Arzela Durmaz'ın Kapak Resmi

"İnsanlar onlara bir şeyler anlatmanızdan hoşlanıyorlar,mütevazi ve güven veren bir ses tonuyla yeterince şey anlatırsanız sizi tanıdıklarını sanıyorlar,ama aslında tanımıyorlar,sizin hakkınızda bir şeyler öğreniyorlar sadece,çünkü öğrendikleri şeyler olgular,duygular değil;herhangi bir şey hakkında ne düşündüğünüzü,başınıza gelenlerin ve verdiğiniz kararların sizi nasıl siz yaptığını bilmiyorlar.Onların yaptıkları şey kendi duyguları,düşünceleri ve tahminleriyle boşlukları doldurmak,sizinkiyle çok az ilgisi olan yepyeni bir yaşan yaratmak,böylece artık güvendesiniz.Siz istemedikçe kimse size dokunamaz.Yalnızca kibar olmak,gülümsemek ve paranoyakça düşünceleri kafalarından uzak tutmak gerek,çünkü ne tür bir oyun oynarsanız oynayın sizin hakkınızda konuşacaklar,bundan kaçamazsınız ve zaten siz de aynısını yapardınız."

"Ama ne olduysa oldu ve hiçbir şey yerine oturmamaya başladı;her şeyin arasına boşluklar,mesafeler girdi,aynı anda hem itilen hem çekilen uydular gibi ve o boşlukları,o mesafeleri aşmak için inanılmaz bir irade kuvveti gerekmeye başladı,benim sahip olduğumdan,kullanmaya cesaret edebileceğimden çok daha fazla."

"Tam bir mutluluğu gerçekleştirmenin imkan dışı olduğunu er geç herkes öğrenir yaşadığı süre içinde;ne var ki madalyonun ters tarafını düşünen az insan vardır:Tam bir mutsuzluğun da aynı kapıya dayandığını.Her iki ucun gerçekleşmesine karşı koyan anlar,aynı hamurdandır;bizim insan olmamızla ilgilidir ikisi de.Böylece,bu gerçekleşme işlemine direnen şey,bizim gelecek için beslediğimiz ve kimine yarın için umut,kimine umutsuzluk veren o hep yersiz kalan sezgimizdir.Her sevince ama aynı zamanda da her acıya bir sınır koyan ölüm kesinliğidir bu direnen şey."

"Ama bazen kendi kapımızı yüzümüze kapatırız.Kim olursanız,ne olursanız,nasıl olursanız olun ama kendinize girip çıktığınız bir kapınız olsun çocuklar.Az olun,ama hakiki olun!Bir gün kendi kapınızı çalacak yüzünüz olsun."
"Ruhumuzun önemli bir parçası ormanlarda saklıdır.Ormanı unutan kendinden uzaklaşır." "Yol,çare midir?" diye sorduğunda "Hiçbir şey,hiçbir şeye çare değildir," demişti Chinhaya. "Sadece var oluyoruz.Hepsi bu.Abartıp durmayın yaşamayı.Tesadüfler,sadelikleri içinde sevilip kabul edildikçe derinleşirler.İnsan aklının kolay entrikalarıma sığdırmaya çalışmayın çevrenizde ve kaderinizde olan bitenleri,yaşamın işleyişini,doğanın,evrenin düzenini...Hayatın hilelerine akıl erdiremezsiniz.Tabiatın sebepleri vardır.İnsan aklı bu sebepleri biliyormuş gibi yapma bönlüğünü gösterir sadece."

"...bizleri bekleyen korkunç şeyler olsa gerek ama hiçbir şey olduğu yok,hala bir şeyin olduğu yok.Kafamızı nasıl toparlasak?Hiçbir şey düşünemiyor insan;hanidir ölmüşüz sanki.Birkaçımız yere çöküp oturuyor.Damla damla akıp geçiyor zaman."
"Tam bir mutluluğu gerçekleştirmenin imkan dışı olduğunu er geç herkes öğrenir yaşadığı süre içinde;ne var ki madalyonun ters tarafını düşünen az insan vardır:Tam bir mutsuzluğunda aynı kapıya dayandığını.Her iki ucun gerçekleşmesine karşı koyan anlar,aynı hamurdandır;bizim insan olmamızla ilgilidir ikisi de.Böylece bu gerçekleşme işlemine direnen şey,bizim gelecek için beslediğimiz ve kimine yarın için umut,kimine umutsuzluk veren o hep yersiz kalan sezgimizdir.Her sevince ama aynı zamanda da her acıya bir sınır koyan ölüm kesinliğidir bu direnen şey."

"Yirminci yüzyılın sonunda,insan kendi kendisinin favori oyuncağı haline gelmiştir." - "Kültürel dönüşüm saplantısı (ki bedenimiz bu saplantıya malzeme edebileceğimiz tek şeydir) spor salonları,diyet endüstrisi,bedeni şekillendirme teknikleri ve elbette modayla doyuruluyor. .... 'Ruhani' dönüşüme ilişkin kültürel saplantı her türden guru,mutluluk hapı ve nasıl farklı olunacağı,nasıl değişileceğine ilişkin kitaplarla doyuruluyor.Psikoterapistlik yerini yeni bir uzmanlık alanına bırakmış durumda: 'Koçluk.' Kişisel koçlar kişisel hayatlara müdahale ediyorlar,yaşamda değişiklikler öneriyorlar ve özel yaşamın evrelerini yönetiyorlar."
"İnceliksiz,ayrımcı bir hiciv,ikilik,düzenbazlık (otoritelere bağlılık ve aynı zamanda her türden otoriteye karşı sinsi bir kuşkuculuk),paradoks ve ikilem kültüründen,geldiğim doğrudur. ... Bin yıllık geçmişini tekrarlayıp duran ama aynı zamanda da bir şeyleri şaşırtıcı bir kolaylıkla değiştiren;agresif ve dışlayıcı ama aynı zamanda çelişkili biçimde elastik bir kültürden geliyorum

"...düşün bilinçdışına işaret ettiği fikri artık o derece kesin değildir."
"Bay Bijlo nasıl düş görüyorsunuz?Siz muhakkak radyo oyunundaymış gibi düş görüyorsunuzdur! Oysaki hiç de öyle değil.Her gün kullandığım duyularımla görüyorum düşlerimi.Yani dokunma,hissetme,koku,ses,gün içinde neyle algılıyorsam çevremi,onlarla düş görürüm ben.
Vincent Bijlo(48) doğuştan görme engelli."

"Akıl var,kendine özgü düşünceler yok.Kalp temiz,yüce davranışlar eksik vb. Dünyada böyle insanlar çoktur,göründüğünden de çok."
"Beni dinleyiniz! Uzun konuşmanın iyi olmadığını ben de biliyorum.Konuşmaya bir örnekle,sade bir sözle başlamalı.Başlıyorum ben de işte.İnsanın gerçekten mutsuz olmasına imkân var mı?Mutluluğun ne olduğunu bir kere tatmışsam,kederin,elemin ne önemi kalır?Bir ağacın önünden geçen insan,nasıl olur da mutluluğa kaptırmaz kendini?Bir insanla konuşurken onu sevmenin verdiği mutluluğu duymamak elde midir?Ah ben söylemesini beceremiyorum.Yoksa adım başı rastladıklarımızın,yolunu şaşırmış insanların bile hayran olunacak ne güzellikleri var...Bir çocuğa,güneşin doğuşuna,yeşeren otlara,sizi sevenlere çevirin gözlerinizi..."