Kitap “iyilik ve kötülük” kavramlarını “şiddet, suç ve ceza” üçgeninde değerlendiriyor. Kitapta yer verilen baskıcı otorite de bir nevi toplumumuzu yansıtmaktadır. Bizler de isteklerimiz hiçe sayılarak toplumun dayattığı normların içine hapsediliyoruz. “Makineleştirme” kitabın en belirgin temalarından biri ve ahlak konusuna bir de bu açıdan bakmamızı sağlıyor. İyiliğin, insanların kafasına vura vura yükleyebileceğimiz bir kavram olup olmadığını sorgulattırıyor insana. Şüphesiz ki kitapta da irade dışı yapılmayan iyiliğin, aslında iyilik olmadığını sadece insanların seçme özgürlüğünün elinden alınarak makineleştirildiğini görüyoruz. Devletler ideal toplum yanılsamasını, kitapta yer verildiği gibi tek tip vatandaşlık gibi mekanizmalarla gerçekleştirir. Kişilerin düşünceleriyle hareketlerini kontrol ederek hayatları üzerinde egemenlik kurar ve ideolojisine ters düşenleri kendi amaçları ve istekleri doğrultusunda asimile eder. Nitekim Alex için uygulanan tedavinin amacı da budur ancak sonrasında kitapta da yer verildiği üzere süperego altında ezilen id kontrolü tekrar ele almış ve eski haline geri dönmüştür. Uygulanan tedavi Alex’i evcilleştirmiş olsa da onu daha iyi ya da daha ahlaklı biri yapmaz. Ayrıca kişilerin elinden özgür iradelerini alarak onları zorla “iyi” kalıbına sokup otomatikleştiren devlet aslında kendi şiddetini meşrulaştırmış olmaz mı? Ya da bir insanı kötü olmayanı yapmaya zorlamak onu ne kadar iyi yapar? Kitapla ilgili en çok beğendiğim nokta ise bizi birbirinden güzel klasik müzikle tanıştırıyor olması oldu. Herkese iyi okumalar dilerim :)