"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır."
Ganî olan Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? O'ndan kim neyi istedi de o vermedi? Kim huzurundan boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzuruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın! O yüzden sen beni benim sahibime bırak. Sen kendi üzerine düşeni yapıp adaletten ayrılma, bundan sonra mazlum âhı alma. Benim müracaat yerim Rabbim'dir. Bunun için de bana her gün beş vakit tahsis etmiştir.
Sen namazı şöyle bil ki o müminin miracıdır.
(...)Vali bu mahkûm demircinin halini hatırını sorup, durumu nedir ne değildir anlamaya çalıştı. Demircinin anlattıklarından durumun vehametini anlayarak demirciye:
-Senden özür diliyorum. Hakkını helal et ve şu 1000 gümüş hediyeyi özrüm olarak kabul et. Bundan sonra da herhangi bir arzun olunca, başın dara düşerse çekinmeden bana gel!
Demirci valinin bu tavrı karşısında şöyle cevap verdi:
-Ben hakkımı helal ettim. Verdiğiniz hediyeyi de kabul ediyorum. Fakat müşkülümü, dileğimi senden istemeyi kabul edemem.
- Peki nedenmiş o?
-Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğun şanına yakışır mı? Rabbim namazlardan sonra ettiğim dualarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Nice muradıma kavuşturdu. Bütün bunlar apaçık önümde dururken ben nasıl olur da başkasına sığınırım?(...)
Semure ağacı Peygamber Efendimiz'in(s.a.v.) çok sevdiği bir ağaçmış. Yolculukları sırasında ne zaman bu ağacı görse altında bir miktar dinlenir iki rekat namaz kılarmış.
Az önce ayrıldığımız Hudeybiye'de, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sahabe ile gerçekleştirdiği Rıdvan Biatı yine bir semure ağacı altında gerçekleşmiş.