Nasıl aşağısı olmadan yukarısının da olamayacağı gibi veya başarısızlık olmadan başarının da olamayacağı gibi, olumsuzluk olmadan olumluya da sahip olamazsın. Böylece sorun, zihnimizi mükemmel bir dengeyle kullanmayı öğrenmek, yani her şeyi tam olarak kabul etmek; her başarısızlığın başarıya götürdüğünü bilerek, başarıyı ve başarısızlığı kabul etmektir.
Senin zamanında bilinçli olarak edilen dua, aslında kişinin sahip olmayı hak etmediğini düşündüğü veya elde edemeyeceğinden korktuğu bir şey için kuvvetli bir yakarıştı. Baskın düşüncelerimiz gerçekleşerek realitemiz haline geldiklerinden, insanlar bilinçli olarak dua ederek diledikleri şeyi genellikle elde edemezler; çünkü baskın düşünceleri ona sahip olmadıkları ve olmayacaklarıdır !
Ancak, başka bir bakış açısından, düşündüğümüz her düşünce bir duâdır; çünkü bir kez düşünüldüğünde, o düşünce evrenin kalıcı bir parçası olur ve makrokozmik bütüne hitap eder. Tüm dualar, aslında tüm düşünceler bir şeye duyulan arzuyu ifade eder.
Ona ister dua, ister düşünce de, aynı şeydir; o, deneyimlediğimiz her şeyi onunla yarattığımız bir araçtır.
Mikro insan için en zor şeyin kendine inanmak olduğu sonucuna vardım. Ama bir insan kendini kınayacak bu kadar çok şey bulurken, kendine nasıl inanabilirdi ki ?
Bize düşüncelerimizin ve duygularımızın çoğundan utanmamız öğretilmişti, öyle ki tüm yaşamımızı onları yok saymaya adamış, böylece kendimizi insanın yaşayabileceği en büyük sevinçlerin bazılarından yoksun bırakmıştık.