Bazı kitaplar, sadece bir hikâye anlatmaz; seni alır, kendi zihninin en karanlık köşelerine sürükler. Kafa, benim için tam olarak böyle bir romandı.
Bir başın kopması… bu kadar basit gibi görünen bir olay üzerinden bu kadar derin bir anlatı kurulması beni çok etkiledi. Kitabı okurken zaman zaman rahatsız oldum, ama bu rahatsızlık tam da Elçin’in yapmak istediği şeydi sanki: “Düşün! Unutma! Sorgula!”
Tarihin sadece belgelerden değil, unutulmuş kafalardan da yazıldığını hatırlattı bana. Bir baş düşünmeye devam edebilir mi? Bir milletin hafızası nerede yaşar? Bir fikir ne zaman ölür? Bu sorular kitap boyunca peşimi bırakmadı.
En çok da şu his kaldı bende: Bazen bir insanın ölümü, bir halkın suskunluğundan daha gür bir haykırış olabilir. Ve Elçin bunu çok iyi anlatmış.
Bu romanı bitirdiğimde kafamda sadece “ne okudum?” değil, “ben şimdi ne yapacağım bu düşüncelerle?” sorusu vardı. Sanırım gerçek edebiyat böyle bir şey.