O, sevdi de var etti. Sevmediği hiçbir şeyi varlık âleminde var etmedi. Var olmak sevginin, sevilmenin neticesi. Var isek eğer, sevildiğimiz içindir. İlk sevenle başlayan "sevgi" bitmedi, çünkü sevendir sevilen. En çok sevilmeye layık olandır seven... O'nun sevdiğini bilip, sevgisine bigâne olmak; sevmeyi bilmeyenin kendine yaptığı en büyük zulümdür, insanlığını yitirmesi demektir.
Aşkın esrârı, "aşk" sözcüğünün harflerinde gizlidir. "Ayn" ve "şin" harfleri aşktır, "kaf" harfi ise kalbe işarettir. Gönül, âşık değilse sallantıdadır. Aşık olunca aşinalık kazanır. Aşk, göz ve görme ile başlar. "Ayn" harfi başlangıçta "aşk" ın harflerine samimiyetle yaklaşır. Derken âşık, şevkle dolu şarabı içer. Bu durum "şin" harfi ile ünsiyet sağlar. Bunu takiben âşık kendinden geçer ve mâşukta dirilir. "Kaf harfi ise âşığın mâşukla var olduğunu gösterir. Dahası, bu harflerin çeşitli terkiplerinde pek çok sırlar vardır. Bu kadar uyarı kâfidir.
Aşkın sarayı can eyvanıdır. "Ben sizin Rabbınız değil miyim" (A'raf: 7/172) mührü ruhlara ezelde vurulmuştur. Orada bir yük yük yükletilmiştir. Eğer perdeler şeffaflaşırsa aşk da örtülerin altından parlayıverir.
Burada büyük bir sır vardır; yani sözü edilen bu aşk, içeriden dışarı çıkar. Yaratıkların aşkı ise dışarıdan içeri girer; ama nereye kadar nüfuz edebileceği açıkça ortadadır. Onun nüfuz edebileceği en son nokta kalbin dış zarı'dır (şagaf). Kur'an bu konuda Züleyha ile ilgili olarak şöyle demektedir: "Yusuf güzelliğiyle Züleyha'yı çarpı" (Yusuf: 12/30). "Şagaf" kalbin dış zarıdır. Kalpse velâyetin merkezidir ve aşkın aydınlığı ta oraya kadar iner.
Eğer tüm perdeler kalkacak olursa nefs de işe karışır. Ama nefsin aşk yoluna girmesi bir ömür gerektirir. Dünya, yaratıklar, şehvetler ve arzuların faaliyet alanı kalbin dış perdeleridir. Aşk kalbe nadiren ulaşır; ama aslında hiç ulaşamaz.