Bahtiyar

Bahtiyar
@AnilAslan
Puan vermedi·80 syf.·
2018 18. kitabı
Yine Zweig... Yine aşırı uç fanatiği kahramanları ! Kitabın adından anlaşılacağı üzere bu seferki kahramanımız da, korkuyu iliklerine kadar hissediyor ve onu hayatının merkezine yerleştiriyor. Tabi ki bu söylem bir Zweig çocuğu için yetersiz kalır. İçinde bu korkuyu o kadar eksiksiz besliyor ki korkusundan korkmaya başlayıp kuyruğunu yemekte olan bir yılan misali kendini yemek bitirmek marifetiyle bizi de bitiriyor. Diğer Zweig kitaplarına göre ayrılan tarafı ise ( Bu aynı zamanda '' Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat '' isimli eseriyle bir ortak nokta oluşturuyor.) derin darbeyi edilgen kişilerin indirmesi... Sayfa sayısı az , hız limiti yüksek bir kitap olan ''Korku'' bu zamana dek okuduğum ''Zweig'ın çocuklarının talihsiz serüvenler dizisi'' serisinin en iyilerindendi. Korkuyla tavsiye edilir. İyi Okumalar :)
Edebiyat
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·56 syf.·
2018 12. kitabı
Yazdıklarında genel olarak birey odaklı ve duygu yoğunluğu içeren konulara yönelen Zweig bu eserde bir kesim toplumu ( Burjuva ) ele alarak , bu kesimin dışladığı sahte bir hayat süren Madame Prie özelinde; toplum, birey ve duygu yoğunluğu öğelerini işlemiştir. Dönemin aristokrat ve burjuva kesiminin sığ, şatafat dolu ve israf içindeki yoz hayatından kesitler veren eserde, bu düzenin önemli bir parçasıyken bir anda tamamen alıştığı yaşantısından sürülen bir kadının, sahte de olsa eski hayatına duyduğu zehirli özlem duyguları anlatılmaktadır. Zweig kahramanlarının hazin sonu Mademe Prie için de ağlarını örerken bu kez bundan gizli bir haz bile duyabilirsiniz.
Edebiyat
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,7bin okunma
Puan vermedi·88 syf.·
2018 11. kitabı
Bir çocuk kısa bir süre içinde nasıl büyür ? Tüm dünyanın ondan saklamak için çaba sarf ettiği, ilk çağlardan bugüne süregelen, uğruna savaşların verildiği, kavimlerin tükendiği, cinayetlerin işlendiği o ''yakıcı sırra'' kendi içgüdüleriyle nasıl erişebilir ? Büyümek denen şey nasıl olur da bir gün önce karşı cephelerde çarpıştığı hasmı ile bir gün sonra sırdaş olabilmek riyakarlığını barındırabilir ? Solgun bir çocuk ötelenme duygusuyla kızıp küsmeden nasıl tüm bu karmaşanın içinden çıkabilir ? Stefan Zweig, yine yoğun duygu ve dürtülerin insanları nasıl başkalaştıracağını, saplantılı tutkuların ne kadar alçaltıcı olabileceğini bu kez kimseyi öldürmeden anlatmış. Çoğunlukla küçük bir çocuğun gözünden ilerlemesi safça bir havaya büründürse de yine etrafımız şehvetle sarılmış halde okuyoruz eseri...
Edebiyat
Yakıcı SırStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202551,3bin okunma
Puan vermedi·68 syf.·
2018 10. kitabı
Amok Koşucusu' nun bittiği yerde başladı benim için kitap. Bu yüzden Zweig ile alakalı şöyle bir şey düşünüyorum, sanırım bütün hikayelerinde bir '' en çok '' '' en derin '' '' delirircesine '' vaziyeti hakim olacak kahramanların üzerinde... Bir adamla bir saat için ( tabi ki burada mevzu asla bir saat değil ) ömrünü tüketecek kadar saplantılı bir aşık, sadakatin kitabını yazan bir kadın olarak da, bir kadınla bir saat için ( tabi ki burada mevzu asla bir saatten başka bir şey değil ) tüm hususi ve mesleki hayatını mahvedecek kadar radikal bir tutulma hali yaşayan bir adam da var Zweig' ın çocukları arasında. Satrancı okumadım henüz ama sesli kitap olarak dinlemiştim. Orada da karakter deliliğin zirvesinde... Bütün bunlardan sonra kafamda Zweig' ın kahramanlarıyla alakalı oluşan fikir; hiç bir şekilde vasati bireyler olmadıkları yönünde, ya en zirvede ya en dipte ama hep sonuna kadar, bu son ölüm dahi olsa... Bu mektupta kullanılan dilin, yazıldığı anın ve anlattığı hikayenin etkisi gerçek anlamda gözleri parlatacak kadar etkili... Sanıyorum sadece benim aklıma gelmemiştir Sabahattin Ali... Bu aşka tanıklık etmekten mutluluk duysak da yine de üzdünüz bizi sayın Zweig...
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,2bin okunma
Puan vermedi·64 syf.·
2018 9. kitabı
Bir geminin iskele bordasına vuran dalgaların sesi kulaklarımı dolduruyor, pruvaya yakın bir tarafındayız geminin... Bodoslama yırttığımız denizin tiz sesleri de geliyor yakından. Nereye gidiyoruz bilmiyorum. Biz... Yanımda çehresini hiç hatırlayamayacağım bir adam deli gözleriyle bana bakıyor biliyorum. Durmadan anlatıyor. Anlattıkları deli saçması şeyler ama bakışlarına ve anlattıklarına rağmen bir deli olmadığını biliyorum. Söyledikleri değil, bunların yaşanmış olması delilik işte! Onun saplantılı, hasta ruhu bedeninden taşan takıntılı bir adam olduğunu düşünüyorum. Fakat o da değil... Saplantılı biri karşıdakinin yerine de düşünemez, hesapsızca davranır. Karanlıktaki adam yer yer kendini frenlemeyi becermiş. Anlattıkça ona kızıyorum, tiksiniyorum, yüzüne bakılmayacak kadar adi biri diyorum iyi ki karanlıktayız! Bazen de ona acıyorum, kendimden ürkmek pahasına hak veriyorum. Devam ediyor anlatmaya, sonu iyi gelmeyecek biliyorum. Karşımdaki adamın sonu gelmiş ve iyi bitmemiş, bir çırpıda hazin sonunu getiriyor anlattıklarının... Bu tiksindiğim adam için kendimi üzülürken buluyorum. Kitabın son sayfasını da kapatarak şöyle düşünüyorum; Benim hakkımda hiçbir şey bilmeyen bir hayatın daha acısını yaşadım.
Edebiyat
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,5bin okunma
Reklam