Ne diyor Şeyh Galib:
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen
Zatına hoş bak diyor, kendine şöyle bir bak, değerlendir kendini, zübde-i âlemsin sen yani küçük bir kâinat numunesisin; kâinatı, evreni kendinde taşıyan küçük ama büyük bir numunesin. Küçük duran ama bütün bir kâinatı düşünebilecek, anlayabilecek ve hayal edebilecek kadar büyük bir varlıksın, eşrefi mahlûkatasın. Şöyle bir yaratılmışlara bak, ayrıcalığını gör. Yaratılmışların göz bebeği olan âdemsin, insanoğlusun. Öyleyse gereğini yap, varlığının gerektirdiği bütün davranışları göster. Tembel yaşama, çalış ve başarılı ol ama unutma ki başarı bedel ister!
Hayalî’nin beyti ne diyor bize:
Cihân-ârâ cihan içindedir ârâyı bilmezler
Ol mahiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
Cihanı süsleyenin, cihanda işaretleri vardır ama onu aramayı bilmezler, o deniz canlıları denizdedirler lakin denizden habersizdirler.
Balık denizin farkında olmayabilir, kimse balığa bir şey söyleyemez. Kuş gökyüzünü bilmez, köstebek toprağı. Virüs virüs olduğunun farkında değildir. Bütün bir insanlığın derdi hâline gelmiş mikroplar, bilmezler özlerini. Onları ve neler yaptıklarını insanlar bilir ancak. İnsan; kuşu bilir, toprağı bilir, köstebeği bilir, haritayı bilir, atlası bilir, coğrafyayı bilir de kendisini nasıl bilmez, bilemez?