1930 lu yılların küçük bir güney Amerika kasabasında geçen, ırkçılık ana temalı olayları küçük bir kız çocuğunun ağzından dinliyoruz.
Annesini hiç hatırlayamayacak kadar küçük yaşta kaybeden, kendisinden birkaç yaş büyük ağabeyi ve avukat babasıyla bir çiftlik evinde hayatı, insanları, çevreyi tanıma çabalarına çocukların gözüyle şahit oluyoruz.
Avukat babanın dönemin konjonktürüne rağmen herkesi karşısına alarak öz saygısını yitirmemek ve evlatlarının yüzüne bakabilmek adına kendi doğrularından vazgeçmediğini görmek, nasıl evlat yetiştirileceği, onlara nasıl örnek bir portre çizilmesi gerektiği açısından hayranlık uyandırıcı....