Le Bon;
Grupta her duygu ve eylem bulaşıcıdır, üstelik de bireyin kendi kişisel çıkarını ortak çıkar için seve seve feda ettiği bir noktaya kadar bulaşıcıdır. Bu, onun doğasına çok ters düşen ve grubun bir parçasını oluşturmadığı sürece pek beceremediği bir yetenektir.
Le Bon;
Bir grup dürtüsel, değişken ve tahrike açıktır. Neredeyse sadece bilinçdışıyla yönlendirilir. Grubun boyun eğdiği dürtüler duruma göre iyiliksever veya acımasızca, kahramanca veya korkakça olabilir, ama bunlar her zaman için öylesine otoritedir ki, hiçbir kişisel çıkar, hatta öz koruma bile kendini hissettiremez. Planlı, önceden düşünülen bir şey yoktur. Tutkuyla istese de bu uzun sürmez, çünkü sebat yeteneğinden yoksundur. Gruptaki birey için imkansızlık düşüncesi ortadan kalkar.
Kuşkusuz, nüfusun savaşa katılmayan kesimlerine -savaş işinde yer almayan kadınlara ve yetiştikleri zaman birbirleriyle dost olacak olan çocuklara- tam bir saygı gösterilecekti. Yine barış döneminin ortak uygarlığını kapsayan bütün uluslararası girişimler ve kurumlar da korunacaktı. Derken inanmak istemediğimiz savaş patlak verdi ve hayal kırıklığı yarattı. Sanki bitikten sonra hiçbir gelecek ve barış olmayacakmış gibi önüne çıkan her şeyi kör bir öfkeyle yok etmektedir.
Eski geleneksel farkların bu tür bir toplumun üyeleri arasında bile savaşı kaçınılmaz kıldığını söyleyen uyarı mesajları bu ortak uygarlıktan alınan zevki zaman zaman rahatsız etmiştir. Buna inanmayı reddediyorduk; peki ama kaçınılmaz olması halinde bu savaşı nasıl açıklayacaktık?
Uygar halklar arasındaki bu birliğe güvenen sayısız erkek ve kadın, kendi yuvalarını terk ederek yabancı bir ülkeye yönelmiş ve varoluşlarını, dost uluslar arasındaki ilişkilere bağlamışlardı.