Sineklerin Tanrısı, iyilik ve kötülüğün, demokrasi ve faşizmin, uygarlık ve ilkelliğin çatışmasını etkileyici bir kurguyla seriyor gözler önüne. Issız bir adaya düşen çocukların yaşantısının bir peri masalına benzemesini beklerken nasıl bir vahşete dönüştüğüne adım adım şahit oluyoruz ve sorguluyoruz: Çocuklar bu kadar kötü olabilir mi? Yazarın karakterlerini çocuklardan seçmesinin sebebi de bu olsa gerek. İnsan büyüdükçe kötüleşmez, her insanın içinde iyi ve kötü vardır. Önemli olan hangisini seçtiğimizdir. Savaş çağı çocukları olmaları, uygarlıktan kopmaları, kötülük olarak değerlendirilecek davranışları henüz özümsememeleri ve bunları sadece "yasak" olarak nitelendirmeleri ve bu sebeple bu davranışlardan uzak durmaları, ıssız bir adada yasakların kırılmasıyla nasıl bir kaosun ortaya çıktığını gösteriyor bize. Simon'ın da dediği gibi "Bizden başka canavar yok belki."