• Kuranı konuşmak değil, yaşamak şifadır. Balın kavanozunun kapağı kapalı kaldığı gibi Mushaf'ın kapağı da kapalı, açılıp okunmuyor. "Rabbim buyurmuş ki" denmiyor, "Allah yasak etmiş" denmiyor. "Rabbim böyle istedi, böyle olacak" denmiyor ise bu, kapağı kapalı bir kavanoz gibidir. Balı konuşmak, bal yemek değildir. Kur'an'ı sadece konuşmak da Müslümanlık değildir.
  • Kur’ân İslam’ı söyleminin diğer bir açmazı Kur’ân’ı yorumlamak için geliştirilen yöntemlerin keyfi oluşu, yani ilmî yorum ilkeleriyle test edilmemiş olmasıdır. Zaten Kur’ân İslam’ı yorumunu yapanlar ilmî bir iddia da taşımamaktadırlar; onlar iknai bir argümanla kendilerine inanmasını bekledikleri ve hatta inanmaya meyyal “cemaatlerine” konuşmaktadırlar. İlim sadece inanmaya meyyal bir topluluğa konuşmaz; aksine ilim en az iki kişi arasında gösterilebilir ilmî ölçüler ve kriterlerle yani belirli bir usül çerçevesinde, teorik tutarlılık, mantıksal bütünlük ve kabul edilebilir istidlal yöntemleriyle konuşur.

    Kur’ân İslam’ı iddiasında bulunanlar ise Kur’ân tefsiri yaparken akıllarına gelen bazı “ilginç” ve “acayip” fikirlerin, dinleyicilerinin zihninde ma'kes bulması, onlar tarafından kabul edilmesiyle başlayan bir süreçte belirli bir dinleyici kitlesine ulaştıktan sonra inanmaya hazır bir cemaate konuşmaktadırlar. Bu sebeple, söz konusu tarzdaki tuhaf fikirlerin birikimiyle cemaat bir ideoloji oluşturmaktadır. Ancak bu fikirlerin ilmî bir platformda ve bilimsel bir yöntemle tartışılmasıyla tutarlı olup olmadıkları anlaşılabilir. Henüz Kur’ân İslamcılarının söylediklerini, kendi platformları dışında yayınlamadıkları ve bilimsel dergilerde tartışmaya açacak akademik niteliğe kavuşturmadıkları için bu tutarlılığın test edildiğini söyleyemeyiz. Sadece şu ana kadar bu yaklaşım sahiplerinin söylediklerinin henüz ilmî bir seviyeye ulaşmadığını söyleyebiliriz.

    Kur’ân İslam’ı söyleminin diğer bir büyük açmazı da şüphesiz Kur’ân’ı elimizdeki Mushaf hâliyle gökten zembille inmiş bir metin olarak okumalarıdır. Klasik İslam düşüncesi Kur’ân’ı ancak beşerî bir metni anlar gibi anlamamız gerektiğini kabul etmekteydi. Ama Kur’ân İslamcıları onun lafızlarının sanki 7. yüzyıl Arap toplumunun anladığı lafızlar değil, Kur’ân Hz. Peygamber ve ashabının hayatı ve bağlamı içinde parça parça ve onların yaşanmışlıklarına bir cevap/müdahale olarak inmiş değil de adeta “Kur’ânca” diye bir dilde ve bağlamsız bir hâlde indiğini zannediyorlar. Bu yüzden de Kur’ân’ın söylemediği şeyleri garip ve bilimsellikten uzak yöntemlerle ona söyletmeye kalkıyorlar.

    Diğer bir açmaz da Kur’ân’ın yorumu ile çağdaşlığa ulaşma ülküsüdür; çünkü hemen hemen tüm çağdaş İslam akımları, İslam’ın yeniden eski izzetli günlerine dönmesi için çağdaş meydan okumaları göğüslemesi gerektiği varsayımından doğmuştur. Bu nedenle Kur’ân’ın çağdaş değerleri içerecek şekilde yorumunu yapmak için Kur’ân’ın zâhir anlamını çarpıtma pahasına yorumlara girişildiğini görüyoruz. Bunlar genellikle kadın, evlilik gibi meselelerde karşımıza çıkmaktadır. Kur’ân zâhir dilinde “Serkeşlik eden kadını dövünüz” mealindeki âyeti zâhiren bunu değil de başka bir şeyi söylediği şeklinde anlıyorlar. Aynı şekilde Kur’ân’da herhangi bir yasak olmadığı hâlde Kur’ân’ın zâhirinden çocuk evliliğini yasaklayacak anlamlar uyduruyorlar. Ya da kadınların erkeklerle eşit olduğu fikrini zedelediğini düşündükleri için olsa gerek adetli kadının ibadet edememesi ya da oruç tutamaması şeklindeki İslamî kuralın Müslümanlar tarafından uydurulduğunu, Kur’ân’ın zâhir anlamında bunun aksini söylediğini vs. iddia ediyorlar.

    Burada, tüm Müslümanların ilk nesillerden itibaren Kur’ân’ı anlamadıklarını söylemenin Hz. Peygamber’in de Kur’ân’ı anlamadığını söylemek anlamına geleceğini görmemeleri bir yana, Kur’ân’ı çağdaş değerleri içerecek şekilde okuma isteğine dikkat edelim. Bu yaklaşım yani Kur’ân’ı her hâlükârda çağdaş değerlere varacak şekilde okuma anlayışı, inanmaya hazır bir topluluğu bir süre ikna edebilir; ama sonra bunun Kur’ân’ın hiç de bilimsel olmayan bir yolla ve kişisel/keyfî yaklaşımlarla yorumlanması olduğu fark edildiğinde insanların Kur’ân’a imanını sarsacak bir yaklaşım olabileceği unutulmaktadır. Kur’ân İslamcılarının bence temel açmazı işte buradadır; Kur’ân’a hizmet aşkıyla çıktıkları bu yolda insanların Kur’ân’dan uzaklaşmasının sebebi olabilirler.
  • 18. yüzyılda Kur'an ve önemli dinî metinler (şerh ve tefsir ve En'âm cüzleri) baskı dışı bırakılmış ve bu konudaki yasak 19. yüzyılda da devam etmiştir. 1853-54'lü yıllarda bile "matbu' mushaf-ı Şeriflerin men'ine" dair yasaknâmeler çıkıyordu. Ancak matbaa yasağı bu konuda artık devam etmemiş olmalı ki, sonraki dönemde basma nüshalara rastlanıyor.