Artık ne olacaksa olsun!" diyerek karakola kadar yürümeye başladı. Kalbi bomboştu ve hiçbir düşünceye yer vermek istemiyordu. Biraz evvelki huzursuzluktan sanki hiçbir eser kalmamıştı.
Yanılmıyorsam, bir kitapta okumuştum. Ama şimdi ismini hatırlamıyorum. Ölüme mahkum olmuş bir insan, ölümden az bir zaman önce aklından şunları geçiriyormuş
(İki ayağı ile zor durabilecek yüksek bir dağın tepesinde etrafını saran fırtına, karanlık ve uçurum gibi korkunç şeylere rağmen, orada kıyamete kadar kalmayı ölümden daha iyi bir çare olarak görüyormuş.)
Hep yürüyordu. Ne yapmak istediğini, nereye varmak istediğini bilmeden yürüyordu. Bütün bir topluma duyduğu tiksinti, onu ezip bitiriyordu. Herkesten, her şeyden nefret ediyordu.