Abstractist

Kitap Yazmak
Kitap yazmak gerçekten zor bir iş. Sağlam bir araştırma, sabır ve sürekli bir sorgulama istiyor. 1.2. bölümü bitirdim ama emin değilim; farklı kaynaklara bakıp kendi düşüncelerimle tartıyorum. Hele konu mantık, matematik ve bilgisayar bilimi olunca kafam resmen zonkluyor. PDF’leri, makaleleri, slayt notlarını taramak, whiteboard’a çizimler yapmak, üstüne bir de PoC’ler (ispat-kanıt) hazırlamak adeta başlı başına bir meslek gibi. Daha fazla araştırma, daha çok kanıt ve ispat gerektiriyor; oku oku bitmiyor. İngilizce, Türkçe ve gerektiğinde farklı dillerden kaynaklara bakıyorum. İnşallah bu emeğin biraz olsun değeri görülür.
1000Kitap
Dil
YDS sorularına bakıyorum; yapılmayacak, çözülemeyecek sorular değil. Zor olan, içindeki akademik kelimeler. Hele bir de paragrafa gömülüyse iş büsbütün ağırlaşıyor. Ama şunu görmezden gelemem: Bir dilin hakkını veren insan sayısı çok az. Kendi ana dilinde bile derdini sokak ağzıyla anlatan, küfürle süsleyen, kelimenin kıymetini bilmeyen insanlar var. Hal böyleyken İngilizce öğrenmeye kalkınca nasıl hakkı verilecek? Gerçekten hakkını vererek çalışan kişi kazanıyor. İmkan var, araç var, yapay zeka var, kitap var… Bahane yok. Herkesin elinde telefon var; iki dakikada ya sevgiliye mesaj, ya spora bakış, ya da siyaset muhabbeti. Ama aynı insanlar dönüp “İngilizce çok zor” diyor. YDS sistemini eleştirmek bir şeydir, İngilizce öğrenme yöntemlerini tartışmak başka. Fakat en başta şu soruyu sormak lazım: Sen kendi diline hakkını veriyor musun? Bugün Türkçe edebiyatıyla, ihtişamıyla İngilizceden kat kat daha ruhlu bir dil. Fakat sokakta bile barbarca konuşuluyor. Dil, saldırgan bir aksiyon aracı haline gelmiş. Halbuki dil dediğin, bir milletin ruhudur. Ruhunu kaybetmiş dilin öğrenilmesi de, öğretilmesi de kısır kalır. Her şeyde ucuz dopamin peşindeyiz, ama biraz “hard mode” yok. Gündelik tartışmada küfürden öteye geçemiyoruz. Oysa bir dili yaşatmak, ona ruh vermek demektir. Önce Türkçe’nin hakkını vereceğiz ki, İngilizce öğrenirken de aynı zihniyetle ilerleyelim. Neyse… Ben de YDS üzerine “Ben nasıl hazırlanıyorum?” diye bir yazı kaleme almayı düşünüyorum. Hayırlısı.
1000Kitap
Sahi, ne vakit?
“Nasılsın?” diye sorarlar. Kalbin enkaz, ruhun kırık dökük olsa bile “kötüyüm” desen duymazdan gelirler. Dudaklarından dökülen tek şey alışkanlıktan doğan bir refleks: “Nasıl gidiyor bari?” Senin acını taşımazlar, kaderini paylaşmazlar; fakat kürsüye çıktıklarında birer fetva tüccarı, birer akaid muktediri kesilirler. Yüz yüze geldiğinde sahte tebessümleri parlatılır; ama iç dünyaları şehvetin, menfaatin ve unutkanlığın bataklığında çırpınır. “Severim, sayarım, düşünürüm” derler; fakat sözleri, hakikatin kefenine sarılmış kadavralar gibidir. Sen günahların karanlığında çırpınırken, onların bütün meziyeti hüküm dağıtmaktır. El uzatmaz, yürek uzatmaz, yalnızca mahkûm ederler. Bir mesaj atarsın, cevabın dönüşü on saat sonra gelir; soğuk, yapay, alelade. Seni takip ederler; ama seni yürütmek için değil, seni gözlemek için. Boşlukta kaybolmuş ruhlar, kendi hiçliklerini gizlemek için seni hedefe dikerler. Hedonist arzularının arenasında seni bir figürana indirgerler. Ne zaman “Nasılsın?” diyenlerden gerçek, kanaatli, dert edineni göreceksin? Kaç kişi sana “İyi misin?” diye düşünürken, kalbine dokunmayı bir ritüel değil, bir sorumluluk olarak gördü? Dertlendiren, yürekten soran, seni sen yapan çukurları görüp o çukurlara el uzatan kaç dostun var? Ve çoğunluk... onlar soruyor; ama aslında kendi içlerindeki boşluğu senin sessizliğinle doldurmak, seni kendi hikayelerinin bir dekoru yapmaktan başka niyet taşımıyorlar. Sahi, ne vakit “Nasılsın?” diyen bir ses, senin adını ferdiyetle andı; ne vakit “Seninle ilgileniyorum” dendiğinde kalbine ferahlık düştü?
1000Kitap
Hayr
Olanda hayr vardır Yahut hayr olandadır
1000Kitap
Vehn
"Öyle bir zaman gelecek ki, ümmetler sizin üzerinize sofraya üşüşen açların sofraya üşüşmesi gibi üşüşecekler." Ashab: "O gün biz sayıca az mı olacağız, ey Allah’ın Resûlü?" dediler. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Fakat siz selin önünde sürüklenen çerçöp gibi olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu çıkaracak, sizin kalplerinize de vehne koyacaktır." Ashab: "Ey Allah’ın Resûlü, vehn nedir?" diye sordular. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu." — (Ebû Dâvûd, Melâhim 5; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/278)
1000Kitap