Sınırlı perspektifi, sınırlı inançları olan mikro insan neredeyse tümüyle yok olmadan Makro toplumun var olamayacağını kuvvetle vurguladı. Mikro insan bir hayvan, çünkü kendisini bir hayvan olarak görüyor. Bu, olması beklendiği için gerçekleşen bir kehanet Karl. Ne olduğumuza inanıyorsak, o oluyoruz. İnançlarımız bizi fiziksel bedenimizin doğumu ile ölümü arasındaki kısa sürede ve genetik ve çevresel mirasımızın “kazaları” ile sınırlıyor.
“Jon, insan bir hayvandır ! İnsanın belki tüm davranış biçimlerini koşullandırabilir, güçlendirebilir ve programlayabiliriz, ama insanın temel hayvan doğasını değiştiremeyiz.
“Bu daha çok bizim at gözlüğü takmamıza benziyor. Nasıl atlara, gördüklerinden ürkmemeleri için meşin gözlük takıp onların görüş alanlarını daraltıyorsak, kendimize de aynı şeyi yapıyoruz. At gözlüklerimizi, alışık olduklarımızdan farklı olan şeyleri görmemizi engelleyecek, onları dışlayacak kadar dar tutuyoruz. Böylece kendimizi, başkalarını ve evrenle ilişkimizi sınırsız, ama daha zorlayıcı bir makrokozmik görüşle görmek yerine, realiteyi son derece sınırlı ama bize çok rahat gelen mikroskobik bir görüşle görüyoruz.
“M.D bizi, 1970’lerin insanını ‘mikro insan’ olarak adlandırdı. Yaşamı ve realiteyi bir mikroskobun sınırlayıcı görüşüyle gördüğümüzü, küçük sorunları abarttığımızı, sınırlı görüşümüzün hemen ötesinde bulunan birleştirici, uyum sağlayıcı makrokozmik realiteleri neredeyse tamamen görmezden geldiğimizi söyledi.
İnsanın ruhu, kusursuz biçimde dengeli makrokozmosun ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim başlangıçta, her insan ruhu pozitif ve negatif kutuplulukla- erkeksi ve dişi özelliklerde- kusursuz bir dengeye sahip olan ruh matriksinin parçasıydı. Ancak, tam bir gerilemeyi ve mikrokozmik anlayışı deneyimlenmek amacıyla, her ruh matriksi kendini zihinsel olarak, bu dünyada belirli aralıklarla erkek veya kadın olarak bedenlenen-görünüşte- bireysel varlıklara ayırdı.