• Bana yasaklanmış sözler söyle Loya,
    Öylesine salladığın dizlerinde bıraktığım uykumu geri ver,
    Hep alıp vermediğinden hem, bunlar şiir değil veresiye defteri.
    Derdimi dinle Loya,
    İnleyen kaleme kelâm ol,
    Olmayanlarımı uzat bana, en başta huzuru.
    Zuhur eden kokunu al burnumdan, al yanaklarını öpen dudaklarımı da teslim et aleve.
    Velhasıl sensiz intihar eden takvim yapraklarımı süpür sokağından Loya,
    Oyuncak ettiğin kalbimi de bir yetime ver,
    Güldürmediğin kalp, güldürsün isterim bir yetimi..
    Ah Loya hiç yetemedim sana,
    Terleten ellerinin sıcaklığı şimdilerde buz devri.
    Az gittin uz gittin, gittin işte,
    Sustum ! arkandan nasıl el sallayamışım geldi bir an aklıma.
    Anla mazi ettin bizi Loya,
    Ben,
    Sen,
    O,
    Dur bir dakika onu sevmeye hangi ara karar vermiştin.
    İşte öyle Loya fazla sigara içiyorum..

    E.Y
  • Günlerden bir gün Padişah'ın kızı havuzda yıkanırken
    bir güvercin gelip yakındaki nar ağacına konmuş.
    "Güzel kız, ne hoş görünüyorsun! Aşık oldum sana.
    Hadi çık şu süt havuzundan da daha iyi göreyim seni," demiş.

    "Seni utanmaz kuş!" demiş Prenses.
    "Buradan gitmeni buyuruyorum. Ben Padişah'ın kızıyım.
    Kimsenin bana bakmaya ve benimle konuşmaya hakkı yoktur."
    Güvercin kahkahayı basmış.
    "Güzel kız, uzun zamandır kimseyle konuşmadığını biliyorum!" demiş.

    Prenses Padişah'ın kızı olduğunu unutmuş ve yumuşamış.
    "Tatlı dilli Güvercin, lütfen bana öyle bakma. Hiç hoş değil bu," demiş.
    "Güzel kız," demiş Güvercin. "Elimden gelmiyor. Seviyorum seni."
    "Tatlı dilli Güvercin," demiş kız. "Bir kuşun sevgisini ne yapayım.
    Gerçekten beni seviyorsan güvercin kılığını bir kenara bırak,
    ben de senin kim olduğunu göreyim."

    "Güzel kız," demiş Güvercin. "Sevgimi kabul edeceğini nereden bileyim.
    Bir güvence ver bana, ben de gerçek kişiliğime bürüneyim."
    "Tatlı dilli Güvercin," demiş kız. "Dile benden ne dilersen, hemen vereyim."
    "Güzel kız," demiş Güvercin. "Uykunu isterim,"
    "Tatlı dilli Güvercin," demiş kız. "Uykumu alıp ne yapacaksın?"
    "Güzel kız," demiş Güvercin, "çok geçmeden öğrenirsin uykunla ne yapacağımı."
    "Tatlı dilli Güvercin," demiş kız. "Uykum senindir."

    Tam o anda ayak sesleri duymuşlar, başlarını öne eğmiş hizmetçiler
    ellerinde havlularla havuza doğru geliyormuş. Güvercin, "Güzel kız," demiş.
    "Uykun benimdir. Şimdi gidiyorum. Yine geleceğim.
    Sana bundan böyle Kız Hanım diyeceğim.
    Senin gibi güzel bir kız adsız olur mu hiç!"

    Prenses birdenbire Padişah'ın kızı olduğunu hatırlayınca çığlığı basmış:
    "Seni kuş kafalı Güvercin Benimle konuşmaya nasıl cüret edersin?
    Uykumu geri ver, yoksa kafanı kopartırım.
    O pis ağzınla bana isim koyma cesaretini nereden buluyorsun?"

    Ama Güvercin nar ağacından havalanmış ve gözden kaybolmuş,
    bu yüzden Padişah'ın kızının öfkelenip cellatları çağırtması
    hiçbir işe yaramamış. Yapacak bir şey yokmuş.

    Haftalar geçip giderken Prenses’in gözüne bir damla uyku girmemiş.
    Şöyle bir an için kestiremiyormuş bile. Önceleri uykusuzluk onu çılgına çevirmiş.
    Kuduz bir köpek gibi odasında aşağı yukarı gezinmeye, duvarları tırmalamaya
    ve herkese hakaretler yağdırmaya başlamış; kimseyi kendisine yaklaştırmıyor,
    ne babasını ne de hekimleri içeri sokuyormuş. Bütün günler ve geceler
    boyunca tek başına kalıyormuş. Sonunda bitkin düşüp hastalanmış.
    Ama o zaman bile uyuyamamış.
    Ne bir söz edebiliyor ne de kımıldayabiliyormuş.
    Artık hekimlerin birer birer içeri girmelerine izin vermiş.
    Ama hiçbir hekim onun hastalığına çare bulamıyormuş.
    Padişah kimsenin kızına dokunmasına izin vermiyormuş.
    Bu yüzden hekimler kızın sıkıntısını bir türlü anlayamıyorlarmış.

    Bir gün kimsenin tanımadığı yaşlı bir hekim çıkagelmiş ve
    "Kızın derdine çareyi biliyorum ve elimi sürmeden onu iyileştirebilirim.
    Başaramazsam boynumu vurun," demiş.

    Padişah hekimin kıza götürülmesini buyurmuş.
    Yaşlı hekim kızın başucuna oturup uzun bir süre ona baktıktan sonra
    "Prenses'in derdine çare Sevgi Masalı” demiş.
    "Birisi ona Sevgi Masalı'nı anlatırsa, uykusuzluk illetinden kurtulabilir."

    Padişah'ın buyruğuyla kentin dört yanına dağılan tellallar,
    her kim Sevgi Masalı'nı anlatabiliyorsa saraya gelsin ve Prenses'e anlatsın,
    Padişah masalı anlatabilenin her dileğini yerine getirecektir, diye haykırmışlar.

    Zengin olma hayaliyle birçok kişi gelmiş saraya ve hepsi de
    Sevgi Masalı'nı bildiklerini söylemiş. Ama kızın odasındaki perdenin
    arkasında yerlerini aldıklarında bir sürü yalan söylemek zorunda kalmışlar.
    Prenses onların anlattıklarından hiç etkilenmeyince de Padişah hepsini
    cellatlara göndermiş. Artık kimse masal anlatmaya cesaret edemiyormuş.

    Birkaç gün böyle geçmiş. Yabancı, yaşlı hekim yine ortaya çıkmış
    ve padişaha şöyle demiş:
    "Burası ne biçim kenttir ki hiç kimse Sevgi Masalı'nı bilmiyor.
    Neyse ki falanca dağda yaşayan genç bir çoban biliyor Sevgi Masalı'nı.
    Gidip onu getirin. Ama Padişahım, unutmayın. Onu almaya kendiniz
    gitmelisiniz, yoksa dağdan aşağı adımını bile atmaz.” Ardından hekim gitmiş.
    Padişah ve güvendiği birkaç adamı atlarına atlayıp yola koyulmuşlar.
    Dağın eteklerine ulaşana kadar gece gündüz at sürmüşler.

    Padişah genç çobana seslenmiş.
    Dağın zirvesinden yanıt vermiş genç çoban:
    "Siz de kimsiniz? Benden ne istiyorsunuz?"
    "Ben Padişahım," demiş, Prenses'in babası.
    "Kızımın hastalığını duymadın mı? Aşağı gel ve..."
    Hekimin ona söylediklerini unutmuş Padişah.
    Ama çoban hatırlatmakta gecikmemiş, "Sevgi Masalı’nı mı istiyorsunuz?"
    "Evet," demiş Padişah. "İşte o dediğin her neyse.
    Yabancı, yaşlı bir hekim senin bildiğini söyledi."
    "Evet," demiş çoban. "Biliyorum."
    "Kızımı iyileştirirsen," demiş Padişah.
    "Ne kadar altın, gümüş dilersen dile benden..."
    Aşağı inmeye başlayan çoban, "Padişahım," demiş.
    "Dünya malından söz ederseniz gelmem sizinle.
    Sevgi Masalı ancak sevgi karşılığında anlatılır."
    Samed Behrengi
    Sayfa 19 - Can Çocuk Yayınları