• Yakut el-Hamevi'nin naklettiğine göre, Imam Şâfiî'nin Kureyşli bir hanımı vardı. Onunla şakalaşırken şöyle diyordu:

    Belâdır, sevdiğin sevmez, yüz çevirirse senden
    Arayıp sormaz, sen israr ettiğinden.
  • İmam Şâfiî, Sâmira* kentine vardığında, üzerinde eski ve kirli bir elbise vardı. Saçı da uzamıştı. Hemen bir berbere gittiyse de, İmam Şafiî’yi tanımayan ber­ber onu kirli bulup; “başkasına git” dedi. Bu durum Şafiî’nin gücüne gitmiş, kendisine hizmet eden delikanlıya dönüp: “Yarımda ne kadar para var?” diye sormuştu. Delikanlı: “On dinar” deyince Şafiî: “Onu berbere ver!” dedi. Deli­kanlı parayı berbere verdiğinde îmam Şâfiî şu beyitleri okudu:

    Üzerimde bir elbise var
    Tamamı bir kuruşa satılsa
    Bir kuruş fazladır ona
    İçinde ise bir can taşır ki
    Daha azametli ve daha yücedir
    Bazılarıyla kıyaslanırsa
    Kılıca zarar vermez kını eskise de
    Parçalar değdiğinde eğer keskinse
    Günler hakir görüyor
    Şeklimi şemâlimi
    Parçalanmış kılıflarda
    Ne kılıçlar vardır, değil mi?

    Beyhakî, Menakıbu’ş-Şafiî, c.2, s. 108 / Fahreddin er-Râzi, Menakıbu’ş-Şafiî, s.l 18,119 / Yakut el-Hamevî, Mu’cem’ul-Udebâ, c.17, s.320
  • Semerkant bölgesi, kendi aydınlık ortamında yeni bir re­torik yaratmıştır.

    Bu bölge, İslam düşüncesinin en büyük usulcülerini, kelamcılarını, fakihlerini, muhaddislerini, müfessirlerini ve filozoflannı
    yetiştirmiştir. Bir şehirde yüzlerce medresenin eğitim verdiğini dikka­te aldığımızda, buranın Kur'an'ı en iyi anlayan bölge olarak gösterilmesinde şaşılacak bir sey olmadığı anlaşılır. Mesela, Yakut el-Hamevi, Merv kentindeki kitaplardan ve kütüphanelerden bahsederken büyük şaşkınlık içindedir. 12 ayrı kütüphanenin her birinde bulunan Arap­ça, Farsça, Yunanca ve Süryanice 12.000 cilt kitaptan bahsetmek­te ve bu kitaplarınkendisi için ev, eş, çocuk gibi bütün bağlılıkları unutturacak bir cazibeye sahip olduğunu aktarmaktadır.
  • Kürdistan’ın kuzeyindeki toponimi terörü sadece Türklerin kendilerine bir tarih yaratmak veya var olan tarihi kendileri için devşirme girişimlerine dayanmıyor. Bu, aynı zamanda Kürtlerin de bilinçli ya da bilinçsiz olarak ortağı olduğu bir köksüzleştirme, iz kaybettirme, geçmişten ve daha kötüsü bağlamından koparma girişimidir.

    Şemseddin Sami, 1889-1898 yılları arasında 6 ciltlik ilk Türkçe ansiklopedi olan Kamûs’ul-A’lam’ı yayınlar. Şemseddin Bey, dünyanın birçok muhitinden bahsettiği gibi bu ansiklopedik sözlüğünde Kürdistan’dan ve Kürtlerin tarihi şahsiyetlerinden, mıntıkalarından, şehirlerinden bahseder.

    Emin Bozarslan, bu sözlüğün Kürtler ve Kürdistan ile ilgili maddelerini büyük bir emek vererek ve yaklaşık altı yüz not ile çevirir ve Tarihteki İlk Türkçe Ansiklopedide Kürdistan ve Kürdler adıyla yayınlar (2001, Deng). Bu kitabın yayınlanmasından itibaren Antep şehrinin ismi Kürtçe kaynaklarda, Kürt TV’lerinin bültenlerinde, Kürt ajanslarının haber bildirimlerinde ve hava durumu raporlarında Dılok, Dilok ve Dîlok olarak görülmeye başlanır.

    İsimdeki bu değişimin hikâyesi epey ilginçtir. 

    Şemseddin Sami, Ayntab maddesinde “Bu şehir yeni olup, İslâm fetihlerinde adı geçmiyor. Yakut-ı Hamewi, ‘Ayntab’ adıyla Haleb ve Antakya arasında müstahkem bir kale olduğunu ve eskiden ‘Dılok’ adıyla ünlü olduğunu, önemsiz bir biçimde belirtiyor” diyor (sayfa 60).  Yani Şemseddin Sami, Anteb’in eski adının Dılok olduğu bilgisini 1179-1229 yılları arasında yaşamış olan ve Mu’cemü’l-Büldân (Beldeler Sözlüğü) adlı yapıtıyla bilinen Yakut el-Hamevî’den aktarıyor. Bozarslan da bu madde için yazdığı notta “Burada da belirtildiği gibi kentin asıl ve eski Kürdçe adı ‘Dılok’tur. Bu adın anlamı, ‘ona buna gönül veren, ona buna âşık olan’ demektir” diyor (sayfa 257). Oysa yine Bozarslan’ın çevirdiği Şerefname’de (1971, Ant Yay.) Anteb ismi Ayntab şeklinde geçiyor (sayfa 318).

    Dahası o güne kadarki bütün Kürt/çe kaynaklarda şehir Ayntab, Entab ve ‘Entabê olarak geçmekte. Örneğin Musa Anter’in Ferhenga Khurdî-Tirkî adlı sözlüğünde Antep şehrinin Kürtçe adı Antabê, Dengbêj Huseynê Mûşî’nin en çok bilinen klamlarından birinin adı ise Şerê Entabê’dır. Şakiro’nun Wey Dil’ında sevgili “cotek qonderê ‘Entabê” giymiştir ve Kürt delegasyonunun 29 Kasım 1948’de Birleşmiş Milletler’in Paris oturumuna gönderdiği muhtırada yer alan ve Kürtlerin talep ettiği sınırları gösteren haritada bu isim Antabolarak geçer (Mémorandum sur La Situation des Kurdes et Leur Revendications, Paris, 1948,  sayf 48- 49).  Sürgünde Kürt Parlamentosu’nun ve Paris Kürt Enstitüsü’nün 1990’lı yıllarda hazırlamış olduğu tüm Kürdistan haritalarında da durum aynıdır. Ne var ki Dılok ismi Kürtçe yazımı olan “Dilok” sebebiyle yanlış bir okumayla “Dîlok” şeklindeki telaffuzu ile yayılmaya başlamıştır.

    Oysa Antepli Kürtlerin dahi bilmediği Dilok ismi Antep’in değil, şehrin yaklaşık 15 km. kuzeybatısında bulunan bir köyün “adıdır” ve Antep, Hıristiyan Roma tarafından zaten bu köyün önemini yok etmek için yapılmış bir kaleşehirdir. Türk Devleti’nin isim değiştirme mantığında, eğer tarihi isme yakın bir Türkçe kelime varsa isim olarak o seçilir. Bu yüzden de köy 1968’de Düllük olarak kayda geçer. Düllük, Türkçe’de oyuncak düdüklere verilen isimmiş (TDK, Derleme Sözlüğü, C. 4). Buranın 1968 öncesi isminin ne olduğu ise TBMM kayıtlarında görünmüyor. Fakat bu isim üzerinde yeterince durulmadan yapılacak tüm yorumlarda köyün Kürtçe isminin Dılok olduğu varsayılabilir. Çünkü Kürtçe’den Türkçe’ye geçen tüm kelimelerde sürekli olarak “i” (Türkçe telaffuzla ı) harfleri “u-ü” harflerine dönüşür (Bilind-Bülent, Zirne-Zurna gibi).

    Tarihi kaynaklar bu ismin peşinden gitmek isteyenler için çok fazla şey biriktirmiştir. Örneğin 1827 tarihli Philippe Vandermaelen’ın La Turquie d’Asie başlıklı Asya haritasının 51. Nolu paftasında Halep ile Maraş sancağını ayıran sınır tam olarak Doluc adıyla kaydedilen yerden geçiyor. 1751 tarihli Robert Didier’in Asya Minor haritasında ise Dolucha göze çarpar. 1697 tarihli Rahip Bourguignon’un Latince kaynakları tarayarak çıkardığı Minör Asya’nın Suriye bölümü haritasında ise Komagene’de, Zeugma’nın hemen kuzeyinde Doliche ismini görürüz. Bu bizim açımızdan önemli çünkü buranın Strabon dahil antik kaynaklarda geçen ismi Doliche / Dolikhe (Ch sesi Hint Avrupa dillerinde kuzeyde Ç olarak telaffuz edilirken güneye indikçe X’ye dönüşür).

    http://kurdistan24.blob.core.windows.net/...-2018/harita%201.jpg

    1907 yılında Belçikalı araştırmacı Franz Cumont, Doliche’yi ziyaret etmiş ve burada antik döneme ait mimari kalıntılara denk gelmiştir. Bu erken dönemde önemli bir tespit yapan Cumont, buranın Juppiter Dolichenus Tapınağı olabileceğini belirtmiştir. Bu tespit ancak yaklaşık yüzyıl sonra 2001 yılında Münster Üniversitesi burada arkeolojik kazılara başlayınca ispat edilebilmiştir. Evet, bizim Dilok, Doliche kültünün kabesidir ve M.Ö. 1. binde burada ortaya çıkan dinin merkezidir.  
    İlginç olan ise bu köyün zaten kutsal bir alan olarak halen de ziyaret ediliyor olmasıdır. Hellenistik ve Roma döneminde kutsal bir merkez olan burası, Hıristiyanlıkla birlikte 4. ve 12. yüzyıllar arasında piskoposluk olarak işlev görür. İslam’ın Kürdistan’a gelişinden sonra bir kez daha biçim değiştiren kutsal alan, Alevi Kürtler için ocak kabul edilirken halen faal olan Dülük Baba Türbesi ise her yıl binlerce ziyaretçi alır. Antep Valiliği’nin tanıtımlarında burası için “Dülük Baba, Antep’in İslam orduları tarafından fethinde şehit düşmüş bir sahabedir. Asıl adı Davud Ejder’dir ve kardeşi Malik Ejder de Maraş’ta şehit düşmüş ve orada gömülmüştür” diyor… Yunan mitolojisinde Jupiter’in simgelerinden birinin ejder oluşu ve onun “iyilik ejderi” olarak tariflendirilmesinden daha ilginci bilinen Dolichenus tapınaklarından birinin de Maraş’taki Germanikia (Gurgum) tapınağı olmasıdır.

    Jupiter Dolichenus, Hitit-Hurri tanrılarından biridir ve Mithra kültüründe büyük bir yer kaplar. Bir dönem Ahura Mazda ile yani evrenin tek tanrısı özdeşleştirilmiş ve Mithraizm’in Romalı askerler arasında yayılmasıyla birlikte batıya doğru gelişmiş ve Zeus niteliği kazanmıştır. Halen Kürdistan’dan İngiltere’ye kadar aynı hat üzerinde yeri tespit edilebilmiş onlarca tapınağa sahiptir. Urartu kazı alanlarından da Kürdistan’ın diğer bölgelerinde de bir boğanın üstünde duran Dolichenus’un bir elinde balta diğerinde yıldırım tutan öfkeli kabartmaları çıkmaktadır. En son Karkamış kazılarında bir boronz heykeli bulundu.

    http://kurdistan24.blob.core.windows.net/...ey/Tr-2018/foto1.jpg

    Peki Kürtçe’de bu köyün ve tarihsel kültün adı nedir?

    Bozarslan, Şemseddin Sami’den, Şemseddin Sami de Hemavî’den aktardığı için Dılok buranın Kürtçe değil Arapça ismidir. Hamevi, uzun süre Hama’da köle olarak kalmıştı ve hem Minbic’te hem de Bekaa’da birer Dolichenus tapınağı var ve bu isim onun dönemine ait bir Arap telaffuzudur.

    Burada yaşayan köylülerle yaptığım görüşmelerde köye Dülük denilmeden önce Kürtlerin buraya Dolix - Dolixê dediklerini kayıt altına aldım. Dülük Baba yerine de Delê ve Şêx Dolê isimleri kullanılıyormuş. Doliche / Dolikhe isminin doğal olarak bizdeki karşılığı zaten Dolixê şeklindedir. Tıpkı Grekçe’de Kürt anlamına gelen Karduch’un modern Yunanca’da Kardokh olması ve bizde Kardux olarak telaffuzu gibi.

    Kürt aşiretlerinin isimleri çoğu zaman Kürt kültürünün ve tarihinin derin izlerini taşır. Bu yüzden Dolixê çevresindeki aşiretleri de gözden geçirmekte fayda vardır. 1904 yılında Mark Sykes ve arkadaşlarının tuttuğu haritalarda Antep, İslâhiye ve Maraş üçgenindeki en büyük Kürt aşiretinin adı Delikan’dır (Kürtçe diğer kullanımları Delikî, Delkan; Osmanlı belgelerinde Dellikanlu). Mihemed Emin Zeki Bey ile Izady’nin aktardığı ve benim 2004 yılında güncellediğim aşiretler listesinde Delikan aşireti için “Halep’in kuzeybatısında yaşarlar” notunu düşmüşüz. Yani antik haritalarda Doliche’nin bulunduğu yer.


    http://kurdistan24.blob.core.windows.net/...r-2018/harita002.PNG

    Fakat Delikan aşireti bir de İran’ın Zencan-Xalxal bölgelerinde karşımıza çıkar. Komşularının Canpolat, Kilîsxanî, Şadran ve Dinaî aşiretleri olması bizi 1605 senesine götürür. Halep başkentimiz olmak üzere bağımsızlık ilan eden Êzdî Canbolatların, 1607’de Kuyucu Murat tarafından Oruç Ovası’nda bozguna uğratılmaları ve akabinde buradaki aşiretlerin dağıtılarak İran’a sürgün edilmesine…

    Hasılı, Antep’in ismi Kürtçe Ayntab, Entab, Eyntab’tır. Dilok başka bir yerdir ve Kürtçesi Dolix / Dolixê’dır. Medler ile Asurlular arasında Dolixê üzerine çok sert savaşlar olmuş. Yakın dönem Kürtler ve Araplar ile Tükler arasında da Antep’e kimin hakim olacağına dair çok büyük çatışmalar var. Örneğin 1792’de Antep’in Kürt eşrafından Mihemed Betalî, Antep Kalesi’ni ele geçirmiş, 75 günlük direniş sonrası yenilmiş ve 36 adamıyla birlikte başı kesilmiştir.

    Eyntab’ı Dilok ve dahası Dolixê’yi Dılok yaparsanız geçmişle bağının kurulmasını zorlaştırır ve belki o bağlamın tümünükaybettirirsiniz. Jupiter Dolichenus’u da Delikan aşiretini de kaybetmemek gerekir. Kürtçe olsun ya da olmasın Kürdistan’daki her yerin ismi kıymetlidir ve beraberinde bize bir tarih taşımaktadır.