''... kaçan bir zihin kendisini korkudan ayırır. Korkuyla doğrudan temas olduğundaysa ortada bir gözlemci, ''korkuyorum'' diyen bir varlık yoktur. Onun için de hayatla, herhangi bir şeyle doğrudan temasta olduğunuzda ayrım yoktur. Rekabete, hırs ve korkuya yol açan da bu ayrımdır.''
''İnsan yalnızca düzenli bir dünyaya ait değildir, aynı zamanda ruhunun mucize-dünyasına aittir. Sonuçta düzenli dünyanızı rezil etmeniz gerekir ki çok fazla kendinizin dışında olmaktan kurtulasınız.''
Düşünce bir şey üzerine düşünebiliyorsa, o şey düşüncenin kapsamındadır ve dolayısıyla kalıcı olamaz çünkü düşüncenin kapsamı dahilinde kalıcı olan hiçbir şey yoktur. Hiçbir şeyin kalıcı olmadığını anlamak çok önemlidir çünkü ancak o zaman zihin özgür kalabilir, ancak o zaman bakabilirsiniz, bu da büyük bir sevinç verir.
Ve ne yaparsan yap öleceksin. Kurmayı becerdiğin her şey yeniden yıkılacak, hatta bazen sen hâlâ ortalardayken. Tüm yaşam boyu yaptığın işin son düğümüne kadar çözüldüğü gün gelecek.
Yürümek, özellikle mistik yürüyüşler veya hacıların seyahatlerinde amaçladıkları gibi ''birikimleri dağıtmanın'' muhtemel bir yoludur. Hacılar yeryüzünü adımlayarak, dünyevi bir eylemin içinden kutsal vazifelerini icra ederler. Yürüyüş onlar için yerin kutsanması demektir. Benlikte biriken ruhsal fazlalıklar da yol boyu boşalır; onunla bağlantılı, dünyayı belli şekillerde anlamaya hizmet eden adlar, sıfatlar, simgeler, basit bir fiil olarak yürümek eylemi sırasında geçersizleşir. Yavaşça yürüyene açılan bir manzarayı tasvir etmek için yeni dil unsurları gereklidir.