3 5 kişi yan yana gelirse ne olur? Koyu bir sohbet.
"Ne olacak bu ülkenin hali?" sorusu ve meselesi...
80'lerde, 70'lerde, 50'lerde de durum farklı değildi. Figüranlar farklı ama konu hep aynı. Kitap işte böyle bir atmosferde; 80'li yılların Erzurum'unda, Zülfü ve arkadaşlarının yokluk, siyaset, gidişat, zengin-fakir ilişkisi, güzellik-çirkinlik ölçüsü, din gibi konular hakkındaki muhabbetiyle başlıyor. Başta ana karakterin kim olduğunu pek anlayamadım. Kitap, konuya yoğunlaşarak, her karakterin bu konulardaki fikirlerini tek tek ele alıyor. Ancak yazar, sonraları Zülfü üzerinden her okura, "Ara ara ben de bunları düşünüyorum ve hissediyorum," dedirten bir içselleştirme yapıyor.
Zülfü, çelimsiz, kendine ve çevresine göre çirkin, üstelik fakir! Bir de utanmadan bir kız seviyor; daha ne olsun? Bu, tabii Zülfü'nün düşünceleri ama hangi birimiz, bu tür sıkıntılar ve içsel çelişkilerle ezilmedik ki?
Kitap, Zülfü'nün buhranlarını ve buhranların onu nasıl yanlış yollara sevk ettiğini derinlemesine işliyor. Zülfü, mutluluk olarak gördüğü şeylerin aslında onu nasıl bir bilinmeze sürüklediğinin farkında değil. Kitabın okunmasını tavsiye ediyorum; özellikle de birçoğumuzun ağır buhranlar altında ezildiği bir dönemde, Zülfü'nün sonu önemli bir ibret olabilir. Kitap, mutluluğun sadece materyalist bir argüman olmadığını, başka bir şey olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir.
Evet, bu kitap hakikaten okunmalı. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çok şey öğretecek bir yapıya sahip gibi.
İyi okumalar.