“Bir ben vardır benden ötede” sözü sanırım bu söze çok zıt ama bu iki söz bana hayatı hatırlattı , hem çok belirliyken hemde bir o kadar belirsiz ve gizemli…
Birinin yüreği üzerinde sahip oldukları güçle o yürekte kendi kendine serpilen Yalın Sevinç duygularını baskı altına alanlara lanet olsun. Bütün hediyeler, dünyanın bütün iyilikleri bir an bile böyle bir insanın kendi yüreğinde duymak istediği ama başkasının despot, kıskanç keyifsizliği tarafından engellenmiş olan bir sevinç duygusunun yerini tutamaz.
Birbirimizi mutlu edemememiz yetmiyormuş gibi, yüreğimizin bize zaman zaman bağışladığı sevinci de birbirimizden esirgememiz mi gerekiyor? Efkarlı olduğu halde mutsuzluğunu gizleyebilecek, yakınlarının neşesini yok etmeden onu kendi başına üstlenebilecek kadar kişilik sahibi olan tek bir insan gösterin bana!
Kendi açımdan öz eleştiri yapacak olursam üzgünken mutluluk rolünü hiçbir zaman başaramadım açıkçası denemedim ve denemek de istemedim. O anda ne hissediyorsam, hangi duyguyu barındırıyorsam davranışlarımda mimiklerimde vs.o duygunun izleri net bir şekilde belli eder kendini istemsizce. Mutkuyken enerji saçan, insanlarla sohbet etmekten keyif alan, gezmeyi seven o kız, üzgünken kılı kımıldamayan, bir insan dahi görmek istemeyen evin duvarlarıyla arkadaş olan birine dönüşüyor. Netice insanız her zaman mutlu veya üzgün olamayız. Bu sebeple üzüntü durumunu saklamaktan ziyade barındırdığım duyguyu sınırı aşmadan yaşamayı daha doğru buluyorum.
İnsanın bir şeyle uğraştığı için yalnız olmadığını düşünmek tümüyle kendini kandırmak ama en önemlisi hiç kimsenin senin yalnız olduğunu düşünmemesi...