Bir, iki, üç... Yıldızları sayıyorum. Arkamdan adımlarını hissediyorum. Bağa inanır mısın bilmiyorum ama ruhun ruhuma batıyor o anda. Yavaş yavaş daha da acıyor, yaklaşıyorsun yanıma. Neden geldin? Sana bakmıyorum. Bakarsam ruhum ağlar. Bana bakıyorsun. Soru soran gözlerinle. Hissediyorum (yine). Yanıma yavaşça oturuyorsun. Sıcaklığın soğuktan titreyen bedenimi yumuşatıyor. Tek kelime yok. Orada konuştuğumuzu anlıyorum. Gökyüzünde. İnsanlar olarak bedenlerimiz ne kadar dünyada da olsa ruhlarımızın bir kısmı orada gömülü. Susuyor dudaklarımız. Saatlerce oturuyoruz. Yan yana, biraz mesafeli. Gözlerimi çeviriyorum. Gözlerin anında hapsediyor gözlerimi. Boğulduğumu hissediyorum. Aynısını ben de sana yapıyorum. Seni boğmama izin veriyorsun. Parmaklarını hissediyorum, parmaklarımda. Ardından yavaş yavaş kayan tenin. Gözlerimi kapatıyorum. Lütfen gitme. Gidiyorsun. Yine ve yine. Hiçbir zaman gelemediğin gibi. Çiseleyen yağmur saçlarımı ıslatıyor. Gözyaşlarım yağmura saklanıyor ve onunla kayboluyor. Tekrar karşılaşacağımız güne kadar kalbimi kaybediyorum. Çünkü o yıldızlardan birisi sensin, birisi benim ve birisi de "biziz". Biliyorum. Biliyorsun. Gökyüzü biliyor. "O" biliyor.
"Her şey anını bekler."