RUH KASİDESİ
Yücelerden sana gururlu, nazlı
Bir güvercin indi, bülbül avazlı.
Elçisi mi Rabb’in, yoksa nuru mu?
Hayatın esrarı hep ondan gizli.
Varlığı besbelli, bir bak yörene,
Aşk olsun fark edip onu görene!
Âlemde ne ulvî hakikatler var,
Ne bilsin gafiller, bundan köre ne.
İndiği haneyi zamanla tanır,
Alışamaz önce, soğuk davranır,
Nihayet benimser ten kafesini.
Ayrılırken bu kez ağlar, kıvranır.
Letafet mi güzel, madde mi iyi,
Ne arar kafeste, bilmem ki neyi?
Hürriyeti tadan bu zavallı kuş,
Nasıl sevdi hayret, bu viraneyi?
İBN SİNA
Vergilius ‘un şu sözünü doğrular gibiydiler:” Mutludur, eşyanın sebeplerini öğrenmiş olan insan/ve ayaklarının altında ezmiştir korkuları, acımasız kaderi/ve cehennemin yutucu kükreyişini”
O zaman şunu söyleyebiliriz :Birûni ve İbni Sina mutlu olmayı sonuna kadar hak ettiler..
Her ikisi için de tek bir ikilik vardı:bilgi ve cehalet.Her ikisi de hayatları boyunca bilginin,öğrenmenin ve hakikati keşfetmenin peşinde koşmuşlardı.(
Rousseau’nun”İnsan hür doğar ama ayağında prangalarla,”önermesine benzer bir şey de düşünmemişlerdi.İnsanlar,İbn Sina ve Birûni’ye göre iyi ve ahlaklı bir hayat sürüp kötülükten sakınabilirlerdi.