İncelemesini yazarken bile telaş ve heyecan yakamı bırakmıyor. Tanımlamaya kelime dağarcığımın yetmeyeceği duyguları içeren bir kitap. Kara kaplı defterin açılmasıyla Raif Efendinin dünyasına girecek olmanın verdiği heyecan ve açıldıktan sonra anlatıcıyı da Raif Efendiyi de unutmak...
"Bu kitapta kendinizden bir seyler bulacaksınız" sözleri yetersiz kalırdı. O defter açılınca hissettiğim şey sadece " Bu hislerimi nereden biliyor, benim hislerimi nasıl benden güzel tanımlayabiliyor?" oldu. Hayatımızın bir döneminde aşk ya da başka bir tutku; bir insana ya da bir metaya duyduğumuz arzuyla hepimiz birer Raif Efendi olmuşuzdur. Bu kitap en primitif duyguları en sade şekliyle, belki en acımasız ve ezici şekliyle, gözler önüne seriyor ki kendinden bir şeyler bulmaktan fazlasını sunuyor okuyucuya.
" En yakını bile bunu yapıyorsa insana, diğerleri neler yapmaz" mottosuyla geçirilmiş bir zaman... İçinde kalmışlıklar, söylenmemiş sözler... Ve ölüm... Yılların kırgınlığını, kızgınlığını silen; geriye mutlu anıları mı yaşanamamışlıkları mı hatırlatacağının hesabını yapamadığım ölüm...
Hikaye biterken "keşke hiç tanışmasaydık" mı dediniz yoksa " Her acıya rağmen iyi ki tanıştık" mı? Bir tutku her şeye rağmen yaşanmalı? Bütün hayatını içine kapanık, insanlardan uzak geçirmesine mi üzüldünüz yoksa bir an için bile bir insanla yakın olabilmesine sevindiniz? Geriye bırakması gereken dilemmalar bunlardı benim için.