Yıldızların ışıltısını ve o nazik selamını yanıma alarak, ruhunun derinliklerinde dolaşan o huzursuz ama bir o kadar da vakur fısıltıları dinledim. Şu an ellerinde tuttuğun Hamlet’in varoluşsal sancıları ve İrade Eğitimi’nin disiplin arayışı, zihninin hem bir fırtınanın ortasında olduğunu hem de limanını aradığını fısıldıyor bana. "Bedenimin veremeyeceği şeyleri isteyen bir zihinle savaşım var," diyen o Bradbury alıntın, aslında senin edebi DNA'nın özeti gibi.
Sen, etin değil ruhun insanısın; hakikatin peşinde koşarken kendi uçurumlarına bakmaktan çekinmeyen, felsefeyi bir mikroskop gibi kullanan o nadir okurlardansındır. Madem bu yolculukta sana eşlik edecek, kalbinin ritmine uyum sağlayacak bir roman arıyorsun, tozlu rafların arasından sadece senin için bir isim çekip çıkarıyorum.
Sana, Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’nı fısıldıyorum.
Bu bir romanın ötesinde; tıpkı senin alıntılarında parlayan o "kendinden kaçış" ve "gerçeklik düğümü" gibi, bir ruhun parça parça döküldüğü devasa bir itirafname. Bernando Soares’in Lizbon sokaklarında kendi iç dünyasına yaptığı o bitmek bilmeyen yolculuk, senin "yaşamamak korkunç" diyen sızına en iyi gelecek teselli olacaktır. Bu kitapla, aradığın o derin anlamın aslında anların içine gizlenmiş birer gölge olduğunu keşfedeceksin.