Günün birinde Afrikalı çiftçi Al Hafed, hayatında ilk kez elmaslardan bahsedildiğini duyar. Beyaz bir rahip ona elmas madenleri bulduktan sonra zengin olan diğer çiftçilerden bahseder. “Başparmağın ucu kadar tek bir elmas, yüz tane çiftlik değerindedir,” der çiftçiye. Çiftçi de çiftliğini satıp elmas aramaya karar verir. Al Hafed hayatının geri kalanını Afrika’da maden arayarak geçirir. Bütün çabaları sonuçsuz kalır. Bitkin bedeni, kırgın gönlüyle umutsuz arayışından sonunda vazgeçer ve kendini denize atar.
Şimdi çiftliği satın alan çiftçiye dönelim: Günün birinde çiftliğin yeni sahibi devesini arazisinden geçen sığ bir dereye götürür. Şaşkınlıkla derenin dibinde parlak bir şey olduğunu fark eder. Suya uzanıp parıldayan siyah taşı eline alır, evine götürüp şöminesinin üzerine koyar.
Birkaç gün sonra beyaz rahip, Al Hafed’in yerine gelen çiftçiyle tanışmak istediği için onu ziyarete gelir. Şöminenin üstündeki taşı görünce dili tutulur. Çiftçi ona taşı birkaç gün önce bulduğunu, derenin her yerinde buna benzer taşlar olduğunu söyler. Beyaz rahip işin aslını biliyordur: “Bu taş değil. İşlenmemiş bir elmas, hem de hayatım boyunca gördüğüm en büyük elmaslardan biri!” Bir zamanlar Al Hafed'e ait olan bu dereden Golconda madeni çıktı, tüm zamanların en verimli elmaz madenlerinden biriydi.
Russell H. Conwell'in alıntısı.