Şehirlerin büyüklüğündeki bu muazzam değişimin nedeni her şeyden önce ikamet edilen yer ile çalışılan yerin fiziksel olarak birbirinden ayrılmasıydı. İş ile evin sıkı birlikteliğinin terk edilerek iş yeri ile ikamet
edilen yerin farklı kümelere yerleştirildiği yeni bir mekânsal düzenlemeye geçilmesi on dokuzuncu yüzyıl İngiltere'sindeki büyük çaplı sanayileşmenin ana özelliklerindendi.
Erkeklerin oynadığı rol, ağırbaşlı olmalıydı
(az süslemeli koyu giysiler giydiler), hareketli olmalıydı (giysileri rahat hareket etmelerine izin verecek nitelikteydi) ve saldırgan olmalıydı ,(giysilerinin sert çizgileri ve net olarak çizilmiş bir silueti vardı). Kadınların oynadıkları rol, önemsiz, uçarı olmalıydı (açık
pastel" renkler, kurdeleler, danteller ve fiyonklar kullanıldı), hareketli olmamalıydı (giysileri hareketliliği engelleyiciydi), narin,
incelikli olmalıydı (giysilerinde ince beller ve dik olmayan, eğimli omuzlar vurgulandı) ve boyun eğici olmalıydı (giysileri bedeni sımsıkı sarıyordu).
Bir toplumda gittikçe artan bir hızda kâr ve tüketim odaklı yeniliklerin ortaya çıkması, yakın zamanda demode olacak daha birçok nesne üretilmesine yol açtığından, daha çok şeyin çöpe gitmesini sağlayabilmek de elzemdir.
Bir yerin kimliği, insanların bu yer hakkında anlattığı hikâyelerde; daha temelde ise bu hikâyelerin emek süreçleri içerisinde ilk başta nasıl oluştuğunda saklıdır.