordu.
    Öğretmeni Chris çizim konusunda ona destek oldu ve cesaret verdi. Stephen ortaokul için Queensmill'den ayrılmak zorunda kaldığında, normal bir çocuk birini kaybetmekten derin üzüntü duyardı ama Stephen bu tür duygu belirtilerini göstermemişti. Stephen tek başına resim yapma hevesini kaybetmişti onu teşvik edecek birine ihtiyacı vardı. Margaret'in yönlendirmesi ve gayretiyle, Stephen yeniden düzenli biçimde resim yapmaya başladı, artık eskisinden daha cesur çiziyordu. Stephen'ın oldukça özgün ve kişisel bir yeteneği vardı, ama Margaret'in yüreklendirici sözlerine her zaman ihtiyaç duyuyordu.
    William James’in duyguların, anılarımızı bağladığı ve benliği oluşturduğu görüşü geldi. Ancak Stephen duyguların anıları bağlayıcı gücünden yoksun. Çizdiği kadın resimlerini kendine saklaması,onları maddi benliğine ait görüyor olmasıyla ilişkili. Bir benliğinin olduğunu ancak mimari yapıtların benliği için önemsiz, kızların resimlerinin önemli olduğu anlaşılıyor. Stephen’ın Rain Man filmine duyduğu ilgi ve Raymond'un taklidini yapması,benlik algısına sahip olduğunu gösterebilir.
    Zamanla Stephen’ın müzikteki yeteneği ortaya çıkmıştı. Sevdiği bir şarkıyı söylerken otizminden eser kalmamıştı. Ancak şarkı durduğu an, Stephen yine eski haline dönmüştü. Adeta ödünç aldığı bir benliği usulca yerine koymuştu.
    Bruce Hood’un bir bebeğin zihnini ve benliğini asla deneyimleyemeceğimizi söylemesi Sacks’ın, Stephen’ı asla tam olarak anlayamayacağımızı söylemesiyle uyuşur. Çünkü o benliği ve zihni deneyimleyebilsek biz olmayız, o olmak zorunda oluruz.
    Mars’ta Bir Antropolog
    Otizmli bireylerin duyusal algıları bozuktur. Kokular, sesler, tatlar, görüntüler, temaslar otizmliler için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadıkları çevre otizmliler için genellikle tehdit edici bir ortamdır. Otistik kişilerde “zihin kuramı” yoktur. Klasik otizmde, dış dünyaya açılan bir pencere yani benlik yoktur. Otistiklerin hiçbiri birbirine benzemez. Tek bir bakış klinik tanı için yeterlidir ama bütünsel yaklaşmak gerekir.
    Temple üç yaşındayken otizm tanısı konmuş. Benlik 2-3 yaşlarında tutarlı ve kesin bir hale gelir. Bu yaşların otizmin tanılanma yaşlarıyla koşutluğu da otizm ve benlik gelişimi arasındaki ilişkiyi gösterir. Pekçok otizmlide görüldüğü gibi Temple’ın da ben-sen zamirleri arasındaki ayrımı bir türlü kavrayamıyor oluşu beynin anterior insula bölgedeki işlevsel bozukluk olabilir. Bu bölge kendimiz ve başkaları ayrımını yapmamızı ve empati kurmamızı sağlar.
    Temple'ın çeşitli bilimsel yayınlarda yer almış yüzden fazla makalesi var; bir kısmı hayvan davranışları bir kısmı otizm üzerinedir. Küçük bir kızken kucaklandığında hem huzurlu hissediyordu hem de boğulacak gibi oluyordu. Buzağıları rahatlatmak için sıkıştırma yastığı gördü ve zamanla bir aygıt yapmayı başardı. Otizminin ve mesleğinin benliğinde kaynaştırdığını görüyorum.
    Mead’e göre benlik gelişiminin ilk işareti; başkasının bakış açısını alabilme becerisinin gelişmesidir. Otizmli bireylerde ayna nöronlarda işlev bozukluğuna bağlı olarak otizmli bireyler iletişimde taklitte ve başkalarına duyulan empatide zorluk yaşarlar. Temple’ın Sacks’a kahve ikram etmemesi ve “afedersin!” bile dememesi empati kurma konusunda iyi olmadığına örnek verilebilir.
    Temple, “Basit, güçlü ve evrensel” duyguları anlayabildiğini, ama karmaşık duyguların kafasını karıştırdığını söylemişti. “Çok zaman kendimi Mars’ta yaşayan bir antropolog gibi hissediyorum,” diye ekledi. Yıllar geçtikçe zihninde geniş bir deneyimler arşivi oluştu. Temple, "kitaplığına" başvurarak, bu dünyanın yollarını öğrenmeye başlamış. İnsanların davranışlarını bilişsel çaba harcayarak tahmin etmesinden Temple’da bilen benlikten muhakkak söz edebiliriz. Hatta benliğinin merkezi yönlerinden bazıları mesleği ve hayvanlar.
    Buluğ çağına girdiğinde Temple, hiçbir zaman "normal" bir hayat süremeyeceğini sezmişti. Dünyevi zevklerden vazgeçerek bu dönemi atlatmaya çalıştı; kendini bilime adayacaktı. Bu Temple'ın benliğini düzenlemesiyle ilgilidir. Otizmli bireyler somut düşünür ve dili sadece anlamına göre yorumlar bu nedenle bilimdeki somut ve kesin dil Temple’ın mesleğinin benliğindeki önemini anlamamızı kolaylaştırıyor. Gardner otizmde görsel, müziksel ve mantıksal zekanın son derece gelişmiş olabilmesine karşın, kendinin ve başkalarının zihinsel durumlarını algılama yeteneğinin önemli ölçüde geri kaldığını savunur.
    Hayvan bilimleri üstüne doktora yapan Temple, öğretim üyeliğinin yanında, kendi kurduğu işi yönetiyor. Doktora çalışmasının sonunda beyinlerinin incelenmesi amacıyla hayvanların öldürülmesi gerekiyordu. Ölümleri Temple'ı çok sarsmıştı. Otistik kişi belirli konulara yoğun bir ilgi ve şefkatle yaklaşabilir. Otizmde hatalı olan şey genel anlamıyla duygulanım değil, karmaşık insani deneyimlere, sosyal ilişkilere ve bu ilişkilerle birlikte sembolik deneyimlere ilişkin duygulanımlardır.
    Bir konferansta Temple "Tek bir hareketle otizmden kurtulacağımı bilsem, bunu yapmazdım çünkü otizm benim bir parçam. " dedi. Kendisinin de dediği gibi otizm Temple'ın benliğinde merkezi bir konuma sahip ve kendisinin kabullenmesiyle zorunlu benliğini bir nevi ideal benlik haline getirmiş olabilir.
    Temple’ın sosyal hayatında ilerleme kaydedebilmek için gösterdiği çabaların sonuçları aslında benlik gelişiminde kendimizin payının da çok büyük olduğunu gösterir. Benlik diğer etkenlerin yanında iç etkenlerle de gelişir.