Doğukan Ç.

Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesi, Enver'e ve ittihatçılara anayasayı bir yana itip diktatörce bir yönetim kurma fırsatını verdi. Muhalefetin başlıca lideri asıldı ve Enver Cemal ve Talat'tan kurulu bir triumvira bundan sonra iktidarın tek yöneticisi durumuna geldi. Amacı kişisel yönetimi yıkmak olan Jön Türk ihtilali böylelikle hemen hemen padişahın yönetimi kadar zorba bir parti oligarşisine dönüşmüş oluyordur.
Türklerin moralini asıl yükselten şey Hamidiye kruvazörünün kahramanlıklarıydı. Savaşın başında varna'yı bombardıman ettiği sırada bordosundan yara alan hayalet kruvazör, rauf'un idaresi ile zar zor haliç'e gelmişti ama bir daha denize açılabileceğini kimse umuyordu. Derken Çanakkale boğazı'na geçip Yunan donanmasını atlatarak Ege denizi'ne çıktığı duyuldu. Emekli kruvazör şimdi eski zamanlardaki korsan gemileri gibi Ege ve adriyatik denizlerinde kol geziyor kıyı şehirleri ile Adaları topa tutup Yunan nakliye gemilerine batırıyordu. Yine eski zaman şövalyeleri gibi yolcularla tayfaların hayatını kurtarıyor ve onları ıssız kıyılara çıkarıp bırakıyordu. Alçak gönüllü efendi bir adam olan Rauf, Bu kahramanlıklardan bir pay çıkarmıyor her şeyi emrindeki denizcilere borçlu olduğunu ısrarla ileri sürüyordu.
1 Balkan savaşı bitmiş bütün Rumeli elden gitmişti. Bir ay bile sürmeyen bir Yıldırım savaşında Türkler bozguna uğramış. Yenilgilerinin nedeni sayı aldığından daha çok İkmal örgütünün yok denecek kadar yetersizliği ve gerek subayların gerekse erlerin Almanların verdiği modern donatımı kullanmaktaki acemilikleriydi. Bu insanlardan binlercesi İstanbul'a varmak nasip olmayacak. Eski Sultan Abdülhamid hemen bir Alman savaş gemisine konularak maliyeti ve 13 karısıyla birlikte boğaziçi'nin Anadolu yakasındaki Beylerbeyi sarayına getirilmişti. Burada şehri görüp de üzülmesin diye arkada bir odaya yerleşti ve 6 yıl sonra orada öldü.
Türk adı yeni ve daha soylu bir anlam kazanmaktaydı. Taze kökler arayan Jön Türkler, ırklarının Orta Asya tiplerindeki geçmişine uzanmaya başlamışlardı. Burada Türkler, Osmanlı ve Müslüman olmadan önce yalnızca Türk olarak yaşamışlardı. Yeni bir geleceğin kurulması için gerekli olan ortak sosyal ve kültürel kökler herhalde burada bulunabilirdi.
Türkleri ilk olarak Türk diye niteleyen yeni bir milliyetçilik kavramı doğmaktaydı. Bu zamana kadar Türk adı Türkler arasında bile ancak Anadolu köylüsünün en aşağı tabakası için kullanılabilecek küçültücü bir sözdür. Yıllar sonra Mustafa Kemal'in bir vecize olarak ortaya attığı bir yurtseverlik sözlüğünde bile bilinçli bir kinaye vardı; Ne mutlu Türk'üm diyene!