Etnik, kabilevî, dinsel ve mezhepsel gerilimlerle
çatışmaya hazır sınıfsal keskinlikler oluşturuldu. İşgal edilmiş beyinler sayesinde dünyada bilinen yüzlerce petrol hattını hatta diğer tüm kaynaklarını çıkarları
doğrultusunda kontrol eder oldular.
Eskiden küçük diyarların büyük ağaları olurdu. Küçük çıkarlar uğruna ölüme koşan büyük yürekli kandırılmışlar…
Sanayi devrimi ile gelinen bu noktada artık ne senyörlerin ne de feodallerin esamesi okunmaz olmuştu. Daha doğrusu feodaller, mirler, şövalyeler, senyörler köklü bir isim değişikliğine gitmişlerdi. Artık fabrikalar,bankalar arz-ı endam etmekteydiler.
Faizhaneler, tefeciler, kredi sağlayıcılar dünyayı saran bir ahtapot misali arzı sarstıkça sarsacaklardı. Sanayi devrimi fabrikaların, fabrikatörlerin birlikte girdikleri bir meydan savaşına
dönüşmüştü. Devlerin savaşında ezilenler ise her zaman çimenlerdi… Yani mazlumlar.
Devler daha da devleşerek, arkalarına aldıkları devletlerin de etkisiyle yeni pazar ve taze para edinmek adına insanî tüm değer ve erdemler ile savaşa girişmişlerdi. Hak ve ahlak ile girilen
amansız bir savaş… Kim daha bayağılaşır, kim daha canileşir, kim daha fazla sömürür yarışı/savaşı.
Sonrasında ne mi oldu?
- Sanayi ve endüstrinin tüten bacalarından duman
olup uçan hep ideolojiler oldu.
Felsefenin yüzyıllardır insan için sergilediği kaba ve
softa tavrını hâlen anlamış değilim.
.
.
Sürekli araştırmışlar, durmadan yazmışlar… Tartışmışlar, dışlanmışlar, kaçmışlar…
Yani anlayacağınız bugüne kadar nice zahmetlerle birçok şey söylemişler ancak hâlen bir şey anlatmış değiller. Enteresan.