Yazar Feride Çiçekoğlu, 12 Eylül askeri darbesinin ardından dört yıl cezaevinde kalmış. Oradan çıktıktan sonra editörlük yapmaya başlamış. Kendisi hem mimar hem editör hem de senaryo yazarı. Hâlen İstanbul Bilgi Üniversitesi sinema televizyon bölümünde öğretim üyeliği yapıyor.
Feride Çiçekoğlu, kitabında cezaevinde tanıdığı bir çocuğun yaşamını anlatıyor. Cezaevinde annesiyle birlikte kalan Barış’ın, tahliye olan mahkumlardan İnci’ye yazdığı mektupları okuyoruz. Barış henüz okuma yazma bilmediği için mektupları farklı kişilere yazdırıyor. Ancak mahkumların mektupları sakıncalı şeyler barındırabilir diye gönderilmeden önce görevliler tarafından okunup inceleniyor. Barış’ın çoğu mektubu da İnci’ye ulaşamıyor.
Bir çocuğun gözünden mahkumiyeti, kitaplardan korkan zihniyeti, hapishanenin zorlu koşullarını, binbir çeşit suçluyla birlikte yaşamanın zorluğunu, anlam veremediği otoriteyi, babasından ve dış dünyadan koparılmanın acısını ve daha nicelerini görüyoruz. Gece vakti gökyüzünü hiç görememiş, yaşıtlarıyla oynayamamış, hayatında sadece bir kez kedi görebilmiş, nice yemişleri ve yemekleri tadamamış olan Barış’ın öyküsü beni derinden etkiledi.
Peki, tavsiye ediyor muyum? Tek seferde bitirilecek bir eser. Kitabın ününü parlatan aslında filmi olmuş. Yazar, kitabın beyazperdeye gönül borcu olduğunu söylüyor. Okurken çok etkilendim, mutlaka filmini de izleyeceğim. Şu dünyada ne hayatlar yaşanmış ve yaşanmaya da devam ediyor diye oturup düşünebileceğiniz kendisi kısa ama etkisi uzun sürecek bir eser.