Hayalet Kedi benim için sakin başlayıp giderek derinleşen, melankolik ama etkileyici bir okuma oldu. 1902’de Grimalkin’in Eilidh ile vedasıyla başlayan hikâye, aslında bir son değil; onun dokuz canı üzerinden yüzyılı aşan bir tanıklığın başlangıcı. Her yeni yaşamında farklı insanlara, farklı hayatlara ve bambaşka dönemlere dokunuyor; kimi zaman bir eve ait oluyor, kimi zaman sokaklarda hayatta kalıyor. Bu süreçte savaşlara, büyük değişimlere, teknolojinin ilerleyişine ve insan ilişkilerinin dönüşümüne sessiz bir gözlemci olarak şahitlik ediyor. Ama ne yaşarsa yaşasın, içinde hep bir eksiklik hissi var. Sürekli bir yere ait olma arayışı, geçmişe duyduğu özlem ve özellikle Eilidh’e bağlılığı hikâyenin duygusal merkezini oluşturuyor. Bu yüzden kitap sadece bir “kedi hikâyesi” değil; zaman, kayıp, bağlılık ve varoluş üzerine derin bir anlatıya dönüşüyor.
Ben en çok kitabın atmosferini ve farklı bakış açısını sevdim. Bir kedinin gözünden bu kadar insani ve derin bir anlatım gerçekten etkileyici. Ancak dürüst olmak gerekirse, temposu bazı yerlerde yavaş kaldı; daha olay odaklı okuyanlar için durağan gelebilir.
Alex Howard’ın kalemi şiirsel, akıcı ve hafif melankolik. Betimlemeleri güçlü, okurken içine çekiyor ama hızlı tüketilecek bir anlatım değil; sindirilerek okunması gerekiyor.
Kısacası; hissettiren, düşündüren ve biraz da hüzünlü bir yolculuk. Ama tempolu bir hikâye arıyorsan beklentini buna göre ayarlamak iyi olur.
Kitaptan Alıntı;
“Grimalkin’in bilgece sessizliğine kulak verin; çünkü bazen bir hayalet kedi, size ‘var olmanın’ ne demek olduğunu yaşayan herkesten daha iyi öğretebilir.”