"Söyleyemem, çünkü bu ona fazlasıyla acı verir," dediğimizde, "Onun acısıyla ve öfkesiyle uğraşmak istemiyorum," demek isteriz ki, bu bambaşka bir şeydir.
Anne ve babalar çocuklarına tarafsızca, ayrı birer "gerçek" benlik gözüyle bakamazlar. Tersine bizi, kendi geçmişlerinin ve yaşam koşullarının çarpıtıcı merceğinden görürler.
McIntosh'un da dediği gibi, "Toplum içinde kendini dolandırıcı hissedenler, belki de sahtekârlık duygusunu asla hissetmemiş olanlardan çok daha güvenilir kişilerdir." Şu noktaya da dikkat çekiyor: sahtekâr olduğumuzu hissedebilme yetisi, kendi içtenliğimizle temas halinde olma yeteneğimizin içindedir. İçimizde neyin "gerçek" olduğunu bilirsek, bizden önemli bir parçamızı bir kenara bırakmamızı ya da başka biriymiş gibi olmamızı isteyen kurumlar ya da roller tarafından benliğimizin ne zaman çiğnendiğini anlayabiliriz.
Kadınlar, tıpkı diğer marjinal gruplar gibi sayısız mesajları içselleştirir: Önemli yerlerde yerimiz yoktur; bize değer verilmez; tarih ve kültürü şekillendiremeyiz. Böylece, kabul gördüğümüzde, başarımızı talihe bağlarız, bunu yapmasak bile, yeterlilik ve başarıda hak sahibi benliklerimiz dışındaki bir şeye yorarız.