Alp Murat

Alp Murat
@AlpMuratBastug
Yönetim Danışmanı / Yazar
Lisans
Antalya
27 Temmuz 1972
12 okur puanı
Şubat 2025 tarihinde katıldı
Güneşin Fısıltısı...
Güneşin ufuk çizgisinde ağır ağır süzülüp gökyüzünü turuncunun, morun ve kızıllığın bin bir tonuna boyadığı o an, aslında güneşin ruhumuza fısıldadığı en zarif tesellidir. Günün bitişi ; bir vedayı, karanlığın gelişini ve yitip giden zamanı temsil etse de, aslında her veda biten bir hikayenin değil, henüz yaşanmamış olanın sessizce hazırlığıdır. Gökyüzü o muazzam renk cümbüşüyle bize veda ederken, aslında gün boyu omuzlarımızda biriken tüm yorgunlukları, kırgınlıkları ve pişmanlıkları da beraberinde götürür. Bu gidiş bir son değil, evrenin her akşam bıkmadan verdiği kadim bir sözdür; "Gitmem gerekiyor ama daha parlak döneceğim" der bize o kızıl sessizlik. İnsan hayatı da tıpkı bu döngü gibi, bazen ışığının tamamen söndüğünü sandığı o en hüzünlü anlarda aslında en büyük doğuşlarının arifesindedir. En zifiri karanlığın şafağa en yakın an olduğunu bilmenin huzuruyla, her akşam ufka bakıp teslim olmaktır bunun adı . Her güneş batışı aslında ertesi sabah dünyayı yeniden ısıtmak için atılan imzasız bir mektuptur ve her yeni doğuş, avuçlarımıza bırakılmış tertemiz, yepyeni bir ihtimaldir.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Dingin bir ada...
Hayat, bazen üst üste gelen dalgaların kıyıya vurduğu bir kumsal gibi yorar insanı. Her gidenin bıraktığı derin bir iz, her gelenin açtığı yeni ve belirsiz bir yol gibi. Yaşananların ağırlığı kalbini daha fazla titretir, artık o; koca bir dünyanın yükünü, hatıralarını ve hayal kırıklıklarını taşıyan yorgun bir sandıktır Kalbi dinlendirmek, el etek çekmek değil, ruhun içindeki o dinmek bilmeyen gürültüyü biraz olsun kısmaktır. Bugüne kadar kimler için heyecanla çarptığını, kimler için sessizce kırıldığını ve kimler için sustuğunu bir kenara bırakıp, sadece kendi doğal ritmini duymaya çalışmaktır. Bu geçmişin değiştirilemez yüklerini ve geleceğin belirsiz kaygılarını serbest bırakma sanatıdır. Kalp kırıklarının arasından sızan hayat ışığına izin vermek ve kalbin tozunu yavaşça silkelemektir. Bizi asıl yoran aslında; o yaşanmışlıkların tortusunu her gün yeniden solumaktır. Güçlü görünme zorunluluğundan vazgeçip, o yorgun kalbe ‘’bugün güvendesin’’ diyebilmek geleceğin belirsiz yolunu aydınlatır. Şimdi, tüm bu koşturmanın ortasında kalbine küçük ve dingin bir ada yaratmanın vaktidir.
Duygu ve Düşünce
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun...
Toplumun dokusunu ilmek ilmek işleyen kadınlar; medeniyetin taşıyıcı sütunlarıdır. Eğitimin ilk başladığı evden, bilimin en derin laboratuvarlarına; tarladaki emekten, yönetim kurullarındaki stratejik kararlara kadar hayatın her alanında kadının varlığı, toplumsal gelişimin ve adaletin teminatıdır. Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, o toplumun kadına verdiği değer ve sunduğu haklarla doğru orantılıdır. Şefkati dirayetle, bilgiyi sağduyuyla birleştiren kadınlar; sadece bugünü inşa etmekle kalmaz, gelecek nesillerin zihinsel ve ahlaki pusulasını da belirlerler. Kadının güçlenmesi, aslında tüm insanlığın ve ortak geleceğimizin güçlenmesi demektir.
Duygu ve Düşünce
Öz saygı...
İnsanı hayatta en çok zorlayan şeylerden biri duygularıdır. Bazen bir öfke anı, bazen büyük bir kırgınlık ya da yoğun bir sevgi, insanın mantığını gölgeleyebilir. Bir anlık öfkeyle söylenen kırıcı sözler, düşünmeden verilen kararlar veya sırf duygularımızın peşinden gittiğimiz için yaptığımız hatalar, sonrasında pişmanlık olarak geri dönebilir. Oysa kendimize duyduğumuz saygıyı merkeze aldığımızda, duygularımızı daha sağlıklı bir şekilde yönetebiliriz. Duygularımız elbette önemlidir; onlar bize insan olduğumuzu hatırlatır. Ama duyguların önüne koymamız gereken bir pusula vardır , öz saygı. Öz saygı, hayatın fırtınalı anlarında bizi ayakta tutar, yanlışlardan korur ve değerimizi hatırlatır. Unutmayın: Kendinize olan saygınız, duygularınızdan daha güçlü olursa, kararlarınız daha sağlam, ilişkileriniz daha sağlıklı, hayatınız daha dengeli olur.
Duygu ve Düşünce