Abstractist

Sığ Aşk dönemi
Ben hiçbir zaman aşık olmadım. Fakat şunu gördüm: toplumun dilinde ‘aşk’ o kadar daraltılmış, o kadar yüzeysel anlatılıyor ki zihnim kilitleniyor. Bazen bana, ‘Sen aşk oldun da o şiirleri o dönemde yazdın’ derler. Hayır, ben aşkı bizzat yaşamadım. Benim yaptığım, tasavvufî mânâda aşkı anlamaya çalışmaktı. Vahdetü’l-vücûd penceresinden bakarak, insanı hem erkekliğiyle hem kadınlığıyla bir bütün olarak idrak etmeye çalıştım. Kadını bir cins olarak değil, bir mazhar, bir tecellî olarak okumaya gayret ettim. Aşk denildiğinde çoğu insan anlamıyor; sanki yabancı bir kelimeymiş gibi kalıyor. Oysa ben üçüncü bir kişi gibi gözlem yaptım: insanların aşk diye yaşadıklarını sandıkları hâlleri izledim, sonra da okuduklarımla mukayese ettim. Benim aşk arayışım, hâlden çok idrak ve tefekkür üzerinden oldu.
1000Kitap

Abstractist

, bir kitabı okumaya başladı
Şükrü Hanioğlu
9.3/10 · 20 okunma
Bazı insanlar...
Öyle insanlar vardır ki, tıpkı siyonistler misali, ruhunun özündeki masum çocuğu cellat gibi boğazlar; safiyetini, fıtratındaki berraklığı hunharca katleder. İçindeki o masum çocukluğu söküp alır, yerine taş gibi bir suskunluk, kırık bir ruh ve ömür boyu kanayan bir yara bırakır. Hayırlı çalışmalar
1000Kitap
ünvan
Akademide ve sektörde gördüğüm haset, kıskançlık, kibir, rekabet… İnsan gerçekten hayret ediyor. Yahu bu hayat dediğin 50–60 senelik bir yol. Bunun neresine bu kadar hırs, bu kadar benlik savaşı sığdırıyorsunuz? Birbirini aşağı çekmenin, başkasının önünü tıkamanın, kendini büyütmek için ötekini küçültmenin ne anlamı var? Üç kuruşluk bir unvan, geçici bir makam için kendi ruhunu, kendi onurunu kaybetmeye değer mi? Gerçekten soruyorum: O koltuk, o akademik sıfat, sizi mezar taşınızda kurtaracak mı? İnsan ömrünü böyle ucuz bir yarışa yatırınca, geriye ne kalıyor? Ne için onca yıl? Kendi benliğini kaybettikten sonra, elinde hangi başarı kalsa ne yazar?
1000Kitap