-Hiçliğin Anatomisi-
Bazı insanlar hayata tutkuyla sarılır, bazılarıysa sadece nefes alır. Ben ikinci gruptanım. Yaşamak hiçbir zaman gerçekten içime sinmedi. Hep bir yabancı gibi hissettim; bulunduğum yere ait olmayan, her an yanlışlıkla buraya düşmüş birisi gibi. Bir film izler gibi izledim hayatı, ama hiçbir zaman içinde rol alamadım.
Bana hep “Zamanla geçer,” dediler. Ne geçti, ne değişti. Sadece alıştım. İnsan her şeye alışır. Acıya, kayıplara, yalnızlığa… Önce kabullenemezsin, sonra zamanla kanıksarsın. Ama alışmak çözüm değil. Alışmak, sadece içinde debelendiğin bataklığa daha da gömülmektir. Bunu fark ettiğimde iş işten geçmişti.
Beni en çok yoran şey, anlam arayışı oldu. İnsan neden var? Neden çabalıyoruz? Günler, haftalar, yıllar birbirinin aynısı. Aynı sabahlar, aynı akşamlar. Aynı sıkıcı konuşmalar, aynı geçici sevinçler. Herkes büyük bir oyunun içinde ama kimse kuralların neden böyle olduğunu sorgulamıyor. Kimse neden doğduğunu, neden yaşadığını gerçekten bilmiyor. Sadece doğdukları gibi devam ediyorlar.
Dünya tuhaf bir yer. Her şey geçici ama herkes kalıcıymış gibi yaşıyor. Etrafımdaki insanları izliyorum. Gelecek planları yapıyorlar, bir şeylere heyecanlanıyorlar, hayaller kuruyorlar. Ama ben hiçbir zaman o kadar inançlı olamadım. Çünkü neyin geleceğini bildiğimden eminim: Hiçbir şey. Büyük bir hiçlik.
Kimi insanlar aşkı yüceltiyor, kimi başarıyı, kimi dostlukları. Ama bunların hepsi kumdan kaleler gibi. En ufak bir dalgada yıkılıp gidiyorlar. Zaman herkesin elindekini alıyor. En sevdiğin insanı kaybediyorsun. Hayallerin kırılıyor. Başarıların bile sonunda toza dönüşüyor. Ve geriye ne kalıyor? Hiçbir şey.
Bazen düşünüyorum, belki de mesele anlam aramamak. Belki de hiçbir zaman bir anlam olmadı ve herkes sadece bir yanılsamanın peşinden koşuyor. Ama