Abstractist

Bu ay 25+ fazla kitap aldım... daha fazla alıntılara ve yorumlara :)
BİLGİNİN İMKÂNINI TARTIŞMA
I. Birinci grup, duyumla ilgili bilgileri ve (akılla bilinen) seçik bilgileri kabul edenler çoğunluktadır. II. İkinci grup, yalnız duyumla ilgili bilgileri tenkit edenlerdir. Eflatun, Aristo, Batlamyus, Calinos duyulurların değil, sadece düşünülürlerin (ma'kulat) kesin olduklarını sandılar ve şu şekilde delil getirdiler. Duyumun hükmü, ya 1) cüz'ilerde veya 2) tümellerde (küllî) muteberdir. Cüz'îlerde ise kabul edilmemiştir. Zira onun hükmü yanlışlığa maruzdur. Durum böyle olunca, onun mücerred hükmü makbul sayılmamıştır. Birincinin açıklanması beş şekilde olur. a) Birincisi, göz bazan küçük olanı büyük görür. Gece uzakta olan ateşin büyük görülmesi gibi, üzüm tanesi suda erik kadar büyük görülür. Yüzük halkasını göze yaklaştırdığımız zaman onu bilezik kadar görürüz. Bazen de, uzak şeylerde olduğu gibi büyük olanı küçük olarak kavrarız. İki gözden birini kapatıp ta aya baktığımız zaman iki tane ay gördüğümüz gibi, bazen de bir nesneyi iki olarak kavrar. Şaşıların durumu da bunun gibidir. Nitekim, ay doğduğu zaman, suya baktığımız vakit, suda bir ay ve gökte başka bir ay görürüz. Bazen birçok şeyi bir olarak görürüz. Mesela değirmen taşının merkezinden çemberine doğru birbirine yakın çeşitli renklerde çizgiler çizecek olsak ve süratle döndüğü zaman, sanki bütün renklerden karışmış bir renk görmüş oluruz.
Evet bir mü'min, gözüne perde çekilse ve gözü kapalı kabre girse, derecesine göre, ehl-i kuburdan çok ziyade o âlem-i nuru temaşa edebilir. Bu dünyada nasıl çok şeyleri biz görüyoruz, kör olan mü'minler görmüyorlar. Kabirde o körler, iman ile gitmiş ise o derece ehl-i kuburdan ziyade görür. En uzak gösteren dürbünlerle bakar nevinde, kabrinde derecesine göre cennet bağlarını sinema gibi görüp temaşa ederler.
Sayfa 258·Kitabı okudu
Madem ecel vakti muayyen değil; Cenab-ı Hak, insanı yeis-i mutlak ve gaflet-i mutlaktan kurtarmak için havf ve reca ortasında ve hem dünya ve hem âhireti muhafaza etmek noktasında tutmak için hikmetiyle eceli gizlemiş. Madem her vakit ecel gelebilir, eğer insanı gaflet içinde yakalasa ebedî hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır. Bazı öyle bir kazancı olur ki yirmi senede kazanamadığı bir mertebeyi yirmi günde kazanıyor.
Sayfa 256·Kitabı okudu
Her bir şefkat sahibi, başkasını mesrur etmekten memnun olur. Her bir muhabbet sahibi, sevindirmeye lâyık mahlukları sevindirmekle sevinir. Her bir âlîcenab zat, başkasını mesud etmekle lezzet alır. Her bir âdil zat, ihkak-ı hak etmek ve müstahaklara ceza vermekte hukuk sahiplerini minnettar etmekle keyiflenir. Hüner sahibi her bir sanatkâr, sanatını teşhir etmekle ve sanatının tasavvur ettiği tarzda işlemesiyle ve istediği neticeleri vermesiyle iftihar eder.
Sayfa 402·Kitabı okudu