Bir kişinin dış görünüşüne
ve kişiliğine dair algılarımız, o kişinin kendisiyle ilgili algılarını,
dolayısıyla da davranışlarını etkiler; bu da bizim o kişiyle
ilgili algılarımızı pekiştirir.
Kendini gerçekleştiren kehanetlerin gücü budur. Bu gücü kullanmak veya kullanmam aksa bize kalmıştır.
Pygmalion, Kıbrıs’ta yaşayan genç ve yetenekli bir heykeltıraştı. Kadınlardan
nefret ettiğinden, hiç evlenmemeye ant içmiş; ancak (muhtemelen
bu nedenle) bütün sanat dehasını güzel bir kadın heykeline
yatırmıştı. Güzelliği bu heykelle yarışabilecek gerçek bir kadın yoktu.
Heykel, cansız doğasını aştı ve bir an için kıpırtısız duran gerçek bir
kadına benzedi.
Efsaneye göre Pygmalion bu güzel heykele âşık oldu.
Tutkulu ve sınır tanımaz bir aşktı bu. Âşık hiçbir erkek onun kadar acı
çekmemişti. Heykelin baştan çıkartıcı dudaklannı öpüyor, ama karşılık
alamıyordu. Ona sarılıyor, ama soğuk karşılanıyordu.
Bu tuhaf aşk,
aşk tanrıçası Venüs'ün dikkatini çekti. Genç adama yardım etmeye
karar veren Venüs, heykele can verdi. Pygmalion, sevdiğine Galateia
adını vererek onunla evlendi.
İnsanları tutarlı bir şekilde algılama
eğilimimize hale etkisi denir.
Birini çekici buluyorsak, o kişiye zihnimizde çekicilikle ilişkilendirdiğimiz başka olumlu
özellikler de atfederiz - karşımızdaki kişi o özelliklere gerçekten
sahip olsa da, olmasa da.
Bu etkiye en güzel örnek, âşık olmaktır.
Âşık olmak, sevdiğimizi aşktan, tutkudan ve hayranlıktan bulanmış gözlerle görmemize yol açar.
Kendini seven kişi,
onu seven ve ona kendini iyi hissettiren kişilerle beraber olmaktan hoşlanır. Sıcak, duyarlı, düşünceli insanlar, etraflarındakilere kendilerini iyi hissettirirler. Ve artık öğrenmiş olduğumuz
gibi, kendini iyi hisseden, aşka daha açık olur.
Âşık olmak çoğu zaman körlemesine fiziksel tutkudan
ibaretmiş gibi gösterilse de, çoğumuza çekici gelen kişiler,
yakın olabildiğimiz, bize anlaşıldığımızı ve sevildiğimizi hissettiren
kişilerdir.