• Sürekli karar vermek zorundasın. Verdiğin her karar yeni pişmanlıklara yol açar. Her pişmanlık yaşadığında her şeye yeniden başlamak istersin. Ve her başlangıç, yeni bir zaman kaybıdır.
  • 408 syf.
    ·8 günde·8/10 puan
    Kolunuz ya da bacağınız bir kaza sonucu kopsa ya da bir hastalık sebebiyle kesilse pek çok insan artık sizi görmez, vücudunuzdaki eksikliği görür. En belirgin vasfınız bu olur. Diğer özelikleriniz bir arka plan resmine dönüşür. Aceleci, güleryüzlü, unutkan, esmer, orta boylu filan demezler, “hani şu bir kolu olmayan” derler. Sizin âlâmet-i fârikanız, âdeta kimliğiniz bu oluverir. Zaten gündelik işlerinizi eskisi gibi yürütemezsiniz. Yeni bir duruma uyum sağlamak sıkıntı verir. Bunun yanına bir de dayatılan yeni kimlik eklenince ruh sağlığınız ağır bir darbe alır. Aynada asık suratlı, asabî, nobran, mendebur bir insan görmeniz pek olasıdır. Yaşama sevinci sizi süratle terk edebilir.

    Koşmak İstiyorum’un kapağını aralıyor ve gözümüzü hastanede açıyoruz. Cesika (Jessica) adında bir genç kız anlatıyor bize olan biteni. Kendisi gelecek vaadeden başarılı bir atlet(miş). Bir orta mesafe koşucusu… Kendi kategorisinde rekor kırdığı bir yarıştan sonra takım otobüsüne bir kamyon çarpıyor ve Cesika’nın sağ bacağı dizinin altından itibaren parçalanıyor. Bir ressam için gözünü kaybetmek neyse bir atlet için bacağını kaybetmek aşağı yukarı odur.
    "İğrenç, güdük bir sopa!" diyor Cesika bacağının kalan kısmı için… Kendisini de bir ucube olarak görüyor. Yollarda, patikalarda, pistlerde rüzgar gibi eserken tuvalete gidemeyecek hâle gelirseniz ne hissederdiniz ki?

    Organ eksikliğinin ya da işlevsizliğinin insanın kişilik yapısına derin tesiri vardır, diyor Alfred Adler. Nasıl olmasın? Arkadaşlık, okul, iş, evlilik, ebeveynlik, yaşlılık... Bütün bir hayat, bu durumdan etkilenir. Mesela hoşunuza giden bir erkek ya da kız tarafından beğenilme hayalleri kurmak zordur. Ancak beğenilmek ve arzu edilmek çok güçlü bir ihtiyaçtır. İnsan başkalarının istencini elde ettikçe varlığını duyumsayabilir. Bu hâldeyken pek çok sosyal faaliyete katılmak da zordur. Eğer bir protez kullanıyorsanız bunun bakım ve onarımıyla ilgilenmek de hâkeza… Bilhassa gençlikte yardıma muhtaç olmak, insan ruhunda onarılmaz hasarlar bırakabiliyor. İşte kitabın konusu mâlum oldu.
    Cesika haftalarca süren başlangıç tedavileri sırasında ahbabı Fiona ve kardeşi Kaylee dahil kimseyi görmek istemedi. Haklı olarak “Niye ben?” sorusunu sordu ve hayata küstü... Yalnızca annesiyle, biraz da babasıyla sınırlı bir iletişim kurdu. Aynı kazada bir arkadaşı hayatını kaybetmişti ve genç kız, şanslı olanın kendisi değil ölen arkadaşı olduğunu düşünüyorudu. Sonra ne mi oldu?
    Günler geçtikçe yaşama dürtüsü kendini gösterdi. Emekleyerek ve sekerek evin içinde gezerken protez için çalışmalara başladı ama madden-mânen çok eziyetli bir süreç bu… Bir kere Amerika’da sağlık hizmetleri çok pahalı… Kazanın sorumlusu kamyon şoförü çarpışma esnasında ölmüş. Sigortası yokmuş. Okulun sigorta şirketi de giderleri üstlenmemiş. Olay davalık olmuş. Avukat masrafları da bir hayli yüksek….

    Orta halli bir ailenin çocuğu Cesika ve babası bu işle baş edebilmek için evi ipotek altına aldırıyor. Ek işler bulup günde 15-16 saat çalışıyıor. Zaten ruh sağlığı alt üst olmuş genç kıza durumu belli etmemeye çalışıyorlar ama bir şekilde öğreniyor.
    Üstelik büyüme çağındaki insanların protezleri belirli aralıklarla yenilenmek zorunda… Bunun yarattığı ciddi bir gelecek kaygısı da sıkıntı olarak yetiyor.

    Genç kızın en büyük kısmeti; merhametli ve anlayışlı bir anne, dirençli bir baba, yardımsever bir arkadaş çevresi… Fakat ne kadar gönülden olursa olsun hiçbir dostluk, hiçbir yakınlık bir sağ bacak değildir. Bu genç hanımefendi en ağır savaşı kendi kafasında, umutsuzluğa karşı veriyor. Koltuk değnekleriyle okula döndüğünde yüzüne değil de eksik bacağına bakanların, iletişim kurmaktan kaçanların zorlaştırdığı bir savaş bu…
    Aslında onun sınıfında hâlihazırda engelli biri vardı. Serebral palsiden (beyin felci) mustarip bir kız… Rosa... Daha önce iletişim kurmaktan kaçındığı bu kızın yanına oturursa daha rahat edeceği söylendiğinde müthiş bir huzursuzluk duyuyor. Kısa bir an onunla yan yana gelmek istemiyor ve “özel gereksinimli” diye tanımlanmak hiç hoşuna gitmiyor. Fakat hemen akabinde bu duygudan utanıyor. Gidip oturuyor ve aynı gün Rosa’yla başlayan dostluğu, içine düştüğü savaş meydanında elini öylesine güçlendiriyor ki… Çünkü Roza bedenine hükmedemiyor fakat aklını ve kelimeleri birer mavzer gibi kullanıyor.

    Fırtına gibi eserken bir anda yaprak kımıldatamayacak hâle düşen Cesika’nın yeniden yelkenleri doldurabilecek kadar güçlü bir rüzgara dönüşme hikâyesini okuyun derim. Rigor Mortis ne demektir, hayalet sancılar derken neyi kastediyorlar... Daha pek çok şey öğrendim bu kitaptan… Ama sizlerden rica ediyorum okurken kendinize sorun, bu talihsiz kaza Amerika’da değil de Gana’da, Pakistan’da, Tunus’ta veya Türkiye’de yaşansa neler olurdu. Bu topraklarda hayat özel gereksimli insanlar için ne kadar düzenlenmiştir? İnsanımız engellilerle sağlıklı iletişim kurmayı biliyor mu? Merhamet ediyor mu demiyorum, iletişim kurmayı biliyor mu? Bir engellinin eksikliğini değil kendisini görmeyi başarabiliyor mu? Acıma duygusuyla birlikte bir iletişim kurmaktan kaçınma hâli var mı? Her birimiz, bu konuda kendi eksiğimizi görelim isterim.

    Eser 80 kısa bölümden oluşuyor, 403 sayfa ama hacmi sizi korkutmasın. Sayfalar koşa koşa gidiyor… Kitapların birbirine bağlı çok kısa bölümlerden oluşmasının en iyi tarafı, her bölümün sonunda çocuk ve gençlerin mesafe kat ettikleri duygusunu hissetmeleridir. Kendi kendine “İlerliyorum” diyen okur, okumaya devam etme konusundaki kararlılığını koruyacaktır. Yazar, olaylar ile duygu ve düşünceler arasındaki dengeyi başarılı bir biçimde kurmuş. Bu kadar hacimli bir gençlik çağı kitabını olması gerektiği gibi eylem ağırlıklı yapılandırmış. Çevirmeni de oldukça başarılı bulduğumu ifade etmeliyim. Bu arada şu koşucular için yapılan bacak protezlerinin nasıl çalıştığına dair de videolar izledim. İnsan beyninin uyum sağlama yeteneklerine her gün yeniden hayret ediyorum doğrusu...
    Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Kanalıma abone olmayı… Şaka şaka Keyfinize bakın lütfen.
  • İyi bir başlangıç yapmak için geriye dönmek gerekir. Gerçek özgürlük geçmişi reddetmekten değil, onu yeniden ele alıp temellendirmekten geçer. Geçmişi kabullenerek yeniden ele alıp incelemek ve bu noktadan yeni bir başlangıç yapmak gerektiğine inanıyorum.
  • Ne düşünüyorum biliyor musun? Eskimeye başlayan şarkılardaki gibi “yeniden başlarım!” Bu yeni başlangıç sıfırdan başlamak değil; bugüne kadar edinmiş olduğun tecrübeler , bilgiler, yaşanmış acılar , beklenmedik ihanetler karşısında nasıl dik durmuşsan bundan sonrası için köklerin daha sağlam ve güçlü bir şekilde hiç bir şeyinin olmadığı zamanlardaki gibi bir düşünce ile öğrenmeye devam ederek korkmadan ilerleyerek sonun bir başlangıç olduğu an için adımlarını atmaya devam etmelisin. Seni sen yapan sadece merhametin, affediciliğin değil; aldığım tüm yaralara rağmen yolunda yürümeye devam ediyor olman. Unutmaki tarih vazgeçmedikleri için başaranları yazar. Yalpalayanlar daha doğrusu yenilenler sadece bir cümleden ibarettir .
  • 71 syf.
    ·3 günde·9/10 puan
    Onları Aşağı At- Emre Polat Kitap Yorumu
    Merhaba
    Uzun zamandır şiir kitabı okumuyordum, başlangıç olarak Onları Aşağı At kitabını okudum.
    Her şiirin yeri ve anlamı çok farklıydı. Post-it yapıştırdığım çok yer oldu, ara ara kitabımı elime alıp rastgele açıp yeniden okuyacağım bir eser. Araştırdığımda Emre Polat'ın başka şiir kitaplarının da olduğunu öğrendim, onları da mutlaka inceleyeceğim. Şiir severlere önerimdir.
    .
    #alıntı
    "sevgisizlik almış başını gidiyor, uçurumun gölgesinde telaş
    gövdesinde ağaç kovukları kadar derin yaralar taşıyor herkes
    artık daha sıkı tutunmalıyız, fırtına kasırgaya yanaşıyor"
    .
    "güldürürken düşündüren fıkralar anlatırdık eskiden
    önce gülmeyi unuttuk, ardından düşünmek ağır geldi"
    .
    "uzaktan ya da yakından, kıyıdan ya da köşeden
    sevmeyi bırakıyorum seninle sebebini bilmeden"
    .
    . #mrvgbook
    #okudumbitti #okuristlerokuyor #bolu #bookstagram #bookstagramturkey #şiir #poems #okuyorum #öneri #önerikitap #muhuryayinlari #ravenclawcadisi #emrepolat
  • 472 syf.
    ·Beğendi·9/10 puan
    İhanetler, gerek ailede gerekse sevgililikte her zaman bitiş anlamına gelir. Ne kadar güzel bir başlangıcı olursa olsun ihanet, adeta bir ölüm borusuyla bitişi vurgular. Artık insanlar, kendi dertleri ve acıları yetmezmiş gibi, dört tarafı ihanetle çevrili bir canlı oldu. Aşk ihaneti, aile ihaneti, dost ihaneti, işte ihanet, günlük stabil yaşamda ihanet, ana akım medya ve unsurlarından gördüğü ihanet derken; her gelen bir ilmek daha geçirir oldu insan denen varlığın boynuna... Bazıları bunla baş edebildi, bazıları ise Sena Nur Işık'ın yeni yılın ilk ayında yayımladığı "Asel" adlı kitabındaki gibi zor yolla öğrendi. Yeni Türk genç yazarlarımızdan biri olan Sena Nur Işık, romanının temasında ihaneti ve acı çekmeyi yerleştirdi. Yalın ve duygusal bir yazı dili kullanan yazarımız, kurguda sürükleyici bir anlatım oluşturmuş. Cümlelerin yüklendiği acıyla Asel'i okurken biz de yeri geldi üzüldük, kırıldık ve parçalandık. Bazen de onun mutluluğuna sevindik, kalbinde yine çiçekler açmasını istedik. İhaneti Asel üzerinden bir "yeniden başlangıç" olarak betimleyen yazar, son bölümlerdeki ters köşesiyle de alkışı hak etti. Romanın bir geçmiş, bir şimdiki zaman tekniğiyle bölüm bölüm ilerlediğini de belirteyim.

    Asel... Ailesiyle taşınıp yeni bir hayata başlayan, yeni bir liseye giden ve yeni arkadaşlıklar edinen hayat dolu bir kız... Yağız, Eylül ve Ener'den oluşan bir doat grubunun son zinciri oluyor. Zamanla Eylül ve Yağız'la kardeş gibi olan Asel, Ener'le romantik bir açılım içinde buluyor kendini... Her şey onun için yolundayken, ummadığı yerlerden yediği ihanetlerle sarsılıyor. Çok acı çekiyor, yaşam sevincini söküyorlar. Ailesinin desteğiyle durumu atlatmaya çalışırken, bir de Deniz giriyor hayatına... Asel'i çok güzel seviyor, tüm yaraları ve incilmişliğiyle seviyor. Onun için her şekilde doğru tercih... Asel, Deniz'e kalbini açıp yakınlaşarak doğru bir karar veriyor; ancak geçmiş peşini bırakmıyor. Tam her şey yoluna girecek derken, ihanet kapısı tekrar açılıyor ve bu sefer en yakınından, en acı ihanetle sarsılıyor. Bir Netflix içeriği olarak da yapılmalı kesinlikle!
  • ... zihinsel özgürlüğümüzü yeniden yürürlüğe koymadığımız sürece de yeni bir başlangıç yapmamız mümkün olmayacaktır.