Keyifle okuduğumu ve kitabı beğendiğimi söyleyebilirim.
Kitapla ilgili olarakta; Kahramanımız Finlay (kısaca Finn) kitapları tutmayan bir yazar(cinayet kitapları yazmakta) ve eşinin onu aldatmasıyla biten bir evliliği neticesinde, maddi olarakta zor durumda. Gerçekten zor durumda üstelik, 2 yaşındaki oğlu Zach ve 4 yaşındaki kızı Delia’nın velayetini de kocasına kaptırmak üzere diyebiliriz. Faturalarını dahi ödeyememekte, üstelik çocuklarının bakıcısı parasını da boşandığı eşi vermekte..
Yazmakta olduğu, aslında hafiften başladığı bi kitap var ve bunun için avansta almış ama hayatındaki karmaşadan dolayı daha bir taslak bile yazamamış. Üstüne temsilcisi onu sıkıştırmakta..
Temsilcisi ile buluşması esnasında taslak halindeki cinayet kitabının hangi aşamada olduğu ile ilgili detaylar veriyor, araştırma yapması gerektiğini zamana ve saha fazla avansa ihtiyacı olduğundan bahsediyor.
Tam o sırada, arka masada oturan birisi çantasına bir not bırakıyor ve olaylar bu şekilde başlıyor.
Kitabı okurken, daha ilk sayfadan eğlenceli ve sıkıcı olmadığını hissetmiştim. Garajda Vero ile muhabbeti, bar da Julian ile tanışması, eski ile olan durumu… ve eski eşinin nişanlasına kurduğu komplo
İyi okumalar dilerim..
Kurmaca hikayelerde konu dönüp dolaşıp duş perdelerine gelirdi. Delifişek bir polis delil ararken cinayet mahallinin altını üstüne getirir ve duş perdesinin yerinde olmadığını şıp diye anlardı. Ve bir cinayet soruşturmasına dahil olduysanız ve bir duş perdeniz yoksa polisi arayıp bileğinize bir kelepçe geçirin daha iyi.
Dolayısıyla Harris Mickler’ı en kaliteli pamuk saten masa örtüme sarmaya karar vermiştim.
Hangisi daha kötüydü bilmiyordum: Bayıltıp kaçırdığım ölü bir seri tecavüzcüyle arabanın arkasında mahsur kalmak mı yoksa bayıltıp kaçırdığım diri ve son derece kızgın bir seri tecavüzcüyle arabanın arkasında mahsur kalmak mı?