Gül hazîn… sünbül perîşân… bağ-zârın şevki yok…
Dert-nâk olmuş hezâr-ı nağme-kârın şevki yok…
Başka bir hâletle çağlar cûy-bârın şevki yok…
Âh edip inler nesîm-i bi-karârın şevki yok…
Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârın şevki yok!
(Gül hüzünlü, sünbül darmadağınık.. Bahçenin neş’esi yok. Her zaman güzel nağmeler söyleyen bülbül dertli olmuş, onun da neş’esi, eski coşkunluğu yok. Başka bir halle, başka bir duygu ile çağlayan ırmağın şevki yok. Ne yöne gideceğini bilmeyen, kararsız rüzgâr, âh edip inliyor; şevki yok. Geldi ammâ n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok..!)