• Mü’minler’in günlük en az bir HİZB (Beş sahife) Kur’an okumaları, AHİRET için en iyi hazırlık olacaktır…

    Asırlardır, günümüze kadar intikal eden tüm tasavvufi akımlarda, günlük en az bir HİZB Kur’an okumak, ev ödevi olarak kabul edilmiş ve bu ders takibi sürekli denetlenmiştir… Nebî sav efendimiz şöyle buyurmaktadır:

    “ Her zaman Kur’an okuyan (Sâhib-ül Kur’an olan) kimseye şöyle denilecektir: --Oku ve yüksel…

    Dünya’da tertîl ile okuduğun gibi (Tane tane ) Burada da (Ahirette) tertil ile oku!

    Şübhesiz senin menzilin, merteben, okuduğun âyet’in son noktasıdır… “ ( Ebu Davud—Tirmizi )

    Sürekli Kur’an okuyan ve yaşayan bir mü’minin, varacağı son durak, Kur’an sayesinde İnşaallah Cennet olacaktır…
  • (Recai iner, bakınır. Yüksel yok... Maket, tepetaklak yerde ve ışıklı... Döner, yürür. Bir köşedeki tabure üstünde duran üç kollu şamdanı çeker. Çakılan kibrit ve yanan mumlar... Sahne daha aydınlanır... Sol merdivende Belkıs... Duvara tutuna tutuna yol almaya çalışıyor. Recai, arkasına düşen Belkıs'tan habersiz... Belkis, saçları karmakarışık, göğşü yırtık, duvarı bırakıp tarabzanlara yapışır. Tutuna tutuna bir iki basamak iner. Yıkılacak, ölecek gibi bir hali var... Orada kalır. Elleri tarabzanda, iki büklüm, saçları önüne dökük, Recai'ye bakıyor.)

    BELKIS — (Avaz avaz) Tekin! Koş!

    (Recai, sağ elinde şamdan, geriye döner. Karşılıklı bakışma... Belkıs hep o vaziyette... Yukarıdan hiçbir belirti yok... Uzun durak...)

    BELKIS — Yukarısını gazla suladın, ha!... Yakacak mısın bizi?

    (Recai elinde şamdan, kızına doğru yürür.)

    BELKIS — (Çılgın) Üzerime gelme! Gelme üzerime!

    (Recai yürür.)

    BELKIS — (Boğazı yırtılırcasına) Gelme!

    RECAİ — (Merdivene yakın) Diri diri yakacağım!

    BELKIS — Kızını, kızını!... Ben oğlumu yakabilir miyim?

    RECAİ — Sen, oğlunun gözlerini arkasından çepeçevre bağlar, onu bileğinden çeker, mâbede sokar, mihrabın yanında, açık duran Kur'ân'in önünde, onunla gerdeğe girebilirsin! Sen, olabilse, Allah'ı yakarsın!

    (Durak... Bakışma...)

    RECAİ — Evin, şehrin, ülkenin belâ tohumu! Yan! Allah ateşi, pisliğin temizlenmesi için yarattı. Ebedî pis! Pisliğin boyunca yan!

    BELKIS — (Eleriyle dağınık saçlarını kavramış, cinnet halinde) Annem beni herhalde senden peydahlamadı. Açık fikirli bir insandan geldim ben!... Küf kafalı bunak! Bütün caddeyi toplayayım başına da gör!

    (Belkis, sesinin son perdesiyle paralayıcı bir çığlık koparır. Bir taraftan da saçını yoluyor. Birden döner, yukarıya fırlar. Düşe kalka çıkıp orta çıkış merdiveninde kaybolur. Müthiş bir yığılma sesi... Belkis, orta çıkış merdiveninde yere yığılmıştır. Uzun durak... Recai, elinde şamdan, kuvvetli bir genç gibi, hızlı adımlarla merdivenleri çıkar, kaybolur. Uzun durak... Merdivenin sağ ve sol iniş düzlüğünde küçük alev akisleri... Uzun durak... Alev akisleri pek yavaş gelişmekte...)

    PARAVANANIN ARKASINDAN YÜKSEL'İN SESİ — (Paralayıcı) Büyükbaba! Büyükbaba!

    (Yüksel koşarak gelir.)

    YÜKSEL — Büyükbaba!

    (Yüksel merdivenin başında durur. Alevlerin büyüyen aksi... Soldan, dimdik, Recai iniyor. Para vananın arkasından iki polis memuru çıkar.)

    YÜKSEL — (Polislere) Konak yanıyor! İtfaiyeye haber!

    (Polisler fırlayıp çıkarlar. Recai inmiştir. Yüksel perişan...)
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 119 - BÜYÜK DOĞU YAYINLARI
  • GENÇ ŞAİR — (Recai'ye) Bizim de bir sorumuz olamaz mi?

    RECAİ — Olabilir efendim! Buyursunlar!

    GENÇ ŞAİR — (Böbürlenmiş) Zaman nedir, anlatır mısınız?

    RECAİ — Soruların en yamanı! (Ayağa kalkar) 10 numaralık izah yapayım mı?

    GENÇ ŞAİR — (Küstah) Görelim efendim!

    RECAİ — Zaman, bizi götüren ve sizi getiren akış...

    GENÇ ŞAİR — Tam 10 numaralık...

    RECAİ — (Yüzü apacı) Halbuki sıfır... Zaman, iki ucu sivri bir ok... Ne tarafa gittiği belli değil... Mezara doğru mu, beşiğe doğru mu, belli değil... Eğer genç, önde olan, son olan demekse, o ben miyim, siz misiniz, belli değil... (İki elini yana açmış, sağına soluna dehşetle bakınır) Kulağımda bir fısıltı var, gençler; deniz fısıltısı gibi bir ses... Zaman diyor ki bana; önde olan sensin! Beni anlamak için kafa patlatandır önde olan... O sensin!... Sana geri diyenler de, beni aldatıcı kıvrımların içinde akışı tersinden görenler... (Durak... Ezici bakış...) Zamanı anlayın çocuklar; anlamak değil de, düşünün yeter! Zamanın yuvarlağını düşünün, meşin topunkini değil...

    (Herkes suspus, apışmış... Recai gençlerin üzerle erine doğru gidip onları teker teker yakından süzer.)

    RECAİ — Bizi muşmulaya çeviren zamansa, sizi de işte böyle, altı aylıkken düşürülmüş kavanoz çocuklarına döndüren, aynı zaman! (Durak) Bizi zaman kokuttu; sizi de, ithal malı buzdolaplarına rağmen, zamanı kokutanlar üretti.

    (Merdivende, elindeki küçük tepsiyle enjektörü ve öteberisini getiren Belkıs... Belkıs, Recai'nin tavrını görür görmez Tekin'in yanında kala kalır.)

    RECAİ — (Uzaktan Yüksel'e) Seninle beni aynı kefeye koydular Yüksel! Demek içlerinden birine bizden bir şey geçebilmiş... (Hacer'e) Artık rahat ölebiliriz, hanım! Zamanın ölçüsüne kendimizden bir iplik atabilmişiz.
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 80 - BÜYÜK DOĞU YAYINLARI
  • (Durur, gözlerini Yüksel'e saplar) Adamı camide gördün; camiye niçin gittin? Niçin gidilirse onun için mi?

    YÜKSEL — Plânımı yapmak için... Belki kırk kere gittim.

    RECAİ — Kırkında da adama tesadüf ettin mi?

    YÜKSEL — Ettim. Daima namaz biterken gittim de ondan.

    RECAİ — Ne yapıyordu adam?

    YÜKSEL — Kalın bir mermer direğin gerisinde, ellerini açmış ağlıyordu.

    RECAİ — Her defasında ağlıyor muydu?

    YÜKSEL — Her defasında... Ama ne güzel, ne gizli, ne içten ağlayış...

    RECAİ — Sen dış yüzdesin! Mimarlık bu... İçten nasıl bahsedebiliyorsun?

    YÜKSEL — Dıştan içe geçmeseydim, bu ağlayış beni çeker miydi? Öz vatanımda, yalnız plastik görünüşe, dış estetiğe bağlı bir turist miyim ben?

    RECAİ — Aramızda, öz memleketinde turistlerden de yabancı olanlarımız var... Yoksa, Amerikalılar'ın bile bayıldığı camileri sevmemek kimin haddi, dış yüzünden? (Durak, dikkat) Sonra adam seni bir aktar dükkânına çekti. Orada ne gördün?

    YÜKSEL — Babası camideyken dükkânı bekleyen, örtülü minyatür yüzlü bir kız...

    RECAİ — Kıza tutuldun!

    (Yüksel cevap vermez. Recai torununu süzer.)
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 39 - BÜYÜK DOĞU YAYINLARI
  • (Recai titremesi hafiflemiş, halkayı süzer. Gözleri, başörtülü ve yeldirmeli ikinci genç kızın üstünde durur.)

    RECAİ — (İkinci genç kıza) Bu sizin tabii kılığınız mı? Asrîlikte bu tuhaflık da var mı?

    AYSEL — Küçük bir şaka, büyükbabacığım. Eyüp'lü aktarın kızına benzetti kendisini...

    RECAİ — Niçin?

    AYSEL — Yüksel'in çılgınca sevdiği kızı canlandırmak için...

    RECAİ — (Yüksel'e) Sahi mi?

    YÜKSEL — Bunlar hep masakaralık, büyükbaba... İşleri güçleri maskaralık...

    RECAİ — (İkinci genç kıza) Yaklaş bana kızım!

    (İkinci genç kız, mahçup bir tavır ve masum bir görünüşle Recai'ye sokulur.)

    RECAİ — Sen Yüksel'in sevdiği kız mısın?

    İKİNCİ GENÇ KIZ — Hayır efendim, onun benzeriyim.

    RECAİ — Eğer varsa, bu halinle babaannenin, anneannenin de biraz benzeri değil misin?

    İKİNCİ GENÇ KIZ — Evet efendim!

    RECAİ — (Sert) At üstündeki şu yalancı şahitleri!

    (İkinci Genç kız, başörtüsüyle yeldirmesini çıkarıp atar. Çok kısa etekli ve fazla açık yaz elbisesi görünür. Recai, topuğundan saçına kadar kızı süzer.)

    RECAİ — Şu anda çıkaramadığın çoraplarınla, boyayamadığın suratın bir tarafa, işte kendini buldun! Bu halinle, bir parçacık, bir parçacık, elli yıl farkı içinde annelerine benziyor musun?

    (Ağır sükût... Durak... Herkes kaskatı...)

    GENÇ ŞAİR — (Enerjik bir tavırla Recai'ye yönelir) İyi ama, kendi çocukları ona benzeyecek...

    RECAİ — (Titreme başlar, bastonunu yere vurur.) Hayır, benzemeyecek! Eğer dâva, sizin elli yılda aldığınız hızı devam ettirmekse, yarım asır sonra torunlarınız, ya önlerine bir yaprak bile takmadan gezecekler; yahut yüreklerine bir utanç yıldırımı düşecek de ışık sızmaz çuvallar içine girecekler.

    GENÇ ŞAİR — Af buyurun, beyefendi hazretleri; yani büyükanneleri gibi kargalara mı benzesin yeni yetişenler?

    RECAİ — Doğru! Bizim karga yumurtalarımızdan çiyanlar ve kırkayaklar çıktı. Karga dediğin, yumurtasından kanarya çıksa onu gagasıyle öldürür. Biz sizi, göre göre, gagamızla besledik. Bakalım sizin yumurtalarınızdan neler çıkacak? Göreceksiniz ve tanıyamıyacaksınız! (Durak) Ben dışta, kılıkta mılıkta değilim ha; (Elini göğsüne götürür) İçteyim, içte...

    (Recai susar. Yukarıya kaldırdığı bastonu, öbür eliyle beraber titriyor.)

    RECAİ — Biliyorum! İhtiyarlara saygı diye bir âdet olmasaydı garplılarda, şimdi benim sakalımı yolardınız! O basmakalıp çarşı-pazar damgalarınızla her tarafımı mühürlediniz: Moruk, kokmuş adam, örümcek kafalı, softa, gerici... (Bastonuyle tavanı gösterir.) Bırakın, tavan arasındaki küflü çamaşırlar gibi bizi attığınız katta son nefeslerimizi sayalım da, sonunda herşey size kalsın... Yeter ki, biz ölmeden, tepinmeleriniz, naralarınızla çatıyı başımıza yıkmayın! Aramızda bir fark var: Bizim yaşımızdakiler gitmek üzere olduğunu bilir; sizin yaşınızdakilerse, kalacağını sanır. Hiç olmazsa bizim, bize ait bilgimize katılın da biraz sabırlı olun! Ne dersiniz, çocuklar?

    AYSEL — Allah sizi başımızdan ayırmasın, büyükbabacığım!

    RECAİ — (Aysel'e) Sus! Annenden kaptığın çıkartma kâğıdı klişeyi alnına yapıştırma! Sen beni çekebilir misin? O narin başının üstünde çeki taşını gezdirebilir misin sen? Ben öleyim ki, ferahlayasınız... (Yüksel'e döner) Haydi Yüksel, seninle bizim kata çıkalım da şu Eyüp'lü aktarla kızını konuşalım!

    (Recai, titremeli, bastonuna dayanarak, indiği merdivenin öbür koluna doğru yürür. Yüksel büyükbabasının sol koluna girmiş, onu takip eder. Herkes, arkası dönük, Recai ile torununa bakıyor. Pat pat çıkarlar.)

    RECAİ — (Çıkarken, başını gençlere çevirmiş bir an durur.) Kusura bakmayın çocuklar! Böyle ukalalıkların hiç de zamanı değil ama, ihtiyarlık bu; insan giderayak boşboğaz oluyor!

    — Işıklar söner
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 22 - BÜYÜK DOĞU YAYINLARI
  • 10. O gün insanoğlu, "Kaçacak yer nerede?" der.

    11. Hayır, bir sığınak yok.

    12. O gün son durak Efendinin huzurudur.

    13. O gün insana, yapıp yapmadığı her şey haber verilir.

    14. Doğrusu, insan kendi kendisine tanıktır.

    15. Birtakım özürler ortaya atsa da…

    Kıyamet 10-15
  • 464 syf.
    Herkese Merhaba⁣
    Sizlere çok keyif alarak okuduğum, kitabın ilk sayfaları ile olayların başladığı ve dur durak bilmeden devam ettiği bir kitap ile geldim. Bu kitap yazarın ilk kitabıymış ve ilk kitaba göre gayet başarılı bir iş çıkarmış. Gayet akıcı ve sade bir dili vardı ve okurken sayfaların ne ara değiştiğini anlamak mümkün değil. Her sayfada yepyeni olaylar ve cinayetler. ⁣
    Bu arada kitabımız Dedektif Buddy Lock serisinin de ilk kitabı ve devam kitaplarını merakla bekliyorum. ⁣
    •⁣
    Bir yeni yıl gecesi ve ailecek yenen bir yemek... ⁣
    Köklü ve zengin Brook ailesi için güzel bir akşam... ⁣
    Ta ki eli baltalı bir katilin Brook ailesinin evine gelip aileden 3 kişiyi katledene kadar. ⁣
    Kilerde çikolata arayan ben annesinin kendisini kaçıp kurtarması için attığı çığlıkları duyup gayet sağduyulu bir şekilde annesini dinlemesi ile hayatta kalır. Daha 10 yaşında ve ailesi ölürken zekası ile hayatta kalır.⁣
    Peki katil her neyin peşindeyse bununla sınırlı kalacak mı acaba? ⁣
    Tabi ki hayır... Daha 10 yaşında bir çocuğun peşine düşer ve onu öldürmek için denemediği yol kalmaz. ⁣
    Ben nerede kalmaya başlasa katil onu eli ile koymuş gibi bulur ve her seferinde onu öldürmek için elinden geleni yapar.⁣
    Katil Ben Brook'u öldürmeye çalışırken Brook ailesinin diğer üyelerini de vahşice öldürmekten geri kalmaz. Vahşice diyorum çünkü katilimiz silah ya da bıçak kullanmıyor. Cinayetleri bir Balta ile işliyor ve ortaya kan donduran görüntüler çıkıyor. ⁣
    •⁣
    Yıllar öncesine dayanan intikam ve nefret mi? ⁣
    Yoksa aile içinde şirket yüzünden çıkan anlaşmazlıklar mı bu kadar cinayete sebep oldu?⁣
    Peki Ben hayatta kalmayı daha ne kadar başarabilir? ⁣
    •⁣
    Benin hayatta kalmak için yaptıklarına hayran oldum. Ben onun yerinde olsam o kadar başarılı olabilir miydim bilmiyorum. Hele galeride hayatta kalmak için yaptığı hamle gerçekten 'Ben' sen çok zeki bir çocuksun dedirtti.⁣
    Mei, Buddy ve Ben üçlüsünü de çok sevdim. Serinin devam kitabında Buddy'in kardeşi Ward hakkında daha çok bilgi edinirsek harika olur ⁣
    Kitap gerçekten güzeldi ama ben çokta gerilemedim ne yazık ki