Güneşin ufuk çizgisinde ağır ağır süzülüp gökyüzünü turuncunun, morun ve kızıllığın bin bir tonuna boyadığı o an, aslında güneşin ruhumuza fısıldadığı en zarif tesellidir.
Günün bitişi ; bir vedayı, karanlığın gelişini ve yitip giden zamanı temsil etse de, aslında her veda biten bir hikayenin değil, henüz yaşanmamış olanın sessizce hazırlığıdır.
Gökyüzü o muazzam renk cümbüşüyle bize veda ederken, aslında gün boyu omuzlarımızda biriken tüm yorgunlukları, kırgınlıkları ve pişmanlıkları da beraberinde götürür.
Bu gidiş bir son değil, evrenin her akşam bıkmadan verdiği kadim bir sözdür; "Gitmem gerekiyor ama daha parlak döneceğim" der bize o kızıl sessizlik.
İnsan hayatı da tıpkı bu döngü gibi, bazen ışığının tamamen söndüğünü sandığı o en hüzünlü anlarda aslında en büyük doğuşlarının arifesindedir.
En zifiri karanlığın şafağa en yakın an olduğunu bilmenin huzuruyla, her akşam ufka bakıp teslim olmaktır bunun adı .
Her güneş batışı aslında ertesi sabah dünyayı yeniden ısıtmak için atılan imzasız bir mektuptur ve her yeni doğuş, avuçlarımıza bırakılmış tertemiz, yepyeni bir ihtimaldir.